share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İman Muhabbetsiz Olmaz

0 yorum

Kitapta bahseder. Sahabe Peygamber (a.s .v) huzuruna gelir. Biatlerini tazelerken şöyle diyordu:  Yarabbi sen şahit ol.  Ey Allahın elçisi sizde şahit olun.  Ben Allah’ın peygamberi canımdan malımdan ve her şeyden daha çok seviyorum diye.  Yarabbi siz şahit olun.

Bir defasında Hz. Osman her nedense bilinmiyor Mekke-i Mükerreme’ye giderken biatini tazelemeden gidiyor. Arkasında peygamber (a.s.v) sağ elini kaldırır. Ey ashab bu Peygamberin elidir. Diğer sol elini de kaldırır bu da Hz. Osman. Bu da O’nun elidir ve sağ elini sol eline tutturarak: Yarabbi ben Hz. Osman namına biatini kabul ettim. Biat etti ve kabul ettim.

Müslümanlık Allah tarafından insana verilmiş ise iman verilmiş ise daha başka bir nimet Allah’tan istememek lazım. Zaten en büyük nimet imandır ve İslamiyettir. İman muhabbetsiz olmaz. Bir insan müminim diyorsa Allah’ı Peygamberi kendi canından malından daha çok sevmesi icap eder. Bir insan Müslüman’ım diyorsa vefa ehli olması lazımdır. Allah’a karşı asi olamaz bir mümin. Allah’ın onca ikramından sonra onca şefkat, merhametinden sonra asi olmaz. Kalbine isyan adına ufak bir düşünce dahi gelirse hakiki mümin kusar. Seyda (k.s) bazen durup dururken zahiren bir şey yok rengi atar, estağfurullah çeker. İlahi ente maksudi ve ridaike matlubi der. Yarabbi hayatımdan, ibadetimden, yememden, içmemden, bütünüyle maksat sensin. Ve sadece senin rızana talibim derdi. Allahualen o esnada ufak gaflet adına bir anlık bir şey mi oluyordu onu bilinmez lakin onun arkasında bir sancı çekme vardı. İnsan öyle ehli vefa olması lazım. İnsan attığı adımı Allah mülahazasıyla attığı zaman veyahut birisine kızıp da Allah için kızdığı zaman vurursa Allah için vurursa tokat vurursa Allah için vurursa o anlık bir elem dahi hissedilse hemen arkasından insan lezzet alır. Onun için insan Allah tarafından iman gibi bir izzet insana verilmişse, İslam verilmiş ise, hele hele büyük Salih insanların cemaatinde bir fert olma nasip etmişse yemesi, içmesi, kızması, sevmesi, bütünüyle Allah için olması lazım. Seyda öyle arz ediyordu: Allah’ın benim üzerimde bana ihsan ettiği diğer büyük nimetlerinden bir tanesi beni kast edenler Allah mülahazasının dışında kast yok. Yanıma gelenler Allah mülahazasının dışında başka hiçbir mülahaza yok. Dünya adına miskali zerre kadar bir düşünceleri yok. Arkadaşların birbirlerini sevdiren unsur Allah’tır diyordu. Bir araya getiren Allah’tır. Ve bu öyle büyük bir nimettir ki peygamberler bile dahi, şühedalar bile dahi bundan gıpta ederler.

İnsan öyle itikat eder. Bunca insan buraya geliyor. Hepsinin gönlünde Allah varsa, bir iki tane bile dahi gaflette olanlar olsa dahi, Allah bu cemaate baktığı zaman, kusurlu olanları da muhakkak inşallah af edecek. Çünkü herkesin gönlünde muhabbet kokuyor. Bu mümkün değil. İnsan bir zatı sevip de zat onu dergâhından kovması imkânı yoktur. Fakat Allah’a olan aşkımız, usul öyle olduğu için Sadat-ı Kira’mın aynasından temaşa etmeye, o aynadan Allah’ı sevmeye gayretimiz vardır.

Çünkü kitabın İfadesi ile Allah her şeyde tecelli ettiği gibi, mahlûkatın en ufağı bile dahi Allah’ı bize yansıtan bir ayna olduğu gibi, kâinat bir ayna. Kur’an bir ayna. İnsan bir ayna. Ama bu aynalar içerisinde Allah’ı bize gösteren şuurlu ayna insandır. O mülahazayla maşukumuza ulaşma noktasında, onu görme ve bilebilme adına, Sadat-ı Kira’mın aynasından peygamberi, o aynadan ise Allah’ı görme noktasında gayret ediyoruz, anlamaya çalışıyoruz, bilmeye çalışıyoruz.

İnsan meşakkat ve zahmet görmeden bir şey iddia etmesi mümkün değil, iddia etmemesi lazım. Cennet adına Allah adına hiçbir meşakkati olmadan, hiçbir gayreti olmadan, Ya Rab filan şey benim hakkım da niye hakkımı aldın diyemez. Ya Rab ben senin rızana talibim o manada hiçbir gayret yoksa Ya Rabbi cennetine talibim, cennet adına hiçbir şey yoksa veyahut varsa bildiği gibi yapmışsa Sadat-ı Kira’mın bildirdiği gibi değil. İnsanın cenneti iddia etmesi, iman ve İslamiyet’i iddia etmesi imkânı yok. Bu manada bu ziyaretler sırasında sizlere hâsıl olan meşakkat zahmet, arkasında belki çok arayacağınız bir lezzete dönüşecek. Belki o meşakkat o zahmet aidiyet duygularınızı tetikleyecek tasavvufa aidim iman ve İslamiyet’e aidim hakkı size doğurtacak. Allah bu manada ziyaretlerinizi kabul eylesin. O diğer buraya gelemeyen insanlara da inşallah duacı olursunuz. Bize de dua edin. Allah kabul eylesin inşallah.

  (Seyda Molla Alameddin (k.s.) Efendinin 07 .01.2012 Sohbeti)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*