share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Hizmet

0 yorum

Hizmet Cenab-ı Hakk’ın biz kullarına mesul kıldığı ictimai bir kulluk vazifesidir.

Müminin hayatı mahlukata hizmetle mana derinliği, bereket ve ulviyet kazanır. Fani varlığını Allah yolunda hizmete adayan kişi ölümsüz olan ruhunu ebediyyen azad etmiş olur. İç dünyasını kemale erdirmş her mümin nefsani arzularının esaretinden kurtulup mümin kardeşlerinini dertlerine derman olacak çarelerin arayışı içinde bulunur.

Kardeşlerinin dert ortağı olup nların sıkıntılarını giderebilmek için elinden gelen gayreti gösterir. Zira iman ferasetine sahip her mümin bu dünyada asıl endişe duyulması gereken en mühim meselenin ebedi hayata dair olan meselelerin idraki içinde bulunur. Bu yüzden fani ve dünyevi meseleler için gösterdiği gayretin çok daha büyüğünü uhrevi meseleler için gösterir. Uhrevi sıkıntılardan kurtuluşun en mühim yolu ise imanın ilk meyvesi olan şefkat ve merhamettir. İlahi rahmete nail olabilmek için Allah’ın yarattığı bütün mahlukatın hizmetine koşmak icab eder. Zira hizmet vicdanlardaki olgunluk seviyesini aksettiren en güzel aynadır. Diğer bir ifadeyle kişinin vicdanının kartvizitidir.

İslam ahlakının esasını Hak Teala’ya aşk ve ihlas ile yönelişte bu yönelişin en mühim nişanını da hiç şüphesiz hizmette buluruz. Zira “hizmet eden himmete nail olur.” Düsturunca hizmet gönülleri ilahi zirvelere ulaştıracak müstesna ve ulvi bir basamaktır. Öyle bir basamak ki ilahi vuslat ve ebedi mükafata mazhar olanların cümlesi yani peygamberler, Hak dostları, salih ve sadık müminler hep hizmet basamakları üzerinde yücelmişlerdir. Öyle ki yerine göre ilahi rızaya muvafık düşen küçücük bir hizmet bile nice nafile ibadetlerden üstün olabilmektedir.

Nitekim sıcağın pek şiddetli olduğu bir seferde Hazreti Peygamber uygun bir yerde konaklamışlardı. Sahabenin bir kısmı oruçlu bir kısmı değildi. Oruçlu olanlar yorgunluktan uykuya daldılar. Oruçlu olmayanlar ise gölgelenecek çadırlar kurdular.  Abdest almak ve hayvanları sulamak için su taşıdılar, oruçluların hizmetini gördüler. İftar vakti geldiğinde Resulullah Efendimiz :

“- Bugün oruç tutamayanlar (daha fazla) ecre nail oldu.” Buyurdular.

Yine Resulullah Efendimiz şöyle buyurur: “ Kimin Allah yolunda bir tek saçı ağarırsa, bu kıyamet günü onun için bir nur olur.”

“Sabah ve akşam Allah yolunda birazcık yürümek, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. .”

Mevlana Hazretleri de hizmetin insana kazandırdığı manevi olgunluğu şöyle ifade eder: “ İbadet ederek, ihsan ve ikramlarda bulunarak ve halka hizmet ederek elde edeceğin gönül gözüyle, bu gördüğün çeşitli renklerden başka renkler görürsün. Adi taşlar yerine inciler, mücevherler seyredersin. İnci de nedir ki? Sen kendin deniz olursun; göklerde seyreden, gezip dolaşan güneş kesilirsin. “

Muzdaribin çilesiyle yoğrulup olgunlaşan hizmet ehlinin derin ve hassas yüreğinde adeta bir mahşer kaynar. Bu yürek yanışı, onu Hakk’ın rahmet ve mağfiret dergahına açılan kapının eşiğine kadar getirir. Orada kim bilir ne müstesna sırlar tecelli eder ve ne muhteşem hikmet manzaraları seyredilir?..

Cenabı Hak hizmete büyük bir sır koymuştur. Allah’a kulluk etmek için yaratılan insana hizmet, bir nevi Allah’a kulluk makamındadır. Allah Teala, dinine hizmet eden ve kullarının sıkıntılarıyle meşgul olan kimselerin şahsi sıkıntılarına kefil olur. Bütün meşguliyeti şahsi menfaatinden ve kendi derdinden ibaret olanları ise dertleriyle baş başa bırakır.

Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“ … Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse Allah Teala o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. “

Bir kişi Resulullah Efendimiz’e gelip : “ Ya Resulullah! İnsanların Allah’a en sevgili olanı kimdir ve amellerin Allah’a en sevgili olanı hangisidir?” diye sormuştu.

Resulullah Efendimiz (sav) şöyle cevap verdi: “ İnsanların Allah Teala’ya en sevgili olanı, insanlara en faydalı olanıdır. Amellerin Allah’a en sevgili olanı ise bir Müslümanın kalbine sürur vermen, onu sevindirmen veya bir sıkıntısını defetmen veya borcunu ödeyivermen veya açlığını gidermendir. Şu muhakkak ki bir kardeşimle onun ihtiyacını gidermek üzere yürümek, benim için, Medine’deki şu mescidimde bir ay itikaf yapmamdan daha sevimlidir. Kim kendini tutar, gazaplanmazsa Allah Teala onun ayıplarını örter, kim gereğini yapmaya gücü yettiği halde öfkesini yutarsa, Allah Teala kıyamet günü onun kalbini ümit, huzur ve emniyetle doldurur. Kim kardeşiyle birlikte onun ihtiyacını görmek için yürür ve o ihtiyacı karşılarsa, Allah Teala, insanların ayaklarının kaydığı gün onun ayağını sabit kılar. “

Yine Peygamber Efendimiz(sav) şöyle buyurmuştur: “ Kim bir kardeşinin ihtiyacını görmek için yürürse, Allah Teala onu yetmiş beş bin melek ile gölgelendirir. Bu melekler ona dua ederler. O işi bitirinceye kadar ilahi rahmet deryası içinde olur. Kardeşinin işini görüp bitirdiğinde ise kendisine bir hac ve umre sevabı yazılır…”

Cenab-ı Hak, kullarına sayısız nimetler bahşetmiş, buna mukabil onlara, ellerindeki nimetleri kullanarak mahlukatına hizmet etmelerini emretmiştir. Bu bakımdan bir mü’min her halükarda : “ Allah bana hangi imkanları lütfetti ve ben bu imkanlarla Allah yolunda nasıl hizmet edebilirim?” düşüncesi içerisinde olmalıdır. Sayısız nimet ve imkana rağmen, sadece kendini düşünerek hizmete koşmayan ve hayatını boş geçirenler meyvesiz bir ağaç gibidirler. Bunu bir misalle şöyle açıklayabiliriz: “ Çınar ağacı büyük bir ihtişama sahiptir ve bin yıl yaşayabilir. Lakin meyvesi yoktur. Hatta ondan kereste bile olmaz. Sadece odun olarak kullanılabilir. Lakin bir zeytin ağacı dikildikten bir sene sonra hemen meyve vermeye başlar. Zahiren bakıldığında bir ihtişamı da yoktur. İşte aynen bunun gibi insan da zenginlik, sıhhat, ilim, imkan gibi ihtişamlara sahip olduğu halde çınar ağacı misali meyvesiz yaşarsa kendisine yazık etmiş olur. Akıllı bir insan zeytin ağacı gibi zaman kaybetmeden bol bol meyve vermeye ve etrafına azami derecede faydalı olmaya bakmalıdır. Onun asıl meyvesi ise mahlukata hizmettir.

Can ve malı Allah yolunda hizmete adamak, kulu Allah’a yaklaştırır. Fakat ilahi bir emanet olan nimet ve imkanları sırf nefsine sarf etmekse, kulu Hak’tan uzaklaştırır.

Unutmamak icab eder ki Hakk’ın rızası bazen samimiyetle yapılan küçük bir amelde gizlidir. Dolayısıyla küçük büyük demeden her çeşit faydalı hizmete koşarak devamlı surette Hakk’ın rızasını aramak icab eder. Zira Allah rızası için insanlara hizmet etmek Hak katında en makbul ameldir.

Resulullah Efendimiz(sav) şöyle buyurmuştur: “ Allah bir kuluna hayır murad ettiğinde onu insanların ihtiyaçlarını karşılama yolunda istihdam eder. “

Şeyh Sadi de Allah yolunda hizmet edebilmeyi nimet bilmek gerektiğini şöyle ifade buyurur: “ Seni hayır işlemeye muvaffık kıldığı için Allah’a şükret. Zira Hak Teala seni lütuf ve ihsanıyla boş bırakmadı. Padişaha hizmet eden, ona minnet yükleyemez. Bilakis seni istihdam ettiği için sen ona minnettar ol.“

Dolayısıyla hizmet, kamil mü’minlerin en bariz vasıflardan biridir. Gönlü, Allah ve Rasulü’ne gerçek bir muhabbetle dolu olan her mü’min hizmet ehlidir.

İman muhabbetinden beslenen hizmet arzusu kalpte mekan bulduğunda kulu sonsuzluğun seyyahı eyler. Kalp, Haccac-ı Zalim’in katılığından çıkar. Yunusun şefkat postuna bürünür. Bu ruh ile sahip olunan ilim, sanat ve ahlak, mest edici bir ebediliğe kavuşur. Bu itibarla samimi ve gerçek hizmetler, kalbi olgunluğun bir şaheseridir. Böyle kalpler“nazargah-ı ilahi”dir.

Ehli hizmet olanlar gökteki ay ve güneşe benzerler ki, kuytular bile onlarla hayat bulur. Etraflarını aydınlattıkça kendilerinin parlaklığı da artar. Yani hizmet, bir taraftan başkalarına fayda sağlarken, diğer taraftan gayret ve ihlasları nisbetinde hizmet edenlerin yücelmelerine vesile olur. Hatta hizmet edenlere isabet eden fayda, hizmetinde bulundukları kişilerden daha fazla olur.

Farkında olsak da olmasak da aslında hepimizin aradığı, ruhumuzun selameti yani huzur ve sükuna kavuşmasıdır. Bu da Hakk’a ibadet vecdiyle ifa edilen hizmetlerle elde edilecek deruni bir hazinedir. Bu sebeple hizmet şuuruna sahip bir mü’min her halükarda hizmet vasıta ve fırsatları bulmasını bilir. Allah rızası için yaptığı fedakarlıklarda, dünyevi menfaat peşinde koşanların gösterdiği gayret ve hırstan daha fazla gayretli ve azimli olur.

İmam Rabbani Hazretleri:  “Peygamber Efendimiz(sav)’in sünnetine ve O’nun şeriatına tabi olma nimetine nail olan kimse ne kadar bahtiyardır. Bugün O’nun dininin hak olduğuna inanarak yapılan küçük bir iş bile büyük işler mesabesinde kabul edilir. “

Şunu unutmamak gerekir ki dini hayatın zayıfladığı insanların yanlış mezralara kaydığı bir zamanda tebliğ hizmeti imandan sonra ilk ve en ehemmiyetli vazife durumuna gelir. Hakkı ve hayrı tebliğ etme hususunda bir başarı elde edilmedikçe birçok meşru işin bile meşruiyeti kaybolur. Mesela bir annenin süt emme çağında bir çocuğu emzirmesi gayet tabi ve hatta hürmet edilecek bir davranıştır. Lakin evinin yanmakta olduğunu gören bir anne çocuğunu emzirmeye devam ederse vebal girer ve mesul olur. Çünkü yangına karşı birşeyler yapmak, o anda çocuğu emzirmekten daha ehemmiyetli ve acildir. İşte dinin temsil planda mağlup olduğu bir zamanda hakkı ve hayrı telkin ve tebliğ eden bir zümre mevcut olmadıkça başka işlerle meşguliyet, sair zamanlardan daha ağır bir vebali mucib olur.

HİZMET ŞUURU

Hizmetler farklı bedenlerde olsalar da adeta tek yürek halinde yaşayıp birbirlerini bir vücudun uzuvları gibi telakki etmeye mecburdurlar. Bir uzvun acısını bütün bir vücut hissettiği gibi din kardeşlerinin ızdırabını duymak, bütün müminler için bir vicdan imtihanıdır.

Peygamber Efendimiz(sav) müminlerin birbirlerini yıkayan iki el gibi daime birbirlerine emanet olduğunu bildirmiştir.

Ashab-ı Kiram Allah yolunda hizmetten hiçbir zaman yorulmadılar ve bezginlik göstermediler. Allah yolunda hizmet ettikçe aşkları, vecdleri ve istiğrakları daha da arttı.   Zira onlar çok iyi biliyorlardı ki bir hizmetin değeri onun ifası için katlanılan fedakarlığın büyüklüğüne ve bir ibadet vecdiyle ifa edilmesine bağlıdır.

Ne mutlu gönlünü gerçek manada hizmet aşkıyla doldurabilenlere!

RESULULLAH EFENDİMİZ(SAV)’İN HAYATINDA HİZMET

Allah’a muhabbet deryasına götürecek olan yegane muhabbet Resulullah (sav) Efendimiz’dir. Öyle ki O’na muhabbet Allah’a muhabbet; O’na itaat, Allah’a itaat; O’na isyan Allah’a isyan sadedindedir. Peygamber Efendimiz(sav) beşer için rahmet sığınağıdır.

Unutmamalıyız ki hiçbir bedel ödemeden Kur’an’a muhatap ve Resulullah(sav) Efendimiz’e ümmet olduk. O halde hayatımız Kur’an’ın ve Peygamber Efendimiz’in iki cihanda şefaatlerine layık bir kıvam arz etmelidir. Peygamber Efendimiz’e muhabbetimiz her şeyden üstün, hatta canımızdan daha aziz olmalıdır. O(sav) varlığımızın hem sırrı hem de hikmetidir. O’nun hayatı ilahi sır ve hikmetler hazinesidir. O’nu layıkıyla tanımak sırf kitap satırlarının dar hudutları içinde kalarak mümkün değildir. O’nu anlayabilmek, daha ziyade aşık bir kalp ve yanık bir gönül ister. Ancak gerçek bir muhabbet sayesinde O’nunla beraberlik şerefine erilir. Zira O’nun ifadesiyle: “ Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Fakat bu beraberliğin alameti de kişinin haliyle, kaliyle ve davranışlarıyla da sevdiğine benzeyebilmesidir.

Hizmetin hayranlık uyandıran en zirve fazilet numunelerini de Efendimiz(sav)’in hayatında müşahade etmekteyiz. Resulullah(sav) Allah için yapılacak her işin önünde olmuştur. O(sav) Kabe yenilenirken ve Mescidi Nebevi inşa edilirken bütün ısrarlarına ve mani olma gayretlerine rağmen onlarla birlikte kerpiç taşımıştır.

Efendimiz kendisine gelen kabile temsilcileriyle yakından ilgilenmiş onlara bizzat hizmet etmiştir. Yanına bir ziyaretçi geldiğinde evdeyse hemen altına bir minder vermiş, dışarda ise ridasını çıkarıp misafirinin altına sermiştir.

Yine mescidin inşası esnasında toprak taşıyan bir kişi , Alemlerin efendisine rastlayınca O’na:” Ey Allah’ın Rasulü! Müsaade buyurunuz kerpicinizi ben taşıyayım!.” demişti. Efendimiz(sav) ise cevaben: “ Sen git, başka bir tane al. Zira sen Allah’a benden daha çok muhtaç değilsin. !” buyurdu.

Resulullah(sav) ashabıyla birlikte Bedir’e doğru yola çıktığında deve sayısı yetersiz olduğundan bir deveye sırayla üç kişi biniyordu.

Peygamber efendimiz(sav): “ Ben size göre imtiyazlı durumda bulunmaktan hoşlanmam. Çünkü Allah Teala kulunun arkadaşları arasında imtiyazlı durumda olmasını sevmez. “ buyurmuştur.

ASHABI KİRAM’IN HAYATINDA HİZMET

Resulullah Efendimiz(sav) Medine’yi teşrif buyurduklarında kadınıyla erkeğiyle bütün Ensar-ı kiram kendisine hediyeler takdim ediyorlardı. Ümmü Süleym ise verecek bir şeyi olmadığı için mahzundu. Daha sonra oğlu Enes’in elinden tutup Allah Resulü(sav)’ geldi ve: “  Ya Resulallah! Enes size hizmet etse münasip görür müsünüz?”  ddi. Efendimiz(sav) de : “ Olur.” Buyurdular.

Hazreti Ömer halifeliği döneminde bir kısım elbiseleri Medineli sahabi hanımlar arasında taksim etmişti. Geriye güzel bir elbise kaldı. Yanındakiler: “ Ey Mü’minlerin Emiri, bunu da zevcenize verin.!” Dediler.  O ise Allah Resulü’ne beyat eden ensar kadınlarından Ümmü  Selit buna daha çok hak sahibidir. Zira o, Uhud Savaşı’nda bize kırbalarla su taşıyordu. “ dedi. Hazreti Ömer(ra) bu tavrıyla Allah yolunda hizmet eden kişilere daha çok alaka gösterilmesi gerektiğini de vurgulamıştı.

Efendimiz(sav) şöyle buyuruyor:” İslam’da iyi bir çığır açan kimseye bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiç bir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslam’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz. “

ALLAH DOSTLARININ HAYATINDA HİZMET

Hizmet manevi terbiyenin en mühim metodlarından biridir. Ubeydullah Ahrar Hazretleri eriştiği manevi mertebeyi hizmetin bereketine atfederek şöyle buyurmuştur: “ Biz bu yoldaki mesafelerisadece tasavvuf kitaplarını okuyarak değil, okuduklarımızı imkan nisbetinde tatbik etmek ve halka hizmetle katettik.”

Büyüklerin hayatındaki Hak yolunda hizmet etme faziletine dair ideal davranışlar, bizler için güzel bir numunedir.

Mevlana Hazretleri şahsi noksanlıkların hizmetten uzak durmaya mazeret olmadığını ve her halükarda Allah yolunda bulunmanın lüzumunu şu sözleriyle ifade eder:

“İster yavaş gitsin, ister acele koşsun, arayan elbette aradığını bulur. Ey Hak yoluna düşen kişi! İsteğine iki elinle sarıl!çünkü istek iyi bir kılavuzdur. Topal da olsan sakat da olsan, uyuklasan hatta kusurlu da olsan, yine O’nun yolunda ol! O’na doğru sürün. O’nu yani Allah’ı ara!

Allah yolunda sürüne sürüne çevgen önündeki bir top gibi O’na doğru koş. Bazen söz söyleyerek, bazen susarak, bazen koklayarak her taraftan O Hakikat Padişahı’nın feyz kokusunu almaya çalış!

Uykun varsa bile Hak yolunda uyu, yoldan kalma! Allah yolunda uyurken belki kamil bir yolcu rastlar da seni gafletten ve uykudaki hayalden kurtarır. “

Ehlullah ne güzel söylemiş: “ Tasavvuf yar olup, bar olmamaktır.” Yani herkesin yükünü çekip kimseye yük olmamaktır.

VAKIF HİZMETLERİ

Malın Allah’a adanmasını ebediyyen Allah yolunda kullanılmasını ifade eder. Vakıf insanların en zirvesinde bulunanlar peygamberler, veliler ve onların terbiyesinde kemale eren salih müminlerdir.

İbnül Cevzi şöyle der: “ İnsan ölümün kendisini amelden keseceğini bilse hayattayken ecri ölümünden sonra devam edecek olan amel-i salihler işler.

HİZMETTE EDEP VE ÖLÇÜLER

Hizmetlerin belli adap ve ölçüler dahilinde yapılması zaruridir. Zira adabına riayet edilmeden yapılan hizmetten hayır umulamaz. Onun içindir ki büyükler : “ Hizmet mühimdir lakin hizmette edep daha mühimdir.”  Buyurmuşlardır. Hizmette bulunanlar tıpkı mayınlı bir arazide yürüyormuş gibi büyük bir hassasiyetle, muamelelerinde nezakete dikkat etmek mecburiyetindedir. En büyük husus özdür, kalbin duyuşlarıdır. Hizmette muvaffak olabilmek için, ilim irfan, liyakat, vakar,halis bir niyet, sağlam bir karakter ve şahsiyet sahibi olmak zaruridir.

Hizmet insanının düstur edeceği vasıfları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Hizmetin Ehemmiyetini İdrak Etmek

Hizmet ehli her şeyden önce hizmetin kendisi için büyük bir nimet ve lütuf olduğunu düşünmelidir. Rabbine karşı hamdini ve şükrünü artırma gayreti içerisinde bulunmalıdır. Ali Ramiteni: “ Minnetle başa kakmak suretiyle hizmet eden çoktur. Ancak hizmeti nimet bilenler ise pek azdır.

Musa Efendi: “ Mümin ibadet ve hayrın büyüğüne küçüğüne bakmayıp, fırsat düştükçe ihlas ile hepsini yapmaya gayret etmelidir. Çünkü büyük hizmetler yapan pek çok kimseler bazı küçük görünen şeyleri ihmal ederler. Halbuki Allah Teala’nın rızası hangisindedir, bilinmez. “Mümine düşen yaptığı hizmetleri hiçbir zaman yeterli görmeyip daha fazla ne neler yapabilirim? Düşüncesiyle sürekli bir hizmet arayışı içinde olmaktır. Hizmet bilhassa peygamberlerin ve evliyaullahın hayat tarzı olan öyle bir fazilettir ki, o büyük şahsiyetler hastalık hallerinde hatta ölüm döşeklerinde dahi hizmeti elden bırakmamışlardır. Bu durum hizmete nasıl sarıl ak gerektiğini ifade hususunda ehli irfan için kafi bir hakikattir.

  1. Kalbi Manevi Hasletlerle Ziynetlendirmek

Allah dostları hadisleri gönül penceresinden aşk ve muhabbet nazarıyla müşahade ettikleri için; bulundukları toplumlara, hidayet bekleyn nice gönüllere ve hatta cihana yön veren padişahlara rehberlik etmişlerdir. Zira onlar zahiri ilimlerin akıl ve mantık bilgilerinin üzerindeki sırlı örtüyü kaldırmşlar, ilahi aşk ve muhabbetin feyizli tecellilerine mazhar olmuşlardır.

Gönül feyzinden mahrum bir hizmet, çöle dökülen bir kova su misalidir. Kurak araziye atılan bir tohum, tarla farelerinin kursağında yok olmaya mahkumdur. Gönül feyziyle atılan hizmet tohumları ise istikbalin ulu çınarlarıdır.

KALBİN ALLAH VE RASULÜ(SAV)’İN MUHABBETİYLE DOLU OLMASI

Kalp ancak hakiki muhabbeti tattıktan sonra manen inkişaf etmeye ve güzellikleri sergilemeye başlar.

Ayet-i Kerime’de buyrulur: “ …..Mü’minlerde Allah sevgisi her sevgiden daha şiddetlidir….”

Allah v eRasulü’nü sadece satırlardan okuyarak değil, sadırlardaki yani gönüllerdeki muhabbetle tanınır. Seven sevdiğine muhabbeti nisbetinde hayran olur ve onu taklide eder. Zira aşk ve muhabbet iki kalp arasında cereyan hattı gibidir. Sevenler sevdiklerini hiçbir zaman gönüllerinden çıkarmaz.

Ebu Sufyan sahabelere türlü eziyet edip onların Efendimiz(sav)’e olan muhabbetlerini gördüğünde şaşkınlıkla şöyle der: “ Hayret  doğrusu! Ben dünyada Muhammed’in ashabının O’nu sevdiği kadar önderlerini seven başka bir topluluk asla görmedim. “

KALBİN DİN KARDEŞLERİNE MUHABBETLE DOLU OLMASI

Bir kul kendisi için arzuladığı şeyleri Mü’min kardeşi için arzulamazsa imanı kemale ermiş sayılmaz.

Allah Teala şöyle buyurur: “ Mü’minler ancak kardeştir. Onun için herhangi bir anlaşmazlıkta kardeşlerinizin arasını düzeltiniz ve Allah’tan korkunuz ki rahmete nail olasınız. “

Fahr-i Kainat Efendimiz(sav) hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “ Yedi sınıf insan vardır ki Allah Teala Hazretleri onları hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde, kendi (Arş’ının) gölgesiyle gölgelendirir… Bu sınıflardan biri de birbirlerini Allah için seven, bir araya gelişleri ve ayrılışları muhabbetle gerçekleşen iki kişidir. “

KARDEŞLİĞİ ZEDELEYECEK DAVRANIŞLARDAN KAÇINMAK

İslam mü’min gönüllerin affedici ve kabahat örtücü olmalarını, birbirleri için daima hakkı ve hayrı dilemelerini, hatta birbirlerine dua etmelerini teşvik etmiştir.

Allah Resulü(sav) hadisi şeriflerinde şöyle buyurur: “ Mü’min, insanları kötüleyen, lanetleyen, kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse değildir. “

Hizmet ehli, birbirine karşı kin, haset ve soğukluk gibi hizmetin feyz heyecanını giderecekmenfi duygulardan arınmalı, gönüllere inşirah veren ve onları olgunlaştıran muhabbetin feyizli zemininden nasib olmalıdır.

KALBİN HALIK’TAN ÖTÜRÜ MAHLUKATA SEVGİ, ŞEFKAT VE MERHAMETLE DOLU OLMASI

Kalp ilahi feyizlerle hallenince onda Halık’tan ötürü mahlukata hizmet arzusu doğar. Dostluğun merkezine Allah ve Resulü(sav)’nü yerleştirenler bütün mahlukat ile dost olurlar. Böyle hizmet erinin yüreği genişleyerek bütün mahlukatı içine alan bir “gani gönül” yani bütün mahlukatı kuşatan seyyar bir dergah haline gelir. “Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü…” anlayışıyla bütün mahlukata şefkat, merhamet ve muhabbetle yaklaşmaya başlar.

İnsan var oluşun asıl gayesinden ne kadar uzak kalırsa kalsın “insan” olmak haysiyetiyle yine de yüce bir şeref sahibidir. Onun öz cevherinden habersiz günah batağına saplanması tıplı Kabe-i Muazzama’nın duvarındaki Hacer’ül Esved’in oradan yere düşüp kir pas içinde kalması gibidir. Bu kale lakayd kalarak feveran etmeyecek hiçbir mü’min vicdanı tasavvur olunamaz. Bu halde bile mü’minler Hacer’ül Esved’e hürmetten vazgeçmezler. O’nu derhal tozu toprağıyla kapar, gözyaşlarıyla temzleyerek tekrar yüce mevkiine koymak için birbirleriyle yarışırlar. Onun cennetten çıkmış olduğunu ve özündeki değeri düşünürler. İnsan da Hacer’ül Esved gibi cennetten çıkmadır. İşlediği günahlarla ne derce düşerse düşsün onun özündeki değer bakidir. Bu sebeple günaha olan düşmanlığını günahkara sıçratmamak icab eder. Fakat günahkara olan müsamahayı da günaha taşırmamak gerekir.

İHLAS VE İSTİKAMETİ MUHAFAZA ETMEK

Hizmet ehli ihlas ve takva zırhını kuşanmayı hiçbir zaman ihmal etmemelidir. Zira anak bu surette ilahi muhafaza altına girebileceğini unutmamalıdır. Bu hakikat ayet-i kerimede şöyle ifade edilir: “ (iblis Cenab-ı Hakk’a hitaben dedi ki) Senin izzet ve azametine yemin ederim ki kullarının hepsini mutlaka azdıracağım. Ancak onlardan ihlasa erdirdiklerin müstesna. “

İhlas hizmetin en mühim sıhhat şartıdır. İhlasın galip geleceğinden şüphe etmemek lazımdır. Zira ihlaslı gayretler korunur ve hiçbir zaman zayi olmaz.

Hizmet ehli her şeyden önce etrafına sağlam bir karakter sergileyebilmelidir. Zira insanlar sağlam karakterli, vakarlı, örnek şahsiyetlere hayran olur ve onları örnek alarak peşlerinden giderler. Nitekim insanlar tarih boyunca Allah’a davet eden Hak dostlarına hayran olup onları takip etmişlerdir.

Ayeti kerimede şöyle buyrulur: “ İman edip de salih amellerde bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah,(gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.(Yani onları herkese sevdirecektir. )

Hizmet ehli “el-Emin” ve “es-Sadık” sıfatlarına sahip bir Peygamber’in ümmeti olduğu şuuruyla, sözünde ve özünde doğru(sıdk ehli) güvenilir bir kimse olmalıdır. Bütün bunlar ancak istikamet üzere bir kullukla gerçekleşir.

ŞEFKAT VE MERHAMET SAHİBİ OLMAK

Ayet-i Kerimede Resul-i Ekrem(sav) Efendimize ve O’nun şahsında bütün ümmete hitaben şöyle buyrulmuştur. “ Ey Habibim! Allah’tan sana gelen bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Şayet kaba ve katı yürekli olsaydın hiç şüphesiz onlar etrafından dağılıp giderlerdi.

İSTİŞARE İLE HAREKET ETMEK

Hizmette istişare ile hareket etmek ilahi bir emir ve büyük bir sünnettir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “…. Yapacağın işlerde onlarla(mü’minlerle) istişare et!.   “      “… Onların işleri kendi aralarında istişare iledir. “

Ebu Hureyre: “ Resulullah(sav) Efendimiz’den daha fazla ashabıyla istişare eden bir kimse görmedim.” Der.

Hazreti Ömer toplumu ilgilendiren meselelerde karar verdiği zaman Müslümanlarla istişare ederdi. Genç yaşlı bütün alimler onun danışma meclisinde bulunurlardı. Hatta bir zor meseleyle karşılaştığında çocuklarla ve gençlerle istişare eder onların akıllarının keskinliğinden istifade etmek isterdi.

HİZMET EDİLEN MUHATABI İYİ TANIMAK

Mahkulat arasında en mükerrem bir şekilde yaratılan insana saygı ve tazimle yaklaşmak icab eder. Zira O’nun kalbi nazargah-ı ilahidir. Bu itibarla insana yapılacak hizmetlerde hassas davranmak hizmetin semeresi ve ecri bakımından son derece mühimdir. Hizmeti kaba ve kırıcı bir üslupla ifa etmek, sahibine ecir kazandırmayacağı gibi aksine onun günaha girmesine bile sebep olabilir.

Hizmetlerde muhatabı iyi tanımak en az hizmet kadar önemlidir. Zira isabetli hizmet ancak bu sayede mümkün olabilir.

Unutmamak gerekir ki ancak problemi çözülen insan kazanılabilir. Yine unutulmamalıdır ki hayırlı bir neticeye varabilmek sabır işidir. Zira bir gram altın edebilmek için tonlarca toprağı elemek gerekir.

İnsanların istidatları birbirinden farklı olduğu gibi zaafları da birbirinden farklıdır. Bu sebeple eğitimcinin adeta bir ruh doktoru titizliğiyle insana yaklaşması gerekir. Birine faydalı olan söz bir başkasına zarar verebilir.

Eğitimci talebesinin karakter ve istidanı elindeki teşbih tanesi gibi tanımalıdır.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*