Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/nursinne/public_html/wp-config.php:1) in /home/nursinne/public_html/wp-content/plugins/wordpress-mobile-pack/inc/class-wmp-cookie.php on line 50
Aşk ve Feda | Nurşin

share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Aşk ve Feda

0 yorum

Seyda, Hazret, diğer ulemalar ve büyüklerin mektuplarını okuyunca İslam’a farklı bir pencereden bakmışlar. Yani bütünüyle muhabbet aşk, ihlas, teslimiyet çerçevesi içerisinde bakmışlar. Bütünüyle enaniyetten sıyrıldıkları görülebiliyor. Varlık diye bir şey yok. Tevazu ve Üstada karsı teslimiyet had safhada.  İnsan tabi, onların o mektuplarına kendi penceresinden İslam ‘a bakınca kendisinin ne kadar yanlış bir yerden baktığının farkına varabiliyor. Bu kesindir; zira insan ne ile meşgul oluyorsa kalbini ne ile doldurmuşsa dini ve imanı İslamiyet’in kalbini doldurduğu meşguliyet çerçevesinde anlar ve anlatır.

Kalp dünya ile dolmuşsa dünyanın kazuratı, kirliliği içerisinde meseleye öyle yaklaşır, öyle kıyas eder, öyle hayal kurar ve o şekilde insanlara da anlatır. Ama insan hakikaten o büyüklerin hayatlarına bakınca ne kadar yanılgı içinde ve  İslamiyet’ten uzak olduğunun farkına varıyor. Belki okumuşsunuzdur. Seyda-i Taği Gavs-i Hizan’ın vefatından sonra bütün ailesini çoluğunu çocuğunu uzun bir müddet hizmetinde bulunmak maksadı ile oraya götürüyor. Hazretin mektubunda şu ifadeler çok yer almış: Ben o kapının eşiğini öpmenin bana nasip olmasını büyük bir şeref ve izzet bilirim.

Seyda-i Taği, Gavs-ı Hizanın vefatından sonra çocuklarını oraya hizmet etmek maksadı ile gönderiyor kendisi de irşad etmek için Hizan’dan ayrılır, farklı yerlere gider. Kendisine çocuğunuz Mahmut vefat etmiş haberi ulaşıyor. Hizmeti de bırakmıyor. Hemen döneyim yok öyle. Kendi hanımına- Fatıma namında- bir mektup gönderiyor. Fatıma’ya hitap ederken onun büyüklüğünü arz ederken; büyüklüğünü şuna bağlamış: ” Ey büyük Fatıma, ey büyük makamı fethetmiş Fatıma, adeta büyüklük derecesini Gavs-ı Hizan’ın hizmetinde bulunmaktan ötürü kazanmış. Mahmut’un (kendi çocuğuna hitaben) vefat haberi bana ulaştı. Çok müteessir oldum, mahzun oldum. Cenab-ı Allah bu hüzne karsı bizi eşr-ü mükafata gark eylesin.” İşin esası şöyledir, diyor: ” Ey Fatıma sana bir şeyler arz edeceğim, bu söylediğim şey senin çok hoşuna gidecek. Taziye mektubunda bunu arz ediyor; Biliyor musun Mahmut’un vefatının nedeni nedir? Üstadı Azam üstadımızın,  Gavs-ı Hizanın torunu hastadır. Cenab-ı Allah bir sadaka olarak çocuğumuzu aldı, ömrünü ona bağışladı. Allah bir sadaka olarak bize böyle bir ikramda bulundu. Bunu kitap diyor. Madem Cenab-ı Allah bu ikramı bize eyledi. O zaman hamdü sena etmek lazım. Çok şükürdar olmak lazım, Yarabbi bize bu şükrü ihsan ettin diye başını secdeden kaldırmamak lazım.

Mesela farklı bir pencereden bakılırsa; Bir ehli dünyanın nazarıyla meseleye bakılırsa küskünlük hasıl olur. Benim gözbebeğim olan çocuğumun vefatının nedeni üstadım diye küskünlük meydana gelir.  Onların nazarında ise bu olay hayırdır. Cenab-ı Allah’ın büyük bir lütfu ve ikramıdır.

Annem belki arz etmiştir. Seyda(k.s.) evlilik yapmış çoluk çocuğu olmuş. Ama gönlü o kadar üstadına bağlı ki evindekilere bilgi veriyor: Hakkınız benim üzerimde çok; ama benim hakiki maşukum orda ben ordan ayrılamam diyor. Vallahi insanın samimi olması lazım. Tasavvufun üç esası muhabbet, ihlâs, üstada olan teslimiyettir. Bunlar çok önem arz ediyor. Muhabbet kavramını da yanlış algılamamak lazım. Muhabbet beden arzusu, hevesat değildir. Muhabbet kalbidir,Allah nezdinde muhip insan çok kıymetlidir.  Filankes filankese aşık oldu. Muhabbet duydu. O yalan, o değildir. Beden arzusu orada olmaz. Gönül aşkı ayrı bir şeydir. Allah yanında çok makbuldür. Üstada olan muhabbet Hazretin ifadesiyle, rabıta o kadar kıymetlidir ki rabıtayla varılacak nokta Fenafillahtır. Bu kapıyı küçümsemeyin. Rabıtayı küçümsemeyin. Fenafillahtaki olan seviyeniz üstadın rabıtasındaki seviyesine göre karşılanır. Ne kadar ehemmiyet vermişseniz o seviyede kendini gösterir.

Tasavvufta insana gelen elemin lezzet vermesi lazım. Hatta elem lezzetten daha makbuldür. Lezzetin arkasından da istiğfar etmesi icab eder. Yarabbi acaba ben buna layık mıyım? diye. Elem lezzetten bazen mürecceh olması lazım. İnsanın sürekli Allah’a karşı bir talep içerisinde olması en yüksek makamdır. Sürekli acizlik, sürekli noksanlık, sürekli Cenab-ı Allah’ı talep, en yüksek makamlardan bir tanesidir. Talep çok önemlidir.

Hizmete yönelmek Peygamber mesleği olması açısından değeri çok yüksektir. Herkes kendi nezdinde o yüksek olan gayeden kabiliyetince o hissenin bir nebzesini almasına gayret etmesi lazım. Hak ve hakikati anlamak sonra anlatmak, irşad etmek lazım. Ehli tasavvufun, büyüklerin yaptığı irşad, peygamber mesleğidir. O yüksek hisseden herkesin kendi bünyesi kadar, kabiliyetince hissedar olmaya gayret etmesi lazım. Her şey neticesi itibariyle değerlendirilir. Dünyayı sevmenin neticesi hüsranlık ise dünyanın başı her ne kadar lezzetli de olsa zehirdir, öyle görmek lazım. Peygamber(s.a.v) sizler dünyada iken misafir bir insanın  durumu ne ise durumunuzun öyle olması lazım. Dünyaya ilahi bir izinle geldiniz, burada kalıcı değilsiniz. Gurbette olan bir insan nazarıyla, garip olanın gözüyle bakın. Hazretin ifadesiyle; yolda bazı inşalar yapılıyor bazı binalar dikiliyor. Yoldan geçmesi kesin olan bir misafir  hiç o yolda inşa edilen binalara gönlünü bağlar mı, akıl işi mi? Veyahut onların ifadesiyle rüyadasınız ,çok çalıştınız binalar kurdunuz. Biri rüyada size diyor ki bir sabah uyanacaksın zahmet ve meşakkat gördüğün bu şeyler burda kalacak. Sabah çırılçıplak uyanacaksın. Zelil bir şekilde. Dünya da böyle bir şeydir ama Allah için olanlar müstesnadır. Peygamber(a.s.v) dünya içinde yapılan Allah’ın zikri , Allah’ın zikrine ulaştıran vesileler müstesnadır diyor. Hadiste ömrünü dünyaya bağlayan lanetlenmiştir buyuruyor. Ve dünya adeta bir leş ve etrafında dolaşan Allah nezdinde köpek olarak görülüyor. Dünyanın ahirete bakan yönü ,Allah’a bakan yönü de müstesnadır. Ahiretin tarlasıdır. Allah rızası burda elde ediliyor. Verilen kabiliyetler vasıtasıyla cennet burda kazanılıyor. Dünyadaki Allah’ın yarattığı nakşı ,nakkaşını görmek  bu müstesnadır.  Bir şeyler yaratmış Halikini görmek  o çok kıymetlidir.

Hazret; dünya ve ahiret zıt şeylerdir. Dünya dünyaya bakar. Gönül kime verilirse diğerinden mahrumdur. Lakin ahirete yönelen bir insanın dünyası da ardından koşuyor. Bir insan hem dünyanın lezzetinden hem ahiretin lezzetinden ikisinden de istifade etmek istiyorsa Allah’a yönelmelidir.Hazret (k.s.) :’’Dünya ahrete  tabidir. Ahiret dünyanıza tabi olamaz. Lakin dünyanız ahiretinize tabi olursa siz ahirete yönelirseniz dünya arkanızdan gelir. Mücerret dünyanızda bütün enerjinizi orda harcarsanız ahiret nimetlerinden mahrum kalırsınız’’. Delil mi istiyorsunuz? Sadat-ı kiramın hayatı sizin için delildir. Ama dünyanın lezzeti ahiretin lezzetinin yanında hayal gibi sönük kaldığı için ona da meyletmemişler. Cenab-ı Allah büyüklerin bahsettiği akıllı insanlardan eylesin  bizi .Akil insan hem dünyasını hem ahiretini kazanan insandır. Akil insan o büyüklerin gittiği yoldan giden insandır. İnşallah bu manada hizmete çok ehemmiyet vermek ,insanların gönlüne muhabbeti yerleştirmek, irşadı, hakkı ve hakikati yerleştirmek lazım. Bu manada insan inşallah gayret ederse- büyüklerin himmet bereketiyle- insanın kalbinde de futuhati açılır. Allah kabul eylesin din dünyanıza yardımcı olsun.

Yeni Müslüman olmuş Sahabenin biri Muharebeye gider. Muharebede galip olurlar. Ganimet paylaşımı oluyor. Peygamber bir tane ganimeti alır yeni Müslüman olan sahabeye verir. O sahabe: “ Ya Resulallah verilen şu ganimeti kendim için eğer alırsam bir münafıklık alameti olarak görürüm. ” Niye?’’ Peygamber diyor; bu senin  hakkındır. Ya Resulallah ! diyor ;’’Ben ganimet alabilmek için Müslüman olmadım. Ganimet alabilmek için muharebeye katılmadım. Benim derdim ,şurama bir ok saplanıp şehit olup Allah huzuruna çıkıp şu oku ve şehadetimi Allaha arz edip ;Yarabbi senden seni diliyorum,beni sevmeni istiyorum diyebilmek. Kalbimin dileği işte budur.’’

Hazret (k.s.): Ey insan yemek içmek için mi sen insan olarak yaratıldın? Yeme içme olabilmesi için mi ,hevesatımızın arkasında koşabilmek için mi ümmeti Muhammed (a.s.v) olarak yaratıldın? İnsan olmak daha farklı bir şey. Sorumluluğumuz büyük. Mükellefiyetimiz çok büyük. Berzah halinde ki insanlar demiyor mu :‘’Ya ley teni kuntu türaba’’. -Keşke toprak olsaydık-. İnsan olmanın mükellefiyeti fazla. Deliler bu mükellefiyetten mazurdur. Akıllı insan mazur sayılamaz. İnsan vefat ettikten sonra iyiyse Halik şu aşamalardan bahsede: Allah’ın huzuruna çıkarmak maksadıyla iki melaike ona pamuktan ,ipekten bir libas giydirir.Uğradığı her mecliste kendilerine şu arz edilir: Ey melaike ,bu ne güzel bir ruhtur. Ne kadar saf ve temiz bir ruhtur. Bu kimin ruhudur acaba? Melaikeler der ki: dünyada iken filankes şu,şuydu. Çok namaz kılan, çok muhip ,çok aşık, çok oruç tutan, çok abid olan insanın ruhudur. O insana:’’Hey gözün aydın, vazifeniz bitti, zahmet bitti, Allah’ın huzuruna çıkıyorsun.’’denir. Allah’ın huzuruna çıktıktan sonra çok hüsnü kabul ile Allah onu kabul eder. Sonra Münker Nekir’e cevap verebilmek için bir daha kabrine girer. Kötü ruhlu olanlar da her menzile uğradığı zaman ona şu arz edilir:’’ Yahu bu ne kadar kirlenmiş ,habis ,pis bir ruhtur.Ona  sorarlar :’’Sen ne yaptın kendine böyle? Allah seni bu kadar kirlenmiş olarak kabul etmez. Aklın yok muydu ,peygamberler gelmedi mi, ehli velayet gelmedi mi ,sana arz etmediler mi? ‘’diye.O der ki :Vallahi bana arz edildi. Ben kalbimle, aklımla hareket etmedim. Allah’ın huzuruna baş aşağı çıkar.Sonra  Allah onu Münker Nekir’ e cevap versin diye gönderir. Münker Nekir sorarlar: Rabbin ,dinin, peygamberin ,kıblen nedir? O da :Ben bilmiyorum, der. Herkes nasıl söylüyorsa ben de öyle söylüyorum ,der. Her defasında başına çekiç gibi bir şeyle vurulur,diye söylenir. Feryadı  öyle çıkar, insan dışındaki bütün mahlûkat duyar onu,diye anlatılır.

Cenab-ı Allah bizleri affeylesin. Büyüklerin muhabbeti çok önemlidir. Hazret :’’ Kalp ,Cenab-ı Allah’ın feyzinin sürekli  aktığı bir yer olduğu için, insanın bir büyüğün kalbine girmesi şarttır.’’diyor. Sonra da insan , kendisi için bir paye varsa inşallah iman ile onlarla beraber haşr olmaya niyet edebilir. Allah kabul eylesin. Din dünyanıza yardım etsin. Selam söylersiniz ,Allah’a emanet olun inşallah.  ‘’SEYDA MOLLA ALAMEDDİN (K.S.A.) 31 ARALIK NORŞİN SOHBETİ’’

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*