share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Cahiliye Döneminde Siyasi Hayat

0 yorum

CAHİLİYE DÖNEMİNDE SİYASİ HAYAT

II. SİYASI HAYAT

1. İdare Şekli

Araplar, kabileler halinde yaşamakta ve her kabile ayrı bir cemaat Özelliği taşımaktadır. Bundan dolayı Arabistan’da ve Hicaz’da müstakil bir hükümetten bahsetmek mümkün değildir.[80] Kabileler, şeyhler veya reisler tarafindan- idare edilmekte olup, reisler kabilenin büyüğü, malı ve çocuğu çok olan, nüfuzu fazla olanlar arasından seçilirdi.[81]

Bu dönemde reisler hakimiyeti ellerinde bulundurmakla beraber emri altındakilere asla baskı yapmazlar, aksine kabilenin ileri gelenleriyle istişare ederlerdi. Reisler her sınıf halkla konuşurlar, kendisine künyesiyle veya adıyla hitap ederlerdi.

Reis kabile fertleriyle asabiyet bağlarını koparmamak için onlara müşfik davranmaya çalışır. Reisler harp zamanında ordu kumandanı, sulh zamanında hakem görevini yapardı.[82]

Hicaz bölgesindeki idare şekli hakkında daha çok Kusay b. Ki-lab’dan sonraki devre hakkında bilgiye sahibiz. Kusay tarafindan kurulan Darünnedve, Hac için gelenlere ikramda bulunmak üzere Rifade müessesesi için vergi alınması kararlaştırıldı.

Darünnedve, halkın işlerinin görüldüğü bir müessesedir. Buraya yaşı kırk olanlar alınır. Ancak ehliyet ve liyakat sahibi olanlardan yaşı küçük olanlar da girmekteydi. Nitekim Ebu Cehil 30 yaşında, Hâkim b. Hizam 20 yaşında Darünnedve’ye alınmışlardır.[83] Rifade, sikâye, hicabet, liva ve nedve gibi görevler Darünnedve tarafından görülmektedir.

Darünnedve, reis başkanlığında toplanır. Nikah, düğün gibi sosyal hizmetlerin yanısıra orduların tanzimi ve komutanların tayini buradan yapılırdı. Hacıların su ihtiyaçları Sikaye müessesesi aracılığı ile Darünnedve tarafından yürütülürdü.[84] Kabe’nin bakıcılığı olan Hicabet, sancaklık vazifesi olan Liva, cezaların uygulanması olan Diyet, dış temsilcilik olan Sefaret, Darünnedve bünyesinde yürütülen görevler arasındadır.

Darünnedve’de bu hizmetler Kureyş tarafından 10 aileye mensup 10 kişi tarafından yürütülmektedir: Hâşim, Ümeyye, Mahzûm, Cumah, Sehm, Teym, Adiy, Esed, Nevfel, Zühre, kabilelerinden katılan birer kişi “Onlar Meclisi”ni meydana getirmekte-dir.[85]

Bu dönemde davalara reisler veya kadılar bakardı. Ayrıca panayırlarda da önemli davalar halledilirdi. Bu dönemde davaların ispat yolları, Kıyafet ilmi (nesep ve iz bulma), Feraset ilmi (konuşanın ses ve hareketlerinden sözünün doğruluğunu tesbit etme ilmi), Kasâme (elli kişinin bir cinayet konusunda katili bilmediklerine dair veya kendilerinin öldürmediklerine dair yemin etmeleri), kura çekmek ve güvenilir bir şahidin ikrarından ibaret olup, davalar bunlardan biriyle çözüme bağlanırdı.[86] Bunların dışında kuşların uçuşu, gaibden haber almak ve kehânette bulunularak davaların halline çalışılırdı.

Hüküm verilirken kişinin makam ve mevkii dikkate almır, çoğu kez cezaların verilmesine engel teşkil ederdi. Bundan dolayıdır ki Efendimiz(s.a.v.) “Sizden evelki kavimlerin helak olmalarının sebebi şudur: Onların aralarında makam ve mevki sahibi kimselerden biri hırsızlık yapınca hırsıza gereken ceza verilmeyip bırakılırdı. Makam ve mevki sahibi olmayan birisi hırsızlık yapınca hemen cezaya çarptırılırdı” buyurmaktadır.[87]

2. Harpler

îslâm Öncesi dönemde yahudi ve hristiyanlar arasındaki harpler ve ehl-i kitap -putperestler arasındaki çatışmalar, her grubun kendi dinini yayması ve o bölgede hakimiyetin sağlanması amacına matuftur. Güçlü olanın zayıfı ezmesi, kabileler

arasındaki harplerin devam etmesine sebep teşkil ediyordu. Hılfu’l-Fudûl adı verilen andlaşma bu noksanlığın telafisi için atılmış önemli adımlardandır.[88] Ayrıca Mekke’deki kabileler arasında meydana gelen Ficar harpleri ve Medine’deki Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki Buâs harbi ve benzeri harpler kan gütme örfünden ve suçlunun tüm kabile tarafından korunması adetinden doğmuştur.[89] Çoğu harplerden önce andlaşma sağlanamayınca, bütün kabile fertlerinin kan dolusu bir kap içine ellerini sokup yemin etmeye ve kanları yalamaya ahdettikleri de görülmektedir.[90]

islâm öncesi Arabistan’da kabilelerin hazır orduları olmadığı gibi, asker sayıları 3000’den fazla orduları da mevcut değildi. Orduda harp malzemeleri olarak ok, mızrak, kılıç, at, kalkan, zırh, miğfer kullanılırdı.

Cahiliye döneminde kadınlar da harbe çıkarlardı. Cahiliye dönemi harplerinin bir devamı niteliği taşıyan Uhud harbinde de müşrik kadınların harbe katıldıklarını görüyoruz.[91]

Harbe sancak sağlanarak iştirak edilir, şâir ve hatiplerin ileri gelenleri vasıtasıyla harbe teşvik edilir ve er dilemek suretiyle harbe başlanırdı.[92] Bu dönemde harplere uzun süre devam edilmezdi. Muhasara şeklinde olan harpler tasvip edilmezdi. Baskın yapmak ve kısa zamanda harbi neticelendirmek bu dönemin en bariz harp anlayışı idi.

Harplerde üniforma olmadığı için parola kullanılmaz, harplerin sonunda ele geçirilen ganimetlerin 1/4’i mirba’ adıyla reis tarafından alınırken, ayrıca safiy ve hukm adıyla beğendiği herhangi bir şeyi alabilirdi. Reis harp öncesi ele geçirilen mal olan Neşîta ile taksimi mümkün olmayan eşya ve emval olan “Fudûl” ü de alırdı.[93]

3. Muahede Ve Diplomasi

Her zamanda olduğu gibi cahiliye döneminde de çeşitli sebeplerle andlaşmaîar yapılmıştır. Efendimiz(s.a.v.): “Cahiliye döneminde yapılan herhangi bir andlaşmayı İslâmiyet ancak pekiştirir” buyurarak[94] her zaman andlaşmaya taraftar olmuştur.

Bu dönemde yapılan en önemli andlaşmalardan birisi Hılful-Fudûl’dür. Mekke içerisinde mazlumun hakkım zâlimden almak ve zâlimi cezalandırmak üzere fikir birliğine varmış oldukları bi] andlaşmadır.

Arapların ayrıca ticaretle meşgul olmaları komşularıyla ticari konuda antlaşmalar yapmalarına vesile olmuştur.[95]

Muahedelerin onaylanması, kan ve koku dolu bir kaba elin sokulması şeklinde olduğu gibi, müzakere etmek, tek taraflı karar vermek, iki taraf arasında müzakere edilen şartların yazılı vesika haline getirilerek şahitler huzurunda okunmak suretiyle müm kün olmaktadır. Ayrıca bu devrin muahede özellikleri arasında kokular sürünmek, ateş yakmak, başın ön kısmından bir tutam saç kesmek, tarafların kesilen tırnaklarım havuzun dibine gömmek, el sıkışmak dikkati çekmektedir.[96]

Cahiliye dönemindeki diplomasi (siyasi temsilcilik), kabile şefleri tarafından tek başına yürütüldüğü gibi, tayin edilen özel görevliler tarafından da yürütülürdü. Müslüman olmadan evvel Hz. Ömer, Mekke Site devletinde Sefaret görevini yürütmüştü Efendimiz(s.a.v.) i öldürmek için yola çıkışının sebebi Sefaretle görevi: olmasından kaynaklanmaktaydı. Hz. Ömer’in müslüman olmasından sonra bu göreve Amr b. el-As ve Abdullah b. Rebîa tayir edilmiştir.

Mekke idaresinde diplomasi reis başkanlığında bir heyet ta rafından da yürütülürdü. Nitekim Yemen idarecisi Seyf Zû Ye zen’i Abdülmuttalib başkanlığında Ümeyye b. Abdi Şems, Abdul lah b. Cüd’ân ve Hz. Ömer’in dedesi Riyah’dan müteşekkil bir he yetle ziyaret etmişler, hatta bir ay misafir edildikten sonra kralın hediyeleriyle Mekke’ye dönmüşlerdir.[97]

III. İÇTİMAÎ VE KÜLTÜREL HAYAT

1. Sosyal Yapı

Cahiliye döneminde toplumda üç sınıf halk vardır. Hürler Esirler ve Mevâli’dir. Hürler cemiyetin birinci sınıf vatandaşıdır Kâhinler, şairler ve savaşta ün yapmış insanlarla Kusay hanedanından olan insanlar ve Onlar Meclisi üyelerinin de toplumda ayrı bir yeri ve değeri vardı. Köle ve cariyelerden teşekkül eden Esirler ise, pazarlarda alınıp satılan kimselerdir. Bazan hediye, bazan mehir olarak değerlendirilen köleler sanat ve ticaretle meşgul olurlar ve harplere iştirak ederlerdi. Köleler hürlerden aşağı kabul edildiğinden ona hürlerin cezasının yarısı kadar ceza verilir. Cariyelerden doğan çocuklar da esir olarak kabul edilir. Köle ve cariyeler efendisi elinde her türlü muameleye duçar olurlar. Sonunda sahiplerine hiç bir sorumluluk yüklenmezdi.[98]

Mevâli ise, azad edilmiş kölelere verilen, hür ve köleler arasında bulunan bir sınıftır. Efendisinin hürriyete kavuşturduğu köle sahibinin mevlâsı olur. O aileye mensup olur ve o ailenin akrabası sayılır. Bunlar köleler gibi alınıp satılmazlar, ancak hür kadınla veya kızla da evlenemezdi. Mevlâ da hürün cezasının yarısı kadar cezalandırılırdı.[99]

islâm öncesi dönemde kadının durumu son derece vahim idi. Cemiyette horlanan, fikirlerine başvurulmayan, adet günlerinde bile eve sokulmayan kadınlar miras hakkından da mahrum idiler.[100] Cariyeler Kur’an’da da beyan edildiği üzere [101]fuhşa zorlanırdı. Abdullah b. Übey gibileri cariyelerini fuhşa zorlayarak para kazananlar arasındaydı.[102]

Mekke, Medine ve Taif gibi şehir kadınları ile eşrafın kızları ve kadınları daha imtiyazlı idiler. Bu dönemde bazı bölgelerdeki kız çocuklarının durumu endişe verici durumundaydı. Erkek çocuğuna sevinen baba, kız çocuğu olunca ondan utanır, Yaşamasını istemiyorsa toprağa gömerek hayatlarına son verirlerdi.[103]

2. Örf, Adet Ve Önemli Kurumlar

islâm öncesi dönemde evlilik, kızı babasından veya yakınlarından istemekle başlar. Kızı almak için başlık veya mehir kızın babası veya yakınlarına verilirdi. Babası kızını verirken hiçbir zaman kızının görüşünü almazdı.

islâm Öncesi dönemde iki kız kardeş ile aynı anda nikah edilmesi, üvey anne ile evlilik, para karşılığı cariyeleri fuhşa zorlamak örften idi. Erkek birkaç kadınla evlendiği gibi, kadın da birkaç erkekle evlenebilirdi.[104] Cahiliye döneminde talak üç idi.[105] Kocası ölen veya boşanan kadın bir yıl iddet beklerdi. Bu müddeti beklemeyenler de vardır. Bu dönemde ana, kız, hala ve teyzelerle evlenilmez, kadın da usul ve furûu’ amca ve dayılar ile evİenmezdi. islâmiyette de evlatlık dışında diğer akrabalarla evlilik yasaklanmıştır.[106]

Düğünlerde kadınlar def çalarlar ve eğlenirlerdi. Çocuğun doğuşu esnasında damağına çiğnem koyması adettendi. Rasûlullah Abdullah b. Zübeyr’in doğumunda damağına çiğnem koymuştu.[107] Çocuğun başının traş edilmesi, doğum sebebiyle kesilen kurban kanı ile başının yağlanması adettendi. Çocuğun sünnet etti rilmesi ve süt anneye verilmesi adettendi. Yeni doğan çocuklar badiyeye götürülürdü. Ancak badiyeye gidinceye kadar çocuklar ailedeki cariyeler tarafından emzirilirdi. Efendimiz(s.a.v.) da Ebû Le-heb’in cariyesi Süveybe emzirmiştir.[108]

Bu dönemde ırzlarına geçileceği endişesiyle kız çocukların ya nısıra erkek çocuklarının da diri diri gömüldüğü görülmektedir.[109] Kız çocuklarına mirastan hisse verilmeyen cahiliye toplumunda pekçok uygulama alam bulmamakla beraber bu dönemde Zulme sacid el-Yeşkûr’un kıza bir, erkeğe iki hisse verdiği rivayet edil-mektedir.[110]

Kan davası bu dönemin örf ve adetlerindendir. Bütün kabile diyete iştirak ederdi. Az da olsa hırsızın eli kesilmiş, eşkıyalar idam edilmiştir.[111] Kişi künyesi ile çağrılırdı.

Araplar cünüplük-ten dolayı guslederler, Ölüleri yıkanıp kefenlerler ve defnederler-di. Bütün bu iyi hasletler Hz. ibrahim dini bakiyeleridir.[112]

Bu dönemde ölü yıkandıktan sonra bir tabuta konur, velisi veya ailenin büyüğü tarafından ölenin iyilikleri sayılırdı. Ölenin dünyada iken kullandığı devesi de kabri başında aç ve susuz bekletilirdi. Yine bu dönemde harpte veya başka sebeplerle öldürülenler için intikam alınıncaya kadar arlanmazdı. Mekke müşrikleri Bedir gazvesinde öldürülenleri için Uhud harbine çıkıncaya kadar ağlamamaya ahdetmişler, hatta bu savaşa kadınlar dahi iştirak etmişlerdi.

îçki içmek, kumar oynamak ve fal oklarıyla istişarede bulunmak bu dönemin belli başlı örf ve adetlerindendi. Saçların ikiye ayrılması, bıyıkların uzatılması[113] da adettendi. Bu dönemde geceleri kayan yıldızlar büyük bir kimsenin doğum veya ölümüne işaret olarak değerlendirilirdi.[114]

Efendimiz(s.a.v.) cahiliye dönemindeki örf ve adetlerin faziletli olanlarının ve islâm’a tezat teşkil etmeyenleri ibka etmiştir. Nitekim Sidane ve Sikaye görevleri tasvip gören örf, adet ve görevler arasındadır.[115] Bu dönemdeki belli başlı kurumlar şunlardır: [116]

DİP NOT  :

[80] M. Hamidullah, îslâm Peygamberi, 1/283. [81] Hasan İbrahim, age., 1/52. [82] Ya’kûbî, Tarih, 1/258. [83] M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, 11/124-124. [84] İbn Sa’d, 1/70. [85] Nedvî, es-Siretü’n-Nebeviyye, s. 98-99. [86] Fahreddin Atar, İslâm Adliye Teşkilatı, s. 30. [87] îbn Mâce, Hudûd, 6, Dârimî, Hudûd, 5.

Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/322-323. [88] İbn Hişâm, 1/140-142. [89] İbn Sa’d, 1/126-128. [90] Taberi, Tarih, 11/289-290. [91] Belâzurî, Ensab, 1/312-313. [92] İbn Hişâm, 11/277. [93] Tâhiru’l-Mevlevî, Olgun, Müslümanlıkta İbadet Tarihi, s. 142.

Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/323-324. [94] Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 206. [95] ibn Hişâm, 1/146-147. [96] M. Hamidullah, Ulamda Devlet İdaresi, s. 47. [97] M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, 11/257.

Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/324-325. [98] Belâzurî, Ensâb, 1/158,184,196. [99] M. Şemseddin, Kablel’îslâm Araplarda İcAile, DÎFM, I-IV/84-85. [100] Ibn Habib, Muhabber, s. 324. [101] Nur, 24/33. [102] İbn Kesir, Tefsir, V/98. [103] Nahl, 16/58-59.

Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/325-326. [104] Nevâvi,Atâfca£, s. 178. [105] Ibn Habib, Muhabber, s. 309. [106] Nisa, 4/23. [107] Müslim, Adâb, 25. [108] Ibn Kuteybe, el-Meârif, s. 58. [109] Mahmud Es’ad, Târih-i Dinî îslâm, s. 255. [110] İbn Habib, Muhammed, s. 324. [111] İbn Habib, age., s. 327-328. [112] Süheyli, Ravd, Iİİ/142. [113] Maide, 5/90; Buhari, Menâkıb, 23; Müslim, Taharet, 54. [114] Müslim, Selam, 124. [115] İbn Hanbel, III/425-426. [116] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/326-328.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*