share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İslam Alimlerinin Tasavvuf Hakkındaki Görüşleri

0 yorum

İMAM GAZALİ HAZRETLERİ;
Nübüvvet ve Risalet Hz Muhammed (sav)’de son bulduğu halde, mirası nübüvvet olan, velayet ve velayetin en yüksek kademesi olan kutbiyyet Kıyamet’e kadar devam eder. Hadis-i şerifte buyrulan; “El ulemai vereset-ün enbiya ve ulemâi ümmeti ke enbiyai Beni İsrail” buna işarettir. İmamı Gazali (ra) Hazretleri “el munkızu mineddalal” isimli eserinde şu izahatı yapmaktadır:

“Zahiri ilimleri bırakıp, çalışma ve gayretimi Tasavvuf üzerine verdim. Yakinen anladım ki hak yolunda olanlar ancak Tasavvuf erbabı olan dervişlerdir. Onların iç âlemleri (kalpleri ), yolları ve ahlakları en güzel şekildedir. Eğer akıl, ilim ve hikmet sahipleri bir araya toplanıp da dervişler tarikatını değiştirip ondan daha yüksek ve daha güzel bir YOL BULALIM DİYE BİRLEŞSELER, MÜMKÜN DEĞİL BULAMAZLAR.”

İMAM ŞAFİÎ HAZRETLERİ;

Celaleddin-i Suyûtî Hazretlerinin, ‘Teyidü’l Hakikati’l Aliyye’ adlı eserinin on beşinci sayfasında der ki:
-Sofiyye ile sohbetim esnasında kendilerinden üç şey istifade ettim:
1. Zaman bir kılıçtır o seni keser.
2. Kendini hakla meşgul etmezsen batıl seni istila eder.
3. Kendine hiçbir varlık isnad etmemek erbab-ı ismetten olmak demektir.

FAHREDDİN-İ RAZİ HAZRETLERİ

Herat’da 606 hicrî tarihinde vefat eden müfessir İmam Fahrüddin-i Razî Hazretleri; ‘Müslimlerle Müşriklerin İtikadları’ adlı eserinin sekizinci bâbında sofiyye ahvalinden bahsederken der ki:

‘İslamî fırkalar arasında sofiyyeyi zikretmemek hatadır.

Zira sofiyye sözlerinin hülasası şudur:

Allah’ı bilmenin yolu kalbin masivadan tasfiyesi ve alâik-i bedeniyyeden tecerrüddür. (bedeni alakalardan sıyrılmaktır.) Bu ise güzel bir yoldur’.

İMAM FAHREDDİN-İ RÂZÎ (KS)

Tefsir-i Kebir’inde Fatiha suresindeki: “(Ya Rabbi) Bizi, o kendilerine nimet verdiğin mesutların yolu olan doğru yoluna hidayet eyle.” (Fatiha; 5-6) ayet-i kerimesinde: “Bir kimsenin ancak bir mürşidi kâmile teslim olup manevi dairesine girmek suretiyle, kendilerine nimet verilen kişilerin doğru yoluna hidayet olabilir.” diye işaret ettiğini söylemiştir.

İMAM NEVEVİ HAZRETLERİ

İmam-ı Nevevî rHazretleri, ‘el-Makâsıd’ adındaki eserinde der ki:
‘Tarik-i tasavvuf’ta beş asıl vardır.
1. Zahir ve batında takvayı şiar etmek.
2. Sözlerinde ve işlerinde Sünnet-i Nebevî’ye uymak.
3. İkbal ve idbar zamanında halktan bir şey beklememek.
4. Az olsun.
5. Ferah ve sıkıntı zamanında Hakk’ı düşünüp O’na rücû’ edebilmektir’.

MUHADDİS AHMED B. HACER HAYSEMİ (KS) HAZRETLERİ;

Fetava-i Hadisiye isimli eserinde şöyle buyurmuştur: “Hülasa olarak Allah-u Zülcelal’e süluk eden şahıs için en güzel yol, bu söylenenlere vasıl olmak için, bir tabib-i azam olan mürşid-i kâmile tabi olup, tedavisinin altına girmektir.”

HÜCCET-ÜL İSLAM İMAM GAZALİ (KS) HAZRETLERİ;
Sufiyyeye dâhil olmanın ve onlarla beraber bulunmanın, farz-ı ayın olduğunu söylemiştir. (Şerh’ul Hikem li ibn Uceybe;1/7) Çünkü hiçbir kimse kusurlardan ve manevi hastalıklardan beri değildir. Yalnız bu durumdan peygamberler hariçtir, manevi hastalıklardan ve kusurlardan kurtulabilmek için mutlaka bir mürşid-i kâmile teslim olup intisab etmek gereklidir, demektedir.

4 HAK MEZHEBİN iMAMLARI TASAVVUF’A GİRMİŞLER MİDİR?
Dört büyük mezhebin kurucusu olan imamların bizzat kendileri, çağdaşı olan şeyhlerin tarikatına dahil olmuşlar mı? Ferdî veya toplu zikir meclislerinde onlarla bir arada bulunmuşlar mı? Teveccüh ve mukabele ile yapılan niyaz merasimlerine katılmışlar mı? Tasavvuf ve tarikat büyüklerine karşı mütevazı bir tavır takınıp onlara karşı saygı ve hürmet göstermişler midir?
CEVAP;
Mezkûr imamların hepsi de bir şeyhe intisap etmişler ve ondan ma’nen feyz almışlardır.
Nitekim İmam-ı Azam Hazretleri, vefatlarından iki sene önce kendi öğrencilerinden birine intisap ederek tarikat yoluna dahil olmuş, vefat ederken de: «Son iki senem olmasaydı helâk olurdum» buyurmuştur.
İmam Şâfi’î Hazretleri ise, aslen ümmî, fakat gönlü ilm-i ledünni ile dolu Şeybân-ı Râ’î Hazretleri gibi bir zatın önünde, anasının dizi dibinde oturan bir çocuk gibi mütevazı bir tavır içinde bulunur ve teveccüh için beklerdi. Hatta İmam-ı Hanbelî Hazretleri:

—Ya İmam-ı Şâfi’i! Şeybân-ı Râ’î gibi bir ümmiye karşı niçin bu kadar tevazu gösteriyorsunuz?» diye sorduğunda O:

—Ya imam-ı Hanbelî! Bizim ilim ve iman konusundaki sözlerimiz bu zatta fiilen yaşanılan bir hâl ve davranış şeklinde tezahür etmiştir» diye cevap vermiştir. Hatta İmam-ı Hanbelî Hazretleri, imtihan etmek ve ilmî seviyesini ölçmek maksadıyla Şeybân-ı Râ’î Hazretlerine, fıkhın en çetrefilli meselelerinden birkaç soru sormuş, aldığı pek ince ve nükte dolu cevap karşısında hayret etmekten kendini alamamış ve düşüp bayılmıştır. Bu hâdiseden sonra da imam-ı Şâfi’î ile birlikte Şeybân-ı Râ’î Hazretlerinin zikir ve sohbet meclislerine katılmışlar, diğer âlim ve öğrencilerine de süfiyye meclislerine devam etmelerini tavsiye buyurmuşlardır. İmam-ı Azam Ebu Hanife rahmetullah aleyh’in vefatından iki sene önce sûfiyye yolunu benimseyerek talebelerinden birine intisâb edip ondan tarikat aldığı, vefâti esnasında da «Ömrümün son iki senesi olmasaydı Nu’man helâk olurdu» sözleriyle de bunu vecizeleştirdiği ve ölümsüzleştirdiği bilinmelidir.(Mektûbât-i Rabbani)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*