share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İman Gemisini Muhafaza Etmek

0 yorum

Hz. Resul Hz. Ebazer’e hitaben Ya Ebazer bir dönem Mekke’ye geldin, bizi tanıdın bize iman getirdin. Fakat bindiğin bu gemi iman gemini ikide bir günahlarla tahrib edersen sahili selamete varmayabilirsin. İkide bir yapmaman lazım.Yani günahlar la tahrib etmemen lazım. Eğer bunu belli bir restorasyona tabi tutmazsan, yeniliklere tabi tutmazsan, umulur ki sen bile de sahili selamete varmayabilirsin.

Özellikle hz. Resul imanı tazeleme noktasında tövbeye, istiğfara, imanın hassasiyetine yönelik çok dikkat çekmiştir. Hz. Ebubekir-i Sıddık, Hz. Ömer ve Hz. Ali bu zatlar yani kurtuluş noktasında çok tereddüte girmişlerdir, çok korkmuşlardır. Hatta meşhurdur Hz. Resul Hz Ömer’e Hz. Ali’nin bulunduğu bir esnada kabir ahvalininden bahseder. Nekir münkerin hallerinden bahseder. Nekir münkere verilecek cevapların çok zor olduğundan bahseder. Hz Ömer çok endişeye kapılır.” Ya Resulallah ben bu cevaplar karşısında kabirde iken Nekir Münker sorduğunda benim şu anki aklım bana verilecek mi ki cevap vereyim.” Hz Resul:” Evet şu anki aklın ne ise aynısı sana verilecek ama eğer cevap verebileceksen.” Vefat ediyor. Hz. Ali durumu çok merak ediyor, görüyor ki Hz.Ömer’in yanına Nekir Münker geldiler:” Men rabbüke ve men nebiüke ve men dinüke.(Rabbin peygamberin dinin kimdir ) diye sordular. Hz. Ömer de gelen melaikelere:” Siz şu an nerden geliyorsunuz?” diye sual etti. Onlar da dediler ki: “ Biz beş bin yıllık uzak bir mesafeden şu an buraya geliyoruz”. Peki siz bu kadar uzak bir mesafeden geldiğiniz halde dininizi peygamberinizi unuttunuz mu? Yok. Peki ben evden çıkmışım nasıl unutayım. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta Hz Ömer, Hz. Resullullah’a dünyadayken bana aynı akıl verilecek mi derken, insan kabir alemine girdiği zaman oranın belki bir dakikası bir sene yüz sene hükmündedir. İnsan için en önemli anlar şuur altına giriyor. İnsan yüz yıllık iki yüz yıllık bir hayat sürdüğü zaman yaşadığı bütün anlar bitiyor en önemli anlar kalıyor. işte kabir aleminde ise insana en önemli olan haller ne ise insanın bilinç altına onlar yerleşiyor. Dolayısıyla o anda her şeyi unutuyor ve o anda aklında ne varsa onu söylüyor.

İman bu kadar hassas iken Hz. Resul belki sonraki ümmetlerde öyle diyor:”Evet benden sonra peygamber gelmeyecek ama benden sonra ümmetimden öyle erler çıkacak ki alimler çıkacak ki daha önceki yaşamış peygamberlerle kabiliyet itibariyle eşdeğer olacak. Yani benden sonra benim ruhaniyetimi temsil edecek Peygamber gelmeyecek ama ehli beytimden büyük sadatı kiramlardan gelecek. “ Hz. Resul vefat ettikten sonra emaneti bu silsile yoluyla Hz. Ebubekir-i Sıddık’a veriyor, O da sahabe olan Selman-ı Farisi’ye veriyor. O da Kasım Bin Muhammed’e o da Caferi Sadık’a silsile taa Seydayi Tagi dönemine gelene kadar. Cafer-i Sadık üçüncü dördüncü halkasını oluşturuyor. Hz. Resul’un torunudur. Koskoca imam Ebu Hanife kendi kitabında onun hakkında öyle diyor:” Eğer Nu’man, kendisine hitaben, yani Nu’man Bin Sade Ebu Hanife’nin ismidir, Cafer-i Sadık’ı tanımamış olsaydı, tasavvufa girmemiş olsaydı, tasavvufu tanımamış olsaydı, Nu’man’ın bu son iki senesi onu tanımamış olsaydı helaka gidecekti. Yani nauzubillah imansız bir şekilde öbür tarafa gitmesinden bahsediyoruz. O kadar korkunç ve bu endişeyi dile getiriyor. Kul, bütün mezhep imamları, evliyalar, ulemalar, aktablar, imam Gazaliler Şeyh Abdulkadir Geylaniler hepsi kendileri tasavvuf yoluna girmişlerdir ve ittifaken tasavvufsuz bir insan imanını muhafaza edemez..Bugün hanifi mezhebinde imanla ilgili meselelere baktığınız zaman çok hassastır diyor. En basiti bir ekmeğe bile dahi küfür edildiği zaman diyor insanın imanı gidiyor o kadar hassas tutmuşlar yani. Zımmi bir insana karşı saygı göstermek diyor iman gidiyor. Çok hassas tutmuşlardır. İmanın hassas olduğu böyle bir dönemde Sadat-ı kiramın bugünkü bu dergahları birer sığınaktır. Bizlere fitne fesatlar karşısında insanın muhafaza edileceği bir sığınaklar şeklindedir.

Bu silsile Seydayi Tagi dönemine kadar geliyor. Seydayi Tagi döneminde ayrı tutunaklar başlıyor. Seydayi Tagi öyle bir müessese bırakıyor ki bu müessese kıyamete kadar devam edecektir diyor ve müessesenin başında manevi imamlar olacaktır. Beni temsilen zürriyetimden olacaklardır diyor. Ve bu müessesede binlerce aktab yetişiyor, evliyaullahlar yetişiyor, üstad yetişiyor. Ve bu kapı kıyamete kadar devamlı bir şekilde açık olacak deniliyor. Bidat girmeden ilim ve tasavvuf devam edilecektir diyor. Halisane bir şekilde devam edecektir diyor. Onun için bu yüz otuz yıllıktır. Bu dergahta bu medresede alimler çıkmışlardır, hepsi evliya çıkmışlardır. Hasıl insanların uğrağı olmuştur. Avam insan pek bilmez ama hasıl insanların uğrak olduğu yer ve bunlar o hususiyet makamlarına hep bu yerlerde ulaşmışlardır.

Siz de buralara geldiğiniz zaman o mülahazayla gelirseniz hep üstatların bulunduğu yer, teveccüh ettiği bir yer, üstatlar buradan çıkmışlardır, çeşmenin başı burasıdır bu mülahazayla gelirseniz suyu bu düşünceyle içerseniz istifade edersiniz. Ama yok düşünce eğer biraz bulanıksa kafanızda soru işaretleri var ise yani bir noktada şöyle işin kenar köşesine takılırsa insan istifade edemez. Ama insan akıl mantığına şu şekilde müracaat edecek. Mesela olabilir bir zeminde on milyon insan toplanabilir. Ama eğer hep cahil ise o zeminde şu ana kadar alim ulema hiç çıkmamışsa şanlı şöhretli veliler çıkmamışsa şüphelenebilir. Fakat bulunduğu zeminde hep üstatlar çıkmış ise bütün üstatlar bu zeminden çıkmışsa, aktablar bu zeminden çıkmışsa ve bu aktablar da aktabların başı olan Seydayi Tagi’ninse , O da kıyamete kadar devam edecek diyorsa, yüz otuz yıllık bu süreç devam etmişse o zaman insan bu zemine geldiği zaman mülahazasının çok berrak olması lazım, çok halisane olması lazım. Bütün etna düşüncelerden kendini sıyıracak ve burdan istifade etmeye bakacak.

İstifade de insanın edebi üzerine kurulmuştur. Eğer insan edib ise yani içinde veyahut dışında,edeb etmekle edebsizlik noktasında dediğimiz bir küçümseme veyahut ben istifade etmem bu nedir neyin nesidir düşüncesi olmazsa istifade eder ama o düşünce olursa Hz. Resul ‘un karşısında da olsa bile dahi Allah bu hakikatı ona göstermez. Ayeti kerimede:”İçinde miskali zerre kadar kibir olan bir insan cennete giremez. “Kibirli olan insan, Allahın ayeti vardır. Dışarıda Allah’ın alametlerine dair Allah’ın birliği ve varlığına dair alametler sağnak sağnak yağsa bile dahi kibirli olan insan ondan istifade edemez. Herkesin gözüne girebilecek yağmur tanesi gibi alametler yağsa bile dahi ondan istifade edemez o insan. Demek ki bir insanın istifadesi her zaman insanın mülahazasına bağlıdır. Bu mülahaza bazen kapanabilir. İnsanın cehd etmesi lazım, mücadele etmesi lazım. Şeytan ve nefis de sürekli insanla mücadele eder. Taa nefes, ölüm sırasına kadar. İnsan ölmeyene kadar sürekli nefis, şeytan insanı hak yoldan ihrac etmek için mücadele ederler. Yani insan bunun da farkına varmıyor. Dolayısıyla insan sürekli büyük bir sadatlara bakacak. Bu kadar saadatı kiram nereye intisap etmişler, hangi üstatlara intisap etmişler, avam insan değil cahil insan değil de hasıl insanlara bakacak.Çünkü rehber hasıl insanlardır. Ha bunlar buraya teslim olmuşlarsa burada bir şeyler var bizim anlamadığımız bir şeyler var o zaman bende teslim olayım, o şeytanın, nefsin, vesveselerin tersine böyle elinin tersiyle itip teslimiyet göstermesi lazım. Çünkü insanın aklı mantığı her zaman doğruyu bulmayabilir. Çoğu zaman dünyevi işlerde bile dahi yanlış doğru bildiğimiz şeyler hemen ertesi gün yanlış kabul edilebiliyor. Kaldı ki ahiret işlerinde insan eğer sadece aklıyla mantığıyla, sadece ona dayanarak işleri yaparsa dünyevi işlerde nasıl yanılıyorsa, ahiret işlerinde de yanılır.İşin esası teslimiyettir. Büyük bir üstada insan kendini teslim edecek. Üstad haşa kendimizi biz bilmiyoruz Norşin’i biz biliyoruz, Seydayı Fadlullahı aleyhi biz biliyoruz. Sadece onlar demişler siz konuşun biz konuşuyoruz o kadar. Haşa biz üstad derken kendimizi kastetmiyoruz, biz de onlara tabi olmuşuz . Hepimiz inşallah bu noktada da o teslimiyeti gösteririz.Allah’u Teala din dünyanıza yardımcı olsun. Bunu da bilin insan için en mükaddes hizmet ise insanlara yapılan hizmettir . İnsanları hakka sevketmektir. Çünkü görüyoruz peygamber, enbiya, evliya, evsiya hepsinin dünyada bulunmalarının nedeni, gelişlerinin nedeni insanlara hizmetkar olmaktır.insanları dine hakkaniyete sevketmektir. Hep bunun için gelmişlerdir. Dolayısıyla hizmet en mukaddes hizmettir. Dolayısıyla bir insan tabi önce kendi halini de düzeltmesi lazımdır ki başkalarına da yardımcı olsun. Allahu teala yardımcınız olsun.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*