share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Ashab-ı Kiram (r.a)

0 yorum

Allah Resulü’nün Hadislerde Yer Alan Ashab-ı Kiram Değerlendirmeleri.
Allah Resûlü (sav) ashabını sever ve bizim de onları sevmemizi isterdi.

Ehl-i beytini daha çok sever ve bizim de onları sevmemiz gerektiğini de ifade ederdi. Çünkü onlar Allah Resûlü (sav)’nün bir emanetidir. (Müslim-9015, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mâce-K.S.12/490 v.d.)

Efendimiz (as); sevdiği kimselerin sevdiklerini de severdi.
Onlar hakkında titizlik gösterir, bizim de böyle davranmamızı isterdi. (Tirmizi-8550)
Allah Resûlü (sav), ashabıyla alakalı olumsuzlukların, kişisel bazı kusurların kendisine iletilmesini istemezdi. “Bana kimse ashabımın birinden (canımı sıkacak) bir şey ulaştırmasın. Zira ben onların yanına içim arınmış ve rahat olarak çıkmak istiyorum.” (Ebu Davud, Tirmizi-8005)

Allah Resûlü (sav); insanların en hayırlıların kendi devrinde yaşayanlar (sahabe), sonra onlardan sonra gelenler (tabiin), daha sonra da onlardan sonra gelenler (tebeü tabiîn) olduğunu haber vermiştir. (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Nesei, Tirmizi, İbn-i Mâce-8545, K.S.12/411)

Ashabın değer ve kıymeti çok üstündür. Onlardan birinin yaptığı az bir hayrın, diğer insanlara göre ecri çok fazla olacaktır.

Allah Resûlü (sav) sahabeden pek çok kimseyi cennetle müjdelemiştir. Bu sadece on kişiyle sınırlı değildir. Onlardan bazıları şunlardır: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Sa’d b. Malik, Hz. Abdurrahman b. Avf, Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah (Ebu Davud-K.S.12/420), Hz. Hadice (Buhari, Müslim-K.S.13/34), Hz. Bilal-ı Habeşi, Hz. Rümeysa (Ümmü Süleym) (Buhari, Müslim-K.S.12/424), Cafer b. Ebi Talip (Tirmizi-K.S.12/488), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Tirmizi-K.S.12/492) Hz. Fatıma (Tirmizi-531), Sa’d b. Muaz (Buhari, Müslim, Tirmizi-K.S.12/535), Abdullah b. Selam (Buhari, Müslim-K.S.13/8), Sabit b. Kays (Buhari, Müslim-K.S.13/15), Harise (Buhari, Tirmizi-K.S.13/23)

Cennete ilk girecek olan Resûlullah (sav), ondan sonra da Hz. Ebubekir olacaktır. (Ebu Davud-K.S.12/434) Hz. Ebubekir sahabenin en faziletlisidir. (Buhari-K.S.12/442)

Ashabını önemser, iltifat eder (Tirmizi-8580), onların faziletlerini, hizmetlerini, özelliklerini takdir ederdi. “Allah Ebubekir’i esirgesin! O beni kızıyla evlendirdi, beni hicret yurdu Medine’ye taşıdı, mağarada arkadaşlık yaptı. Bilal’i, para verip azad etti. Allah Ömer’i esirgesin. Acı da olsa hakkı söyler. Hak onu arkadaşsız bırakmamıştır. Allah Osman’ı da esirgesin. Melekler ondan hayâ eder. Allah Ali’yi de esirgesin. Ali nereye dönerse hakkı da onunla beraber çevirir.” (Tirmizi-8572)

Allah Resûlü (sav) Hz. Ebubekir’e “ ‘Atîk: Cehennemden azad edilmiş” diye müjdeledi, ashabı kiram da bu şekilde anmaya başladı. (Tirmizi-8604, K.S.12/433)
Hz. Ömer’e, cin ve insan şeytanlarının kendisini gördüğü zaman korkusundan yolunu değiştirip kaçtığını müjdelemiştir. (Tirmizi-8635)

Zübeyr b. Avvam’ı “Havarim” (Buhari, Müslim, Tirmizi-K.S.12/474), Huzeyfetü’l-Yeman’ı, “ümmetin emini” olarak nitelendirmiş ve sırdaşı olarak kabul etmişti. (Buhari, Müslim-8761, K.S.12/482)

Resûlullah (sav), gördüğü bir rüyada, Hz. Ebubekir’in kendisine, Hz. Ömer’in Ebubekir’e, Hz. Osman’ın da Ömer’ yamandığını görür. (Ebu Davud-K.S.12/424) Bu rüya halife sıralamasını gösteren hak bir rüyadır.

Ashabından, özel başarılar elde edenleri güzel isim ve sıfatlarla vasıflandırırdı.
İslam’a olan samimi inanç ve hizmetinden, parlak hendek fikrinden ve kendisinin akrabasının da olmamasından dolayı Selman (ra)’ı “O bizden, benim ehl-i beytimdendir” (K.S.12/554), Talha b. Ubeydullah’ı, Uhuddaki kahramanlığından dolayı “Talhatü’l-Hayr”, Zü’l-Üşeyne gazvesindeki yiğitliğinden dolayı “Talhatü’l-Feyyâd”, Huneyn günündeki gayretinden dolayı da “Talhatü’l-Cûd” (Taberânî-8725), “yürüyen şehid” (Tirmizi-K.S.12/472), evine gelen Ammar b. Yasir’i, “Merhaba ey Tayyib’el-Mutayyeb: Merhaba ey pâk ve pâklanmış kişi.” (Tirmizi-8817, K.S.12/505), şehid olan Cafer b. Ebi Talip’i “Meleklerle Uçan” (Tirmizi-K.S.12/488), Halid b. Velid’i “Seyfullah: Allah’ın kılıcı” (Tirmizi-K.S.13/25) diye adlandırılmıştır.

Allah Resûlü (sav) savaşlarda büyük gayret gösterenlere şöyle seslenmiştir: “Babam anam sana feda olsun!” Uhud’da Sa’d b. Ebi Vakkas (Buhari, Müslim, Tirmizi-8743, K.S.12/475), Hendek’te Zübeyr b. Avvam için (Buhari, Müslim, Tirmizi-8733) bu ifadeyi kullanmıştır.

Bazı sahabilerine özel durumları hatırlatacak iltifatlarda bulunurdu. Abdullah b. Ümmi Mektum’u gördüğü zaman, bir isteğinin olup olmadığını sorar, cübbesini serer, yanına alır ve şöyle derdi: “Ey hakkın Rabbimin beni azarladığı zat, merhaba!” Bilindiği gibi Resûlullah (sav), bazı insanları İslam’a davet etmekle meşgul olduğu sırada İbni Ümmü Mektum gelmiş ve yeni vahiylerden dinlemek istemişti. Bu konuda ısrarcı olunca da Resûlullah (sav) bundan memnun kalmamıştı. Çünkü o sırada bazı insanlara İslam’ı tebliğ ediyordu. Bunun üzerine Resûlullah (sav)’a sitem eden ayetler (Abese Suresi /1-12) gönderilmişti. (Tirmizi, Muvatta, K.S.-855, 856)

Resûlullah (sav), bazı kimselere özel görüşme talebini geciktirirken bazılarını hemen cevaplandırırdı. Abdullah İbni Mesud kolayca ve hemen izin verilenlerden idi. (Müslim-8836)

Ashab-ı Kiram sevindirici bir haber aldığında, fert veya toplu olarak tekbir getirir,
Peygamber Efendimiz de bir şey demezdi. (Tirmizi-9049)

Ashabına mutedil olmayı, her türlü aşırılıktan uzak durmayı öğütlerdi. (Tirmizi-9049) Ashabından bazı yakınlarının evinde dinlenirdi. Onlar da bundan büyük mutluluk duyarlardı. Bir defasında Ümmü Süleym (ra)’in evine gitmiş, öğle vakti uyumuştu. Resûlullah (sav)’ın terini ve dökülen bazı mübarek kıllarını alıp toplamıştı. (Buhari, Müslim, Nesei-K.S. 15/366)

Ashab-ı Kiram, Resûlullah (sav)’tan gelen bir emre hemen itaat ederdi. Tarla kiralama ile ilgili bir uygulamayı doğru bulmayınca hemen itaat etmiş, “Baş üstüne, dinlemek ve itaat etmek borcumuzdur.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei-K.S.15/197) demişlerdi.

Ancak her şeye rağmen onlar da insandı. Hata ve günah işlemişlerdir. Fakat onlar günahta ısrarcı olmamış, hemen tevbe ederek Allah’a dönmüşlerdir. Bir defasında Resûlullah (sav), Cuma günü hutbe verirken kervan gelmiş, o gürültü ve şamatayı duyan ve alışveriş yapmak isteyen cemaatin önemli bir kısmı hemen camiden çıkmıştı. Ancak ayetle uyarılan ashap hatasını anlamış tevbe etmişti. (Buhari, Müslim, Tirmizi-K.S.4/321)

Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsa da, kardeşlerini kendilerine tercih ederlerdi. Ebu Talha (ra), yemek çok az olduğu için, misafiri geldiği zaman çocuklarını uyutmuş, ışığı söndürmüş ve yemeği ikram etmişti. Misafir doymuş ama kendileri aç kalmıştı. (Tirmizi-K.S.4/315)

Ashabı Kiram’dan, sayısı sınırlı da olsa mürted olup Medine’den ayrılanlar olmuştu. Ancak onların hepsinin de sonu perişan olmuştur. Bu yüzden Kureyşliler şöyle demek zorunda kaldılar: “Allah’a yemin olsun ki, Muhammed’i ashabından hangisi terk etmişse kesinlikle onda hayır yoktur. Hayırlı olan hiç kimse onu terk etmemiştir.” (K.S.- c3. s.432)

Ashap da insandı. İçlerinde farklı anlayış seviyelerinde insanlar vardı.
Zaman zaman sordukları sorularına yeni anlamsız, rahatsız edici boyut eklenince Resûlullah (sav) buna kızdı. Ve minbere çıkarak; “sorun, her sorunuza cevap vereceğim” buyurdu. (Buhari, Müslim, Tirmizi, K.S.-594) Ancak ashap her konuda soru soramaz, ya bir bedevinin ya da çekinmeyecek birinin sormasını beklerlerdi. (K.S.- c. S.460)

Efendimiz (sav)’den…

“Ashabım hakkında Allah’tan korkun, Allah’tan korkun.
Benden sonra onları hedef yapmayın.
Kim onları severse beni sevdiği için sevmiş olur.
Kim onlardan nefret ederse benden nefret ettiği için nefret etmiş olur.
Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur. Kim bana eziyet ederse Allah’a eziyet etmiş olur. Kim de Allah’a eziyet ederse, artık onu cezalandırması yakın olur.
(Tirmizi-8550)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*