share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İbrahim Aleyhisselam 3.Bölüm

0 yorum

İbrahim Aleyhisselâmın Mekke´ye Tekrar Gelişi:

ibrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah´ın dilediği kadar Şam´da oturduktan son-´a[435], Mekke´ye gitmek ve İsmail Aleyhisselâmı görmek üzre, zevcesi Hz.Sâre´-sen izin istedi.

O da, İsmail Aleyhisselâmın evine inip kalmamak şartı ile, kendisine izin verdi.

İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´ye gelince, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önüne kadar vardı. [436]

İsmail Aleyhisselâmı, yine, evde bulamadı. [437] Evde, İsmail Aleyhisselâmın ikinci hanımını buldu. Kapının önünde durup ona selâm verdi.

 

O da, İbrahim Aleyhisselâmın selâmına karşılık verdi. [438]

İbrahim Aleyhisselâm: “Kocan, nerede? [439] Nereye gitti?” diye sordu.

Ra´le: “Av avlamağa[440], rızkımızı, aramağa gitti.” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm: “Nasılsınız? Geçiminiz, hal ve şanınız iyi mi?” diye sordu.

Ra´le: “Biz, iyilik, bolluk ve mutluluk içindeyiz!” diyerek Allah´a hamdü sena etti. [441]

“Kendisi, inşâallâh, şimdi gelir. Allah, seni, Rahmetiyle esirgesin! [442] İnsen de, bir şeyler, yesen, içsen olmaz mı?” dedi. [443]

İbrahim Aleyhisselâm: “Evinde, konuk, yer bulur mu?” diye sordu.

Ra´le:”Evet! Bulur!” dedi. [444]

İbrahim Aleyhisselâm: “Yiyeceğiniz, nedir?” diye sordu.

Ra´le: “Ettir!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm: “İçeceğiniz, nedir?” diye sordu.

Ra´le: “Sudur!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm: “Allah´ım! Bunlara, etlerini ve sularını, bereketli kıl!” diyerek dua etti. [445]

İşte, İbrahim Aleyhisselâmın bu duası bereketileydir ki, et ile su, Mekke´den başka yerlerde, Mekke´de olduğu kadar, hiç kimsenin sağlığı ile uyarlılık arz et-mez. [446] Başka yerlerde, muhakkak, karın ağrıtır. [447]

Eğer, o gün, evlerinde ekmek veya buğday, veya arpa veya hurma duası yap­mış olsaydı, Mekke, Allah´ın, yerlerinden, buğdayı, arpası, hurması en bol bir yer c«ur[448], yerlerin, ziraata en elverişlisi bulunurdu. [449]

ibrahim Aleyhisselam, Mekke´den ayrılacağı sırada, Ra´le: ´İn de, başını, yıkayayım?” dedi.

İbrahim Aleyhisselam, inmeyip Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının ya-ııına vardı.

Taşın üzerine ayağını bastı. Taşta, ayağının izi kaldı.

Ra´le; İbrahim Aleyhisselamın önce başının sağ tarafını, sonra da, sol tarafını su döküp yıkadı. [450]

İbrahim Aleyhisselam, Ra´le´ye:

“Kocan geldiği zaman, ona benden selâm söyle! [451]

Artık, kapının eşiği, doğrulmuş bulunuyordun´[452]

Kapının eşiğini, iyi tut! [453]

Senden sonra bir ihtiyar geldi.

Kapının eşiğini, iyi buldum. Artık, onda karar kılsın! [454]

O, sana, kapının eşiğini iyi tutmanı emrediyor! de!” dedi. [455]

İsmail Aleyhisselam, eve gelince, Babasının kokusunu, aldı. [456]

Ra´le´ye: “Sana, bir kimse geldi mi?” diye sordu.

O da: “Evet! [457] Güzel yüzlü´[458], insanların en güzel yüzlüsü ve en hoş kokulusu olan bir ihtiyar Zat geldi.

Bana, şöyle şöyle söyledi.

Sana da, şöyle şöyle söyledi.

Başını, yıkadım.

İşte, Makam üzerinde de, ayaklarının izi var!” [459] diyerek İbrahim Aleyhisselâmı, övdü. [460]

İsmail Aleyhisselâm, Babasının ayak bastığı taşı, gidip öptü. [461]

Ra´le: “Seni, benden sordu. Nereye gittiğini, kendisine haber verdim.

Benden, geçimimizin nasıl olduğunu sordu.

(Biz, hayır ve iyilik içindeyiz!) diye haber verdim.” dedi.

İsmail Aleyhisselâm: “Bana, bir şey tavsiye etti mi?” diye sordu.

Ra´le: “Evet!” dedi. [462]

İsmail Aleyhisselâm: “Sana, ne söyledi?” diye sordu.

Ra´le: “Bana, dedi ki: (Kocan, geldiği zaman, kendisine, selâm söyle: artık kapının eşiği, düzelmiştir!) de! [463]

Sana, selâm söylüyor ve kapının eşiğini, iyi tutmanı emrediyor!” dedi.

İsmail Aleyhisselâm: “İşte, o, benim Babam İbrahim (Aleyhisselâm)dir. [464]

Seni, boşamayıp tutmamı, bana, emretmektedir!” dedi. [465]

İbrahim Aleyhisselâmın, İsmail Aleyhisselâmla Birlikte Kabe´yi İnşa Etmeleri: Başa Dön

İbrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah´ın, dilediği kadar Şam´da kaldıktan sonra, Mekke´ye geldi[466], İsmail Aleyhisselâmı, buldu. [467]

O zaman, İsmail Aleyhisselâm, otuz yaşında bulunuyordu. [469]

ismail Aleyhisselâm, Zemzem kuyusunun arka tarafında büyük bir ağacın al­ında okunu yontup düzeltmekte idi.

İsmail Aleyhisselâm, Babasını, görünce, ayağa kalkıp ona doğru vardı.

Bir babanın, oğluna, oğlunun da, babasına yaptığı gibi, birbirlerine iştiyakla sarıldılar, kucaklaştılar, öpüştüler. [470]

İkisi de, sevinçlerinden, öyle ağladılar ki, onların ağıtına, kuşlar bile kaîtdılar. [471]

İbrahim Aleyhisselâm: “Ey İsmail! Yüce Allah, bana, önemli bir iş emretti.” dedi.

İsmail Aleyhisselâm: “Rabb´ın, sana, ne emretti ise, onu, hemen yerine getir!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Sen, bana, bu işte yardım edeceksin.” dedi. İsmail Aleyhisseiâm: “Ben, sana, yardım ederim.” dedi. İbrahim Aleyhisselâm:

“Yüce Allah, orada[472], Kendisi için[473], bir Beyt yapmamı, bana emr etti.” dedi. [474]

İsmail Aleyhisselâm: “Nerede?” diye sordu. [475]

İbrahim Aleyhisselâm; çevresinden yüksekçe bulunan[476], gelen sellerin ba-samadığı, üzeri ufak taşlı[477] bir tümseğe işaret etti: “İşte, orada!” dedi. [478]

İkisi birlikte Kabe´nin temellerini kazmağa başladılar. Âdem Aleyhisselâmın yapısının temeline kadar indiler.

Temelde, her birini, ancak, otuz adamın kaldırabileceği veya kaldıramayacağı büyüklükte ve ağırlıkta taşlara rastladılar. Kabe´yi, o temel üzerinde yapmağa başladılar. [479]

İsmail Aleyhisselâm, taş taşıyor, İbrahim Aleyhisselâm da, duvarları, örmeğe devam ediyordu. [480]

Duvarlar, yükselince, İbrahim Aleyhisselâmın, uzanıp yerden taş alması ve onu, duvara kaldırması, güçleşti. [481]

Bunun üzerine, İsmail Aleyhisselâm, bu gün (Makam-ı İbrahim) diye anılan ta­şı getirip İbrahim Aleyhisselâmın ayağının altına (iskele gibi) koydu.

İbrahim Aleyhisselâm da, onun üzerine dikilerek yapı işine devam etti. [482] Beytullâh´ın yapısı sona erinceye kadar bu taş, köşelerde dolaştırıldı, durdu.

İbrahim Aleyhisselâm, bu taşın üzerinde durmuş olduğu içindir ki, ona (Makam-ı İbrahim) ismi verildi. [483] İbrahim Aleyhisselâm, yapar, İsmail Aleyhisselâm da, ona, taş sunarken[484]

“Ey Rabb´imiz! Tarafımızdan (kulluk armağanı olarak sunulan) şu hizmeti, ka­bul buyur!

Şüphe yok ki, her şeyi, hakkıyle bilen Sen´sin Sen!” diyerek dua ederlerdi. [485]

İbrahim Aleyhisselâm, yapı işini ilerletip bugün, Hacerülesved´in bulunduğu yere yaklaştığı zaman, İsmail Aleyhisselâma:

“Bana, bir Taş getir ki, insanların, Kabe´yi, oradan tavafa başlamalarına bir alâmet ve nişan olsun!” dedi.

İsmail Aleyhisselâm, bir taş bulup getirdi.

Fakat, İbrahim Aleyhisselâm, onu, beğenmedi. [486]

Cebrail Aleyhisselâm, Hacerülesved´i getirdi ki, Yüce Allah, Tûfan´da onu, Ebû Kubeys dağında muhafaza etmişti. [487]

İsmail Aleyhisselâm, onu, görünce:

“Babacığım! Sana, nereden geldi bu?” diye sordu.

İbrahim Aleyhisselâm: “Cebrail, getirdi!” dedi.

Hacerülesved´i, duvardaki yerine, Cebrail Aleyhisselâm, yerleştirdi. [488]

Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Cennetten çıkarken, Hacerülesvedi yanında getirmiş, onu, Mekke´de yapacağı Beyt´e yerleştirmesi, Allah tarafından, kendi­sine emredilmişti. [489]

Hacerülesved; Cennetten çıktığı zaman, kardan daha ak olduğu halde Âdem oğullarının müşrik olanları, onu, günahları ile karartmışlar[490], Cahiliyet ve İslâmiyet devrinde birbiri ardınca vuku bulan yangınlar da, onu, daha kara bir hale getirmiştir. [491]

Hacerülesved; Kıyamet gününde, iki görür göz ve konuşur dil haline gelip dün­yada kendisini İstilâm edenler lehinde şehadette bulunacaktır.´[492]

İbrahim Aleyhisselâmla İsmail Aleyhisselâm, Kabe´yi yaparlarken, Cürhüm D.Âbir b.Sebe´, b.Yaktan´ın çocuklarından yardım istemişler, onlar da yardım et­mişlerdir[493]

İbrahim Aleyhisselâm; Kabe´nin yüksekliğini: dokuz arşın;

Uzunluğunu cephede: Hacerülesved Rüknünden Hatîm´in yanındaki Şam Rük­nüne kadar otuz iki arşın;

Enini: Şam Rüknü ile Garb Rüknü arasında yirmi iki arşın;

Arka taraftan, Garb Rüknü ile Yemen Rüknü arasını otuz bir arşın;

Yemen tarafındaki cephenin enini: Hacerülesved Rüknünden Yemen Rüknü­ne kadar Yirmi arşın yaptı.

Dört köşeli olduğu için, Beytullâh´a: Kabe denildi.

Âdem Aleyhisselâm in yaptığı Kabe´nin temeli de, aynen böyle idi.

İbrahim Aleyhisselâm, Kabe´ye, yer seviyesinde bir kapı yeri bırakmıştı.

Tübbaulhımyerî gelip kilidli ve halkalı bir kapı taktırıncaya kadar, Kabe, kapı­sız kaldı.

Tübba´ Kabe´ye, tam bir örtü de, örttürdü ve Kâbenin yanında kurban da, kesti[494]

İbrahim Aleyhisselâm, Kabe´ye ne tavan yaptı, ne de, Kabe´nin inşasında ça­mur kullandı.

Sâdece, taşları, birbiri üzerine dizdi[495]

İbrahim Aleyhisselâmla Oğlunun İlk Haccı Ve İnsanların Hacca Çağrılışı:

Kabe yapılıp tamamlanınca, Cebrail Aleyhisselâm, geldi, ibrahim Aleyhisselâma: “Onu tavaf et!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâmla İsmail Aleyhisselâm, her tavafta Hacerül Esved´i, İsti­lâm etmek suretiyle Kabe´yi, yedi kerre tavaf ettiler.

Makam-ı İbrahim´in arkasında ikişer rekât namaz kıldılar.

Cebrail Aleyhisselâm; Safa ile Merve, Mina, Müzdelife ve Arafatta yapılacak Hacc amellerinin hepsini onlara gösterdi, ve öğretti.

Akabe Cemresine vardıkları zaman, orada, Şeytan göründü.

Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:

“Tekbir getir ve taş at ona!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, birer birer yedi kerre tekbir getirerek taş attı.

Şeytan, kayboldu.

Şeytan, orta Cemre´de de, göründü.

Cebrail Aleyhisselâm, yine:

“Tekbir getir ve taş at ona!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, yine yedi kere, birer birer Tekbir getirerek taş attı. Şey­tan, kayboldu.

Şeytan, en son Cemre´de de, tekrar göründü.

Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:

“Tekbir getir ve taş at ona!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, yedi Tekbirle ona yedi taş daha attı.

Şeytan kayboldu.[496]

Bundan sonra, İbrahim Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâmla birlikte Meş´ar-ı Haram´a, daha sonra da, Arafat´a gitti.

Cebrail Aleyhisselâm, orada, İbrahim Aleyhisselâma:

“Gösterdiğim Hacc amellerini öğrendin mi?” diye üç kere sordu.

İbrahim Aleyhisselâm da, her soruşunda “Evet!” dedi.

Bunun için, oraya Arafat denildi.[497]

Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:

“Haccı, insanlara seslenerek bildir!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm: “Ne diyerek bildireyim?” diye sordu.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Ey insanlar! Rabb´inizin dâvetine icabet ediniz! diye seslenerek bildir!” dedi ve bunu, üç kere tekrarladı.[498]

İbrahim Aleyhisselâm, Yüce Allâha:

“Yâ Rab! Benim sesim, insanlara nasıl yetişebilir?” diye sordu.

Yüce Allah:

´Sen, seslen! Onu, insanlara eriştirmek, bana düşer!” buyurdu.´´[499] İbrahim Aleyhisselâm, Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının üzerine âkildi. [500]

Taş, yüksele yüksele, dağlardan uzun ve boylu oldu. [501]

O zaman; ovası, dağı, karası, denizi, insanı ve cinni ile bütün yeryüzü daraldı, sürüldü, derlenip toplandı,

İbrahim Aleyhisselâm da, parmaklarını, kulaklarına tıkadı. Sağa, sola, doğuya ve batıya doğru yönelip[502]

“Ey insanlar! Rabb´iniz, bir Beyt, edindi ve onu, Hacc etmenizi, size, emrediyor! [503]

Ey insanlar! Atîk Beyt´e (Kabe´ye), Hacc etmeniz, size Farz kılındı.´[504] Ey Allah´ın kulları! Allah´a itaat ediniz!

Ey Allah´ın kulları! Allah´ın[505], Rabb´inizin[506] dâvetine icabet ediniz!” [507] di­kerek seslendi. [508]

İbrahim Aleyhisselâmın sesini işiten her şeyden, taştan, ağaçtan, tepeden, top-raktan[509], her taraftan[510]

“Lebbeyk! Allah´ım Buyur! Emrine amadeyiz? Sana, itaat ediyoruz Allah´ım!” sesleri yükseldi. [511]

İbrahim Aleyhisselâmın dâvetine, insanlardan, ilk icabet edenler, Cürhümîler

o*du.[512]

ibrahim Aleyhisselâmla oğlu İsmail Aleyhisselâm, o zaman Mekke´de bulunan Cûrhümî halkıyla birlikte Haccettiler.

İbrahim Aleyhisselâm; Mina´da: öğle, ikindi, Akşam ve yatsı namazlarını, kıldırdı.

Geceyi, orada geçirdi.

Sabah namazını da, orada kıldırdıktan sonra hep birlikte Nemire´ye gittiler.

Arafat´ta, bu gün (İbrahim Mescidi)nin bulunduğu yerde, öğle vaktinde, öğle ile ikindi namazını bir arada kıldırdı.

Sonra, halkı, Arafat´taki Vakfe yerine götürüp Vakfe yaptırdı.

Güneş, batarken, onları, hep birlikte Müzdelife´ye getirdi.

Orada, akşamla yatsı namazını, yatsı vaktinde kıldırdı ve orada kalındı.

Sabah namazını, erkence kıldırdıktan ve Müzdelife Vakfesini de, yaptırdıktan sonra, halkı, Mina´ya getirdi.

Cemrelerin, nasıl atılacağını, onlara, gösterip öğretti.

Bütün Hacc amellerini yaptırdıktan sonra, kendisi, dönüp Şam´a gitti.

İbrahim Aleyhisselâm; her yıl, Mekke´ye gelir, Hacc ederdi.

İbrahim Aleyhisselâmın zevcesi Hz. Sâre ile oğlu İshak Aleyhisselâm da, Şam´­dan gelip Hacc Farîzasını yerine getirmişlerdir.

İbrahim Aleyhisselâmdan sonraki Peygamber ve mü´min olan ümmetleri de, Mekke´ye gelip Hacc etmişlerdir.

Ümmetleri helak olan Peygamberler, Mekke´ye gelirler, ömürlerinin sonuna ka­dar, orada, Allah´a ibâdet ve tâatla meşgul olurlardı.

Böylelikle Hacca gelip vefat eden Peygamberlerden doksan dokuzunun, Makam-ı İbrahim ile Zemzem arasındaki yerde gömülü bulunduğu ve yetmiş Pey­gamberin, Mina´daki Mescid´de namaz kıldıkları da, rivayet edilir.´[513]

Hacc Emirliği: Mes´ûdî (vefatı 346 Hicrî); Hicret´in sekizinci yılından, üç yüz otuz altıncı yılına kadar Hacc Emiri olarak, halka, kimler tarafından Hacc yaptırılmış olduğunu, sı­rası ile kayd eder. [514]

Kur´ân-I Kerimin Kabe Hakkındaki Açıklaması:

Kabe, Kabe´nin yapılışı, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmların, Yüce Allâh´dan dilekleri ve Hacc´ın, insanlara ilânı… Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:

“Şüphe yok ki: insanlar için, te´sis edilmiş olan ilk Beyt, Bekke´deki o çok mü­barek ve âlemler için hidâyet olan (Beyt)dir.

Onda, açık alâmetler, Makam-ı İbrahim vardır. Kim, oraya girerse, (taarruzdan) emîn olur.

Ona, bir yol bulabilenlerin, Beyt´i, Hacc ve Ziyaret etmesi, Allâhın, insanlar üze­rinde bir hakkıdır.

Kim, bu hakkı, inkâr eder, tanımazsa, şüphe yok ki, Allah, bütün âlemlerden ga­nî ve müstağnidir. [515]

“Hani, İbrahim, o Beyt´in (Kabe´nin) temellerini, duvarlarını, İsmail ile birlikte yük­seltiyordu da, her ikisi, şöyle dua ediyordu:

(Ey Rabb´imiz! Tarafımızdan, Sana sunulan şu hizmeti, kabul buyur! Şüphe yok ki, her şeyi, hakkıyle işiten, hakkıyle bilen Sen´sin Sen! Ey Rabb´imiz! Bizi, Sana teslimiyette sabit kıl!

Soyumuzdan da, yalnız sana boyun eğen Müslüman bir ümmet yetiştir! İbâdet edeceğimiz yerleri, Hacc amellerini, bize göster, öğret! Tevbemizi, kabul buyur!

Çünkü, tevbeleri, en çok kabul buyuran ve Mü´minleri, hakkıyle esirgeyen Sen´-sı´n Sen

Ey Rabb´imiz! Onların, o soyumuzun içinden, onlara, Senin âyetlerini okuyacak, onlara, Kitabı, hikmeti öğretecek, kendilerini, (şirkten, kötülüklerden) iyice temizle­yecek bir Peygamber de, gönder!

Şüphe yok ki, kudretiyle her şeye üstün gelen, hikmetiyle herşeyi yerli yerince yapan, Sen´sin Sen!” [516]*

“Bizim, Beyt´i (Kabe´yi), insanlar için, bir toplanma, sevabalma, emniyet ve se-âmet bulma yeri yapmış olduğumuzu hatırlayınız!

Makam-ı İbrahim´i, namazgah edininiz! İbrahim ile İsmail´e:

Beytimi; Tavaf edenler, ibâdet maksadı ile orada kalanlar, rükû ve sücud eden-

İbrahim:

Yâ Rab! Burasını, emniyetli bir şehir yap ve ehâlisinden, Allâha ve Âhiret günü­ne inananları, mahsullerle rızıklandır! diye dua etmişti.

Allah da: Kâfir olanı da, kısa bir zaman için, yararlandıracağım. Sonra, onu, Cehennem azabına zorlayacağım! Ne kötü varılacak yardir orası! buyurmuştu. [517]

“İnsanlara, Hacc´ı, ilân et! Gerek yaya olarak, gerek her uzak yoldan, zayıfla­mış develer üzerinde, sana, gelsinler!” [518]

Kabe Ve Kabe´nin Tarihçesi:

Kabe: Müslümanların kıblesi olan Beytullâh´ın ismidir.

Bu isim, ona, ya Mik´ab, Murabba (dört köşeli) olduğu, yahud, Mekke´de ilk kurulan bina olması itibarı ile, çevresinden tepe gibi yüksekçe bulunduğu için, verilmiştir.

Esasen, Araplarca, her yüksek eve, Kabe denilir. [519] Kabe; çeşitli tarihlerde, müteaddid defalar yapılmıştır:

1) Rivayete göre: Yüce Allah; gök halkının, Beyt-i Mâmûr´u, Tavaf ettikleri gi­bi, yeryüzü halkının da, tavaf ve ziyaret etmeleri için, Beyt-i Mâmûr´un, yer­de bir misâli olmak üzre, Melekler gönderip ilk Kâbeyi inşa ettirmiştir. [520]

2) Kabe´nin ikinci yapılışı, Âdem Aleyhisselâm tarafındandır.[521]

3) Âdem Aleyhisselâmın vefatından sonra, oğulları, Kabe´yi, taş ve çamurla, yeniden yaptılar.

Bu yapı, Tûfan´a kadar kaldı. Tûfan´da yıkıldı ve belirsiz oldu. [522]

Kabe´yi, Âdem Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Şis Aleyhisselâm, ilk kez, taş­la ve çamurla yapmıştır. [523]

Nuh Aleyhisselâm ile İbrahim Aleyhisselâm arasındaki çağda ise, Kabe´nin yeri; sellerin aşamayacağı, kırmızı kesekli bir tepecik halinde idi.

İnsanlar; Kabe´nin yerinin orada bulunduğunu, bilmekte ve fakat, tam yeri­ni, tâyin edememekte idiler.

Bununla beraber, her taraftan mazlumlar, oraya gelir ve sığınırlardı. Sıkıntıya uğrayanlar, orada dua ederler, duaları, kabul olunurdu.

Kabe´nin yeri; Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma bildirilinceye kadar, insanlar, orayı, ziyaret ederlerdi. [524]

4) Kabe´yi, dördüncü defa, İbrahim Aleyhisselâm, oğlu İsmail Aleyhisselâmla birlikte yapmışlardır. [525]

5) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi beşinci defa Amâlikalar;

6) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi, altıncı defa Cürhümîler[526];

7) Kabe´yi, yedinci defa Kusayy b.Kilab[527]);

8) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi, sekizinci defa, Kureyşîler[528]

9) Kabe´yi, dokuzuncu defa (Hicrî: 61) Abdullah b.Zübeyr;

10) Kabe´yi, onuncu defa, Haccac b.Yûsüfüssakafî yaptı. [529]

11) Kabe´nin on birinci ve son yapılışı; Osmanlı Pâdişâhlarından Sultan Ahmed´in onarımından sonra, oğlu dördüncü Sultan Murad b. Sultan Ahmed tarafın-dandır ve şöyle olmuştur:

Esedî´nin bildirdiğine göre: Hicrî on birinci asrın başlarında Kâbenin şark tara­fındaki duvarda bir çatlama olmuştu.

Hicrî bin on dokuz yılında bu çatlaklık, daha da, arttı:

Mekke´de, o tarihte şiddetli bir yağmur yağdı.

Yağmurun arkasından sel geldi.

Sel suları, Mescid-i Haram´ın içine kadar girdi.

Kabe´nin, şark ve garp duvarları ile Hacerülesved´in bitişiğindeki duvar çatladı.

Sultan Mehmed´in oğlu Sultan Ahmed, Beytullâh´ı, yıktırarak bu iki duvardan birinin taşlarını altun, diğerininkini de, gümüş kaplatıp yaptırmak istedi.

Fakat, İlim Adamları, kendisine, mâni oldular.

Bu çatlağın, bir kuşakla giderilerek duvarın yıkılmaktan korunması mümkün olduğunu söylediler.

Bunun üzerine, Sultan Ahmed, sarı bakırdan altun kaplamalı bir kuşak yaptırdı.

Bunun, Kabe´ye bağlanması, bin yirmi yılının sonu ile bin yirmi bir yılının ba­sında idi.

Sultan Ahmed, bu iş için, seksen bin Dinar (altın) harcadı.

Hicrî bin otuz dokuz yılı şaban ayının on dokuzunda çarşamba günü sabahı saat ikide Mekke´ye ve havalisine benzeri görülmedik şiddetli bir yağmur yağdı.

ikindi ile akşam arası Vâdi-i İbrahim tarafından sel suları akmağa başladı.

Sel suları; önünde bulunan ev, dükkân, odun, ahşap, taş, toprak, ne varsa, nepsini sürükleyip getirdi.

Önüne kattığı süprüntüleri, Harem-i şerîfe, Beytullâh´ın içine soktu.

Sel, yatsıya yakın bir zamana kadar devam etti.

Harem-i şerif içinde su, tavaf sahasının etrafındaki direkler üzerindeki kandil­lerin asıldığı halkalara kadar yükseldi! Kabe´nin içine de, anahtar deliğinden iki metre yükseklikte su girdi.

Suyun boşalması için, Harem-i şerifin kapılarından olan Bâb-ı İbrahim açıla­rak, sular, oradan, Mekke´nin aşağısına doğru akıtıldı.

Selde ölenlerin sayısı bin kadardı.

Sel geldiği gün, ikindi vakti, Kabe´nin Şam tarafındaki duvarı, iki cephesiyle, iki tarafa doğru yıkıldı.

Şark duvarının şark kapısına kadar olan kısmını da, beraberinde götürdü. On­dan başka bir duvar kalmadı.

Kapının Kıvamı, kalan duvarın üzerinde idi.

Garp tarafındaki duvardan da, her iki yönden altıda birini götürdü.

Yalnız, bu görünen yüzden -ki, Şam duvarının bitişiği olan kısmıdır- üçte iki kadar kısmını ve tavanın da, iç kısmını, beraberinde çekip götürdü.

Şam tarafından yıkılan duvar, Haccac b. Yûsüfüssakafînin yaptırdığı duvardı. Durum; Mısır yoluyla İstanbula arzedildi.

Haber, dış memleketlere erişince -Hacc Mevsiminin yaklaşmış bulunması do-layısı ile- son derecede heyecan uyandırdı.

Mısır Valisi, Arnavud Mehmed Ali Paşa, Pâdişâhın gelecek emrini bekleme­den, Rıdvan Ağayı, kendi tarafından, hemen Mekke´ye gönderdi.

Ona, müstacel tedbirler alması için tam yetki verdi. Rıdvan Ağa, aynı yılın yirmi altı şevvalinde Mekke´ye vardı. Yirmi dokuz şevval salı günü, vazifeye başladı.

Önce; Beytullâh´ın, Mescid´in içinde toplanan sel birikintilerinden temizlenmesi için, müzakerelerde bulunmak üzre, bir Meclis kurdu.

Müzakere sırasında çıkan görüş ayrılığını, ilim adamlarından aldığı Fetvalarla halletti.

Cidde, Medine ve Kanfede´de bulunan nakil vâsıtaları, Mekke´ye getirilerek Harem-i şerif ve tavaf yolları, üzerlerini kaplayan çamurlardan temizlendi.

Haremin içine tepeler gibi çamur ve pislikler yığılmıştı.

Temizleme işi, zilkade ay´ının on dokuzuncu salı günü sona erinceye kadar, günde otuz kırk bin yük çamur taşındı.

Bundan sonra, sellerin tahrip ettiği yollar, havuzlar, su gözeleri ve Mina girişi onarılmağa başlanıp rebîulâhır ay´ının dokuzuncu perşembe günü bitirildi.

Kabe´nin tamiri için, Mısırdan gerekli malzemeler de geldi.

Pâdişah´ın gönderdiği zat ta, Mekke´ye gelip Rıdvan Ağa ile birlikte işe başladı.

Yirmi dokuz rebîulâhir çarşamba günü; Seyyid Muhammed Nazır, Rıdvan Ağa, Harem Şeyhi Şemsüddinül´attâkîve Mühendis Ali b. Şemsüddin Efendiler tara­fından Kâbenin inşâat keşfi ve planı yapıldı.

Binanın inşâat işine: Mühendislerden, Devlet Mühendisi Ali b.Şemsüddi-nülmekkî,

Mühendis Muhammed b.Zeynülmekkî,

Kardeşi Muallim Abdurrahman ve Muallim Süleymanussahrâviyyülmısrî Efen­diler tayin edildiler.

Süleymanüssahrâvî, Baş marangozdu. Ustalardan da:

Fâtih Ebüsseyyidüttabatıbiyyülmekkî, Selîmülkureşî, Muallim Süleyman b.Mu-nammedülbeca, Ibn. Hatim ve Nûrüddin adındaki ustalar tayin edildiler.

Bunların son dördü Mısırlı idiler.

Yirmi üç cemaziyelâhir pazar günü, Kabe´nin duvarları örülmeğe başlandı.

Yirmi üç şaban günü, yirmi beşinci sıra taşları dizildi.

Kabe´ye ve çevresine aid bütün işler, iki zilhicce gününe kadar tamamlanıp Bayramlarda ve Hilal zamanlarında ateş yakılacak yerlerin yapımı ile inşâat ve tâmirat sona erdirildi.[530]

Osmanlı Tarihçilerinden Naîmâ (1065-1128) da, Tarih´inde bu hâdiseleri oriji­nal üslubuyla anlatır. [531]

Halebî (975-1044) de, bunlardan, kısaca bahseder. [532]

Kabe´ye Örtü Örtülüsünün Kimler Tarafından Ne Çeşid Ve Nasıl Örtüldüğü?

Kabe´ye, ötedenberi, çeşitli örtüler, örtülürdü.

Kurbanlık deveye Hıbere, Bürüd vesâir Yemen kumaşı yükletilir, bunlar, Ka­be´ye hediye edilirdi.

Kabe´ye hediye edilen çeşitli örtülerden Deniz koyunu yününden dokunmuş kumaş ve döşek yüzleri, Kabe´ye asılır, Kabe, bunlarla örtülür, artanı da, Kabe´­nin deposunda tutulurdu.

Örtülerden, eskiyen olduğu zaman, onun yerine, depodakilerden alınıp konu­lur, üzerindeki örtülerden hiç biri başka bir suretle çıkarılmazdı.

Bunun için, Kabe´nin, birbiri üzerine asılmış kat kat örtüsü vardı. [533]

Örtüler; önceleri, Kabe´nin çamursuz olarak kuru taşlarla örülü duvarlarının üze­rine, dıştan sarkıtılır ve yukarıdan iç kısmına bağlanırdı. [534]

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mekke´den, Medine´ye hicret etmeden önce, Ka­be´nin üzerinde çizgili Yemen kumaşları, postlar, kilimler, su koyunu yününden yapılmış şallar vesaire bulunuyordu.

Nevar bint-i Mâlik, Zeyd b.Sâbit´e hâmile iken, Kabe´nin üzerinde su koyunu yününden, ipekten, kenarları sayvanlı yeşil, sarı renkte şallar, kilimler, bedevî el­biselerinden elbiseler, keten kilimler, kıl kilim şakları gördüğünü söyler. [535]

1) İsmail Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra da, gerek Kabe ve gerek Hacc amellerine ait hizmetleri yürütmek ve yönetmekte de­vam etti. [536]

İlk defa olarak ta, Kabe´ye örtüyü o, örttü. [537]

2) Süleyman Aleyhisselâm; İlya (Kudüs) Mescidini inşa işinden boşalınca, Mek­ke´ye gidip Kabe´yi Tavaf etti ve ona, örtü örttü.

Kabe´nin yanında kurban kesti. Mekke´de yedi gün oturdu. [538]

3) Yemen kralı Rebîa b. Nasr´ın ölümünden sonra, bütün Yemen´e hâkim olan Tübba´ Tüban Es´ad Ebû Kerib; Medine´yi, yıkmak ve Medine halkını imha et­mek istediği zaman, Benî Kurayza Yahudilerinin iki büyük bilgin´i:

“Ey Hükümdar! Sen, böyle bir şey yapmaktan vazgeç!

Vazgeçmezsen, yapmak istediğin şey ile senin arana, muhakkak, gerinilirdir.

Hem biz, senin bu yüzden, hemen, bir felâkete uğramayacağından da, emîn değiliz…

Çünkü, burası, Âhir-i zamanda, Kureyşîlerin bulundukları Harem´den çıkacak olan Peygamberin hicret yeri, yurdu ve başkenti olacaktır!” diyerek kendisini, bun­dan vazgeçirmişlerdi.

Tüban; Medinelilerle çarpışmayı bırakıp Yemen´e doğru giderken, Usfan, Emeç mevkileri arasında, huzuruna, Hüzeyl b.Müdrike oğullarından iki kişi gelip:

“Ey Hükümdar! Senden önceki Hükümdarların ihmal ettikleri inci, zümrüd, ya­kut, altun ve gümüşle dolu olan bir hazineyi size göstersek olmaz mı?

O hazine, Mekke´de bir Beyt´in içinde olup Mekkeliler, O Beyt´e tazim ve onun yanında ibadet ederler” dediler.

Hüzeylîler, hükümdarın böyle bir şeye kalkışmasını kendisinin, helak olması için, istiyorlardı.

Çünkü, onlar, Mekke´ye ve Kabe´ye tecâvüze ve onun yanında zulme kalkı­şan Hükümdarlardan her birinin helak olup gittiğini biliyorlardı.

Tüban´ı, yine, yanındaki Yahudi Bilginleri, bu tehlikeli niyetinden de, vaz geçi­rip Mekke´ye vardığı zaman, Kabe´ye tazimde ve Mekke halkına iyilikte bulun­mağa ikna´ ve teşvik ettiler.

Bunun üzerine, Tüban; Mekke´ye varınca, Beytullâh´ı Tavaf etmiş, Mekke´de kaldığı günlerde kestirdiği iki bin devenin etlerini Mekke halkına yedirmiş ve ayrı­ca bal şerbeti de, ikram etmişti.

Tüban; Mekke´de bulunduğu sırada, rüyasında, Beytullâh´a örtü örttüğünü gö­rünce, Kabe´ye, Hasaf´tan, kaba dokunmuş bezden bir örtü geçirdi.

Sonra, rüyasında, Beytullâh´a daha güzel bir örtü örttüğünü görünce, maafir diye anılan Yemen kumaşından bir örtü örttü.

Bundan sonra, rü´yâsında, Beytullâh´a daha güzel bir örtü örttüğünü görüp Müla´ (çarşaf) ve Vasâil (çizgili ince Yemen kumaşı) örttü.

Tübba´; Cürhümîlerden olan Valilerine de, gerektikçe, Beytullâh´a örtü örtme­lerini tavsiye, onu, temizlemelerini, kan, leş ve hayz bezi gibi şeyleri, ona yaklaş­tırmamalarını emretti.

Kabe´ye bir kapı ve bir de, anahtar yaptırdı.

Sonra da, Mekke´den çıkıp askerleri ve yanındaki iki Yahudi Bilgini ile birlikte Yemen´e doğru gitti.[539]

Tübba´ın, Kabe´ye, önce deriden örtü örttüğü de, rivayet edilir. [540]

Tübba´ Es´ad Ebû Kerib´in Mekke´ye bu gelişi, Kabe´ye örtü örtüşü, Peygam­berimiz Aleyhisselâmın, Peygamber gönderilişinden yedi yüz yıl önce idi. [541]

4) Peygamberimiz Aleyhisselâmın Dedesi Abdulmuttalip´ten yukarı doğru yir­minci sıradaki Atası Adnan; babası Üded´den sonra, Kabe hizmetini üzerine alıp yüttüğü sırada Kabe´ye meşinden örtü geçirdi. [542]

5) Cahiliye devrinde eline gecen ipekli bir peştemalı, ilk defa Kabe´ye asan da, Hâlid b. Cafer, b. Kilab olup[543] kendisi, Âmir b. Hasafa kabilesinin Cafer oğul­ları ailelerinden bir ailenin büyüğü idi. [544]

6) Kureyşîler; cahiliye devrinde Kusayy b. Kilabdan Ebû Rebîa b. Mugîre b. Abdullah, b. Ömer, b. Mahzum´un zamanına kadar, Kabe örtüsü hakkında yar-dımlaşırlar, kabilelere -mâlî güçlerine göre- salma salarlardı.

Ebû Rebîa, Yemen´e gider durur, orada ticaretle uğraşırdı. Çok zengindi. Kureyşîlere:

“Kabe´ye, bir yıl tek başıma, ben, örtü örteyim, bir yıl da, bütün Kureyşîler, örtsün!” dedi ve böylece, ölünceye kadar, Cend kasabasından Hıbere (Çizgili in­ce Yemen kumaşı) getirtip Kabe´ye örtmeğe devam etti. [545]

7) Hz.Abbas b.Abdulmuttalib´in annesi[546] Nüteyle bint-i Cenab, b. Küleyb, b. Malik, b. Amr, b. Âmir, b. Nemr, b. Kasıt[547], biricik oğlu Hz. Abbas´ı, küçük ço­cuk iken kaybetmiş ve sağ salim bulacak olursa, Kabe´ye ipek örtü örtmeyi adamıştı.

Nüteyle, oğlunu, bulduğu zaman, bu adağını, yerine getirmek üzere, Kabe´ye ipek örtü örttü . [548]

8) Peygamberimiz Aleyhisselâmın olgunluk çağına bastığı sıralarda idi[549] ki, bir kadın´ın, Kabe hareminde buhurdanlıkta öd ağacı yakarken, buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kabe´nin kat kat örtüsü tutuşup tamamiyle yanmıştı. [550]

Peygamberimiz Aleyhisselâm, otuz beş yaşlarında bulunduğu sıralarda[551], Kureyşîler, Kabe´yi yıkıp yeniden yaptıktan sonra, onun üzerine Hıberât-ı Yemâ-niye diye anılan Yemen işi çizgili kumaş örttüler. [552]

9) Peygamberimiz Aleyhisselâm; Hicretin onuncu yılında Veda Haccı sırasın­da[553], Kabe´ye, Yemen işi çizgili örtü örttü. [554]

10) Peygamberimiz Aleyhisselâmdan sonra, Hz. Ebû Bekir, Kabe´ye örtü örttü. [555]

Hz.Ebû Bekir´in, Kabe´ye örttüğü örtü, Kabâtî (Mısır işi ince beyaz kumaş) idi. [556]

11) Hz.Ömer de, Kabe´ye örtü örttü. [557]

Kendisinin, Kabe´ye örttüğü örtü Kabâtî (Mısır işi ince, beyaz kumaş) idi. [558]

Hz. Ömer, her yıl, Mısıra yazı yazar ve orada, Kabe için özel olarak Kabâtî örtü dokutturur ve bedelini, Beytülmal´den öderdi. [559]

12) Hz. Ömer´den sonra Halife olan Hz. Osman da, Kabe´ye Kabâtî örtü örttürdü. [560]

O da, bu örtüyü Mısırda dokuttururdu.

Yalnız, bir yıl, Kabe için Yemen Valisi Yahya b. Münebbih´e emir verip Bürüd-i Yemâniye getirtmiş olduğu için, o yıl, Kabe´ye iki örtü örtülmüştü. [561]

13) Emevî Halifelerinden Muâviye b. Ebî Süfyan (Vefatı: 60 Hicrî) Kabe´ye iki defa ve iki çeşit örtü örttürdü.

Bunlardan biri: Kabâtî, diğeri de, Atlas örtü idi.

Atlas örtü, Kabe´ye Aşûra gününde, Kabatî örtü de, Ramazan sonunda, Bay-´am için, örtülürdü. [562]

14) Emevî Halifelerinden Yezid b.Ebî Süfyan (vefatı: 64 Hicrî), Kabe´ye Hüsre-vânî Atlas örtü örttü. [563]

15) Abdullah b. Zübeyr (Vefatı: 74 Hicrî), Halîfe olunca, her yıl, kardeşi Müslim o.Zübeyr´e, Hüsrevânî Atlas örtü gönderir ve Aşûra gününde, Kabe´ye ört-türürdü. [564]

16) Emevî halifelerinden Abdulmelik b. Mervan (Vefatı: 86), her yıl, Kabe´ye Atlas örtü gönderirdi.

Onlar, önce, Medine´de Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidinde direkler arasına serilir, bir gün, yayılı kaldıktan sonra, dürülüp Mekke´ye gönderilirdi. [565]

17) Kabe´ye, her yıl, biri Atlas, diğeri Kabatî olmak üzere, iki çeşit örtü örtülürdü. Atlas: Arefe gününden bir gün önce, yâni Terviye günü örtülürdü.

Bunun için, önce, Kabe´nin üzerine bir gömlek asılır, bu gömlek dikilmeyip Kâ-benin üzerinden sarkıtılırdı.

Hacılar, Mina´dan inmeğe başladıkları zamandan gidinceye kadar Kabe´nin ör­tüsünü yırtmamaları için, bu gömlek dikilir ve üzerinden, İzar sarkıtılırdı.

Aşûra günü olunca, Kâbenin üzerine, İzar asılır ve gömleğe bitiştirilirdi.

Bu Atlas örtü, ramazanın yirmi yedisine kadar Kâbenin üzerinde kalır, o gün, Bayram için, Kabatî örtüsü örtülürdü. [566]

18) Abbasî Halifelerinden Mehdî (Vefatı: 169), Hicretin yüz altmışıncı yılında Hacc yaptı.

Kendisine; Kâbenin üzerinde bir çok örtüler toplanıp ağırlık yaptığını ve bunun Kâbenin duvarlarını çökerteceğinden korkulduğunu arzettiler.

Bunun üzerine, Mehdî, Kâbenin üzerindeki bütün örtülerini soydurdu. Duvarlarına, dıştan ve içten Misk, Anber kokuları sürdürdü.

Duvarları, baştan başa boyattı. Sonra da, Kabe´nin üzerine, yeniden Kabatî´-den Deniz koyunu yününden ve Atlasdan üç örtü örttürdü.

Hicretin ikiyüzüncü yılına kada Kâbenin örtüleri hafifletilmedi. [567]

19) Hicretin iki yüzüncü yılında, Mekke Hâkimi olan Hüseyin b. Hasanüttâlibî, Kâbenin üzerindeki örtülerin ağırlığı, tehlike doğuracağını hissedince, bütün ör­tülerini soyup Kabe´ye, biri ince ipekten dokunmuş sarı, diğeri beyaz, üzerlerinde: (Bismillâhirrahmânirrâhim) ve (Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ Ehli Beyti-hittayyibînettâhirînel´ahyâr) yazılı iki örtü örttürdü.

Bu örtüye, Hicretin iki yüzüncü yılından iki yüz kırk dördüncü yılına kadar de­vam edildi ve Kâbenin üzerinde yüz yetmiş örtü birikti. [568]

20) Abbasîi Halifelerinden Me´mun´a (Vefatı: 218),Atlas örtünün, Bayrama ye­tişmeden yırtıldığı, yamanıp çirkinleştiği arzedildi.

Me´mun da, o zaman, Mekke Posta Memuru bulunan âzadlısı Mübârekütta-berî´ye: “Kabe, hangi örtü içinde daha güzel görünür?” diye sordu.

O da: “Beyaz örtü içinde!” dedi.

Bunun üzerine, Me´mun, Kabe´ye, beyaz Atlastan örtü örtülmesini emretti.

Örtü, Hicretin iki yüz altıncı yılında yapıldı, Kâbeye gönderilip asıldı.

Kabe, böylece, üç örtü ile örtülür oldu.

Kırmızı Atlas örtü: Terviye günü (8 zilhicce),

Kabatî örtü: Recep ay´ı, girdiği gün,

Me´munun ihdas ettiği beyaz Atlas örtü de, Bayram için, ramazanın yirmi ye­dinci günü örtülmeğe devam edildi.

Sonra, yine, Me´mun´a, kendisinin örttürdüğü beyaz Atlas örtünün alt kısmı­nın Aşûra gününde örtülen kırmızı Atlas üzerine daha dikilmeden Hacc günlerin­de hacıların dokunmaları yüzünden yırtılıp eskidiği arz edildi.

Bunun üzerine, Me´mun, beyaz Atlas İzardan fazla kalanını da, gönderdi ki, bununla, Terviye günü veya zilhiccenin yedinci günü, Bayram için örtülen İzarın yırtıklarının üzeri, Aşûra günü giydirilen kırmızı Atlas dikilinceye kadar örtülüp ka-patılacaktı. [569]

21) Daha sonra, Kabe´ye aid kırmızı Atlas eteklerinin daha recep ayına varma­dan, halkın dokunmaları yüzünden, eskiyip yıprandığı, Abbasî Halifelerinden Câ-ferülmütevekkil (Vefatı: 247)e, arz edildi.

Bunun üzerine, Halife, ilk İzar´a, iki İzar daha ekledi. Kabe´nin kırmızı Atlas gömleğinin eteğini yere değecek kadar uzattırdı. Sonra, her iki ayda bir, onun üzerine bir İzar daha koydurdu. Bu, iki yüz kırk yılında, iki yüz kırk bir yılı örtüsü içindi.

Bundan sonra, Kâbenin Perdedarları, eklenen İzarların ikincisine gerek olma­dığını görerek onu, Kabe deposuna koydular ve Halifeye de:

“Kâbeye, bir İzarla gömleğinin uzatılan eteği yetmektedir!” diyerek yazı yazdılar.

Bundan sonra, Kabe´ye, üç ayda bir, tek İzar gönderilir ve üç ayda bir de, Etek geçirilir oldu.

Daha sonra, Câferülmütevekkil, iki yüz kırk üçüncü yılda, Kabatî Gömlek Ete­ğinin, altındaki şadırvana kadar uzatılmasını emretti. [570]

22) İbn. Abd. Rabbih (Vefatı: 328 Hicrî); Kabe´nin, kendi zamanındaki duru­munu tarif ederken:

“Hacerülesved Rüknünün (bir buçuk adam boyundaki kısmı hariç olmak üze­re) her tarafının örtülü olduğunu ve Hacc Mevsimi yaklaşınca, beyaz Horasan at­las ile örtülüp Hacılar, İhram halinden çıkıncaya kadar bu örtü içinde bulunduğu­nu, Hacılar, İhramdan çıktıkları Kurban günü, Kabe´ye; (Tahmid), (Teşbih), (Tek­bir) ve (Tazim) yazılı kırmızı Horasan atlas örtüsü örtülerek gelecek yıla kadar Ka­be´nin, bu örtü içinde bulundurulduğunu ve örtüler çoğalıp ağırlığının, Kabe´ye zarar vermesinden korkulunca da, bazıları, alınarak hafifletildiğini bildirir. [571]

23) Hicretin dört yüz altmış altıncı yılında Ebünnasr Esterâbâzî, Kâbeye, Hind işi beyaz atlas örtü örttürdü.

24) Aynı yılda[572], Sultan Mehmed Sebüktekin tarafından Kabe´ye sarı atlas örtü örttürüldü. [573]

25) Sultan Melik Şah b. Alparslan-ı Selçûkînın Vezîri Nızâmülmülk (Vefatı: 485 Hicrî), Kâbeye, Hind işi yeşil örtü örttürdü. [574]

26) Hicretin beşyüz otuz ikinci yılında, Şeyh Ebülkasım da, Kabe´ye Hıberat ve başka örtülerden örtü örttürdü. [575]

27) Abbasî Halîfelerinden Nâsır´ın (Vefatı: 575 Hicrî) Halîfeliği zamanında, Ka­be´ye, önce yeşil, sonra da, siyah örtü örtüldü ve siyah örtü örtülmeğe devam edildi. [576]

28) Hicretin altıyüz kırk yılında esen şiddetli bir rüzgârda Kabe´nin örtüsü yırtı­lınca, Yemen Meliki Mansur, örtü örtmek istemişse de, bu işin, Halîfe´ye aid ol­duğu ileri sürülerek Kabe´ye, siyaha boyanan pamuk bezinden örtü örtülmekle yetinildi. [577]

29) Abbâsîlerin durumları zayıflayınca, Kâbenin örtüsü, bazan Mısırdan, bazan da, Yemen´den gönderilmeğe başladı ve Mısırda karar kıldı.

Böylece, Kabe´nin dış örtüsü, Mısırdan gönderilmeğe devam etti. [578]

30) Mısırda her kral değiştikçe, Kabe´ye, kırmızı ipekten yapılmış örtü gönderildi. [579]

31) Krallar içinde Yemen kralı Melik Muzaffer; Abbas oğullarının, Bağdat´ta dev­letleri sona erdikten sonra, altıyüz elli dokuzda Kabe´ye örtü örtenlerin ilki idi.

32) Hicretin altıyüz altmış birinci yılında. Mısır Türk krallarından Melik Zahir Bay-bars ta, Kabe´ye örtü örtenlerin ilki idi. [580]

33) Hicretin yediyüz kırk üçüncü yılında; Salih İsmail b. Nasır b. Muhammed b. Klavun da, her yıl, Kabe´ye örtü örtmeyi üzerine aldı. [581]

34) Kral Salih İsmail´in kardeşi Nasır Hasan da, yediyüz altmış bir yılında, ör­tünün, yere kadar olan, uzanan ve sırma ile işlenen kısmını -ki, yukarısının yarısı­na yakındır- üzerine aldı. [582]

35) Osmanlı pâdişâhlarından Yavuz Sultan Selim; Hicretin dokuz yüz yirmi üçüncü yılında, Mısır ve Hicazı hükmü altına alıp adına hutbe okunduktan ve son Abbasî Halifesi Üçüncü Mütevekkil Alallâh´ı İstanbul´a yollayıp kendisinden Hilafeti dever aldıktan sonra[583], Kabe´nin iç örtüsünü göndermeyi kendi üzerine aldı ve dış örtüsünü de, Mısır´a tahsis etti. [584]

36) Osmanlılar, Mısır´ı ilhak ettikten sonra, Kanunî Sultan Süleyman, Hicretin dokuz yüz kırk yedinci yılında, Melik Mansur Klavununun, Kabe örtüsü için vakf etmiş olduğu iki köy gelirinden başka, bu iş için yedi köy gelirini daha vakf etti ve ayrıca, Melik Mansur´un harap köylerini de, imar etti. [585]

37) Osmanlı Pâdişâhları (Hâdımüharemeyn = İki Harem´in Hizmetkârı) unva­nını aldıktan sonra, her birisi, tahta çıktıkça, Kâbe-i muazzama ile Ravza-i mu-tahhara´nın örtülerini yenilemeyi âdet edinmişlerdi.

Bu örtüler, Mısırda dokunup gönderilirdi.

Sultan Ahmed tahta çıkınca (Hicrî: 1012), bu örtülerin, İstanbul´da ve görülme­miş bir şekilde dokunmasını ve işlenmesini emretti.

Kırk sekiz bin dirhem ipekten bin altmış zira örtü işlenip bir heyetle Mekkeye gönderildi.

Ravza-i Mutahhara ile Hz.Fâtıma´nın Merkadinin örtüsü de, ikinci yılda doku­nup işlenip gönderildi. [586]

38) Osmanlılar; Mısıra ve Hicaza hâkim olunca, Kabe´nin içini, dışını, Mescid-i Haramda bulunan Makamları… ışıklandıran büyük ve küçük lambalara ilâve ola­rak, Kâbenin iç örtüsü ile Mescid-i Nebevînin örtüsünü, Kabe´nin kokularını, bu­hurunu gül kokusunu ve gül suyunu anber vesairesini, üzerine aldı.

Kâbenin örtülerini bağlamak için gereken ipler, yıllık olarak Şam postasıyla gön­derildi.

Kabe´nin dış örtüsü ise, Mısıra tahsis edildi.

Mısır; Hicretin bin yüz on sekizinci yılına kadar Kâbenin dış ve iç örtüsünü do­kumakta devam etti. [587]

39) Her yıl Mısır´da dokutturulan Kabe örtüsü; Hicretin bin iki yüz on üçüncü yılında, Mısır´ın Napolyon Bonapart tarafından işgali üzerine, gönderilemediğin­den, İstanbul´da Sultan Ahmed Camii avlusunda işlettirilip gönderildi. [588]

40) Suûdîlerden Abdul´azîz´in oğlu büyük Suud, Hicaz´a girince, Mısırlılar, Ka­be´nin dış örtüsünü göndermeyi kestiler.

Bunun üzerine, Suud b. Abdul´azîz; Hicretin bin iki yüz yirmi birinci yılında Kâ-beyi, kırmızı ipekle örttü.

Bundan sonraki yıllarda da, siyah kayla ve atlasla örtüp Kâbenin İzan ile kapı­sının örtüsünü gümüş ve altınla sırmalı kırmızı ipekten yaptı.

41) Osmanlı Pâdişâhları, Sultan Abdul´azîz´in devrine, Hicrî bin iki yüz yetmiş yedi yılına kadar Kabe´nin iç örtüsünü İstanbulda dokutup göndermeğe devam ettiler.

Sultan Aziz´den sonra, bu iş, kesildi, ve onun, bin iki yüz yetmiş yedi yılında göndermiş olduğu son örtü, günümüze kadar Kâbenin iç örtüsü olarak kaldı.

42) Osmanlı Devleti, Hicaz bölgesine tekrar hâkim olunca, eskiden olduğu gi­bi, yine, Mısır, Kâbenin dış örtüsünü göndermeye başlayıp bin üçyüz otuz dört yılına kadar devam etti.

43) Hicrî bin üç yüz otuz dört yılında Şerif Hüseyin b. Ali, Osmanlı Devletine karşı, istiklâlini ilân edince, ve Mısır hükümetiyle de, araları açılınca, Mısır hükü­metinin Mekke´ye göndermek üzre yola çıkardığı örtü Cidde´den geri çevirildi.

Fakat, aradaki ihtilaf kalkınca, Mısır, yine, eskiden olduğu gibi, Kabe örtüsünü göndermeğe başladı.

44) Osmanlı Devleti, bin üç yüz otuz dört yılında, Mekke´ye yeniden hâkim olun­ca, Şerif Haydar Paşa vasıtası ile gönderdiği dış örtü, bin üç yüz kırk bir yılına kadar Medine´de kaldı.

Kral Hüseyin, bu örtüyü, Medine´den getirtip Kabe´ye örttürdü.

Mısırla aralarındaki anlaşmazlık giderilince, Mısır, yine âdet olduğu üzere, Ka­be örtüsünü göndermeğe başladı.

45) Hicretin bin üç yüz kırk üçüncü yılında Suudi Hanedanından ve Faysal ai­lesinden kral Abdul´aziz, Mekke´ye hâkim olunca, Mısır´dan getirtilen örtünün gel­mesi -savaş yüzünden- ertelenip onun yerine, Ahsa´da örtü dokuttu.

46) Hicretin bin üç yüz kırk dördüncü yılında savaş sona erince, Kabe örtüsü, yine, Mısır´dan gelmeğe başladı.

47) Bin üç yüz kırk beş yılında iki memleketin arası açıldığından örtünün gön­derilmesi, yine, durdu.

Bunun üzerine, kral Abdulaziz; Zilhicce ayının beşinci günü, kıymetli bir örtü­nün hazırlanmasını emretti.

Siyah renkli üstün kumaştan bir örtü hazırlandı.

48) Hicretin bin üç yüz kırk altıncı yılında kral Abdulaziz, Ecyad mahallesinde Kabe´ye örtü dokutturmak üzre bir dokuma evi kurdu.

Kendi memleketinde iyi dokumacılar bulunmadığından, Hindistan´dan, doku­ma ustaları getirtti.

Bu ustalar, bin üç yüz elli iki yılına kadar dokuma evinde kalarak vazife gördüler.

Bin üç yüz elli iki yılından itibaren yerli ustalar ve sanatkârlar yetiştiğinden, do­kuma işlerini, artık, onlar idare ettiler. [589]

Kabe´nin Buhurla Tütsülenişi:

Kabe´ye, örtüler hediye edildiği gibi, buhurlar, hoş kokular da, hediye edilir, bu kokularla, Kabe´nin içi ve dışı tütsülenip havası, güzelleştirilirdi. [590]

Kabe´yi, ilk defa, hoş kokular ve buhurdanlıklarla tatyip ve her namaz için, Kâ-benin, hoş kokularla tütsülenmesi vazifesini ihdas eden, Muâviye b. Ebî Süfyan´dı.

Hacc Mevsiminde ve Receb ayında Kabe için hoş koku, buhurdanlıklar ve bu işi görecek hizmetçiler de, gönderirdi.

Ondan sonra, gelenler de, böyle yapmağa devam ettiler.[591]

Halîfe Abdullah b. Zübeyr; her gün, Kabe´de buhurdanlık içinde bir batman, Cuma günleri ise, iki batman buhur yaktırırdı. [592]

Kabe´nin iç kısmına, ilk defa güzel koku sürdüren de, Abdullah b. Zü-mer´di. [593]

Emevî Halifelerinden Abdulmelik b. Mervan, Mekke´ye buhurdanlıklar ve gü­zel kokular gönderirdi. [594]

Yavuz Sultan Selim; Hicretin dokuz yüz yirmi üçüncü yılında Mısır ve Hicaz´ı hükmü altına alıp adına hutbe okunduktan ve son Abbasî Halifesi üçüncü Müte­vekkil Alellâh´ı İstanbul´a yollayıp kendisinden Hilâfeti devr ve Hâdımulharemevn unvanını aldıktan sona, Kâbenin iç örtüsünü göndermeyi üzerine aldığı gibi[595] Kabe´nin, gülsuyu, anber vesair kokularını, buhurunu göndermeyi de, üzerine almıştı. [596]

İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Hâcer Ve Hz. Sâre´den Doğan Oğulları:

İbrahim Aleyhisselâmın, ilk ve büyük oğlu, İsmail Aleyhisselâm olup, ikinci zev­cesi Hz.Hâcer´den doğmuştu. [597]

O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunuyordu. [598]

İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olan ishak Aleyhisselâm ise, ilk zevcesi Hz.Sâre´den doğmuş olup[599] o zaman, İbraim Aleyhisselâm, yüz yaşında idi. [600]

Hz. Sâre´nin Vefatı:

Hz. Sâre, yüz yirmi yedi yasında iken, Ken´an topraklarında Zorbaların kariyesi olan Habrun´da vefat etti. [601]

Vâdilkurâ ile Şam arasında bulunan Habra veya Habrun[602], Beytülmakdis Kudüs) kariyelerinden olup Halîlürrahman diye anılırdır.

Hz. Sâre vefat edince, İbrahim Aleyhisselâm, onu, gömmek üzere bir yer arar­ken, Habra nahiyesinde oturan kendi dininde bulunan Safvan adındaki bir adamla «arşılaştı ve ondan, elli dirheme -ki, o asırda bir dirhem, beş dirhemdi- satın aldı­ğı yere Hz. Sâre´yi. gömdü.

Vefat ettiği zaman, kendisi de, oraya gömüldü.

İbrahim Aleyhisselâmın oğlu İshak Aleyhisselâmın zevcesi de, sonra, İshak Aıeyhisselâm da, İshak Aleyhisselâmın oğlu Yâkub Aleyhisselâm da, Yâkub Aley­hi sselâmın zevcesi İlya da, oraya gömüldüler. [603]

İbrahim Aleyhisselâmın Katura Ve Haccunla Evlenmesi Ve Bunlardan Doğan Çocukları:

Hz. Sâre´nin vefatından sonra, İbrahim Aleyhisselâm, Katura (veya Kantura) – nt-i Yaktan´ul ken´ânî ve Haccun ile evlendi. [604]

ibrahim Aleyhisselâmın, Katuradan dört, Haccun adındaki hanımından da, ye-3 çocuğu doğup çocuklarının sayısı on üçü buldu. [605]

Başka rivayete göre: Katura veya Kantura´dan altı, [606], Haccun veya Haccu–a´dan beş oğlu doğdu. [607]

Katuradan Doğan Çocuklar:

1) Zimran,

2) Yokşan,

3) Medan,

4) Medyan,

5) Yeşbak,

6) Şuah[608]

 

Haccun Veya Haccura´dan Doğan Çocuklar:

1) Keysan veya Keyşan

2) Feruh (Şeruh veya Süreç),

3) Ümeym (veya Üheym),

4) Lutan,

5) Nâfes[609]

İbrahim Aleyhisselâmın Çocuklarının Ülkelere Dağılmaları:

İbrahim Aleyhisselâmın Katura´dan doğan oğullarından Medan ile Medyan Med-yen toprağına yerleştiler ve buralardan dolayı, oraya Medyen adı verildi.

Yokşan´ın çocukları, Mekke´ye gelip yerleştiler.[610]

Öteki çocuklar ise, başka ülkelere gidip oralarda yerleştiler ve İbrahim Aley-hisselâma:

“Ey Babamız! İsmail ile İshakı, Senin yakınında ve yanında bıraktın. Bizlere ise, gurbette ve yabancı illerde yerleşmemizi emrettin!?” dediler. İbrahim Aleyhisselâm: “Ben, böyle yapmakla emrolundum!” dedi.

Onlara, Yüce Allah´ın isimlerinden bir isim öğretti ki, onunla, yağmur ve yar­dım dileğinde bulunur, yağmura ve yardıma kavuşurlardı. [611]

Onlardan bazıları da, Horasan´a varıp yerleştiler. [612] Hazerler gelip onlara:

“Bunu, size öğreten, yeryüzü halkının hayırlısı ve Hükümdarı olmağa lâyıktır!” diyerek onların krallarına Hakan unvanını verdiler. [613]

İbn. Habîb (Vefatı: 245 Hicrî)e göre: İbrahim Aleyhisselâmın, Horasan´a gidip yerleşen oğulları:

1) Medan,

2) Eşbak,

3) Şeuh olup bunların, orada nesilleri çoğalmış ve Horasan Türkleri de, bunların soyundan gelmiştir. [614]

Bir Hadîs-i şerifde de, Türklerin, Kantura oğulları oldukları bildirilmiştir. [615]´

 

İbrahim Aleyhisselâmın Vefatı:

İbrahim Aleyhisselâm, Ken´an ilinde[616] hastalanıp[617] yüzyetmişbeş[618] veya kiyüz yaşında bulunduğu sırada vefat etti. [619]

Habrun tarlalarından satın alıp Hz. Sâre´yi gömmüş olduğu yere, kendisi­de[620], oğulları İsmail ve İshak Aleyhisselamlar tarafından gömüldü. [621]

Ona ve âline ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm Olsun!

Halilurrahman diye anılan bu yerle Kudüs arasındaki uzaklık, bir Merhaleye akındır. [622]

İbrahim Aleyhisselâmın vefatında, İsmail Aleyhisselâm, seksen dokuz yasın-aa idi. [623]

İbrahim Aleyhisselâma İndirilen İlâhî Sahifeler:

Yüce Allah tarafından İbrahim Aleyhisselâma indirilmiş olan On Sahife[624]´ Ra–nazanın ilk gecesinde indirilmişti. [625]

Bunların içindekiler, Emsal (kıssalar, ibretli sözler) ile Sübhânallâh diyerek Yüce Ailâhı Teşbih ve tenzih, Lâ ilahe illallah diyerek tevhid, Elhamdü lillâh diyerek Ona şükür etmekten ibaretti. [626]

Eshâb-ı kiramdan Ebû Zerrülgıfârî der ki:

(Yâ Resûlallâh! İbrahim´in Sahifelerinde neler vardı?) diye sordum.

(Hepsi, meseller (ibretli sözler) idi. Şöyle ki:

Ey saltanat verilen, sınanan, aldanan kıral!

Ben, seni; dünyayı, birbiri üzerine yığasın diye göndermedim.

Fakat, mazlumun duasını, benden geri çeviresin (Mazlumu, bana yalvarmak zorunda bırakmayasın) diye gönderdim.

Çünkü, ben, mazlumun duasını -kâfir de, olsa- geri çevirmem!

Onda, şöyle meseleler de, vardı:

Aklına, mağlub olmadıkça, akıl sahibinin belli saatleri olmak:

1) Bir saatini, Rabb´ına dua ve münâcâta,

2) Bir saatini, Yüce Allâhın sanat ve kudreti üzerinde durup düşünmeğe,

3) Bir saatini, geçmişte işlediklerinden ve gelecekte işleyeceklerinden kendisini sor­guya çekmeye,

4) Bir saatini de, helâlından yeme içme ihtiyacını karşılamağa ayırmak gerekirdir.[627]

Yine akıl sahibine gerekir ki; üç şey için:

1) Âhirete hazırlanmak,

2) Geçimini düzene koymak,

3) Haram olmayan şeylerden yararlanmak için olmadıkça, bir yerden, başka bir yere göç edip gitmemektir. [628]

Yine akıl sahibine yaraşan:

1) Zamanına, basiretle, ibret gözüyle bakıcı,

2) İşini, önüne katıcı,

3) Dilini, koruyup tutucu, kelâmını, azaltıcı olmaktır. [629]

Meğer ki, mâlâyanisi (açıklaması) hakkında olsun.) buyurdu.” [630]

(Yâ Resûlallâh! İbrahim ve Musa´nın Sahifelerinde bulunan şeylerden, Yüce Allâhın, Sana indirdiği bir şey var mıdır?) diye sordum.

(Ey Ebûzer! Okusana!:

(Hakîkaten iyi temizlenen ve Rabbinin ismini zikredip de, namaz kılan kimse, umduğuna erişmiştir.

Belki, siz, dünya hayatını, Âhiretten üstün tutarsınızdır.

Hiç şüphesiz, bunlar, önceki Sahifelerde, İbrahim ile Musa´nın Sahifelerinde de, vardır. (Âlâ: u-19) buyurdu.[631]

İbrahim Aleyhisselâmın Bazı Faziletleri:

1) İbrahim Aleyhisselâma, buluğ çağından önce, rüşd´ü verilmişti. [632]

2) İbrahim Aleyhisselâm, Tevhid Ehli olanların İmamı idi. Dili, Tevhidde hüccet kılınmıştı.

Küçüğünden, büyüğüne kadar bütün halkı, hüccet dili ile Hakka davet

Etmişti. [633]

Kendisi, Yüce Allah´ın Hanîf bir Müslüman olarak andığı ilk Zât idi.

Hakkında: “İbrahim; ne bir Yahudi, ne de, bir Hıristiyandı.

Fakat, o, Allah´ı, bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de, değildi o!” buyrulmuştur. [634]

3) İbrahim Aleyhisselâm, Allâhın nimetlerine şükereden bir Zat´tı. Yüce Allah, onu, beğenip seçmiş, doğru bir yola iletmişti. [635]

4) İbrahim Aleyhisselâm, başlı başına bir Ümmet´ti. Allah´a, itaatkârdı. Bâtıl din­lerden uzak ve Muvahhid bir Müslümandı.

O, hiç bir zaman, müşriklerden olmamıştır. [636]

5) İbrahim Aleyhisselâma, Allah tarafından, dünyada bir güzellik (İyi hal ve mev-Ki) verilmiş ve hakkında:

“Hiç şüphesiz, o, Âhirette de, mutlaka Salihlerdendir.” buyrulmuştur. [637]

6) İbrahim Aleyhisselâm; yumuşak huylu, yufka yürekli, kendisini, tamam ile Al­lah´a vermiş bir Zat´tı. [638]

7) Yüce Allah, onu, Halil (Dost) edinmişti. [639]

8) Peygamberlik, Kitab, Hikmet, büyük bir Mülkü saltanat, İbrahim Aleyhisselâ-mın Hanedanına, soyundan gelenlere verilmiştir., [640]

9) İbrahim Aleyhisselâm: “Benden sonrakiler içinde, benim için bir lisan-ı sıdk ver! (Dünyada, Kıyamete kadar baki kalacak bir yâd-ı cemîl, zikr-i cemîl ver! İsmi­mi, hep iyilikle andır!) diyerek dua etmiş[641] bu güne kadar kendisine sevgi ve saygı beslemeyen hiç bir millet ferdi görülmemiştir. [642]

10) İbrahim Aleyhisselâm, bütün insanlara İmam, kendisinin Makamı da, Müstumanlara Musalla (Namazgah) kılınmıştır. [643]

11) Peygamberimiz Aleyhisselâm´a, İbrahim Aleyhisselâmın dinine uyması, em­redilmiştir! [644]

12) İbrahim Aleyhisselâm, Rabb´i tarafından bir takım Kelimeler (emirler)le im­tihan olunmuş, onları, tamamıyla yerine getirmiş, başarmıştır. [645]

13) İbrahim Aleyhisselâm, Allah yolunda ateşe atılanların, Allah yolunda Hic­ret edenlerin ilki idi. [646]

14) Kıyamet gününde insanlar, yalın ayak ve çıplak hasrolunacaklar, O gün, insanların, ilk giydirileni, İbrahim Aleyhisselâm olacaktır. [647]

15) İbrahim Aleyhiselâm, konuk konuklayan insanların ilki idi. [648] Kendisi, sabah, akşam yemeğini, misafirsiz yemezdi.

Misafir, bulabilmek için, iki mil ve hattâ daha da, çok yürüdüğü olurdu. [649] Kendisi, Misafirler (Konuklar) Babası diye anılırdı. [650]

16) İbrahim Aleyhisselâm; ilk kez, bıyığını kırpıp kısaltan,

17) İlk kez, koltuk altı ve etek temizliği yapan[651],

18) İlk kez, tırnaklarını, kesen,

19) İlk kez, Misvak tutunup dişlerini temizleyen,

20) İlk kez, ağzını, su ile çalkalayan,

21) İlk kez, su çekip burun temizliği yapan,

22) İlk kez, edeb yerlerini su ile temizleyen,

23) İlk kez, saçlarını, tarayan[652],

24) İlk kez, bacağına don (kilot) giyen[653],

25) İlk kez, ayaklarına, ayakkabı giyen,

26) İlk kez, Musâfaha yapan,

27) İlk kez, kucaklaşan,

28) İlk kez, iki göz arası, Secde mahalli olan alından öpen[654],

29) İlk kez, kendi kendini sünnet eden[655] ve ilk kez yüz elli yaşında bulundu­ğu sırada[656], saç ve sakalının ağarmağa başladığını gören insandı. [657]

Saç ve sakalında gördüğü aklığın, ne olduğunu: Yâ Rab! nedir bu?” diye sorduğu zaman[658]:

Hayır´dır!” buyrulmuş, sabaha çıkınca, başındaki saçların üçte ikisi, ağarmış[659]:

Yâ Rab! Nedir bu?” diye sorunca da[660]

Bu, dünyada ibret, Âhirette de, Nurdur! [661] Vakar´dır! Ey İbrahim!” buy–Jmuş.

Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâm: Öyle ise, yâ Rab! Vakarımı, artır!” demiş[662], Sabaha çıkınca, saçı, sakalı, papatya çiçeği gbi bembeyaz olmuştur. [663]

30) Cebrail Aleyhisselâmın gösterdiği yerlere Mekke Harem Sınırı taşlarını da, ik defa İbrahim Aleyhisselâm dikmişti. [664]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde Atası İbrahim Aleyhisselâmla Karşılaşıp Selamlaşması: Başa Dön

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Mîrac gecesinde Cebrail Aleyhis-seiâmla birlikte yedinci kat göğe yükseldiler.

Cebrail Aleyhisselâm, göğün kapısını çaldı.

“Sen, kim´sin?” denildi.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Cebrail´im!” dedi.

“Yanında kim var?” diye soruldu.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Muhammed (Aleyhisselâm) var!” dedi.

“O (Mîrac için) gönderildi mi?” diye soruldu.

Cebrail Aleyhisselâm: “Gönderildi.” dedi.

Göğün kapısı açılınca, orada, İbrahim Aleyhisselâmla karşılaştılar ki, kendisi, sırtı­nı, Beytülmâmûr´a dayamış[665], Beytülmâmûr´un kapısının önündeki bir Kürsü üze­rinde oturuyordu. [666]

Cebrail Aleyhisselâm:

“Selâm ver ona!” dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm selam verdi.

O da, Peygamberimizin selâmına mukabele ettikten sonra:

“Hoş geldin! Safa geldin? Salih oğlum! Salih Peygamber!” dedi. [667]

Kendisi, çok yaşlı, Ulu ve Heybetli bir Zat idi. [668]

Peygamberimiz, Cebrail Aleyhisselâma:

“Ey Cebrail! Kim bu?” diye sordu. [669]

Cebrail Aleyhisselâm:

“Bu, Atan İbrahim Aleyhisselâm´dır.” dedi. [670]

İbrahim Aleyhisselâm, Peygamberimiz Aleyhisselâma:

“Ümmetine[671], benden, selâm söyle! [672] Onlara, emret! [673] Haber ver de[674], Cennet´e, fidan dikmeyi, çoğaltsınlar![675]

Çünkü, Cennet´in toprağı, güzel[676], suyu, tatlı[677], arzı, geniş[678] ve düzlüktür!” dedi. [679]

Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“Cennet´e dikilecek Fidan, nedir?” diye sordu[680] İbrahim Aleyhisselâm:

“Cennet´e dikilecek fidan: Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhü vallâhü ekber[681], Lâ havle velâ kuvvete illâ billah´dır!” dedi. [682]

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*