share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Peygamberliğinden Önceki Yaşayışı

0 yorum

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, çocukluğundan itibaren selim akıl sahibi, güçlü ve nezih olarak yetişti, gelişti ve olgunlaştı. O, kendinde en güzel en asil sıfatları cem etmişti. Hikmet, doğru düşünce ve sağlam görüş bakımından yüksek bir tarz olduğu gibi, güzel ahlak ve güzel hasletler bakımından da emsalsiz idi. Doğruluk, emanet, mürüvvet, cesaret, adalet, hikmet, iffet, zühd, kânaat, hilm, sabır, şükür, haya, vefa, tevazu ve nasihat edici gibi sıfatlarla temayüz etmiştir.

İyilik etme ve ihsanda bulunma konusunda amcası Ebu Talib’in dediği gibi bir “zirve” idi.

Akrabalarını ziyaret eder, sılayı rahim yapardı. İnsanlara yüklerini taşımada yardımcı olur, geçim sıkıntısı çekenlere yardımda bulunurdu. Misafirlerine hürmet ve ikramda bulunur, felakete uğrayanların yardımına koşardı.

Allah, O’nu -sallallahu aleyhi vesellem- koruması ve gözetmesi ile kuşatmış, kavminin içine düştüğü hurafeler ve kötülükleri O’na -sallallahu aleyhi vesellem- çirkin göstermiştir. Hiçbir zaman putlara tapmamış, putlara saygı duyulan bayramlara ve şirk kutlamalarına, törenlerine katılmamıştır. Putlar adına kesilen veya Allah’dan başka birşey adına kesilen hiçbir şeyden yememiştir. Lat ve Uzza’ya yapılan yeminlere ve onlara yapılan ibadetlere asla tahammül göstermezdi.

Asla içki içmez ve gece eğlencelerine yaklaşmazdı. Mekke gençlerinin şiddetle rağbet ettikleri oyun-eğlence meclisine katılmaz ve böylesi yerlerden sürekli olarak kendisini uzak tutardı.

Nübüvvet ve Davet

Nübüvvetin Başlangıcı ve Saadetin Müjdeleri:

Daha önce geçtiği gibi Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- ile kavmi arasındaki fikri ve ameli ayrılık gittikçe genişliyor ve derinleşiyordu. Kavminin içinde bulunduğu fesat ve kötülük onu daha çok üzmekte ve korkutmaktaydı. Yalnızlığı tercih ediyor, bununla beraber kavmini helaktan kurtarabilmenin yolu üzerinde de düşünüyordu.

Yaşı ilerledikçe yalnızlığı daha çok tercih etmeye, kavminin akibeti hakkında duyduğu endişe daha çok artmaya başladı. Hira mağarasına inzivaya çekilip İbrahim -aleyhisselâm- dininden bildiği kadarıyla Allah’a ibadet ediyordu. Yılda bir kere Ramazan ayı boyunca burada inzivaya çekilir, bu ayın sonunda da Sabah vakti Mekke’ye yönelir, Kabe’yi tavaf edip evine giderdi. 3 yıl boyunca bu böyle devam etti. Her ne zaman ki kırk yaşına girdi – Bu olgunluk ve genelde Peygamberlerin bi’set yaşıdır- artık nübüvvet işaretleri ve saadet müjdeleri kendisine görülmeye, zuhur etmeye başladı. Salih rüyalar görür ve o rüyalar aynen gerçekleşirdi. Artık gaipten bir takım nidalar işitmeye başlamıştı. Şöyle buyurmuştur: “Peygamber olarak gönderilmeden önce Mekke’de bana selam veren taş bilirim.”

Nübüvvetin Başlangıcı ve Vahyin İnmesi:

41. yılın Ramazan ayında Hira mağarasına itikafa çekilip Allah’ın zikri ve ibadeti ile iştigal ettiği sırada Cibril-aleyhisselâm-, kendisine nübüvvet ve vahiy ile gelmiştir.Bu olayın tafsilatını Hz. Aişe’den dinleyelim:

“Başlangıçta, Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-, isabetli rüyalar görürdü. O hiç bir rüya görmezdi ki sabahın aydınlanması gibi ortaya çıkmış olmasın.Sonraları Allah, ona yalnız kalmayı sevdirmiştir.Hira mağarasında inzivaya çekilir orada birkaç gün üst üste kalarak ibadet ederdi. Bu süre için azığını da birlikte götürürdü. Yiyecek ve içeceği bitince Hatice’ye döner yeniden tedbirini alırdı. Derken o, Hira’da bulunduğu bir sırada, kendisine hakikat indi. Melek gelip ona:

“Oku!” dedi. O da

“Ben okur değilim” diye cevap verdi.

Hz. Peygamber anlatıyor:

“Melek beni kuşatıp öyle sıktı ki bunaldım. Sonra beni salıverdi ve yine: Oku! dedi. Ben (tekrar); okur değilim, diye cevap verdim. Beni ikinci defa kucaklayıp öyle sıktı ki bunaldım. Tekrar bıraktı ve dedi ki:

– Yaratan Rabinin adıyla oku. Bir kan pıhtısından yaratan Rabbinin adıyla oku. Oku! Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Ki O, kalem ile öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti (Alak, 96/1-5)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, bu olayın etkisiyle heyecan içinde eve döndü. Hatice binti Huveylid’in yanına girer girmez:

– Beni örtün, beni örtün, dedi. Onun bu heyecan ve korkusu geçinceye kadar üstünü örttüler.

Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-, sonra başından geçen olayı Hatice’ye anlattı ve şöyle dedi:

– “Başıma bir şey gelecek diye korktum.”

Hatice, şöyle dedi:

– Hayır Allah’a yemin ederim ki Allah -Celle Celalühü-, seni asla rezil etmez. Çünkü sen akrabalarınla ilgilenirsin. Başkalarının ağırlığını yüklenirsin, yoksulun elinden tutar, misafir ağırlar ve haklıyı savunursun. Sonra Hz. Hatice, Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’i yanına alarak Varaka bin Nevfel’e gittiler. Bu zat Hatice’nin amcası oğluydu. Cahiliye devrinde Hristiyan olmuştu. ibranice yazardı. İncil’den Allah’ın dilediği kadar İbranice yazabilirdi. Çok yaşlıydı. Son yıllarında gözlerini de kaybetmişti. Hatice, ona:

– Amcaoğlu yeğenini biraz dinler misin? dedi. O da Hz. Peygamber’e

– Yiğenim (anlat bakalım) neler görüyorsun? diye sordu.

Hz. Peygamber gördüklerini ona anlattı. Bunun üzerine Varaka:

– İşte bu Allah tarafından Musa -aleyhisselâm-’a indirilen Namus’un ta kendisidir. Keşke bu dava uğrunda verilecek mücadele sırasında genç olsaydım. Keşke, milletin seni çıkmaya mecbur ettiği günlerde ben sağ olsaydım.

Bu söz üzerine Hz. Peygamber, ona:

– Demek beni bu memleketten çıkaracaklar öyle mi? diye sorunca, Varaka:

– Evet senin getirdiğin bu mesajı kim getirmişse mutlaka, düşmanlık kazanmıştır. Onun için senin mücadele günlerinde sağ kalacak olursam sana çok yardım ederim, dedi. Varaka aradan çok geçmeden öldü ve vahiy de bir süre kesintiye uğradı.”

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*