share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İnfak

0 yorum

ASIL SAHİB-İ İNFAK  CENAB-I ZAT-I MUTLAK’TIR

Allah(cc)ın 99 esmasına bakıldığı zaman hepsinin içerisinde mevcut olan bir özelliktir vermek. El Halık yaratan, yoktan var eden sıfatıyla bütün yaratılmışları yokluk aleminden çıkarıp varlık vermiştir. Er Rezzak sıfatıyla rızıklarını vermiş, El Kerim sıfatıyla keremini yarattıklarının üzerinden eksik etmemiş, El Berr sıfatıyla iyilik ve ihsanı artırarak vermiş, El Muni sıfatıyla yarattıklarının maddi manevi ihtiyaçlarını giderip zenginlik vermiştir. Allah-u Teala’nın daha nice sıfatları O(cc)’nun bu kainatta asıl veren, ikram eden, bağışlayan, nimetiyle nimetlendiren olduğunun delilidir.

Kur’an-ı Kerim’de birbiriyle son derece ilgili ve yakın anlamlarda kullanılan üç kavram rahmet, rızık ve nimettir. Cenab-ı Allah(cc) rahim bir Rabb’dır, yani bütünüyle rahmet sahibidir. Rahmet, acıma, şefkat, rikkat sahibi olup, bütün bunlar da rahmet olunana ihsanı ve inam’ı gerektirir. Bir olan Rabb Teala isimlerinin cilvegahı olan kainatta alem-i emr veya gaybta mücerred ruhlar şeklinde, alem-i şehadette ise madde ile cisim giydirdiği ruh ve cisimden mürekkep yarattığı kullarının hayatı için gerekli her şeyi kendi üzerine almıştır. Bütün yarattıklarına karşı bir acıma, şefkat ve rikkat sahibidir. O(cc) bu bakımdan onlara sürekli ihsanda bulunur; işte bu rahmettir. “Kendi üzerine rahmeti yazdı. “ (Enam 12)

Rabbül Alemin bütün kainatı tepeden tırnağa verme ve yardımlaşma döngüsü üzerine yaratmıştır. Bu döngü içinde her varlık vererek döngünün devamını sağlar. Bu bakımdan hepsi birbirine muhtaçtır. Toprak, bitki, insan hepsi birbiriyle bir alışveriş halindedir.  Bu varlıkların içerisinde akıl ve nefs vererek  imtihan ettiği tek varlık insandır. Ekosistemdeki bu görevin dinimizdeki adı nedir? Kur’an-ı Hakim’de yer alan “teavün” kelimesi yardımlaşma manasına gelir. Bundan daha çok elli kadar ayette infak kavramı kullanılır.

İnfak; gerekli ve gerçek ihtiyaçları karşılayacak yardımı, muhtaç olana ulaştırmak demektir. Bu yardım, imkan sahibinin yoksula bir lütfu değildir. Kur’an’a göre Allah-u Teala’nın fakirler için belirlediği bir haktır.  “Onların mallarında yardım isteyenler ve ihtiyaçlarını dile getirmekten çekinenler için belirli bir hak vardır. “(Meariç 24)        daha sonra gelen bir ayette ise: “  O muttakiler, gayba iman eder, namazlarını gereği gibi kılar ve kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infak ederler. (Bakara3)

İnfak konusunda en güzel örnek Ashab-ı Kiram (ra)) Efendilerimizdir. Onlar Allah’a ve Resülüne o kadar inanmışlardı ki, hiç tereddüt etmeden mallarını ve canlarını feda etmekten çekinmediler.

 Hz Ömer(ra)anlatıyor:

 Bir gün Resul-i Ekrem (s.a.v) bize, askeri donatmak için, sadaka getirin diye emir ettiler. Benim malımın çok olduğu bir zaman idi. Gönlümden geçti ki, her zaman kardeşim Ebu Bekir (r.a) sadaka hususunda hepimizden fazla sadaka veriyor. Ama bu defa ben ondan fazla vereyim diye, malımın yarısını götürdüm. Resülullah(sav) buyurdular ki:“Ya Ömer ehl-i beytine (ev halkına) ne alıkoydun.” Dedim ki Ya Resulallah,   yarısını bıraktım. Bu sırada Ebu Bekir (r.a) bütün malını getirip koydu. Hazreti fahri kainat buyurdu ki:“Ya Eba Bekir, ehl-i beytine ne alıkoydun?” Hz. Ebu Bekir,Ya Resülallah! Ehlime Allah’ü Teala’yı ve Resülünü alıkoydum, buyurmuştur.

Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tanesi olan ve yedi başak bitiren bir tohuma benzer. Allah dilediğine fazlasıyla verir. Allah’ın lütfü geniştir ve O her şeyi bilendir.” (Bakara 2 ) 

İNFAKIN ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

  1. Maddi İnfak
    Para ve maldan Allah(cc) için yapılan yardım. Malla yapılan infakı üçe ayırmak gerekir:
    a- Zekât: Belli bir mâlî gücü olan müslümanın kazanç ve malından vereceği yüzde iki buçuk tutarında zorunlu bir mâlî ibadettir. Verilmediği takdirde kazancın ve malın tamamı pis ve haram olur.
    b- Sadaka: Miktarı bizce tayin olunan sınırlı bir yardımdır. Bayramlarda fıtır sadakası, ya da adak sadakaları ile yemin ve oruç karşılığı sadakalar da aynı gruptan maddî yardımlardır.
    c- Îtâ: Ciddi ölçüde büyük mâlî yardım biçimidir. Yetim bir kızı evlendirmek, fakir bir delikanlıya sermaye vermek, darda kalan bir insanın borcunu karşılamak gibi. Vakıflar, hayır yatırımları, kamu yararına yapılan bilinçli bağışlar da îtâya girer. Farz olan îtâ ibadetinde sınır, bu infakı yapanın zevkine ve gücüne kalmıştır. Hatta îtâ yapanın, belli bir seviyede zengin olması bile gerekmez.

     

  2. Manevi İnfak

  1. İlimden Yapılan İnfak (Manevi Zekat):İnsanlara faydalı olacak bilgilere sahip olanlar; bilgilerini, mutlaka başkalarına belli sürelerde, belli miktar aktararak infak etme zorundadırlar. Nurşin Meşayihinden Seyyid Alameddin Nurşin-i (ks) ilimden yapılan infakın manevi zekat olduğunu belirterek çevremizde bulunan insanlara islami bilgilerimizi aktarmazsak, yarın kıyamet gününde bu insanlar manevi zekat hakkını ilahi huzurda bizden isteyeceklerdir. Buyurmuşlardır.

    Bir gün Hz. Peygamber(sav) evinden çıkıp mescide geldi. Mescide girdiği zaman toplanmış iki grup gördü. Bu gruplardan biri dua ve zikir ile meşgul oluyordu. Öbürü ilimden bahsediyor ve birbirlerine ilim öğretmeye çalışıyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber(sas) zikir halinde olanları işaret ederek şöyle buyurdu: “ Bunlar Allah(cc)’tan isterler. Allah-u Teala dilerse onlara verir dilemezse vermez. (Sonra ilim üzerine konuşanları işaret ederek şöyle buyurdu): Bunlar ise halkı eğitip ilim öğretmeye çalışıyorlar. Bende sizlere bir muallim olarak gönderildim. “ daha sonra Hz. Peygamber(sas) ilim öğretenlerin meclisine giderek onların aralarına oturdu.

  2. İnsanlara zaman ayırmak : Mesela, garip bir komşumuza bir akşam çayı ikram etmek, dertli bir dostunu teselli etmek bile bu infak çeşidine girer. “Gönül alma” diye tanımlanan bu infak, günahları mum gibi eritir.
  3. Hastalara yardımda bulunmak ve ziyaret etmek :Sağlıklı bir kimsenin hastalara yaptığı hizmet, sağlıktan yapılan infaktır. Özellikle çağımızda sağlık infakında, para infakı da beraber yürür. İmkânı olanlar, hastaların tedavileri için maddî yardımda bulunarak kendi sağlık infaklarını yapmalıdır. Fakir kimseler de, hasta ziyaretleri ile, onları teselli ederek aynı infakı yapmalıdır.
  4. Güçlülerin güçsüzlere yardımı :Güçlü bir insanın güçsüz, yaşlı kimselere yapacağı her türlü yardım; gençlikten yaptığımız infaktır. Bu tür infakın bir önemli yanı, kolayca kazanılan dualardır. Unutmamak lazımdır ki, infakı kurumuş toplum tarlalarında hiçbir meyve yetişmez.
  5. Güler yüzlü olmak :Peygamberimizin ilk emirlerinden olan “Hiç olmazsa güler yüzünüzle infak edin” emri, toplum mutluluğu açısından akıl almaz güzelliklerin kaynağıdır. Aynı zamanda bu alışkanlık ilahî kadere karşı saygıyı yaygınlaştırır. Her şartta güler yüze alışan Müslümanlar, bir anlamda Allah’a karşı rızayı gelenek haline getirir. Peygamberimiz, bu güler yüz emrini verdikten sonra bütün ashab güler yüzü âdet haline getirdiler. Müslümanlığın o çetin günlerinde; bütün zulme ve eziyete rağmen o yüce kişiler hep güler yüzlü idiler. Onların yüzlerini görenler sanki cennetten henüz geldi sanırlardı.
  6. İlahi Aşkta infak:

    Kaşki sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihan

    Sözümüz cümle heman kıssa-i canan olsa

     

    “ Keşke bütün cihan halkı benim sevdiğimi sevse de sevgiliden başka konuşulacak bir konu kalmasa, her söz sevgilinin bir başka halini, bir farklı tavrını anlatsa…”Demiş şairimiz

    Sevgili Allah(cc)  peygamber(sav) ve mürşidi kamil(ks) olunca herkesin aynı sevgiliyi sevmesinde hiçbir mahzur yoktur. Bu hal aşkın zirve noktasıdır ki aşığın kemaline delalet eder. Çünkü orada rakiplik ortadan kalkar varlık tek vücud olur, benlik düşüncesi tükenir ve “bir”in iyiliği herkesin ve her şeyin iyiliği olarak düşünülür. Vahdaniyet işte budur.

     

    NİÇİN İNFAK EDEMİYORUZ?

     

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi kâinatın verme döngüsü içinde farkındalığı olan tek varlık insandır. Bunun sebebi ise yine Allah(cc)’ın ona bahşetmiş olduğu akıl nimetidir. Bununla beraber bir imtihan sebebi olan nefis sadece insanda vardır. Bu sebeple kendisine verilen nimetlerin asıl sahibini unutup nimetleri sahiplenmiştir. Bunun sebebi ise dünya sevgisidir. Dünya sevgisinin bütün hataların başı olduğu hadis-i şerifle sabittir. Bu halin en  can alıcı örneği  Nemrut’tur. Nemrut, Allah(cc)’ın ona bahşettiği nimetleri sahiplenip nimeti vereni görmemiş. nefsinin doğal temayüllerine uyup nimetlerin kendisinden olduğunu vehmedip ilahlık iddiasında bulunmuştur. O halde müminler, bilirler ki, sahip bulundukları şeylerin yaratıcısı kendileri değildir. Bunlar rızık olarak Allah tarafından kendilerine bahşedilen bir ikramdan ibarettir. İşte bu itiraf ve şuur neticesinde mü’minler, fakir ve zayıf kimselere karşı iyilik ve ikram kapılarını açarlar. Bu kapıların açılması, kulların birbirine karşı kardeşlik duygusunu, insanlık şuurunu ve meydana getirir.

              NASIL İNFAK EDEBİLİRİZ?

Yolumuzun temeli olan muhabbet, infak hususunda da en önemli yerini almaktadır. İnsan severse verir. Sevgi olmazsa vermek zorunda kalır. Sevilmeden yapılan her şey gibi infakta da istemeyerek vermek bir anlam ifade etmez. Kişi kendisi için en değerli olanı vermesi gerekir. Yaratılış olarak ta en değerli şeyimiz kendi varlığımızdır. Canımız, nefsimizdir en değerli şeyimiz.

Bu hususun beyanına  Hayatü’s Sahabeden şu örnek ne kadar isabetlidir.

Bir gün Peygamber(sav) Hz Ömer(ra)e: ’’Beni ne kadar seversin ya Ömer? Diye sorar. Hz Ömer: ’’Seni canım hariç eşimden, çocuklarımdan, malımdan çok severim ya Resulallah.’’Diye cevap verir.

Efendimiz, muhatabını daha üst bir seviyeye taşımak için: ‘’Ya Ömer, beni canından çok sevmedikçe kâmil bir imana sahip olamazsın. ‘’diyerek, kişi için en çok nefsinin değerli olduğunu ve onu da Allah(cc)yolunda infak etmedikçe kamil bir mümin olamayacağını belgeler.

Bir müddet sonra Hz Ömer bu hususta gayret sarf ederek, Hz Resul’ün huzuruna gelir: ’Seni ben canımdan da çok seviyorum ya Resulallah.’’der

Peygamber(sav)de O’na müjdeyi verir: ’Şimdi hakiki bir imana sahip oldun ya Ömer.’’

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*