Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/nursinne/public_html/wp-config.php:1) in /home/nursinne/public_html/wp-content/plugins/wordpress-mobile-pack/inc/class-wmp-cookie.php on line 50
Bir Muhabbet Tezahürü Olarak Teberrük | Nurşin

share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Bir Muhabbet Tezahürü Olarak Teberrük

0 yorum

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ona ait olan şeylerle, onun ehli beytiyle, ya da peygamber varisleri olan âlimler ve evliyalarla teberrük[1] etmenin mahiyeti, bazı insanlar tarafından doğru kavranamamıştır. İdrak etmekten aciz oldukları meseleleri nasıl değerlendireceklerini bilemedikleri için, klasik tutumlarını burada da sergileyerek, ‘teberrük’ fiilini caiz görenleri küfür ve sapıklıkla itham etmişlerdir.
Teberrük’ün cevaz ve meşruluğuna delalet eden delilleri ortaya koymadan önce, teberrük edilen eşya, mekân ya da bir şahsın, sadece Allah’a vasıl olmak için edinilen bir vesileden ibaret olduğunu belirtmeliyiz.
Bir şahısla yapılan teberrük, o kişinin Allah’a olan yakınlık ve faziletine inanıldığı için yapılmaktadır. Teberrük eden kişi, kendisiyle teberrük edilen zatın, sadece Allah’ın izniyle bir hayra sebep olabilceğini, bir kötülüğü de, ancak onun izniyle defedebileceğini bilmektedir.
Bu fazilet erbabı zatlara ait olan eşyalar, o zatlara Allah’ın değer veriyor olmasından değer kazanmış, bu yüzden önemsenmişlerdir.
Onların yaşadığı uğradığı mekânlar da, mekân olmaları açısından herhangi bir üstünlüğe sahip değillerdir. Eğer bu mekânların bir değeri varsa, salih kulların namaz oruç gibi ibadetlerini, hayır hasenatını o mekânlarda yapmış olmalarındandır. Salih amellerin işlendiği bu mekânlara rahmet inmiş, melekler orada hazır bulunmuş bu yüzden oralara huzur ve sükûnet hâkim olmuştur. Bu hususiyetlerinden dolayı bu mekânlara ihtimam gösterilerek onlar ile teberrük edilmiştir.
Böyle mekânlarda, Allah’a yönelip ona dua ve istiğfar ederek bereket aranır. O mekânlarda gerçekleşen büyük hadiseler hatırlanır, insanın himmet ve gayreti buradaki salih insanlara benzemek arzusuyla dolup taşar.
Şimdi, bu hususta daha önce yazmış olduğumuz kitabımızda serdettiğimiz delilleri burada sıralayabiliriz.

a. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in saçlarıyla teberrük
Cafer bin Abdullah bin Hakem rivayet etmiştir: “Halid bin Velid -radıyallâhu anh- ‘Yermük’ gününde takkesini kaybetmişti. Herkesten onu aramalarını istemiş, ama kimse bulamamıştı. Tekrar aramalarını istemiş ve sonunda takke bulunmuştu. Bulunan takkenin eski ve değersiz olduğu herkes tarafından görülünce, Halid şu açıklamayı yapmak zorunda kalmıştı: “Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün umre yapmış ve tıraş olmuştu herkes saçından bir parça alabilmek için uğraşıyordu. Ben de perçeminden bir parça almış ve onu bu takkenin içine koymuştum. Bu takkeyle hangi savaşa katıldıysam Allah bana zafer nasip etmiştir.”[2]
Malik bin Hamza Ebû Useyd es-Saîdî el-Hazrecî’den, o babasından, o, dedesi Ebû Useyd’den; Ebû Useyd’in Medine’de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in içine tükürdüğü “Budaa” adında bir kuyusu olduğunu ve o kuyudan içerek bereket aradığını nakleder.[3]

b. Sahabenin, nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberken ki halleri
Buhari Müsevvir bin Muhrime ve Mervan’dan senediyle rivayet etmiştir; ikisi de şöyle demişlerdir:
“(…)Urve ibni Mesut, gözlerini Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e dikerek öylece bakakalmış ve şunları söylemişti: “O, tükürecek ya da sümkürecek olsa onları elleriyle yakalayıp yüzlerine ve bedenlerine sürüyorlardı. Herkes süratle abdest suyuna hücum ediyor, adeta bunun için harp ediyorlardı. Bir şey emredecek olsa süratle emrini yerine getiriyorlar, ona saygı duydukları için konuştukları zaman seslerini alçaltıyor ve bakışlarını ona dikmiyorlardı.
Sonra Kureyş’e müşrik arkadaşlarının arasına geri döndüğünde onlara: “Ey kabilemin insanları! Ben birçok padişaha; Kisra’nın Kayser’in ve Necaşi’nin huzuruna elçi olarak çıktım Allah’a yemin olsun ki ashabının Muhammed’e saygı gösterdiği ve tazim ettiği gibi hiçbir tebaanın kralına saygı gösterdiğinin görmedim. O, tükürecek ya da sümkürecek olsa onları elleriyle yakalayıp yüzlerine ve bedenlerine sürüyorlardı. Herkes süratle abdest suyuna hücum ediyor, adeta bunun için harp ediyorlardı. Bir şey emredecek olsa süratle emrini yerine getiriyorlar, ona saygı duydukları için konuştukları zaman seslerini alçaltıyor ve bakışlarını ona dikmiyorlardı.” demiştir.”[4]
İbni Hacer bu konu hakkında şöyle bir açıklama yapar:
“Bu rivayette sümüğün ve vücuttan ayrılan saçın temiz olduğunun, salih insanların temiz olan artık ve eşyalarıyla teberrük yapılabileceğinin delili vardır. Sahabeyi kiramın Urve’nin önünde bu işi mübalağa ile yapmalarının sebebi, sanırım Allah Resulü’nün yanından asla ayrılma ihtimallerinin olmadığın Urve’ye göstermek istemelerindendi. Yani sanki sahabeyi kiram lisanı halleriyle ona şöyle diyorlardı: “Bir kimse liderini bu şekilde sever ve bu şekilde tazim ederse, yanından uzaklaşmaları ya da onu düşmanlarına teslim etmeleri düşünülemez. Bizler akrabalık bağı yüzünden birbirine bağlı olup birbirlerini gözeten kabilelerden çok daha fazla onun dinine ve zaferine önem veriyor ve onu destekliyoruz.” Bu rivayetten, kişinin kendi amacına meşru olan her hangi bir yolla ulaşmaya çalışmasının caiz olduğu da anlaşılmaktadır.”[5]

c. O -sallallahu aleyhi ve sellem-, kendi abdest suyunun muhafazasına teşvik ediyor
Talik bin Ali anlatıyor: “Biz Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’nün huzuruna çıktık. Ona biat edip beraber namaz kıldık. Sonra bizim memleketimizde olan bir kiliseden bahsettik. Bize temizlendiği suyun artığını vermesini istedik. O -sallallahu aleyhi ve sellem-, su isteyip onunla abdest alıp ağzını çalkalamış, sonra da onu bir kaba dökerek bize şunu emretmişti:
اخرجوا فإذا أتيتم أرضكم فاكسروا بيعتكم وانضحوا مكانها بهذا الماء واتخذوها مسجداً
“Gidiniz, topraklarınıza vardığınız zaman o kiliseyi yıkıp o mekânı bu suyla yıkayın. Sonrada, orayı mescit olarak kullanın” bizler de: “ topraklarımız uzak hava da sıcak. Bu su yolda kurur” dedik. Bunun üzerine o:
مدّوه من الماء فإنه لا يزيده إلا طيباً
“Ona su katabilirsiniz. Su kattığınızda çoğalan su da temizdir” buyurmuşlardı.[6]
Peygamberimizle ve ona ait olan şeylerle teberrük edilebileceğine delalet eden meşhur ve muteber hadislerin en açık ve net olanı bu hadistir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- abdest suyunu bir kaba koyarak onlara vermiş, kendisinden istenileni yerine getirmiştir.
Bu insanları özellikle Peygamberimizden su istemeye, bildikleri önemli bir sırrın sevk ettiği muhakkaktır. Medine’de kendi beldeleri de su ile dolu iken, azıcık bir su için, sıcak güneşe ve uzun mesafeye rağmen bir beldeden diğerine taşıma zorluğuna katlanmanın anlamı başka ne olabilir ki? Onları, bu meşakkati önemsemeden suyu taşımayı göze aldıran şey, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ona ait olan eşyalarla teberrük etme gayretinden başka bir şey değildir. İşte bu yüzden onlar bu sıkıntıların hiç birisini önemsemiyorlardı. Beldelerinde her şey mevcut olsada, orada bulunmayan tek şey de işte bu bereket idi. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’nün“Ona su katabilirsiniz” ifadeleri, bu işten razı olduğunu ve onayladığını göstermektedir. Böylelikle suya sirayet etmiş olan bereketin, üzerine yeni su katılsa da, devam edeceğini bildirmiştir.
d. O -sallallahu aleyhi ve sellem-’in saç ve sakalıyla teberrük etmek
Osman bin Abdullah bin Mevhib’den şöyle rivayet edilmiştir: “Ailem bir kadeh su ile beni Ümmü Seleme’ye göndermişlerdi. Ümmü Seleme, elinde Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in saç ve sakal kıllarının bulunduğu gümüş bir kap (cülcül) getirmişti. Bir insana göz deydiğinde ya da başka bir hastalık isabet ettiğinde genişçe bir kabı (mihdab) Ümmü seleme’ye gönderirlerdi. Osman şöyle demiştir: “Ümmü Seleme Kabı açtığında oradaki kızıl kılları görmüştüm.”[7]
Hafız İbni Hacer “Fethu’l-Bari”de şöyle der:
“Cülcül, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’nün kıllarını muhafaza için yapılan Ümmü Seleme’nin yanında olan çana benzer gümüş bir kaptır. Bu kap gümüşten yapıldığı gibi pirinç ya da bakırdan da imal edilmektedir. Taş bir kapak ile kapatılır, korunmaya ihtiyacı olan şeyler içine konulurdu.”[8]
İmam Aynî demiştir ki:
“Bu rivayetin açıklaması şöyle yapılabilir. Ümmü Seleme de Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ait kızıl kıllar bulunmaktaydı, Bunlar cülcül gibi bir kabın içinde muhafaza edilmekteydi. İnsanlar hasta olduklarında onunla teberrük ediyor ve bereketinden şifa umuyorlardı. İnsanlar o kılları alır su dolu bir kabın içine koyar ve o sudan içerler ve bu şekilde şifa hâsıl olurdu. Osman’ın ailesi o kıllardan alarak gümüş bir kadehe koymuş ve ondaki suyu içerek şifaya kavuşmuşlardı. Sonra Osman bu kadehi Ümmü Seleme’ye göndermiş, o da bu kadehi cülcülün içine koymuştu. Osman cülcülün içine baktığında orada kızıl kılların bulunduğunu görmüştü. Bu durumda rivayetteki “Birisine göz deydiğinde ya da başka bir şey isabet ettiğinde beni Ümmü Seleme’ye gönderdi…” ifadeleri, Osman bin Abdullah’ın sözleri olup “ailem beni gönderirdi” şeklinde anlaşılmalıdır. Kirmani de bu rivayeti bu şekilde açıklamıştır. Bazıları da “gönderir idi” fiilindeki zamirin ‘insanlar’ kelimesine raci olup “ailem gönderirdi” değil de “insanlar gönderirdi” şeklinde anlaşılması gerektiğini söylemişlerdir. Fakat Kirmani’nin yaptığı açıklama daha doğrudur. Yani birisine bir göz deyip bir hastalık isabet ettiğinde ailesi Osman’ı, genişçe bir kap (mihdab) ile Ümmü Seleme’ye gönderir, kabın içine su ve Peygamberimizin mübarek kıllardan koyarlar, sonrada şifa için kabın içine girerlerdi. Daha sonra kıllar tekrar cülcülün içine geri konulurdu.”[9]
e. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- saçlarını insanlar arasında bölüştürüyor
Müslim, Enes -radıyallâhu anh-’dan rivayet etmiştir:
“Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Mina’ya gelmiş, Cemre’ye gelip şeytan taşlamış, sonra Mina’da ki yerine dönerek kurbanını kesmişti. Daha sonra berbere ilk önce sağ sonra sol tarafını işaret ederek “buraları al” diye buyurarak saçlarını kestirmiş, kesilen saçlarını insanlara bölüştürmüştü.”
Tirmizi Enes -radıyallâhu anh-’dan rivayetle şöyle nakleder:
“Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Cemre’de şeytan taşladıktan sonra kurbanını kesmiş, başının sağ tarafını berbere kestirip kesilen saçları Ebû Talha’ya vermiş, sol kısmını da kestirdikten sonra:
اقسم بين الناس
“Bunu insanlar arasında paylaştırın” diye buyurmuşlardı.
Tirmizi rivayetinin zahirinden anlaşıldığına göre sol kısımdaki saçları taksim etmesi için yine Ebû Talha’yı görevlendirmişti. Müslim’in İbni Uyeyne’den gelen rivayeti de bu şekildedir. Ancak Hafs bin Gıyas ve Abdula’la’nın rivayetlerinde insanlar arasında taksim edilen tarafın sağ taraf olduğu söylenmektedir. Bu iki rivayette Müslim’de geçmektedir.
Hafs’ın Müslim’deki başka bir rivayetinde dağıtmaya sağ taraf ile başlanıp saç tanelerinin tek tek bölüştürüldüğü, sonra sol tarafa da aynı şekilde yapıldığı nakledilmektedir.
Ebû Bekir’in Hafs’tan olan rivayetinde Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- berbere, eliyle sağ tarafını işaret ederek kesmesini söylemiş ve onu yanındakilere bölüştürmüştür. Sonra berbere sol tarafını kestirmiş tıraştan sonra bu kısmı da Ümmü Süleym’e göndermiştir.
Ahmed bin Hanbel’in “Müsned” de yaptığı rivayete göre, Allah resulü saçlarının sağ tarafını, Enes’e vererek, Ebû Talha’nın da hanımı olan kendi annesine yani Ümmü Süleym’e göndermesini istemiştir. Zira bu rivayette şöyle denmektedir: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Mina’da traş olduğu zaman sağ tarafa ait olanları elleriyle ayırdı ve bana teslim ederek:
ياأنس انطلق بهذا إلى أم سليم
“Ya Enes! Bunları al ve Ümmü Süleym’e götür” buyurmuşlardı. Enes anlatmaya şöyle devam eder: “Sağ tarafın saçlarını bize tahsis ettiğini gören insanlar diğer taraftan alabilmek için mücadele etmeye başlamışlardı. Herkes bir miktar alıyordu.”
Görüldüğü gibi bu husustaki rivayetler muhteliftir. Bazısından sağ tarafı Ebû Talha’ya vermiş sol tarafı insanlar arasında bölüştürmüş, bazısında da tam tersi nakledilmiştir. Bazısında ise sol tarafı Ümmü Süleym’e vermiştir.
“Müfhim” kitabının sahibinin yaptığı şekilde bu rivayetler cemetmek mümkündür. O şöyle demiştir:
“Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in tıraş olduğu zaman sağ tarafını Ebû Talha’ya vermesi ikinci rivayete çelişik değildir. Zira o sağ taraftakileri insanlara bölüştürmüş, sol taraftakileri de Ümmü Süleym’e vermiştir. Ümmü Süleym, Ebû Talha’nın hanımı ve Enes’in annesidir. Bu rivayetlerin hepsini toplayınca şu ortaya çıkmaktadır; Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sağ tarafını tıraş ettiği zaman onu insanlar arasında bölüştürsün diye Ebû Talha’ya vermiş ve o da bunu yapmıştı. Sol taraftakileri de yanında kalmasını istediği için Ebû Talha’nın hanımı Ümmü Süleym’e göndermişti. Böylelikle rivayetlerde hangi işi kime nispet edildiyse hepsi doğru olmaktadır. Allah en doğrusu bilir.”
El-Muhibbu’t-Taberi bu eserinin bir yerinde rivayetleri cem dilebileceğini başka bir yerinde de ceminin mümkün olmadığını söylemektedir. O şunları söyler:
“Doğru olan şudur ki; Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in insanlara paylaştırdığı kısım sağ taraftır. Sol kısmı ise Ebû Talha ve Ümmü Süleym’e vermiştir. İki rivayet arasında bir çelişki yoktur. Zira Ümmü Süleym Ebû Talha’nın hanımıdır. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Talha’ya vermiştir ama verme fiili bazen ona, bazen de hanımına nispet edilmiştir.”
Bu rivayette Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e -babam anam canım ona feda olsun- ait olan eşyalarla teberrük etmenin örneği vardır.
Ahmed bin Hanbel “Müsned”de İbni Sirin’den şunu rivayet etmiştir: “Abidetü’s-Selmani -bu hadisi kastederek- bu hadisi bana rivayet etmiş ve şöyle demiştir: “Yeraltında ve üstündeki tüm beyaz ve sarı madenlerin yerine, onun bir tek kılı benim için kesinlikle daha değerlidir.”
Birçok kişiden rivayet edilmiştir ki Halid bin Velid -radıyallâhu anh- takkesinde Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in saçlarından birini taşıyordu. Bu yüzden yüzünü döndüğü her yeri fethetmiştir. Molla’nın “Siret” de zikrettikleri de bunu teyit etmektedir. O şöyle demiştir:
“Halid, Ebû Talha Allah Resulü’nün saçlarını insanlara bölüştürürken özellikle perçemindeki saçlardan istemiş ve istediğinide almıştı. Allah Resulü’nün perçeminin ön kısmından alınan bu saç, öne atılarak yöneldiği her yerin fetih olunması arzusuna daha uygunluk arz etmektedir.”[10]

f. O -sallallahu aleyhi ve sellem-’in teriyle teberrük etmek
Sümame, Enes -radıyallâhu anh-’dan rivayet etmiştir: “Ümmü Süleym, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e bir deri döşek serer o da onun üzerinde kaylule uykusu yapardı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- uyuduğu zaman Ümmü Süleym onun terini ve dökülen saçlarını toplar, bir kaba doldurarak onları elindeki kokularla karıştırırdı. Enes bin Malik vefatı yaklaştığı sıralarda, benden naşına bu kokudan sürmesini istemişti. Dediği gibi yaptık.”[11]
Müslim’deki rivayette şöyle gelmiştir: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bize gelmiş ve kaylule uykusuna yatmıştı. Uyurken terlemişti. Bunun üzerine Ümmü Süleym gelerek onun terini sıyırmaya ve bir kaba doldurmaya başlamıştı. Bu esnada nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- uyanmış ve:
يا أم سليم ما هذا الذي تصنعين
“Ne yapıyorsun ey Ümmü Süleym?” diye sormuş. O da: “Terini elimizdeki kokularla karıştırıyorum. Terin bütün kokulardan daha güzel kokuyor” diye karşılık vermişti..
İshak bin Ebû Talha’dan gelen rivayette şöyledir: “O -sallallahu aleyhi ve sellem- uyurken terlemiş ve teri yatağın üstündeki bir deri parçasının üzerinde birikmişti. Ümmü Süleym, o teri bir beze emdirerek bir kabın içine sıkıyordu. Allah Resulü o sırada uyanıp:
ما تصنعين
“Ne yapıyorsun?” diye sorunca o da: “Çocuklarımız için bereketini umuyoruz” diye cevaplamış, bunun üzerine Allah resulü:
أصبت
“İsabetli davrandın” diye karşılıkta bulunmuşlardır.”
Ebû Kalabe rivayetinde: “Ümmü Süleym terleri topluyor ve koku kabına koyuyordu.
ما هذا
“Bu nedir” diye soran Allah Resulü’ne Ümmü Süleym: “Terinizi elimizdeki kokularla karıştırıyoruz” diye cevap vermişti.”
Bu rivayetlerden Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Ümmü Süleym’in yaptığı işi fark ettiğini ve tasvip ettiğini anlamaktayız Ümmü Süleym’in “güzel koktuğu için” ya da “bereket için terini topluyorum” demesi arasında bir çelişki yoktur. Bilakis her ikisi için de bu işi yaptığına kabul etmek en doğrusudur.”[12]

g. O -sallallahu aleyhi ve sellem-’in cildine dokunarak teberrük etmek.
Abdurrahman bin Ebû Leyla’dan, o da babasından rivayet etmiştir: “Üseyd bin Hudayr -radıyallâhu anh- mütebessim, nükteli bir kimseydi. Bir ara Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in de bulunduğu bir mecliste insanları konuşturup güldürmeye başlamıştı. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- parmağını onun beline bastırarak onu uyarmak istemişti. Bunun üzerine Üseyd: “Canımı yaktın ey Allah’ın resulü ” diye mukabele etmişti. Allah resulü -sallallahu aleyhi ve selem-’de:
استقد
“Kısasını yap” buyurmuşlardı. Üseyd: “Ey Allah’ın resulü! Benim üstümde gömlek yoktu senin ise var” deyince Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- gömleğini çıkarmıştı. Bunun üzerine Üseyd, Allah Resulü’ne sarılarak onun böğrünü öpmeye başlamıştı. Sonrada şunları söylemişti: “Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü! İstediğim şey sadece bu idi.”
Hâkim: “Bu hadis Buhari ve Müslim’in rivayet etmediği ama onların şartlarına göre ‘sahih’ olan bir hadistir” demiştir. Zehebi’de onunla aynı görüşte olup hadise ‘sahih’ demiştir.[13]
Ebû İshak, Hıbban bin Vasi’den, o da kavminin bazı şeyhlerinden şöyle rivayet etmiştir: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Bedir günü ashabının saflarını düzenliyordu. Bunu elinde tuttuğu bir çubuk yardımıyla yapıyordu. Beni Adi bin Neccar’ın müttefiklerinden Sevad bin Gaziyye -radıyallâhu anh- safın dışında duruyordu ki Allah resulü elindeki çubuğu onun karnına bastırarak:
إستو يا سواد
“Safı düzelt ey sevad” diye uyarı da bulunmuşlardı. Bunun üzerine Sevad: “Canımı yaktın ey Allah’ın Resulü! Allah seni hak ve adaletle gönderdi kısas istiyorum” demişti. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- karnını açarak:
استقد
“kısası yap” diye karşılık vermişti. Sonrasında Sevad, Allah Resulü’ne sarılarak onun karnını öpmeye başlamıştı.
ما حملك على هذا يا سواد
“Bunu neden yaptın ya Sevad” diye sorunca o da: “Bunu yaptım zira eğer sizi son defa görüyorsam, tenimin teninize dokunmuş olmasını arzu ettim” diye cevap vermişti. Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerine ona hayırla dua etmişlerdi.”[14]
Abdurrezzak Hasan’dan şöyle rivayet etmiştir: “Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- elbisesi sarıya boyanmış bir adama rastlamıştı. Elinde bir hurma dalı olan nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’ ona bu dalla dürtmüş ve:
خط ورس
“Çizgili sarı boyalı elbise! Ben size bunu yasaklamamış mıydım?” diye sormuşlardı. Hurma dalının temas ettiği bölge yaralanmış ve kanamıştı. Bunun üzerine adam: “Kısas isterim ey Allah’ın Resulü” demiş, oradakiler ise hiddetle: “Allah Resulünden mi kısas istiyorsun” diye çıkışmışlardı. Adam ise “kendi tenimden değerli başka bir ten bilmiyorum” diyerek isteğinde ısrar etmişti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- karnını açmış
استقد
“Kısasını uygula” buyurmuşlardı. Adam ise, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in karnını öperek: “Hakkımdan, kıyamette bana şefaat etmen şartıyla feragat ediyorum ey Allah’ın resulü” demiştir.”[15]
İbni Sa’d, Hasan’dan şöyle rivayet etmiştir: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Sevade bin Amr’ı o elbisesiyle görmüştü. İsmail şöyle der: “o elbiseyi giymiş olan adama Nebi -sallallahu aleyhi ve selem-:
خط خط ورس ورس
“Çizgili sarı elbise, çizgili sarı elbise” buyurarak, misvak ya da bir tahta parçasıyla onun karnını dürtmüştü.” Rivayetin devamında bu hareketin adamın karnını yaraladığı anlatılarak benzer bir kıssa nakledilmiştir.”[16]
Abdurezzak’da İbni Sa’d gibi Hasan’dan rivayet etmiştir: “Ensardan Sevade bin Amr -radıyallâhu anh- denen bir adam vardı. Haluk[17] kokusuyla kokulanmış ve adeta bir urcun gibiydi.[18] Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onu böyle görünce bu halinden vazgeçmesi için onu uyarmıştı. O adam başka bir gün yine aynı şekilde ortaya çıkınca, nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- elindeki çubukla onu dürtmüş, neticede bu hamle onu yaralamıştı. Sevade: “Kısas isterim ya resulallah” deyince Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- elindeki çubuğu ona vermiş ve üzerindeki iki kat kıyafetin ikisini de çıkarmıştı. İnsanlar onu engellemeye çalışmış fakat o vazgeçmemişti. Sevade, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- in yanına geldiğinde sarılıp onu öpmüş ve: “Ya Nebiyallah! Bana kıyamette şefaat etmen şartıyla hakkımdan feragat ediyorum” demiştir.”[19]
Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:
زاهر باديتنا ونحن حاضرته
“Zahir, bizim çölümüz, biz onun şehriyiz” buyurmuşlardır.
Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Zahir’i çok severdi. Bir gün çarşıda gezerlerken onu ayakta dururken görmüş arkasından ona yaklaşarak elleriyle yakalamış ve onu arkasından sarmalamıştı. Zahir, onun Allah Resulü olduğunu anlamış ve daha sonra olayı şu ifadelerle nakletmiştir: “Bereket umarak sırtımı onun göğsüne yaslamıştım.”
Tirmizi “Şemâil” adlı eserinde “Allah Resulü onu arkasından sarmalamıştı. Zahir onu göremiyordu. Zahir: “Kimsin sen. Bırak beni” diyerek arkaya doğru bakmaya çalışmıştı. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- olduğunu anlayınca Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’nün göğsüne yapışık olan sırtını ayırmak için hiçbir gayret göstermemişti. Sonra Allah Resulü:
من يشتري العبد
“Bu köleyi kim satın almak ister” diye seslenince, Zahir: “Ey Allah’ın Resulü! Ben hiç para etmem zarar edersin” deyince o -sallallahu aleyhi ve selem-:
أنت عند الله غال
“Sen Allah katında pahalısın” buyurmuşlardır.
Tirmizi’nin bir rivayetinde de “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:
لكن عند الله لست بكاسد
“Fakat sen Allah katında ucuz değilsin” ya da
أنت عند الله غال
“Sen Allah katında pahalısın” buyurmuştur” demektedir.[20]

h. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kanıyla teberrük edenler
Amir bin Abdullah bin Zübeyr -radıyallâhu anh-’den rivayet edilmiştir ki babası ona bir gün Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelip onu hacemat yaptırırken bulduğunu anlatmıştır. Hacemat bitince Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona:
يا عبدالله اذهب بهذا الدم فاهرقه حيث لا يراك أحد
“Ya Abdullah! Git bu kanı kimsenin göremeyeceği bir yere göm” demişlerdi. O ise Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den uzaklaşmış ve kanı içmişti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına dönünce ona:
يا عبد الله ما صنعت بالدم
“Ey Abdullah! Kanı ne yaptın” diye sormuş, Abdullah cevaben: “Kanı insanların görmediğini bildiğim en gizli yere sakladım” diyerek karşılık vermişti. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve selem- bunun üzerine:
لعلك شربته
“Sen onu içtin mi yoksa?” diye sorunca, “evet” diye karşılık almıştı. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona:
ولم شربت الدم ويل للناس منك وويل لك من الناس
“Niye o kanı içtin senin yüzünden insanların, insanlar yüzünden senin çekeceğin var” buyurmuştur.[21]
Ebû Musa şöyle anlatmaktadır: “Ebû Asım bize şöyle demişti: “Herkes Abdullah’ta gördüğümüz o kuvvetin bu kan yüzünden olduğunu düşünüyordu.”
Ebû Nuaym “Hılye”[22] adlı eserinde Abdullah bin Zübeyr’in kölesi Kiysan’dan rivayetle şöyle aktarmıştır: “Kiysan şöyle anlatır: “Selman -radıyallâhu anh- Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelmiş ve Abdullah bin Zübeyr’i elinde bir kaptan bir şey içerken bulmuştu. Abdullah Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldiği zaman ona:
فرغت
“işini bitirdin mi” diye sormuştu. Bunun üzerine Selman: “Neyi soruyorsun ey Allah’ın Resulü!” diye sorunca o:
أعطيته غسالة محاجمي يهريق ما فيها
“Hacematın artıklarını ona gömsün diye vermiştim” diye cevap vermişlerdi. Selman: “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki Abdullah onu içmiştir” deyince Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve selem- tekrar Abdullah’a dönerek:
شربته
“İçtin mi?” diye sormuş, “Evet” cevabını alınca “niye yaptın bunu” diye tekrar sormuştu. Abdullah bunun üzerine “İstedim ki Allah Resulü’nün kanı benim içimde olsun” diye cevap vermişti. Elini İbni Zübeyr’in başına koyan Allah Resulü ona
ويل لك من الناس وويل للناس منك لا تمسك النار إلا قسم اليمين
“Senden dolayı insanların insanlardan dolayı sanin çekeceğin var. Ateş sana çok az dokunur”[23]
Bir rivayette ise Abdullah İbni Zübeyr, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kanını içtiğinde
حملك على ذلك ما
“Bunu niye yaptın” diye soran Allah Resulü’ne “Biliyorum ki senin kanına cehennem ateşi dokunmaz bende bunun için o kanı içtim” diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Allah Resulü ona:
ويل لك من الناس
“İnsanlardan çekeceğin var.” buyurmuştur.
Darukutni, Esma binti Ebûbekir -radıyallâhu anh-’den benzer bir rivayet nakleder.. Orada
لا تمسك النار
“Ateş sana dokunmaz” ifadeleri geçmektedir.
Cevheri “Meknûn fi Zikri’l-Kabaili ve’l-Meknûn” eserde şöyle denmektedir: “Abdullah İbni Zübeyr -radıyallâhu anh- kanı içtikten sonra ağzı hep misk kokardı. Bu koku, o çarmığa gerilene dek hep ağzında idi.”[24]
Taberani, Sefine -radıyallâhu anh-’den rivayet etmiştir: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hacemat olmuştu. Bana:
خذ هذا الدم فادفنه من الدواب والطير والناس
“Bu kanı al ve insanların hayvanların kuşların olmadığı bir yere göm” buyurmuşlar ben ise gözden kaybolduğum zaman onu içmiştim. Onun yanına gittiğim ve yaptığımı anlattığımda ise tebessüm etmişlerdi.” [25]
Said bin Mensur’un “Sünen” adlı eserinde Amr bin Saib tarikiyle bir rivayet zikredilir: “Ebû Said el-Hudri’nin babası Malik bin Sinan, Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Uhut’ta mübarek yüzünden yaralandığı zaman, kan temizlenip beyazı açığa çıkana dek yarayı emerek temizlemişti. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in:
مجه
“Tükür onu” demesine rağmen “onu asala tükürmem” diyerek yutuvermişti.” Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun için
من أراد أن ينظر إلى رجل من أهل الجنة فلينظر إلى هذا فاستشهد بأحد
“Kim cennet ehlinden bir kişi görmek isterse şu adama baksın” buyurmuştur. O uhud savaşına şehit olmuştur.
Taberani’de bu rivayeti yapmış ve Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in
دمي دمه لا تمسه النار من خالط
“Kanımın kanına karıştığı kişiye ateş dokunmaz” buyurduğunu da eklemiştir.[26]
Said bin Mansur Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in:
من سره أن ينظر إلى رجل خالط دمي دمه فلينظر إلى مالك بن سنان
“Kanımın kanına karıştığı bir kimseye bakmak isteyen varsa malik bin Sinan’a baksın” buyurduğunu eklemiştir.
İbni Hıbban “Zuafa” adlı eserinde İbni Abbas -radıyallâhu anh-’dan nakletmiştir: “Kureyş’ten birisinin kölesi’i hacemat etmişti. Hacemattan sonra kanı alarak bir duvar arkasına gitmiş sağa sola baktıktan sonra kimse olmadığını görünce onu içivermişti. İşini bitirip geri gelince Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun yüzüne bakmış ve
ويحك ما صنعت بالدم
“Yazık sana ne yaptın kanı” diye sormuştu. Bunun üzerine köle ile aralarında şu diyalog geçmişti: köle ona: “Onu duvarın ardında gizledim” diye cevap vermiş. Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:
أين غيبته
“Nereye” diye tekrar sorunca, o: “Ey Allah’ın Resulü, kanını toprağa gömmeye kıyamadım. O şimdi midemdedir” diye cevap vermişti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerine:
اذهب فقد أحرزت نفسك من النار
“Haydi, git canını cehennemden kurtardın” buyurmuşlardı.”[27]
Hafız İbni Hacer şöyle anlatır: “Abdurrezzak, İbni Cüreyc’ten nakleder: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- tahtadan bir kaba ihtiyacını giderir onu yatağının altına koyardı. Bir gün eve geldiğinde baktı ki kap boşalmış. Habeşistan’dan gelen Ümmü Habibe’nin Bereket adındaki hizmetçisine:
أين البول الذي كان في القدح
“Bu kabın içindek bevlii ne yaptın” diye sorar. O da: “Onu içtim” diye cevaplayınca Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona:
صحة يا أم يوسف
“Sıhhat seninledir ey ümmü Yusuf (Bereket’in lakabı (ç))” demişti. Bereket’in ölüm hastalığına kadar hiç hasta olduğu görülmemiştir.” [28]
Nesai ve Ebû Davud, bu rivayeti kısaltarak nakletmişlerdir.
Hafız Suyuti şöyle der: “İbni Abdilber “İstiab” adlı eserinde bu rivayetin tamamını nakletmiş fakat şu farkla nakletmiştir: “Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- hizmetçi kadına: “Kabın içindekine ne yaptın” diye sorduğunda kadın: “Onu içtim ey Allah’ın Resulü” diye cevaplamıştır.” Suyuti sonra hadisin devamını aynen nakletmiştir. [29]
ı. Onun namaz kıldığı yer ve ağzının deydiği kırbayla teberrük
Nafi’den rivayet edilmiştir: Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anh- nakleder: “Abdullah, nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Şerefirevha’daki mescidin aşağısında kalan küçük bir mescitte namaz kıldığını söyler ve o bölgeyi insanlara öğretirdi. Orayı şöyle tarif ederdi: “Bu yer, Şerefirevha’daki mescitte namaz kıldığın zaman sağ tarafta kalır. Mescit, Mekke’ye giderken yolun sağında kalır. O mescid ile büyük mescid arasında bir taş atımı ya da ona yakın bir mesafe var.”[30]
İmam Ahmed ve diğerleri Enes -radıyallâhu anh-’den rivayet ederler: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün Ümmü Süleym’in evine gelmişti. Evde asılı bir kırba vardı ve onun ağzından ayakta olduğu halde su içmişti.” Enes diyor ki: “Ümmü Süleym bu kırbanın ağzını kesip saklamıştı. Hala bizde muhafaza edilmektedir.”[31]
Bu rivayetin anlamı şudur ki; Ümmü Süleym, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in su içtiği kırbaya ağzının deymiş olduğu kısmı kesmiş ve onunla ve hatırasıyla teberrük etmek için evinde muhafaza etmiştir.

i. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in el sürdüğü, ayak bastığı yerlerle teberrük
Yahya bin Haris ez-Zümari’den rivayet edilmiştir. O şöyle anlatmıştır: “Bir gün Vaile bin el-Eska -radıyallâhu anh-’a rastladım ve ona “Sen bu ellerinle Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e biat ettin öyle değil mi” diye sordum. O da: “Evet” diye karşılık verdi. Bunun üzerine ben: “Ver şu ellerini öpeyim” dedim. Ellerini uzattı bende öptüm.”[32]
Ebû Nuaym’ın “Hilye” adlı eserinde Yunus bin Meysere’den şöyle bir rivayet vardır: “Biz dönerken Yezid bin el-Esved’in evine uğradık. O sırada Vaile bin el-Eska içeri girdi. Vaile ona doğru baktı ve ellerini uzattı. Bunun üzerine Yezid onun ellerini alıp öpmeye ve yüzüne gözüne ve göğsüne sürmeye başladı. Vaile ondan sonra Yezid’e dönerek şöyle sordu: “Ey Yezid rabbine karşı zannın nasıldır?” o da: “Güzeldir” diye cevap verdi. Bunun üzerine Vaile: “Öyleyse seni müjdelerim. Ben, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduklarını işittim:
إن الله تعالى يقول انا عند ظن عبد بي إن خيرا فخير وإن شرا فشر
Allah (c.c) şöyle buyurur: “Ben kulumun zannı üzereyim. Eğer iyi zannediyorsa iyi, kötü zannediyorsa kötü.”[33]
Buhari “Edebü’l-Müfred” adlı eserinde Abdurrahman bin Rezin’den naklen şöyle aktarmaktadır: “Biz Rebze’ye uğramıştık. Bize Seleme bin el-Ekva -radıyallâhu anh- burada diye haber verdiler. Onun yanına gittik ve selam verdik. Ellerini bize göstererek: “Ben bu iki el ile Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e biat ettim”. Elleri bir deve eli kadar büyüktü. Ona doğru yöneldik ve ellerini öptük.”[34]
İbni Sa’d, Abdurrahman bin Zeyd Iraki’den buna benzer bir rivayet nakletmiştir. [35]
Buhari yine “Edebü’l-Müfred”inde İbni Cüd’an’dan rivayet etmiştir: “Sabit, Enes -radıyallâhu anh-’a: “Sen ellerinle Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e dokundun mu hiç?” diye sormuş, o “Evet” diye cevap verince Sabit onun ellerini öpmüştü.”[36]
Buhari yine “Edeb”te Suheyb’ten rivayet eder: “Ben Ali’yi Abbas -radıyallâhu anh-’ın ellerini ve ayaklarını öperken gördüm.”[37]
Sabit’ten rivayet edilir: “Ben Enes’in yanına gittiğim zaman geldiğimiz ona haber verilir, onun yanına girer ellerinden öper ve: “Allah Resulü’ne dokunan bu ellere babam feda olsun” derdim. Gözlerinden öper ve: “Allah Resulü’nü görmüş bu gözlere babam feda olsun” derdim.”[38]
Esma binti Ebûbekir -radıyallâhu anh-’dan rivayet edilir. Esma bir gün İran tarzı (kisravanai) eski bir cübbe çıkarmıştı. Delikleri ipek ile yamalanmıştı. Şöyle anlattı: “Bu Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in cübbesiydi. Vefat edene kadar Ayşe’nin yanında kaldı. Vefatından sonra ben onu aldım. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onu giyerdi. Biz onu hastalar için suya batırır ve (o su ile) şifa umardık.”[39]
Safiye binti Micze’den nakledilir: “Ebû Mahzura’nın başının ön tarafında, oturduğu zaman yere deyecek kadar uzun bir kâkülü vardı. “Orayı niye tıraş etmiyorsun” diye soranlara “Oraya Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- elleriyle sıvazlamıştı. Ben ölene dek orayı asla kesmeyeceğim” diye karşılık verirdi.”[40]
Muhammed bin Abdülmelik bin Ebi Mahzura’dan, o babasından, o da dedesinden rivayet etmiştir: “Ben ey Allah’ın Resulü! Bana ezan sünnetini öğretir misin?” diye sordum. O benim başımın ön tarafını okşayarak: “Allahu ekber, alahu ekber, allahu ekber, allahu ekber diyecek ve sesini yükselteceksin…” buyurdular.
Bir rivayette “Ebû Mahzura, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- orayı sıvazladı diye ne kesmekte ne de ayırmak(taramak)ta idi” denmektedir. [41]
Ebû Bürde’den nakledilir: “Ben Medine’ye geldiğim zaman Abdullah bin Selam ile karşılaştım. Bana “Eve gel sana Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in su içtiği kaptan su içiririm ve onun namaz kıldığı yerde de namaz kılarsın” demişti. Ben evine gittim bana o kap ile sevık (bir çeşit çorba), yanında da hurma ikram etti. Mescidinde de namaz kıldım.”[42]
Ebû Miclez’den gelen bir rivayet nakledilir: “Ebû Musa Mekke ile Medine arasında yolda olduğu için yatsı namazını iki rekât kılmış ve sonra ayağa kalkıp vitir dualarının okunduğu bir rekât daha kılmıştı. Bu namazda Nisa suresinden yüz ayet okumuş, namazdan sonra bana şöyle demişti: “Ben ayağımı Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in koyduğu yere koymaya çalışır ve onun namazda okuduğu şeyleri okumaya çalışırım.”[43]

j. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in verdiği paraların bereketlendirdiği ev
Muhammed bin Suka, babasından naklen şöyle anlatmıştır: “Ömer bin Haris evini inşa ettiği zaman oradan bir bölümü kiralamak için yanına gittim. Bana: “Ne yapacaksın orada” diye sorunca ben de ona: “Orada oturacak ve alış satış işi yapacağım” deyince bana şunları anlatmaya başladı:
“Demek böyle düşünüyorsun. Bak ben sana bu ev hakkında bir şey anlatacağım. Bilesin ki bu eve kim oturursa sahibi için ve orada alış satış yapacak kimse için bereketlidir. Şöyle ki; ben bir gün nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelmiştim. Onun yanında bir miktar para vardı. Oradan kendi elleriyle biraz dirhem alıp bana verdi ve: “Ömer! Bu dirhemleri al” buyurdular. Bende onları alarak annemin yanına gittim ve ona “Anne! Bu dirhemleri al ve nereye koyduğuna dikkat et. Zira bunları bana Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- verdi” dedim. Annem onları alıp sakladı. Biz, Allah’ın murat ettiği bir süre o evde yaşadık. Sonra da Küfe’ye yerleştik. Bir ev satın almak istediğimde annem bana: “Evladım bir ev satın alıp sermayeni hazırladığında bana haber ver” dedi. Ben annemin dediğini yaptım. Onun yanına giderek onu çağırdım. Bir şey çıkarıp oradaki dirhemlerin arasına attı ve eliyle karıştırmaya başladı. Ben :”anne ne yapıyorsun” diye sordum. O da bana: “Oğlum bu senin bana Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den aldım dediğin dirhemler” demişti. İşte bu yüzden ben biliyorum ki bu ev, burada oturanı içinde, alış satış yapan kişi içinde bereketlidir.”[44]

k. Nebi-sallallahu aleyhi ve sellem-’nin minberi ve kabri ile teberrük[45]
Kadı İyaz der ki: “İbni Ömer -radıyallâhu anh-’ın ellerini Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in minberde oturduğu yere sonrada yüzüne sürdüğü görülmüştür.”
İbni Kusayt ve Utbi’den nakledilir: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabı, mescid boşaldığı zaman kabrin sağındaki minberin topuzuna ellerini sürer, sonra kıbleye dönüp dua ederlerdi.”[46]
“Şifa” şarihi Molla Ali, bu rivayeti İbni Sa’d’ın yaptığını söylemektedir. [47]
Şeyh İbni Teymiye, İmam Ahmed’in Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in minberine ve topuzuna el sürmeye ruhsat verdiğini nakletmektedir. İbni Ömer, Said bin Müseyyeb ve Yahya bin Said gibi Medine fukahasından bazı âlimlerin böyle yaptıklarını aktarmaktadır.[48]
Emirü’l-mü’minin Ömer İbni Hattab -radıyallâhu anh- vefatı yaklaştığında oğlu Abdullah’ı, Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’ya izin istemek için göndermişti. Oğluna: “ona Ömer sana selam söylüyor de, müminlerin emiri deme. Zira ben bugün müminlerin emiri değilim. Ona de ki: “Ömer senden iki arkadaşı (Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Hz. Ebûbekir-radıyallâhu anh-) ile beraber gömülmek için izin istiyor”
Abdullah Hz. Ayşe’ye giderek selam vermiş ve ondan izin istemişti. İçeri girdiğinde onu oturmuş ağlıyor bir halde bulan Abdullah tekrar selam verdikten sonra: “Ömer sana selam söylüyor ve senden iki arkadaşı ile beraber gömülmek için izin istiyor” diye sorar. Hz. Ayşe: “Orayı kendim için düşünüyordum ama elbette Ömer’i kendi nefsime tercih ederim” diye karşılık verir.
Abdullah, geri dönerken Hz. Ömer’e “Abdullah geliyor” diye haber vermeleri üzerine yanındakilerden kendini doğrultmalarını ister. Birisi onun altına destek yaparak onu yatağında doğrultur. Hz. Ömer “Ne oldu” diye sorunca, Abdullah: “Hoşlanacağın haberler var ey müminlerin emiri. Sana izin verdi” diye olanları ona iletir. Sonra Hz. Ömer -radıyallâhu anh- “Allah’a hamdolsun. Benim için bundan daha önemli bir şey yoktu. Eğer bana emri hak vaki olursa beni oraya taşıyın ve Hz. Ayşe’ye selam vererek tekrar Ömer izin istiyor deyin. Eğer izin verirse beni oraya defnedin. İzin vermese Müslümanların kabristanına beni götürürsünüz” demiştir.[49]
İmam Şemseddin Abdullah bin Ahmed ez-Zehebi bu hususta şöyle bir mütalada bulunur:
“Ahmed bin Abdülmün’im birçok defa bize nakletmiştir. O şöyle demektedir: “Ebû Cafer Saydalani kitabeten (yazılı olarak) Ebû Ali Haddad’tan, o, huzuren (sözlü olarak) Ebû Naim el-Hafız’dan, o, Abdullah bin Cafer’den, o, Muhammed bin Asım’dan, o, Ebû Üsame’den, o, Ubeydulah’tan, o, Nafi’den, o da İbni Ömer’den nakletmiştir: (O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’nin kabrine el sürmeyi mekruh görürdü) “Ben diyorum ki bu bir edepsizlik sayılacağı için mekruhtur.”
Oğlu Abdullah bin Hanbel’in rivayet ettiğine göre Ahmed bin Hanbel’e Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrine el sürmenin ve öpmenin hükmünden sorduklarında bunda bir beis olmadığını söylemiştir. Eğer “Sahabe böyle bir şey yapmış mıdırki bu caiz olsun” diye sorulacak olursa, şöyle cevap vermek mümkündür: “Sahabeyi Kiram onu hayattayken görmüş ve yeteri kadar beraber olmuşlardır. Ellerinden öpmüş, abdest suyunu alabilmek için birbirleriyle yarışmış ve hac yaptığı zaman onun saçlarını bölüşmüşlerdi. Burnunu temizlediği zaman çıkanları birisi elleriyle yakalayarak yüzlerine bile sürmüşlerdi. Onun kabrine sürekli gelerek, saygıyla el sürmek ve öpmek arzusu, bizlere sahabe gibi bir imkân nasip olmadığından kaynaklanmaktadır. Görülmüyor mu ki sabit el-Benani “Bu eller Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’nün ellerine dokunmuştur” dediğinde, Enes bin Malik onun ellerini öpüp nasıl başına koymaktadır. Bu gibi işler sadece ve sadece Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’ne olan muhabbetin taşkınlığından kaynaklanmaktadır. Zira her Müslüman Allah’ı ve resulü’nü kendisinden, evlatlarından, tüm insanlardan, malından, cennetten ve hurilerden daha fazla sevmek ile yükümlüdür. Hatta her bir mümin Hz. Ebûbekir ve Hz Ömer’i kendilerinden daha fazla severler. Nerede kaldı Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-.
Bize aktarıldığına göre, Bika dağı tarafında Cindar siye biri ikamet etmekteydi. Orada bir adamın Hz. Ebûbekir -radıyallâhu anh-’a hakaret edip sövdüğünü işitmiş, bunun üzerine derhal kılıncını sıyırarak o adamın yanına giderek boynunu vurmuştu. Eğer kendine ya da babasına sövüldüğünü işitseydi elbette ki o adamın kanını dökmeyi mübah kabul etmezdi. Sahabeyi kiramın, nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e olan muhabbetlerinin taşkınlığından dolayı “Sana secde edelim mi?” diye sormalarındaki hikmet iyi anlaşılmalıdır. O -sallallahu aleyhi ve sellem- “hayır” diye cevaplamıştı. Ama eğer ki izin verseydi aynı kardeşlerinin Yusuf -aleyhisselâm-’a secde etmeleri gibi hepsi ona ibadet için değil- tazim için secde edeceklerdi. Bir Müslüman, nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrine secde edecek olsa bile bu mana gözden kaçırılmamalıdır. Secde eden kişi elbette haram işleyip asi bir günahkâr olmuştur. Ama tekfir edilmemelidir. Bunu söylemekle böyle bir secdenin yasak olmadığını kastetmiyoruz elbette. Kabirlere doğru kılınan namazlarda bu kabildendir.”[50]

l. Salih insanların eşyalarıyla teberrük
Nafi’den rivayet edilmiştir: “Abdullah İbni Ömer -radıyallâhu anh-, insanların Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Semud kavminin topraklarında bir taşın yanında konakladıklarını anlatmıştır. Oradaki kuyularından su alıp suyu ile hamur yoğurmuşlardı. Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- suyu develerin yemlerine dökerek o su ile yoğrulan karışımın develere yem olarak verilmesini emretmişti. Oradakilere Hz. Salih -aleyhisselâm-’in devesinin gelip su içtiği bu kuyudan su almayı tavsiye etmiştir.”[51]
Nevevi “Şerh”inde bu rivayetle alakalı der ki: “Bu hadiste salihlere ait olan eşyalarla teberrük edilebileceğine delalet vardır.”[52]
Allah -celle celâluhu- Kur’an’da “tabut” un faziletine dair şöyle buyurmaktadır:
وَقَالَ لَهُمْ نِبِيُّهُمْ إِنَّ آيَةَ مُلْكِهِ أَن يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ آلُ مُوسَى وَآلُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ
الْمَلآئِكَةُ
“Peygamberleri onlara (şunu da) söyledi: “Onun hükümdarlığının gerçek alameti, size Tabut’un gelmesidir ki, içinde Rabbinden bir ferahlık, Musa ailesinin ve Harun ailesinin geriye bıraktıklarından (kutsal) bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler taşıyacaktır.” (Bakara 248)
Bu ayetin anlatmak istediği şudur ki bu tabut Beni İsrail’in elinde bulunmaktaydı. Onun içindeki eşyalarla Allah’a tevessül eder ve ondan yardım isterlerdi. Bizim anlatmak istediğimiz teberrük de, işte tam olarak budur. Allah -celle celâluhu- bu tabutun içinde neler olduğunu bize açıklamıştır.
İbni Kesir, Kurtubi, Suyuti ve Taberi gibi müfessir ve tarihçilerin anlattıklarına göre
وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ آلُ مُوسَى وَآلُ هَارُونَ
“Musa ve Harun ehlinin bıraktıklarından bir tereke” (Bakara, 248) ayeti kerimesinde bahsedilen tereke, Musa -aleyhisselâm-’ın asası ve elbisesinden bir parça, Harun -aleyhisselâm-’ın elbise ve çarıkları, bir kap ve Tevrat’ın levhalarıdır. Bu açıklamalar ile ilgili İslam âlimlerinin kitaplarına müracaat edilebilir.
Bu ayeti kerime, salih insanların eşyalarıyla tevessül edilebileceği, onları saklayıp muhafaza ederek bu eşyalarla teberrük edilebileceğine delalet eder.
Salih bin Dirhem’den nakledilir: “Biz hac için yola çıkmıştık. Adamın biriyle karşılaştık bize: “sizin yolunuz üstünde ‘Eble’ adında bir belde var mı?”diye sordu. Biz de “evet” diye cevap verdik. O da bize: “Sizden birisi bana, Aşşar mescidinde iki ya da dört rekât namaz kıldıktan sonra “Bu namaz Ebû Hureyre içindir” demeye söz verebilir mi?” diye sordu ve şöyle devam etti: “Ben dostum Ebû Kasım -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle söylediğini işittim:
إن الله عز وجل يبعث من مسجد العشار يوم القيامة شهداء لا يقوم مع شهداء بدر غيرهم
“Muhakkak ki Allah -celle celâluhu- kıyamet gününde Aşşar mescidinden şehitler gönderecektir ki Bedir şehitleri seviyesine onlardan başka hiç kimse erişemez”
Ebû Davud bu rivayeti yaptıktan sonra: “Bu mescid nehirin bitşiğindedir” izahını yapmıştır.[53]
Büyük muhaddis allame şeyh Halil Ahmed Sehernefuri “Bezlü’l-Mechud Şerhu Süneni Ebi Davud” adlı eserinde: “Bu hadiste, bedeni ibadetlerin sevaplarının başkasına hediye edildiğinde yerine ulaştığına, veli ve mukarreb kulların ziyaret edilip onlarla teberrük edilebileceğine delil vardır” demektedir.[54]
Allame muhaddis şeyh Ebû’t-Tıb “Avnu’l-Mabud” adlı eserinde: “Aşşar mescidi içinde namaz kılınarak teberrük edilen meşhur bir mescittir” demektedir.[55]

m. İbni Teymiye’nin teberrük hakkındaki görüşü
Birçok Müslümanın “Biz Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bereketi hâsıl olsun diye böyle yapıyoruz” ya da “onun -sallallahu aleyhi ve sellem- bereketi bizimledir” gibi şeyler söylediklerini duyarız.
Şeyhülislam İbni Teymiye bu durumdan sual edildiğinde şu açıklamayı yapmıştır:
“Bir kimsenin “Ben falan adamın bereketi için bunu yapıyorum” ya da “O buraya geldiğinden beri bir bereket hâsıl oldu” gibi ifadeler kullanması bir açıdan doğru bir açıdan yanlıştır. Bu sözler “Bu zat bizi doğru yola ulaştırmış, bize hakkı öğretmiş, iyiliği emretmiş ve kötülükten sakındırmıştır. Ona tabi olmak ve sözünü dinlemenin bereketiyle birçok hayırlı şey hâsıl olmuştur” anlamında kullanılıyorsa, Medine ehlinin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- geldikten sonra ona iman ve itaat edip bereketlenmeleri gibi anlaşılır ki, o zaman bu söz doğrudur. Sahabe bu vesileyle, dünya ve ahiret saadetine nail olarak büyük bir bereket elde etmiştir. Bu açıdan her müminin, ona iman ve itaat etmesiyle dünya ve ahretin iyiliklerinden yalnız Allah’ın bildiği nicelerine nail olmalarını kastederek resulün bereketiyle bereketlendiklerini söyleyebiliriz. Eğer bu sözlerle “Onun duası ve salih bir insan olması sebebiyle Allah bizden şerri defetmiş, bize rızık ve yardım ihsan etmiştir” anlamı kastedilmekte ise, aynı diğer mana gibi bu da doğrudur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in buyurduğu gibi:
هل تنصرون وترزقون إلا بضعفائكم بدعائهم وصلاتهم وإخلاصهم
“Sizler ancak içinizdeki zayıfların duaları, namazları ve ihlâsları sebebiyle yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz. Kâfir ve facirlere gelecek azap, aralarında bulunan azabı hak etmeyen müminler yüzünden geri çevrilebilir.
(…) لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَاباً أَلِيماً وَلَوْلَا رِجَالٌ مُّؤْمِنُونَ وَنِسَاء مُّؤْمِنَاتٌ
“Eğer (Mekke’de) kendilerini henüz bilemediğiniz (imanını gizleyen) mü’min erkeklerle, mü’min kadınlar olmasaydı(…)Eğer onlar (Mekkeli mü’minlerle kâfirler) seçilip ayrılsalardı, onlardan inkâr edenleri (ellerinizle) elbet acıklı bir azap ile azaplandırırdık.” (Fetih 25) ayeti kerimesi buna delalet eder. Mekke’de eğer kâfirler arasında zayıf müminler olmasaydı Allah muhakkak kâfirlere azap ederdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurmuştur:
لولا ما في البيوت من النساء والذراري لأمرت بالصلاة فتقام ثم انطلق معي برجال معهم حزم
من حطب إلى قوم لا يشهدون الصلاة معنا فأحرق عليهم بيوتهم
“Eğer ki evlerde kadınlar ve onların çocukları olmasaydı. İnsanlara namazı kılmalarını emreder sonrada yanımda ellerinde odunlar taşıyan adamlarla evlerine gider ve namaza iştirak etmeyenlerin evlerini yakardım.”
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- hamile bir kadının çocuğunu doğurana kadar recmedilmesini ertelemiştir.
Mesih –aleyhisselâm-:
وَجَعَلَنِي مُبَارَكاً أَيْنَ مَا كُنتُ
“Nerede olursam olayım beni mübarek kılmıştır” (Meryem 31) demektedir. Allah’ın veli ve salih kullarının bereketinden, insanları Allah’a itaate davet etmeleri ile onlara faydalı olmaları, insanlara dua etmeleri ve onlar sebebiyle oraya inen rahmet ile defedilen azap kastediliyorsa, evet böyle bir şey doğrudur. Birisi bereketle bunu kastediyorsa doğru söylemiş olur ve bu bir hakikattir.
Bu söz batıl ve yanlış bir anlamda da kullanılabilir. Şöyle ki; eğer bir beldenin ehli Allah’a itaat etmese de o belde de metfun bulunan falan kişi yüzünden Allah’ın onları gözettiğine inanıyor ve mahlûkatı Allah’a ortak koşuyorsa bu büyük bir cehalettir. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-, Âdemoğlunun efendisi olmasına ve Medine’de metfun bulunmasına rağmen Medine ehli öldürülme, yağmalanma ve sadece Allah’ın bilebileceği bin bir korku ve musibet yaşamıştır. Zira Medine ehli Hulefayı raşidin’den sonra bunları hak edecek birçok işler yapmışlardır. Bu musibetler raşid halifeler döneminde halkın iman ve takvalarıyla defedilmiştir. Zira halifeler onları sürekli takvaya çağırıyorlardı. Onların raşid halifelere itaat etmeleri, halifelerin de onlarla beraber amel etmeleri bereketiyle, Allah onlara yardım edip desteklemişti. Halil -aleyhisselâm- de Şam’da metfun bulunmakta fakat daha yüz yıl kadar önce Hıristiyanların orayı işgal ettiğini ve halkının sıkıntılar içinde kaldığını biliyoruz. Hayattakiler Allah’a isyan ettikleri halde ölülerin onlardan kötülüklerin def’ine sebep olabileceklerini kim iddia ederse o yanılmaktadır. Bir şahsın bereketinin, Allah’a ortak koşan, Allah ve Resulü’ne itaatten uzaklaşan birisine fayda verebileceğini kim düşünebilir? Bir insanın Allah ve Resulü’ne itaat etmediği halde bir başkasına secde etmek ve onun yanında yer öpmek ile saadete kavuşacağını zannetmek gibi bir şeydir bu. Sırf ona olan muhabbeti ve intisabı sebebiyle onun kendisine şefaat edeceğini ve cennete gireceğini düşünmek, kitap ve sünnete muhalif olup inanılması asla caiz olmayan bir takım müşrik ve ehli bidat hallerindendir.[56]

n. İmam Ahmed ve hafız Zehebi’nin teberrük hakkında ki görüşleri
Abdullah bin Ahmed şöyle söylemektedir:
“Ben babamı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ait bir kılı öperken görmüştüm. O kılı gözlerine sürdüğünü ve suyun içine koyarak o sudan içerek şifa dilediğini de gördüğümü zannediyorum. O, suyun daha güzel olacağı düşüncesiyle Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ait büyük bir kabı yıkayarak, artık suyu içmişti. Onun zemzem suyundan da şifa beklediğini gördüm, onu ellerine ve yüzüne sürmekteydi.”
Ben –Zehebi- diyorum ki: “İmam Ahmed’i inkâr edip beğenmeyenler neredeler acaba? Abdullah bir gün, Allah resulünün minberi ve hücreyi nebi ile teberrük edenlerin halinden sormuş, İmam Ahmed de: “Ben bunda bir sakınca görmüyorum” diye cevap vermiştir. Allah haricilerin ve bidatçilerin görüşlerinden bizleri ve sizleri muhafaza etsin.”[57]
Bu rivayetler ve hadisi şeriflerden anlaşılan o dur ki, nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisi ile ya da ona ait olan herhangi bir şey ile teberrük etmek ‘merfu’ bir sünnet olup teşvik edilen meşru bir ameldir. Sahabeyi kiramın -radıyallâhu anhum- uygulamaları, nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bunu onaylamaları, kimi zaman işareten kimi zaman da açıkça bu uygulamaları teşvik etmeleri, teberrük meselesini ispat etmeye yeterlidir.
“Böyle bir uygulamaya Sahabeyi kiramdan İbni Ömer -radıyallâhu anh-’dan başka kimse önem göstermemiş ve iltifat etmemiştir, İbni Ömer’e hiçbir sahabe bu hususta muvafakat etmemiştir” diye iddia edenlerin yalan söylediklerini naklettiğimiz bu rivayetlerle rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Böyle bir iddia, cehalet, yalancılık ve gerçeklerin üstünü örtme çabalarından kaynaklanabilir. İbni Ömer’den başka birçok sahabe teberrük meselesine ihtimam göstererek uygulamışlardır. Raşid halifeler -radıyallâhu anhum- başta olmak üzere Ümmü Seleme, Halid bin Velid, Vaile bin el-Eska, Seleme bin el-Ekva, Enes bin Malik, Ümmü Süleym, Üseyd bin Hudayr, Sevad bin Gaziye, Sevad bin Amr, Abdullah bin Selam, Ebû Musa, Abdullah bin Zübeyr. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kölesi Sefine, Ümmü Habibe’nin hizmetçisi Bereket, Malik bin Sinan, Esma binti Ebûbekir, Ebû Mahzure, Malik bin Enes ve onun Said bin Müseyyeb ile Yahya bin Said gibi Medineli hocaları teberrük etmişler ve bu hususa ehemmiyet vermişlerdir.
KAYNAKLAR
[1] Bir kimseye olan muhabbetten dolayı, o kimseye gösterilen tazim, ona ait olan eşyalara, onun yaşadığı yerler ve geçtiği yollara karşı gösterilen özel ihtimam ve bu mekânları ziyaret etmek gibi eylemler, çoğalma, artma ve hayır anlamlarına gelen bereket kökünden türeyen, hayır ve bereket ummak anlamına gelen ‘teberrük’, kelimesiyle ifade edilmiştir. Üstadın da ifade ettiği gibi teberrük, o zata duyulan muhabbetten dolayı, o zatın Allah’a vesile edilmesinden başka bir şey değildir. (Ç)
[2] Heytemi şöyle demiştir: “Bu rivayeti Taberani yapmış, Ebû Ya’la da benzer bir nakilde bulunmuştur. Ravileri sahih ravilerdir. Cafer birçok sahabiden hadis dinlemiştir ama Halid’den dinleyip dinlemediğini bilmiyorum.” “Mecmau’z-Zevaid 9/349. İbni Hacer’de “Metalibu’l-Âliye” 4/90 de zikretmiş ve orada Halid’in “yüzümü hangi yöne döndürdüysem oranın fethini nasip etmiştir” ifadesini nakletmiştir.
[3] Taberani rivayet etmiş ve ravileri güvenilirdir demiştir.
[4] Buhari “şartlar kitabı” “Cihadın şartları babı”
[5] İbni Hacer “Fethu’l-Bari”
[6] Nesai rivayet etmiştir. “Mişkat” da zikredilmektedir 716. hadis
[7] Buhari “Libas kitabı” “Yaşlılıkta zikredilenler babı”
[8] İbni Hacer “Fethu’l-Bari” 10/290
[9] El-Ayni “Umdetü’l-Kâri Şerhi Sahihi’l Buhari” 22/49
[10] Aynî “Umdetü’l-Kârî” 8/230–1
[11] Buhari “İstizan kitabı” “onun yanlarında kaylüle yaptığı kişiler babı”
[12] İbni Hacer “Fethu’l-Bari” 11/2
[13] İbni Asakair Ebû Leyla (r.a)’dan benzer bir rivayette bulunmuştur. “Kenz” de bu şekilde gelmiştir. 7/301. Biz diyoruz ki: Ebû Davud ve Taberani’nin Üseyd bin Hudayr’dan benzer bir rivayet yapmışlardır “Kenz”de bu şekildedir 4/43
[14] İbni Kesir “el-Bidaye ve’n-Nihaye” 4/271
[15] “Kenzü’l-Ummal” 15/91
[16] İbni Sad “Tabakat” 3/516
[17] Zaferan ve birkaç farklı ottan teşkil edilen bir koku
[18] Urcun üzüm salkımlarının ağırlığından aşağı sarkan dal demektir. (ç)
[19] “Kenz” 7/302. Bagavi de benzer bir rivayet yapmıştır. “İsabe” 2/96 böyle bir rivayet vardır.
[20] Kastallani “Mevahibü’l-Ledünniye” 1/297
[21] “İsabe” 2/31. Hakim 3/554. Taberani de benzer bir rivayet yapmıştır. Heytemi “Mecma” 8/27 da der ki: “Taberani ve Bezzaz bu hadisi kısaltarak rivayet etmişlerdir. Bezzaz’ın ravileri Hüneyd bin Salih dışında sahih ravilerdir. O da sika ve güvenilirdir.
İbni Asakir, Ebû Asım’ın da sözünü beraber naklederek “Kenz”deki gibi benzer bir rivayette bulunmuştur.
Başka bir rivayette şöyle gelmiştir: “Ebû Selma demiştir ki: Herkes İbni Zübeyr’deki kuvvetin Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kanının kuvvetinden olduğunu düşünüyordu.”
[22] Ebû Nuaym “Hilye” 1/330
[23] İbni Asakir Selman’dan kısaltarak benzer bir rivayette bulunmuştur. Ravileri sika ve güvenilirdir. “Kenz”de 7/56 aynı şekildedir. Darukutni de “Sünen”de benzer bir rivayet yapmıştır.
[24] Hafız Kastallani’nin “Mevahib” 1/284 adlı eserinde de bu şekilde geçmektedir.
[25] Heytemi “Mecma” 8/27 da demiştir ki Taberani’ni ravileri sika ve güvenilirdir.
[26] Heytemi “Mecmau’z-Zevâid” 8/27.de şöyle demiştir: “Bu hadisin mevzu olduğunda ittifak eden kimselere rastlamadım.”
[27] Hafız Kastallani “Mevahibu’l-Ledüniye” 1/284
[28] İbni Hacer “et-Telhısi’l-Habir fi Tahrici Ehadisi’l-Kebir” 2/32
[29] Suyuti “Şerhü Süneni’n-Nesai” 1/32
[30] Buhari
[31] Taberani zikretmiştir. Senedinde bulunan ber bin Zeyd, sadece Abdülkerim Cevzi’nin rivayette bulunduğu birisidir. Ahmed onu zayıf bir ravi olarak kabul etmemiştir.
[32] Heytemi der ki: Taberani rivayet etmiştir. Senedinde Abdülmelik Kari bulunmaktadır ki ben onun hakkında bir şey bilmiyorum. Senedindeki diğer ravileri sika ve güvenilirdir. “Mecmau’z-Zevaid” 8/42
[33] Ebû Nuaym “Hilye” 9/306
[34] Buhari “Edeb’l-Müfred” s:144
[35] İbni Sa’d “Tabakat” 4/39
[36] Buhari “Edebü’l-Müfred” s:144
[37] Buhari “Edebü’l-Müfred” s:144
[38] İbni Hacer “el-Metalibü’l-Aliye” 4/111. Heytemi der ki: “Bu rivayeti Ebû Yala yapmıştır. Abdullah bin Ebûbekir el-Makdemi dışında ravileri sahihtir. Abdullah ise sika ve güvenilirdir.” “Mecmau’z-Zevaid” 9/325
[39] Müslim “Libas ve Zinet Kitabı” 3/140
[40] Taberani. Senedinde Eyüp bin Sabit el-Mekki vardır ki Ebû Hatem onun için “hadisi alınmaz”(la yuhmelü) demektedir. “Mecmau’z-Zevaid” 5/165
[41] Beyhaki, Darukutni, Ahmed, İbni Hıbban ve Nesai bu hadisin manasına gelen rivayetlerde bulunmuşlardır.
[42] Buhari “Kitab ve Sünnete Bağlılık Kitabı” Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i anmak ve ilim ehlinin ittifakına teşvik babı”
[43] Nesai 3/243
[44] Taberani “Kebir”de zikretmiştir. Ebû Yala’da rivayet etmiştir. “Mecmau’z-Zevaid” 4/111
[45] Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile teberrük etmenin caiz olduğunu gösteren bu rivayetler onunla yapılan teberrük ile ondaki bereketin başka kimselere de geçebileceğine delalet etmektedir.Ona -sallallahu aleyhi ve sellem- dokunan eli öpmek, onun içtiği kaptan ya da ağzının deydiği kırbadan içmek, onun elinin deydiği dirhemler, giydiği cübbe, namaz kıldığı yer ve ayak bastığı yerlerle teberrük etme istekleri sahabenin bu bereketi elde etmek için ne kadar hırslı olduklarını ve çaba gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Bunların hepsini geride izah etmiştik. Burada, bereketin O’nun -sallallahu aleyhi ve sellem- mübarek bedeninden başka nesnelere de geçiyor olmasına açık deliller vardır. İster zaman ister mekân olsun her şey onunla bereketlenebilmektedir. Utban bin Malik’in kendine namazgâh olarak kullanmak için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den evinde namaz kılmasını istemesi, buna açıkça delalet eden rivayetlerden biridir.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bereketini seven ve arzulayanlar, Muhammed Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem-’nın namaz kıldığı mekândaki bereketi Allah’tan istemekten başka bir anlam atfetmezler. Onun -sallallahu aleyhi ve sellem- bulunduğu bir mekân ile teberrük etmenin bundan başka bir anlamı yoktur.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’nin bereketini istemeyen ve bundan hoşlanmayanlar ise, bu rivayetlerin anlatmak istediği manaları bir takım fasit ve sapkın te’villerle reddetmeye çalışmışlardır. Yaptıklarından Allah’a sığınırız.
Zamanını âlimlerinin hocası Allame muhaddis fakih imam Nevevi’nin bu hadise yaptığı açıklamayı can kulağıyla dinleyin: “Utban’ın bu hadisinden birçok faydalı sonuca ulaşmaktayız. Salih insanlarla ve onlara ait olan eşyalarla teberrük ederek, onların namaz kıldıkları yerlerde namaz kılarak onlardaki bereketi elde etmeye çalışmalıdır.” “Şerhu’l-Müslim ” 5/161
İmam hafız İbni Hacer “Fethu’l-Bari fi Şerhi Sahihi’l-Buhari” adlı eserinde şöyle demektedir: “Ev sahibi kişi onun namaz kıldığı yer ile bereketlenebilme umuduyla evinde bu iş için tahsis ettiği bölgede namaz kılması için nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i davet etmiştir.” “Fethu’l-Bari” 1/518
Ayni’nin “Umdetü’l-Kari” ve Şeyh Sıddık Hasan Han’ın “Avnu’l-Bari” adlı eserlerine de bakılabilir.
[46] Kazı iyaz “eş-Şifa” 2/83
[47] Molla ali el-kari “şerhu’ş-şifa” 3/518
[48] İbni teymiye “iktizau’s-sırati’l-müstakim” s:367
[49] Buhari bunu uzun uzadıya zikretmektedir “cenazeler kitabı” “nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ‘nin kabri hakkında varit olanlar babı” bir de “sahabenin faziletleri kitabı” “biat kıssası babı”
[50] Ez-Zehebi “Mucemu’ş-Şuyuh” 1/73–4
[51] Müslim “Zühd Kitabı” zulme uğrayanların yurtlarına ağlayarak girilmesi babı”
[52] Nevevi “Şerhu’l-Müslim” 18/112
[53] Hatip Tibrizi “Mişkatü’l-Mesabih” 3/5434
[54] Sehernefuri “Bezlü’l-Mechud” 17/225
[55] Azim Abadi “Avnu’l-Mabud” 11/422
[56] İbni Teymiye “Fetava” 11/113
[57] Zehebi “Siyerü Alami’n-Nübela” 11/212

ŞEYH MUHAMMED ALEVİ (K.S.) HAZRETLERİNİN MEFAHİM ADLI ESERİNDEN ALINMIŞTIR.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*