share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Duanın Adabı

0 yorum

17/01/2010

 

SOHBET KONUSU

 

SEKİZİNCİ BAB

DUANIN ÂDÂBI

 

En faziletli, en hayırlı, riyadan en uzak olan dua Rabb’den yalvararak ve korkarak dilen duadır. Ayette;

“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin” (Araf suresi-55) buyurulmuştur. Hayber kazasında Ashap yüksek bir yere çıktıklarında yüksek sesle tekbir getirdiler. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem)’da bundan onları men etti ve “Ey Ashabım! Siz iz sağır olana ya da bilinmeyene dua etmiyorsunuz, dua ettiğiniz zat Allah’’tır, O sizi sever, sizinle beraberdir. Kalplerinizde olanları bilir.” buyurmuştur. Hadis-i şerifte:

 

“Kendinize gelin, siz sağıra ve bilinmeyene dua etmiyorsunuz. Siz, sizi işiten ve size çok yakın olan Allah’a dua ediyorsunuz, o sizinledir.” buyurulmuştur.

 

Bir kimseye bir musibet geldiği zaman o kimse, ya sabreder ve Allah’tan gelene razı olur, yahut ta o musibetten kurtulmayı Allah!’tan diler. Fakat en güzeli musibetten kurtulmak için dua etmektir. Çünkü dua özel ve müstakil bir ibadettir.. Hadis-i şerifte:

 

“Dua ibadetin kendisidir.” buyurulmuştur.

 

Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem), Enes Bin Malik’e;

 

“Duayı çok yap, çünkü kazayı önler” buyurmuştur. Dua, ibadetin halis olanı, müminin silahı, yerlerin nuru ve dinin direğidir diye rivayet edilmiştir. Hadis-i şerifte:

 

“Size, sizi düşmanlarınızdan koruyacak, rızkınızı artıracak bir şeyi haber vereyim mi? Gecenizde ve gündüzünüzde dua edin, dua müminin silahıdır.”buyurulmuştur.

 

 

Başka bir hadis-i şerifte:

 

“Dua gelmiş ve gelecek belalara yarar sağlar. Bir bela bulursanız onun kurtuluş yolu duadır. O dua, o bela ile karşılaşır ve kıyamet günü gelene kadar birbirleriyle mücadele ederler.” buyurulmuştur.

Eğer “Bela Allahtan değil midir?” diye sorulsa, evet dua ile def edilen bela ve kazanın takdiri de Allah’ındır. Kısaca gelen bela Allah’ın takdiri olduğu gibi, duayla o belanın kalkması da Allah’ın takdiridir.

 

Duanın kabul olunması için bir takım âdâblar bildirilmiştir.

 

1-Helâl lokma yemek.

 

Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh), Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem)’ın yanına gelip duasının niçin kabul olunmadığını sorduğunda,

 

“Haramdan uzak dur. Çünkü midesine haram lokma giren kişinin duası kırk gün kabul olunmaz” cevabını almıştır.

 

Dua isteklerin anahtarıdır. O anahtarın dişleri, helâlleşmedir. Hatta bir kişi, âlimlerden birisine, duasının neden kabul olunmadığını sorduğunda; o arif “Helâl lokma ve helâl elbise olmadan edilen duanın etkisi olmaz.” dedi. Bunun üzerine adam “Bu zamanda helâl yemenin ve giymenin imkânı mı vardır?” diye sorunca, arif kişi ona bütün elbiselerini çıkarmasını ve suya girmesini söyledi ve şunu ekledi: “Su helâl ve temizdir. Rızık olarak o sudan iç, o da helâl ve temizdir. Sonra da dua et.” Soruyu soran kişi söylenilenleri yaptı ve duası gerçekten kabul oldu.

 

2-Dua eden kimse, temiz bir inanç üzerine olup duanın kabul edileceğinden şüphe etmemelidir.

İnancı “Allah’tan iste, o kesinlikle verir!” olmalıdır. Çünkü bu kimse birisinden bir şey istese, istediği kişinin ona istediği şeyi vermemesi üç sebepten olur.

 

a)İsteyen kişiyi tanımadığı içindir.

b)İsteyenin istediği şeyi yapabilecek gücü ve kuvveti yoktur.

c)O kişi isteği yerine getirebilecek güçte olmasına rağmen cimridir.

 

Hülasi erbab-ı hacetinin, istediklerinin yapılmaması üç sebepten ötürüdür, daha fazlası yoktur. Allah bu gibi sıfatlardan münezzehtir. Bu yüzdende Allah’ın ihsanda bulunma e verme, ayrıca dua edenin isteğini yerine getirmekte hiçbir manisi yoktur. Buna göre duanın kabulünde şek ve şüphe etmemek gerekir. Allah Telala her şeyi bilir ve O, istediğini vermeye kadirdir. Ayrıca kerem ve ihsanı gayet geniştir. Hadis-i şerifte: “Allah’a (duanını kabul edeceğine ) inanarak dua edin!”buyurulmuştur.

 

3-Tövbe etmek.

Günahlardan temizlendikten yani tövbe ettikten sonra dua etmelidir.

 

4-Duanı bir an önce kabulünü istemek.

 

Duanın kabulünün geçilmesi Allah’ın bir hikmetine binaen olduğunu düşünüp, duasının kabul olunmadığına hamd etmek gerekir. Hadis-i şerifte:

 

“Kul, günah olanı ve akrabalık bağını kesmedikçe ve acele etmediği sürece duası kabul olur.” buyurulmuştur.

 

Eğer duada “Ya Rab! Falan kadınla zina etmeyi, akrabamla ziyareti kesmeyi bana nasip et!” gibi dualar kabul olunmaz. Hadis-i şerifte:

 

“Allah bir kulunu sevince, onun yakarışını duymak için bir musibete uğratır.” buyurulmuştur.

 

5-Dua edip istediği şeyin, geç olmasını istemektir.

 

İstenilen şeyin gerçekleşmesini düşünmemek ve duanın kabulü için Allah’a sığınmaktır.

 

6-Duanı kabulünde Allah’ muhayyer bırakmak.

 

“Allah’ım dilersen kabul et” demelidir.

 

7-Dua etmeye devam etmek.

 

Hatta dua için yedi vakit belirleyip her vakitte üç defa duayı tekrar etmelidir. Bu tertip her ne kadar ısrar ve acizlik olsa da, bu yaratılmış içindir. Yaratan için değildir. Çünkü Allah kullarından ısrar edenlere sevgi besler. Hadis-i şerifte:

 

“Allah ısrarla isteyenleri sever!” buyurulmuştur.

 

8-Duanın kabulünün uzamasından dolayı üzülmek.

 

Çünkü o kimsenin duasının kabulünün gecikmesi, ondan çokça ısrar etmesi istendiği içindir. Yahut istediği şey dünyada kendisi için zararlı olduğundan ahrette verilmek için gecikmiştir. Ya da başına gelecek herhangi bir bela ya da musibet olmuştur da, ettiği dua ile ondan kurtulduğu içindir. Özetle, duanın kabulünün gecikmesini bu üç hikmet üzerine yüklemek gerekir. Hatta kıyamet gününde bir kimse amel defterinde bir takım sevaplar görür ve onları dünyada yapmadığı için şaşırır, Allah ona;

 

“Sen dünyada şu ve şu işler için dua etmiştin, dünyada bunları vermeyip bu güne sakladım. Şimdi defterinde olan sevaplar dünyada ettiğin duaların meyvesidir.” Der. Bunun üzerine o kişi, “Ah! Ne olurdu bütün dualarım dünyada kabul olunmasaydı, hepsinin mükâfatını bugün defterimde görseydim!” diye üzülür.

 

9-Rahat ve huzurluyken duayı çokça tekrar etmek.

 

Hadis-i şerifte: ”Bir kimsenin başına bela geldiğinde, duasının kabul olduğuna sevinirse, rahat ve huzurlu zamanında daha çok dua etsin!” buyurulmuştur.

 

10-Duaya başlayınca besmele ve hamd ile başlamak.

 

“Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla! Âlemlerin Rabbine hamd olsun! Salât ve selâm Muhammed’e âline ve hepimize olsun”

 

11-Dua öncesinde abdest ve gusül abdest almak.

 

Hadis-i şerifte:

 

“Bir kimsenin Allah’a yahut bir yaratılmış birine müracaat olunacak bir işi olsa, güzelce abdest alıp iki rekât namaz kılarak Allah’a hamd ve peygamberine salavat’ı şerife getirdikten sonra dua etmelidir.”

 

12-Dua ederken kıbleye dönmek!

 

13-Dua da anne ve babayı anmak.

 

Dua da anne babayı anmazsak fakirlik başlar demişlerdir.

 

14-Duada bütün müminleri anmak.

 

Bir kimse mümin kardeşine yakınına dua etse onun başucunda bir melek durur ve “Allah sana ettiğin duanın aynısını ihsan etsin” diye dua eder. Bu yüzden bütün ehli imana dua etmek tam tersine kendine dua etmektir. Hadis-i şerifte:

 

“Bir kimsenin Müslüman kardeşine gıyabında ettiği dua kabul olunur. Başına bir melek görevlendirilir. O dua ettikçe aynısı senin olsun der”buyurulmuştur.

 

15-Dua bitince elleri yüzüne sürmek.

 

Hadis-i şerifte:

 

“Duayı bitirince ellerinizle yüzünüzü meshediniz! buyurulmuştur.

 

16-Duanın sonunda.

 

“Sübhane Rabbike Rabbil izzeti amma yesifun ve selamun ale’l-mürselin. Ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l- alemin.” demek.

 

17-Duanın bitiminde “âmin” demek.

 

Ka’bu’l-Anbar dan: “Amin lafzı, Allah’ın mührüdür. Kullarının dualarının sonunu onunla mühürledi.” dediği rivayet olunur. Hadis-i şerifte:

 

“Amin, alemlerin rabbinin kullarının dilleri üzerindeki mührüdür.” buyurulmuştur.

 

18-Kendi duasına da amin demek.

 

Çünkü bikrimse dua ederken kendi duasına âmin derse meleklerde âmin der. Hadis-i şerifte:

 

“Biriniz dua ettiğinde kendi duasına da âmin desin. Meleklerde onunla birlikte âmin der.” buyurulmuştur.

 

19-Ellerini yukarı kaldırıp avuçlarını kıble-i dua olan arş tarafına açmak.

 

Eğer bela ve afetten kurtulmak için olursa ellerin arkasını yukarı tarafa tutmak, el kaldırıp dua etme duanın kabulüne vesile olur. Hadis-i şerifte:

 

“Rabbiniz Hayy ve Kerimdir, bir kimse ellerini kaldırıp hacetini rabbine sunsa, Allah o kimseyi eli boş göndermeyi keremine uygun görmez.”buyurulmuştur.

 

20-Kalbinde açıklık ve genişlik ile edilen duanın kabul olacağını bilmek gerekir.

 

Çünkü kalbin açılması Allah’ın teveccüh ve ihsanı ilahiyyesinin zuhurunun âlâmetidir. Hadis-i şerifte:

 

“Kul, kalben olgunlaşınca Rabbine dua etsin, Allah onun duasını kabul eder.” Eğer duanın sonucu kısa zamanda görülmezse Allah’a; “Bütün işlerin, izzetiyle tamamlandığı Allah’a hamd olsun” diyerek hamd etmek gerekir. Eğer vakit uzarda duanın kabulü geç olursa “Her hal üzere Allah’a hamd olsun” demek gerekir.

 

Dua için vakitlerin faziletlisi ve saatlerin eşrefini seçmek gerekir. Örneğin: Cuma günü cumanın ikinci ezanı, iki ezan arası ve her kametle ezan arası, gurup vakti, hatip minberde otururken, çarşamba günü öğlen ile ikindi arası, her gecenin yarısı ve son üçte birinde, sahurda, Regaip, berat, miraç, kadir, arife ve bayram geceleri, iftar vakti gibi.

 

Kişi hüzünlendiği vakit dua etmeyi ganimet bilmelidir.

 

“Mahzun zamanda duayı ganimet bilin, o serapa rahmettir.” buyurulmuştur.

 

Hastanın duasını da ganimet bilmelidir. Çünkü hadis-i şerifte:

 

“Bir hastanın yanına giderseniz size dua etmesini isteyin. Çünkü o dua bir meleğin duası gibidir.” buyurulmuştur. Gurbeti de ganimet bilmek lazımdır. Devamlı hüzünlü olduğu için duasının kabul edilmesi umulur. Çocukların, annesinin ve babasının duasını ganimet bilmeleri gerekir. Hadis-i şerifte:

 

“Babanın çocuğuna duası peygamberin ümmetine duası gibidir.” buyurulmuştur.

 

Namazların ardından ve hatim edilen Kur’an’ın arkasından, yağmur yağarken, Kâbeyi görünce, Hacer-ül evsedi görünce, Makam-ı İbrahimi, Kabe ile makam-ı İbrahim arasını, altın oluğu, zemzem kuyusunu, ruknü yemani, rüknü şami ve ıraki, safa, Merve, müzdelife, mina, cemreler, Arafat ve Peygamberimizin kabirlerini görünce edilen dualar kabul edilirler, bu yüzden bunları ganimet bilmelidir.

 

İyilik yaptığı kimsenin duasını ganimet bilmelidir.

 

 

 

Hadis-i şerifte:

 

“İyilik görenin, kendisine iyilik yapana ettiği dua geri çevrilmez!” buyurulmuştur.

 

Mazlumun duası da ganimet bilinmelidir. Çünkü mazlumun kalbi hüzün dolu olduğundan duası kabule çok yakındır.

Hadis-i şerifte:

 

“Mazlumun duası günahkâr bile olsa kabul edilir, onun günahı kendine aittir.” buyurulmuştur. Mazlumun bedduasından da kaçınmak gerekir. Hadis-i şerifte:

 

“Mazlumun bedduasından kaçının, Allah ile onun arasında perde yoktur.” buyurulmuştur.

 

Dua ederken duanın mana bakımından güzel ve kâmil olması gerekir. Mesela: “Allah’ım senden dünyada ve ahrette affımı ve afiyetimi dilerim!”

 

Afiyet kelimesi dünya, din, ahrette birçok faydaya işaret ettiği gibi, ahrette Allah’ın cemali celilesini görmek dâhil olmak üzere birçok şeyi kapsar diye tefsir edilmiştir. Hadis-i şerifte:

 

“Rabbinden, dinde, dünyada ve ahrette af ve afiyet iste!” buyurulmuştur.

 

“Rabbim bize dünyada da ve ahrette de iyilik ver, bizi cehennem azabından koru!” Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem) genelde bu duayı okurdu.

 

Enes bin Malik (radiyallahu anh) ve Ebu Umame (radiyallahu anh) rivayet etmiştir: “Bir kimse duada üç kere -erhamerrahimin- derse ve o kimsenin üzerinde görevli bulunan melek merhamet edenlerin en merhametlisi sana tecelli eyledi, ne dilersen dile artık der.”

 

Bir kimse duada iki kere “Ya rab!” dese Allah o kimseye “Buyur ey kulum! İste verilecek! “ buyurur.

 

Enes (radiyallahu anh)den rivayet olunur ki; Medine halkından bir kimse ticaret için Şam’a gitmek üzere yola çıkmış, yolculuk sırasında bir hırsız gelmiş, malına ve canına kastetmiş. Tüccar da malını feda edip kendisine dokunmamasını istemişse de kabul ettirememiş ve hayatından umudu kesmiş. Hırsızdan iki rekât namaz kılmak için izin istemiş, abdest alıp iki rekât namaz kılınca ellerini kaldırıp üç defa;

 

“Ey Vedud, Ey Vedud, Ey yüce arşın sahibi, Ey Mubdi, Ey istediğini yapan, arşın direklerini aydınlatan cemalinin ışığı ile senden istiyorum. Yarattıklarına güç yetirdiğin kudretinle ve her şeyi kapsayan merhametinle senden istiyorum. Ey imdada yetişen, imdadıma yetiş!” diye dua etti.

 

Duayı okuyup ellerini yüzüne sürünce, karşıdan gayet heybetli, güçlü bir ata binmiş, yeşil elbiseli, elinde silahıyla bir kimse gelip hırsızla kavgaya tutuştu. Hemen elindeki silahı ile hırsızı vurup onu yere sermiş. Tüccara dönüp ”gel bunu öldür” dedi, fakat tüccar korkup bunu yapamadı. Bunun üzerine kendisi yaptı. Tüccar adamın yanına gidip yaptığı için teşekkür etti ve de Allah’a hamd etti. Sonra, “Sen ne taraftan geldin de, bu ıssız yerde bu zalimin elinden beni kurtardın?” diye sordu. O kahraman adam “Ben üçüncü kat göğün meleklerindenim. Sen bu duayı ilk okuduğunda gök kapılarından gök gürültüsü gibi bir ses geldi. Dehşete kapıldık. İkinci kez okuduğunda gök kapıları açıldı ve birtakım ateşler püskürdü, etrafa kıvılcımlar saçıldı. Üçüncü kez okuduğunda Cebrail Allah tarafından bir fermanla gelip hırsızı öldürmemi ve seni kurtarmamı emretti. Bende emri yerine getirdim.” O tüccar Medine’ye döndüğünde bu acayip olayı Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem) anlatınca, “Allah sana esma-i hünsayı öğretmiş. Çünkü bu isimler ile Allah’tan bir şey istense verir, dua edilse kabul eder.” buyurdu.

Yetimlerin gözyaşlarını akıtmaktan sakınmalıdır.

 

Hadis-i şerifte:

 

“Mazlumun bedduasından ve yetimin gözyaşlarından sakınınız, çünkü bu ikisi herkes uyurken yürürler.” buyurulmuştur. Yürümekten maksat yapılacak şeyin kuvvetini gösterir diye tefsir edilmiştir.

 

Kişi, kendine, ailesine ve evladına beddua etmekten kaçınmalıdır. “Beladan dil sorumludur.” diye rivayet edilmiştir.

 

Dua ederken aksırmak duanın kabul alacağına işaretti. Hadis-i şerifte “Duanın kabulünü sağlayan etkenlerden birisi de dua esnasında aksırmaktır!” diye buyurulmuştur.

 

İstediği şey her ne kadar basit ve kolayda olsa, hacetini Allah’a sunarken dua etmekten hali kalmamalıdır. Çünkü duaya önem vermeyen kimseye Allah azap eder.

 

Hadis-i şerifte:

 

“Allah’tan istemeyene, Allah azap eder.” buyurulmuştur. Bir kimsenin Allah’a bir hacetini arz etmemesi, kibir veya gururundan dolayı yahut Allah’tan ümidini kestiği içindir. Bunu yapmaksa haramdır.

 

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*