Dünyaya Karşı Zühdün Fazileti Dünyalığa Düşkünlüğü Azaltmaya Teşvik Ve Fakirliğin Üstünlüğü

Âyetler

1. “Dünya hayatının durumu, ancak gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insan ve hayvanların yediği bitkiler o su sayesinde gürleşip birbirine girmiştir. Yeryüzü zinetini takınıp süslendiği ve halkının da onun üzerinde kendilerini güçlü sandığı bir sırada, geceleyin veya gündüzün emrimiz o yere gelir de, bir gün önce hiçbir güzellik ve süsü yokmuş gibi, onu kökünden biçilmiş duruma getiririz; işte böylece iyi düşünen bir topluluğa âyetleri bir bir açıklıyoruz.” Yûnus sûresi (10),
Dünya hayatı, ebedî olan âhiret hayatıyla kıyas edilince, bir süre akıp sonra kesilen, tehlikesi az, toza toprağa karışıp giden yağmur suyu gibidir. Fakat bu su sayesinde bir takım bitkiler yetişir; insanlar ve hayvanlar onlardan yararlanır ve hayatlarını devam ettirirler. İnsanoğlu da dünyada yaptığı iyi ve kötü işler sayesinde cenneti veya cehennemi kazanır. Dünyada ebedî kalınması söz konusu değildir. O halde dünya hayatı bir imtihandan ibarettir, çünkü her imtihan geçicidir. İmtihan sonunda elde edilecek başarı, ona tam hazırlıklı olmakla sağlanır. Dünya hayatını Allah ve Resulünün gösterdiği doğrultuda geçirenler bu imtihanı başarırlar.

Dünyaya kapılıp kalmamak, ona gönül bağlamamak zühd diye isimlendirilir. Âhiret mutluluğunu elde edebilmek için, dünyaya ve dünyalığa kapılmamak gerekir. Bunun anlamı, dünyalık mal ve mülke sahip olmamak değil, sahip olduğu malın ve mülkün geçiciliğini ve onların gerçek sahibinin Allah olduğunu bilmektir. Çünkü çalışıp çabalamak, dünyadaki rızkını kazanmaya gayret etmek, başkasına el açmamak, kimseye muhtaç olmamak, elinin emeğiyle geçinmek gibi çok asil ve soylu prensipler, dinimizin önemli emirleri arasında yer alır. Âyette ifâde buyurulduğu gibi, dünyanın bütün nimetleri, süsleri, zinetleri bir anda yok olabilir. Gerçek bir mü’min bunu hiçbir zaman aklından çıkarmaz.

2. “Onlara dünya hayatının neye benzediğini söyle! Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir suya benzer ki, onunla yeryüzünün bitkileri gelişip birbirine karışır ve sonunda rüzgarların savurup uçurduğu kuru bir çöp kırıntısı haline döner. Allah, her şeyi meydana getirmeye gücü yetendir. Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ebedî kalacak iyi işler ise Rabbinin katında hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.”Kehf sûresi (18)

Bir önceki âyette de geçtiği gibi, Cenâb-ı Hak tarafından dünya hayatının gökten inen suya benzetilmesi, pek çok hikmeti ifade etmektedir. Bunlardan bazılarına yukarıda işaret edilmişti. Gökten inen yağmur suyu, bir yerde karar kılmaz ve sürekli olmaz. Dünya hayatı da her zaman bir kararda ve devamlı değildir. Yağmur suyu hep aynı durumda kalmadığı gibi, dünya hayatı da belli bir şekilde durmaz. Su nasıl kalıcı olmayıp gidici ise, dünya hayatı da öyledir. Suyun sel haline geleni nasıl zararlı ise, dünya hayatının aşırılıkları ve sapkınlıkları da zararlı ve insanı helâk edicidir.

İnsanın sahip olduğu zenginlik ve servet, oğullar ve torunlar dünya hayatının süsüdür. Mal ve servette güzellikler ve faydalar vardır; oğullar da bir insan için güç ve kuvvet belirtisidir. Fakat nasıl dünyanın bütün güzellikleri geçici ise bunlar da geçicidir. Bunlara kapılıp kalmamak gerekir. Fakat insanın bu kısa dünya hayatında işlediği güzel amellerin sevabı ve karşılığı ise sürekli olup âhiret mutluluğunun vesilesidir. Bu sebeple, malın, mülkün ve çocukların çokluğuyla öğünmek yerine, iyi ve güzel işleri çoğaltmak, sevabı kalıcı olan işler yapmak tavsiye edilmiştir. Çünkü dünyadaki mal ve servet, insanın elindeki her şey tükenir, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan güzel işlerin hayrı ve sevabı ise kalıcıdır. Nahl sûresi (16),

“DOĞRU ZÜHD” ANLAYIŞI

Zühd üç harfden meydana gelmektedir. Ze harfi, ziyneti terketmek demektir. He harfi, heva-i nefsi terketmektir. Dal harfi ise dünyayı terketmektir.

Zühdün üç şekli vardır. Birincisi farz olan zühd, haramı terketmektir ki, bu avamın (halkın) zühdüdür. İkincisi fazilet olan zühd, helal olan şeylerden fazla olanı terketmektir ki, bu havasın (seçkinlerin) zühdüdür. Üçüncüsü ise, selamete götüren zühdtür ve Allah’tan alıkoyan meşgaleleri terketmektir ki, bu da ariflerin zühdüdür. (AHMED BİN HANBEL)

Zühd üç şeyle olur; başa gelen musibete sabretmek, fakirliği tercih etmek, hiçbir şekilde dünyayı talep etmemek. Zühdün esası, önce elde mevcut şeylerin sevgisini kalpten atmak, sonra da kalbinden çıkardığı bu şeyleri elden çıkarmaktır. Bu, elinde olan şeylerin yok edilmesidir. Bu ise, dünyanın onun nazarında basitleşip gözünde küçüldüğü için dünya malını değersiz, hakir ve az görmesi ile olur. Böylece kulda zühd hali tam olarak gerçekleşir.

Zühd, insanın fıtri duygu ve ihtiyaçlarını göz ardı etmeksizin, dünya ve nimetlerini çirkin, kötü ve sevimsiz görmeksizin, dünyadan el-etek çekmeden, ruhbanlığı çağrıştıran inziva hayatına rağbet etmeden, meşru yoldan mal-mülk sahibi olmak için çalışmak, başkalarına muhtaç olmamak, günahlar konusunda uyanık davranarak haramlardan kaçınmak, sosyal hayatın içerisinde kalınarak topluma hizmet sunan, üretken, katkı sağlayan bir anlayışa sahip olarak dünya ve nimetlerinin geçici ve emanet olduğu bilinci ile hareket etmek, dünyayı putlaştırmamak, maddenin kölesi olmamak, manevi sorumlulukları yerine getirmede hassas davranarak, takva ve ihlâsla dünya hayatını yaşamaktır.

Zühd, taparcasına mala bağlanmamak, her türlü lüks ve israftan uzak, hoş, temiz, rahat bir şekilde Allah’a kulluk görevlerini yerine getirebilecek siyasal, sosyal ve ekonomik ortam hazırlamak için çaba harcamak; sadece kendisi için değil, toplumu için yaşamak, toplumunu kendine tercih etmek, devletin malını kullanırken bütün Müslümanları göz önünde bulundurarak harcamalarda bulunmak, helal kazanmak, helal harcamak, tüm haramlardan kaçınmak, malını Allah yolunda seve seve harcamak, islamın sosyal güvenlik emirlerini bütünüyle yerine getirmek, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, Allah yolunda mal ve canı ile cihad etmek, özet olarak; İSLAM’I, DÜNYA VE TOPLUMDAN SIYRILARAK DEĞİL, DÜNYA HAYATININ VE TOPLUMUNUN İÇİNDE YAŞAMAYA ÇALIŞMAKTIR…

Zühdü anlamaya çalıştıktan sonra, şimdi de zühdü yaşayan kimseyi, yani zahidi ve özelliklerini tanıyalım…

Yahya bin Muaz’a, “zahidin özellikleri nedir?” diye sorulunca, şu cevabı verdi:

—“Zahid; yiyeceği bulduğu şey, yatacağı vardığı yer, elbisesi avretini örten libası, dünya zindanı, fakr (Allah’a muhtaç olma) dayanağı, halvet meclisi, şeytan düşmanı, Kuran arkadaşı, yüce Allah her halükarda yöneldiği zat, zikir yoldaşı, zühd yakını, hikmet silahı, sükût kelamı, ibret almak düşüncesi, ilim önderi, sabır yastığı, yakin dostu, nasihat pek düşkün olduğu şey, sıddik zevat kardeşleri, akıl delili, tevekkül kazancı, amel meşguliyeti, ibadet mesleği, takva azığı, iyilik etmek âdeti, marifet yardımcısı, tevfik desteği, hayat yolculuğu, günler hayatının merhaleleri, cennet varacağı yer, Allah Teala’da dayanağı olan kimsedir.”

Zahid bir şeye sahip olmayan demek değildir. Asıl zahid, malın-mülkün kendisine sahip olmadığı kimsedir.

Beş şey zahidlerin ahlakındandır; helale şükretmek, harama karşı sabretmek, ne zaman vefat edeceğini önemsememek, dünyayı kimin elde edip yediğine kulak asmamak, fakirle zenginin yanında aynı olması.

Gerçek zahid, dünyayı ne kötüler, ne de metheder. Ona iltifat etmez. Dünya kendisine yöneldiğinde sevinmediği gibi, ondan uzaklaştığında da üzülmez.

Zahidin Allah dışındaki her şeye karşı zühdü elde etmek için şu merhalelerden geçmesi gerekmektedir;
1- İnsanların elindekilerine karşı zühd.
2- Dünyaya karşı zühd.
3- Hal, söz ve fiillerde zühd.
4- Makamlar, ilhamlar ve tasarruflarda zühd.

— Yahya bin Muaz’a, “insan ne zaman zahid olur?” diye sorulduğunda, “Dünyayı takip edenin dünya hırsı ne kadarsa, onun da dünyayı terk etmeye hırsı o kadar olduğunda” cevabını verdi.
Zühd; Kuran’da kelime olarak sadece bir defa geçer. O da Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılıp da bir kervan tarafından bulunması ve onun durumu hikâye edilirken zikredilmektedir. Ayet şöyledir; “Onu (Yusuf’u Mısır’a varınca) düşük bir fiyata, birkaç paraya sattılar. Onlar ona (Yusuf’a) karşı isteksiz idiler.” (YUSUF 20) Ayette geçen zahidin kelimesi daha çok ticari anlamda olup, isteksiz olma, rağbet göstermeme anlamındadır ve ruhani bir manası yoktur. Bu durumda zühdü kelime olarak Kuran’a dayandırmak zordur. Terim anlamıyla da Kuran’da zühdden bahsedilmemiştir. Bununla birlikte geçici şeylere önem vermemek, ahireti dünyaya tercih etmek gibi zühd anlayışının bazı vasıfları Kuran’daki bazı ayetlere dayandırılmıştır. Daha önce söylediğimiz ayetleri ve Ahzab 28-29’u buna örnek verebiliriz. Fethedilen topraklar ve ganimet malları Rasulullah (sav)’in eline geçince, hanımları ondan dünyalık bir şeyler istemiş ve bu durum Allah’ın Rasulünü oldukça üzmüştü. Bunun üzerine Allah Teala şu ayetleri indirerek Rasulullah’ın hanımlarını uyarmış ve bizlere de örnek göstermiştir; “Ey Peygamber, eşlerine söyle: Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzı ile sizi salıvereyim… Eğer siz Allah’ı, Rasulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlalar için büyük bir ecir hazırlamıştır.” (AHZAB 28–29)

Kaynak:Kitabuz-Zühd vel-Ahlak/Ümmü Reyhane

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.