share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İhlas Muhabbet Teslimiyet

0 yorum

Mürşid hakkında ihlasın en düşük derecesi
Müridin, dünya kutuplarla dolu olsa dahi feyiz kapısını ancak şeyhinin açabileceğini ve bütün ibadetlerinin şeyhin bir tek nazarına ( bakışına ) eşit olamayacağına inanmasıdır.

İhlasın En Yüksek Derecesi
Şeyhinin tüm hareketlerinin, sözlerini ve hatta latifelerinin (esprilerinin) nefsi, dünyevi ve uhrevi ( ahiret için) yarar değil, ancak ruhani ve Allah-u Teala’nın ( c.c) rızası için olduğuna inanmasıdır.

Muhabbetin En Düşük Derecesi
Şeyhinin tüm isteklerini kendi isteklerinden daha üstün tutmasıdır.

Muhabbetin ( sevginin ) en yüksek derecesi
Kendi arzularını şeyhinin arzularında yok etmesi, herhangi bir istek belirtmemesidir. Şeyhin bir isteği ve emri olursa onu istemesi, bir şey emretmezse hiçbir dilekte bulunmamasıdır. Öyle hale gelmeli ki onun emri olmadan hiçbir şey yapmamalıdır. Bununla beraber şeyhiyle zahirde kavuşmayı şiddetle istemelidir. Zahirde kavuşunca, manen kavuşmayı yanık kalple şiddetle arzu ederek kendisini yanık kalple şiddete arzu ederek kendisini hiçbir şeyin oyalamasına izin vermemelidir; kalbindeki aşkı hiçbir şey alıkoymasın. Allah- u Teala’ya ( c.c) yaklaştıkça ilahi makamlardan ne kadar uzak olduğunu anlar. Çünkü yakınlığın ve kavuşmanın dereceleri sonsuzdur.

Mürşidine teslim olmanın en düşük derecesi
Müridin kendi üzerinde şeyhinin tasarrufunu ( etkilemesini ) görmesidir. Böylece mürşidinin emri altında olduğunu bilir.

Teslim Olmanın En Yüksek Derecesi
Yok olacağını bilse dahi; dünya ve ahiret yararı olmaksızın duraksamadan şeyhinin emrini yerine getirmesidir. Bununla birlikte beraber olduğu veya daha önce yaşamış olan kardeşlerinin ve sadıkların ibadetlerine bakmamalıdır. Çünkü bu teslimiyeti engeller. Zira teslim olmanın anlamı; “ Her kim silahını efendisinin kapısına asarsa rahat eder” sözünden anlaşılmaktadır. Buradaki silahtan gaye, müridin çalışması ve şeyhinin nazar etmesidir.

İşin gerçeği şu ki; bilgili bir şeyh, müridinden fazla müridini tanır ve nefsinin tedavisinin bilir. Çünkü kamil mürşit,müridini birçok yollarda yürütür ve yetiştirir. Örneğin bazen yalnız rabıta bazen yalnız sohbet bazen yalnız murakabe, bazen yalnız fikir, bazen yalnız cezbe, bazen de bunların birkaçı veya hepsiyle yetiştirir. Sözün özü mürit tam teslim olmazsa, şeyhten yol gösterme ve yetiştirme olamaz. Allah-u Teala ( c.c) ve O’nun Resulü gerçeği daha güzel bilir.

(Şey Fethullah Verkanisi ( k.s) Hazretleri’nin birinci mektubu burada sona erdi. Bundan sonra ki bölüm Şeyh Abdurrahman-ı Tahi ( k.s) Hazretelri’nin Mevlana Halidi Zülcenaheyn Hazretleri’nin ( k.s) halifesi olan Şeyh Muhammen bin Süleyman-ı Bağdadi’nin El Hadikayı Nediye kitabından Şeyh Fethullah Hazretleri’ne yazdırdığı adaplardır. )

Bir mürit mürşidi kamili mükemmeli bulduğunda onunla beraberken ve ayrıyken edebi gözeterek ona malı ve canıyla hizmet etmesi gerekir. Eğer mürit edebe uymazsa feyiz kaçar; nur karanlığa dönüşür ve manevi ayrılık gelir.

Şeyh Taceddin-i Hin-i Nakşibendi’in ( k.s) Naciyetul Kübra isimli eserinde bu konu şöyle açıklanmıştır: “ Bazı şeyhlerin hakkın ancak güzel edebe uymakla ödenebilir. Şeyhe saygıyla davranmak onun hakkını vermek; saygısızlıkta bulunmak ise zarar etmek ve büyük bir kusurdur. Çünkü mürşide manevi babalık hakkı vardır.”

Ben de diyorum ki : Manevi nispet Allah ( c.c) aşıklarının yanında maddi babalıktan daha şereflidir. Bu yakınlık Bilali Habeşi ve Selmani Farisi ( r.a) Hazretlerini Ehli Beyte dahil etti, amcalık bağı olan Ebu Talip de manevi nispetten uzak kıldı.

Şeyh Şerafettin Ömer İbni Farid ( k.s) bu yakınlık için şöyle buyurdu : “ İlahi aşk yolundaki manevi nispet anne ve babanın yakınlığından daha fazladır.”
Mürit gayesinden başka her şeyle ilgisini keserek, nefsini tüm yaratıklardan daha aşağı görmelidir. Kendisi nefsi için hiç kimseden bir hak istememeli, aksine üzerine geçmiş olan kişilerin haklarını ödemelidir. Hal, maka, keramet, fena ve beka gibi isteklerde bulunmamalıdır. Böyle amacı olan nefsine uymuş sayılır. Ayrıca makam ve keşiflere ait kendisinde bir durum oluşursa tek başına karar vermemeli ve buna güvenmemelidir. Kendisini tembelliğe ve aşağılık duygusuna kaptırmamalıdır.

Tarikatın anası edeptir. İnsan Allah (c.c) ancak edeple erişir. Allah’a kavuşamayan da edebe uymadığı için kavuşamaz.

Adab-ı Fehullah – Şeyh Fethullah Verkanisi ( k.s)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*