share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Giden Sevgili

0 yorum

seyda-seyh-fadlullah-ksÜstadımız Seyda Şeyh Fadlullah Hz. fani olan dünya hayatından hepimizin bir gün gideceği dar’ül bekaya intikal etti. Bu dünyadan ayrılıp mana alemine sefer etti.
Resulü Ekrem (sas) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:
“ Bir insanı sıkıntılı gününde teselli etmek için benden bahsedin.”
Yaşadığımız bu üzüntülü günlerde Resulullah’ı (sas) kaybeden sahabe-i kiramın acısını tahayyül edemiyoruz. Dilediği her an Resullulah’ı (sas) gören, cemaatinde bulunan sevincine hüznüne şahit olan, dertlerine onunla derman bulan sahabe-i kiram Resulullah’ı (sas) kaybetmekle yeryüzündeki en büyük acıyı yaşadılar. Artık hepsi yetimliğin mahzunluğundaydılar. Resulü Ekrem (sas) vefatından evvel sahabesine vefat edeceğine dair bir taktım işaretler vererek onları buna alıştırmıştı. Sahabe artık öyle bir hale gelmişti ki Resulü Ekrem’in (sas) yaşadığına inanıyorlardı.

Bir gün Resulullah (sas) sahabesiyle birlikte otururken birden elini uzatıp geri çekti. Bunu gören sahabe “ Ya Resulullah bu davranışınızın sebebi nedir diye sordular?” Resulü Ekrem (sas) “ Bana o andan cennet gösterildi. Cennette bir üzüm salkımı gördüm. O salkımı alacaktım. Eğer o salkımı alsaydım, kıyamet kopana kadar tüm insanlar o salkımdan yerdi ve o salkımdan bir tane bile azalmazdı” dedi.
Haberi alan Hz Ebu Bekir (ra) evinden çıkıp hiç kimseyle konuşmadan Hz Ayşe’nin yanına geldi. Resulullah (sas) yemen kumaşına sarılmış bir vaziyette cansız duruyordu. Hz Ebu Bekir Resulullah’ın (sas) yüzündeki örtüyü kaldırıp ağlamaya başladı. “Ya Resulullah hayattayken güzeldin, şimdi daha da güzelsin” diyerek alnından öptü ve örtüyü tekrar kapattı.
Resulullah (sas) vefatından bir hafta evvel Hz Ömer ‘i (r.a) Suriye’ye sefere gönderdi. Resululah’ın (s.a.s) ağır hasta olduğunu duyduklarında orduyu toplayıp Medine-i Münevvere’ye geri döndüler. Medine’ye geldiklerinde Resulullah’ın (sas) vefat haberini alan Hz Ömer, haberi kabullenmek istemedi. Hz Ebu Bekir “Otur ey Ömer! Dinle!” dediyse de Hz Ömer bir türlü sakinleşmiyordu. Kılıcını çekip “Kim Resulullah öldü derse onun başını vururum!” diyordu.
Hz Ebu Bekir (ra) bu acı haberi insanlara duyurmak için dışarı çıktı ve şöyle hitabetti: “Ey Müslümanlar! Sizden kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür. Ama kim Allah’a kulluk ediyorsa bilsin ki Allah ebedidir.” Sonra şu ayeti kerimeyi okudu:
“Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse siz geri mi döneceksiniz. Kim sözünden geri dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri ödüllendirir.”
Sahabe-i kiram sanki bu ayeti kerimeye ilk kez duyuyorlarmış gibi hissettiler. Hz Ömer (r.a) bu ayeti kerimeyi duyunca bayıldı. Artık Resulullah’ın (sas) geri gelmeyeceğini anladılar ve mahzun bir halde birbirlerine sarılarak bu acıya dayanmaya çalıştılar. Resulü Ekrem (sas) hayatı boyunca Allah-u Teala’nın emir ve yasaklarını insanlara bildirdi. Onlara haramları, helalleri, Kuran ahlakını sünneti seniyyeyi öğreti. Vefat ettiği zaman Müslümanlar Allah’a nasıl kul olacaklarını biliyorlardı. Artık Resulu Ekrem (sas) olmadan hayatlarına devam edeceklerdi. Kim Resulü Ekrem’in (sas) gösterdiği yolda sapmadan dosdoğru yürüdüyse kurtulanlardan oldu, kim de o yoldan saptıysa Resulü Ekrem’den (sas) uzaklaştı, hem dünya hayatını hem ahiret hayatını cehenneme çevirdi.
Resulu Ekrem (sas) ölüm hastalığına safer ayında yakalandı ve rebiülevvel ayında aziz ruhunu teslim etti. Hastalığı sırasında bir gün yanına azatlı kölesini de alarak Baki Kabristanındaki meftunlar için dua etmeye gitti ve onlara şöyle dedi: “ Sizler bizden evvel gittiğiniz için şanslısınız. Sizin ardınızdan çok karışık, onun ardından da daha da karışık ve zor günler yaşanacak.” Bu sözüyle; ümmetinin, ahir zaman yaklaştıkça çeşitli sıkıntılarla imtihan olacaklarının haberini verdi. Yanındaki azatlı kölesine: “ Oradayken benden dünya ve ahiret hayatı arasında bir tercih yapmam istendi. İstersen kıyamet kopana dek yaşayıp, ümmetinin başında kalabilirsin ya da cenneti ve Allah-u Teâlâ’ ya kavuşmayı tercih edebilirsin dendi” dedi. Bunun üzerine kölesi : “ Keşke Allah-u Teala’ ya kavuşmayı tercih etseydiniz” dediğinde “ Bende zaten onu tercih ettim” cevabını verdi. O günden sonra çok ateşli bir hastalığa tutuldu ve evinden çıkamayacak hala geldi. Hz Ayşe validemizin odasında, onun kucağında Refik-i Âlâ’ya “yüce dosta” diyerek ruhunu teslim etti.

Şimdi bizlerde sahabe-i kiramın yaşadığı bu büyük acının bir nebze benzerini; Resulu Ekrem’in (sas) “ Ümmetimin âlimleri benim varisimdir” hadis-i şerifinde bahsi geçen zamanımızın büyük âlimlerinden Üstadımız Seyda Şeyh Fadlullah Hazretlerinin kaybıyla yaşıyoruz.

VE GERİDE KALANLAR

Şehitler gibi Enbiya ve Evliya olan kullar Allah yolunda olup diridirler. Bu “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin. Bilakis onlar diridir, ama siz bunun şuurunda değilsiniz.” ayeti kerimesiyle sabittir. Böyle insanlar için dünyasını değiştirdi demek gerekir. Onlar için ölüm bir odadan başka bir odaya geçmek gibidir.

Abdülhak-ı Dehlevi Hz bu konuyu şöyle açıklıyor:
“Ruhun ölmediğini âyet-i kerime ve hadis-i şerifler bildiriyor. Ruh şuur sahibidir, ziyaret edenleri tanır. Evliyanın ruhu, diri iken de, öldükten sonra da, yüksek mertebededir, öldükten sonra da kerameti görülür.

Keramet sahibi olan ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yaratan Allah’tır. Her şey Onun kudreti ile olur. Her insan, O’nun kudreti karşısında, diri veya ölü iken de hiçtir. Allah-u Teâlâ’nın, bir evliyası vasıtası ile bir kuluna ihsanda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Allah-u Teala’ın yaratmasına vasıta olur. ” Seyda hayattayken maneviyatı nasılsa vefatından sonra da maneviyatı yine aynıdır. Biz ondan bu güne dek nasıl fayda görüyorsak bundan sonra da fayda görmeye devam edeceğiz. Yeter ki biz gerçek manada mürid olup bağlılığımızı devam ettirelim.

Seyda hayattayken ruhu ten kafesinin içerisinde tutsaktı. Şimdi ise ten esaretinden kurtuldu. Mürşid-i Kâmil kullar vefatından sonra kınından çıkmış kılıç gibidirler. Artık daha keskindirler. Allah dostları için dünya sıkıntı ve zahmet yeridir. Ölüm ise vuslattır; sevgiliye, hasreti çekilene kavuşmaktır.

Fatih Sultan Mehmet hanın hocası Akşemsettin Hz.
İki cihanda tasarruf ehlidir ruh-ı velî
Dime kim bu mürdedir bunda nice derman ola
Rûh şimşîr-i Hudâ’dır ten gılâf olmuş ana..
Daha a’la kâr ider bir tığ kim üryân ola,demişlerdir.

Müridin kalbi şeyhi ile rabıta halinde olup, ondan gelecek feyz ve bereketlere açık ise vefatından sonrada şeyhinden istifade etmeye devam edecektir. Ancak müridin hali Allah-u Teâlâ’nın rızasından uzak ise fayda göremeyecektir.

Seyda yıllar önce sohbetlerinden birinde Abdulkadir Geylani Hz hakkında anlattığı bir kıssa üzerine şöyle söyledi: “Bugün bizim Abdulkadir Geylani Hazretlerinden himmet isteyip fayda görmememizin sebebi hâşâ O’nun himmetini yitirdiğinden midir yoksa bizim gafletimizden midir? Ben şu anda vefat etsem benden sonra müritlerim gerçek mürit olursa benden istifade etmeye devam edecekler.”

Seyda, ahir zamanda bizler için gönderilmiş bir lütuftu. Kimimiz değerini bildik ve O’nu dinlemeye, anlamaya çalıştık; kimimiz ise O’nu tanımayı yarına erteledik. “ Baki olan Allah’tır ve her canlı ölümü tadacaktır” ayeti kerimesini hatırımızdan çıkardık. Sahip olduklarımız her an bizimle kalacak sandık ama “en sevgilisine” Resulullah’a (sas) dahi ölüm hakikatini yaşatan Allah-u Teâlâ Üstadımıza da bunu yaşattı. İnsan dünyaya ne için gönderildiğini ve dönüşün ancak Allah’a olduğunu anlaması için acaba kaç kayıp yaşaması gerekir. Ne zaman dünya telaşından sıyrılıp Allah’a tam manasıyla iyi bir kul olur.

Artık geride kalanlar için toparlanma zamanı geldi. Burada bizlere üç vazife düşüyor. Bunlardan ilki; İslamiyet konularındaki hassasiyetimizi daha da arttırmaktır. Seyda bize her nasihatinde itikat, sünnet ve tarikat esaslarından bahsederdi. Bize gereken her şeyi öğretti ve gitti. Artık bizler bildiklerimizi en iyi şekilde yerine getirip Allah’a giden yolda dosdoğru olalım. İlk kaybedenler İslamiyet’in emirlerine aykırı davrananlar olacaktır.

Tarikattan uzaklaşmaya en çok sebep olan neden; sünneti seniyye den uzaklaşmaktır. Sünnetleri terk eden insan zamanla önce vacipleri sonra farzları terk eder. Kim bunlara dikkat etmezse mutlaka ayağı kayacaktır. Seyda’nın bize verdiği nasihatlerin kıymetini bileceğiz. Bildiklerimizle amel edeceğiz. Eskiden ayağımız kaydığında bizi düştüğümüz yerden kaldıran, dağılsak da toparlayan şefkatli baba kucağındaydık. Şimdi Seyda’nın bize öğrettikleriyle dimdik ayakta durma vakti geldi.

İkincisi tarikat derslerimizdir. Seyda’nın bizlere verdiği her tarikat dersi vacip hükmümdedir. Nasıl vitr-i vacib namazımızı terk etmiyorsak rabıtamızı, hatmemizi ve evradımızı terk etmeyeceğiz. Seyda’nın bize vermiş olduğu rabıta, vird, hatme gibi tarikat derslerinin her biri altın değerindedir.

Seyda’nın bize verdiği bu hediyelere sıkı sıkı sarılacağız ve değerini bileceğiz. Seyda ahir ömrünü Nurşin’de geçiriyordu. Biz onu görmesek de orada olduğunu biliyorduk, amellerimize ve rabıtamıza devam ediyorduk. Seyda şimdi de Nurşin’de fakat artık mana âleminde. Mana âleminde büyüklerden istifade etmek, dünya hayatında istifade etmekten daha kolaydır.

Bize düşen üçüncü görev ise Seyda’nın emanetlerine sahip çıkmaktır. Seyda ardında medresesini ve ilim amel etmiş birbirinden değerli evlatlarını, bizi birbirimize emanet olarak bıraktı.

Seyda’nın açmış olduğu hiçbir kapıyı kapatmayacağız, yaktığı hiçbir ışığı söndürmeyeceğiz. Bu da ancak sohbetlere devam etmekle, aramızdaki kardeşlik bağını koparmamakla olur. Eskiden aramızda ayrılıklar yaşansa da Seyda geldiğinde hepimiz bir araya gelirdik. Şimdi şeytanın ve nefsimizin tuzaklarına düşmeyeceğiz.

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye olan vasiyetnamesinde yer alan “onlar küsecek biz barıştıracağız, onlar gidecek biz getireceğiz” nasihatinde olduğu gibi kalbi hastalıklarımızın esiri olmayacağız. Kimseyi incitmeyeceğiz, incinmeyeceğiz.

Bir söz söylerken on kere düşünüp bir kere söyleyeceğiz. Bir kardeşimizin kalbini kırarsak ve bu onun cemaatten uzaklaşmasına sebep olursa, bu çok büyük bir vebaldir. Seyda’ya ve birbirimize olan muhabbetimizi daha da kuvvetlendirecek davranışlarda bulunmalıyız.

Artık Üstadımıza kendimizi hatırlatmanın tek yolu işlediğimiz güzel amellerdirl. Çünkü biz onun hesab-ı carileriyiz. Okuduğumuz her Kuran ayeti, işlediğimiz her hayır amel onu makamında memnun edecektir ve Allah katında derecesini yükseltecektir.

İşlediğimiz kötü amellerimizden de haberdar olur ve onu kabrinde rahatsız eder.
Nurşin yolu her daim bidat ve hatalardan uzak kaldı, bundan sonra da böyle temiz ve değerli kalacak. Seyda’mızın bize gösterdiği bu aydınlık yol kapanmadı. Hepimizin sahibi bizi bu yolda yalnız bırakmayacak ve bize fayda vermeye devam edecek. Allah Seyda’mızın ve büyük zatların himmetlerini üzerimizden eksik etmesin.

Kelâmı¸ sözü ve özüyle İslâm’ın yolun da geçen bir ömrün meyvelerini gördüğümüz Devlethâne-i Seyda; mürşitlerin nasıl öldükten sonra dipdiri yaşadığını¸ çevrelerinde birer ilim merkezi ve muhib insan selini nasıl meydana getirdiklerini müşâhede ettik. Eserleri ve nesli bu muzdarip topluma diriliş nefhası veren bu tekkenin¸ daha nice hizmetlere vesile olmasını hak tealadan diler¸ şefaatlerine nail olabilmeyi umut ederiz.
“Didârını parem dedikçe örttü nikâbı yâr¸
Bildim ki ben ve talebim bana hicâbı yar”

KAYNAK: www.kalb-iselim.net
www.kalb-iselim.net Tasavvufu en güzel öğreneceğiniz sitelerden bir tanesidir.
Tasavvufa ilgi duyan herkesin bu güzel siteye mutlaka bakmasını tavsiye ediyoruz.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*