share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İslâm Öncesi Döneme Genel Bir Bakış

0 yorum

PEYGAMBER EFENDİMİZ HAZRETİ MUHAMMED(SAV)’in hayatı

 

İSLÂM ÖNCESİ DÖNEME GENEL BİR BAKIŞ

I. DİNÎ HAYAT

İslâm öncesi dönemde Arabistan’ın dini hayatında putperest­lik yer almış ancak diğer dinlerden olan yahudilik, hristiyanlık, mecûsilik ve sabiilik Arabistan’ın çeşitli bölgelerinde yayılmıştır. Yahudilik Yemen, Hayber ve Medine’de, hristiyanlıkNecran ve Kuzey Arabistan’da, mecûsilik Bahreyn’de, sabiilik ise, daha çok Güney Arabistan ve Yemen’de yayılmıştır. Fakat putperest müş­rikler Arabistan’ın her tarafına yayılmışlar ve ilk sırayı almışlar­dır.[34]

1. Arabistan’da Putperestlik Ve İbadet Şekilleri

Mekke’nin ilk sakinleri Amalika Araplarıdır. Hz. ismail ve annesi Hacer orada iken Cürhümlüler Mekke’ye hâkim oldular. Cürhümlüler Amalikalıları oradan kovdular. Bir müddet sonrada Huzaalılar , Amr b. Luhay başkanlığında Cürhümlülere galip gele­rek oraya yerleştiler.[35]

Arabistan’da önceleri putperestlik yokken ilk defa putperest­liği getiren Amr b. Luhay’dır. Hadise şöyle meydana gelmiştir: Amr b. Luhay, Cürhüm kabilesini yenip Mekke’nin ve Kabe’nin idaresini ele aldıktan sonra ağır bir hastalığa tutuldu. Suriye’de Belkâ taraflarına gitmesi tavsiye edildi. Oraya gitti. Sıcak pınar­dan çıkan su ile yıkandı ve iyileşti. Orada halkın putlara taptığını görünce bunun sebebini sordu. Onlar da “Biz bu putlar aracılığı ile yağmurun yağdırılmasını isteriz, düşmanlarımıza galip gelmemi­zi talep ederiz” dediler. Bunun üzerine putlardan birisinin kendisine verilmesini istedi. Onlar da Amr b. Luhay’a bir put verdiler. îşte bu put Hübel putudur. Amr b. Luhay bu putu alıp Mekke’ye getirdi ve Kabe’nin çevresine dikti, işte bundan dolayı Rasûlullah ,Amr b. Luhay’ı ateşte bağırsaklarına sürür vaziyette gördüğünü ha­ber vermektedir.[36] Kırmızı akik taşından yapılmış olan Hübel pu­tu insan suretinde idi ve Mekke’ye nakli esnasında kınlan koluna altından bir kol takmışlardır.[37]

Amr b. Luhay’ın getirmiş olduğu putla başlayan Arabis­tan’daki putperestlik her kabileye yayıldı.[38] Putperestlik o kadar yayıldı ki, Kabe 360 putla dolu bir putperest mabedi haline geldi.[39]

Her kabile kendisinin benimsediği putları kabilelerine yakın yerlerde yaptıkları tapınaklara yerleştirmişlerdi. Sakîf kabilesi­nin putu Lât, Taifte,[40]Kureyş’in putu olan Uzza, Nahle mevkiinde[41] bulunmakta ve önemli putlardan sayılmakta idi. Di­ğer Arap kabileleri de kendilerine uygun putlar edinmişlerdir.[42]

Arapları putperestliğe sevkeden en önemli sebep onların Mekke’ye ve Kabe’ye duydukları saygıdır. Çünkü Mekke’den uzaklaşan bir Arap, Kabe’ye olan saygısından ve Mekke’ye olan bağlılığından dolayı Mekke’den ayrılırken yanına bir taş alırdı. Yolda nerede konaklarsa onu bir yere koyar ve tıpkı Kabe’yi tavaf eder gibi kendilerine uğur getireceği inancıyla onu tavaf ederler­di. Çünkü putperest Araplar Hz. İbrahim ve İsmail’den öğrendik­leri üzere haccediyor ve umre yapıyorlardı.[43]

Arabistan’da Amr b. Luhay tarafından getirilen Hübel putu­nun yanı sıra îsâf ve Naile, Uzzâ, Menât, Zulhalasa, Fels, Riâm, Rudâ gibi putlar ve tapınaklar dikkati çekmektedir. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim’de Vedd, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesr adı verilen[44] putlardan bahsedilmektedir.

Arapların taptıkları putlar konusunda İbnü’l-Kelbi şu bilgiyli verir: “Eğer put tahtadan, altından veya gümüşten ve insan suretinde ise Sanem, taştan ise Vesen, dikili taş şeklindeki putlara ise Ensab adı verilmektedir.[45]

Cahiliye Arabi yolculuk esnasında konakladığında dört taş bulur. Bunlardan üçünü ocak taşı yapar, diğer bir tanesini de ilah edinirdi.[46] Cahiliye Arabi evinde bulundurduğu putuna yolculuğa çıkarken veya yolculuktan döndükten sonra dokunmak suretiyle ondan diler veya şükrünü ifa ederdi.

Cahiliye döneminde Hac, Umre, Tavaf, Kurban, Oruç, putlar­la müşavere, putlara hediye takdimi, putlara yapılan dua ve ye­min, çocuklara putların isimlerinin ad olarak verilmesini önemli ibadetler arasındadır. Bunların başında Hac ve Umre gelmekte­dir.

Hac ve Umre: Cahiliye döneminde Hac ve Umre ibadeti dini bir vecibe olmakla beraber, haram aylarda yapılmış olması sebe­biyle de ekonomik açıdan son derece önemlidir.

Hac görevi Arafat’tan başlatılır, daha sonra yürüyerek Müz-delife’ye giderlerdi. Ancak Kureyşliler Arafat’ta durmazlar.[47]Müzdelife’den güneş doğduktan sonra ayrılırlar ve beyte gelerek onu yedi defa tavaf ederlerdi. Tavaf esnasında Hacerulesved’e do­kunurlardı. Sonra Safa ile Merve arasında Sa’y görevini yaparak Hac görevlerini tamamlamış olurlardı. Evs ve Hazrec kabilesi ise Sa’y yapmazlar ve Müşellel dağındaki Menât putunu ziyaret ede­rek Hac görevini tamamladıklarına inanırlardı. Evs ve Hazrec ka­bilesinin bu hareketi Kur’an’da Bakara sûresinin 158. ayetiyle kı­nanmaktadır: “Şüphe yokki Safa ile Merve Allah’ın şiarlanndan-dır, îşte kim o beyti hac ve umre kasdı ile ziyaret ederse, bunları güzelce tavaf etmesinde bir beis yoktur.”[48]

îslâm öncesi dönemde Araplar, Hac aylarında Umre yapmayı günah sayarlardı. Hac ve Umre esnasında telbiyede bulunurlar, ancak telbiyelerinde de şirk vardı. Telbiye esnasında: “Buyur Al­lah’ım buyur. Buyur. Senin ortağın yoktur. Ancak bir ortağın var­dır. O da senin hükmündedir. Sen ona ve onun sahip olduklarına hükmedersin.”[49]

Tavaf: Cahiliye döneminde Kabe’yi genellikle çıplak tavaf ederlerdi. Çünkü Araplar koydukları kurallar sebebiyle Mekke’ye gelirken giydikleri elbiseyi tavaf ensasmda çıkarmaları, Mek­ke’den yeni elbise almaları gerekirdi. Buna razı olmayanlar Mek­ke’ye gelirken giydikleri elbiseleri çıkararak çıplak tavaf etmeyi tercih ederlerdi. Erkekler bu şekilde Kabe’yi çıplak tavaf ederler­ken kadınlar üzerlerindeki bütün elbiseleri çıkararak, sadece yu­karıdan aşağıya yırtmaçlı bir gömlek giyerlerdi.[50]Kur’ân-ı Ke­rim’de bu durum açıkça kınanmaktadır.[51]

Kabe’nin ve putların bulunduğu tapınaklarda ibadet törenle­ri tanzim ederler ve genç kızlar güzel elbiseler giyerek törenlere iştirak ederlerdi. Bundan dolayı ,Efendimiz(SAV), “Devs kabilesi kadın­larının kıçları tekrar Zülhalasaputhanesinin etrafında tavaf ede­rek çalkalanmadıkça kıyamet kopmaz.” buyurmuştur.[52]

Kurban: Putperest Araplar putlarım ilah veya ilahe vasıta olarak kabul ettiklerinden onlar için Kurban kesmeyi ihmal et­mezler, hatta bir görev telakki ederlerdi.[53]Bir çoban en değerli hayvanını kurban ederken, bereketli olması için bir hayvanın do­ğan ilk yavrusu da put adına kurban edilirdi. Kurbanın eti de puta Kurban’a katılanlar arasında paylaştırılırdı.[54]

Araplar Recep ayını ta’zim etmek için putların yanında bir-Kurban daha keserlerdi. Efendimiz(SAV), Kurbanlarını keserken cahi­liye Araplarna muhalefet ederek, Kurbanın sadece Allah için ola­bileceğini ifade etmiş ve “Ben müşriklerden değilim” buyurmuştur.[55]

Oruç: Cahiliye döneminde Araplar Aşure günü oruç tutarlar­dı.[56] Ayrıca Recep ayında putlarını ta’zim için Kurban kestikleri gün de oruç tutarlardı. Bu dönemde Sumt adı verilen ve hiç konuş­mamak üzere tutulan bir oruçtan daha bahsedilmektedir.[57]

Putlara Danışma: Putlara büyük değer veren cahiliye Ara­bi yapacakları işler için onlara danışmayı asla ihmal etmezdi. Bu putlara danışma genellikle put önünde fal okları çekmek suretiyle yapılırdı. “Evet veya “hayır” okundan birinin çıkması ile yapacağı işe karar verirdi.[58]

Hz. Peygamber’in dedesi Abdülmuttalip de Zemzem kuyusu­nun kazılması esnasındaki çektiği zorluklar sebebiyle 10 erkek ço­cuğa sahip olursam birini kurban edeceğim şeklindeki adağı üze­rine daha sonra sahip olduğu 10 çocuğu arasından Kurban edile­cek çocuğunu tayin için Hübel önünde fal okları çekmişti.”[59]

Fal okları sadece Hübel önünde çekilmez, diğer tapınaklarda da fal oklarının çekildiği bilinmektedir.[60]

Putlara Hediye Takdimi: Putlara hediye takdimi Arapla­rın putlara gösterdikleri hürmetin ifadesidir. Onları ziyaretleri esnasında, her ailenin putlara yiyecek veya kıymetli eşya takdi­minin yanı sıra[61] sürülerin en değerli hayvanlarının veya toprakta yetişen mahsûlün bir kısmının putlara hisse olarak ayrılması[62] dini açıdan büyük önem arz eder.

Bu kıymetli hediyeler genellikle Kabe’de ve diğer tapınakların yanındaki hazinelerde muhafaza edilirdi.[63]Sakif kabilesinin putu olan Lât ve Fels putlarının yıkılması esnasında hazinelerinden pekçok hediye çıkmıştı. Ayrıca putlara yiyecek takdiminde de bu­lunulurdu. Kur’ân’da cahiliye Arapların bu hareketleri şiddetle kınanmaktadır.[64]

Dua ve Yemin: Mekke müşrikleri putlarına korktukların­dan emin olmak ve yardımlarını talep etmek için putlarını Allah’a şefaatçi kabul ettiklerinden, putların yanına gidip bereket için dua ederlerdi. Cahiliye Arapları putlarına dua etmelerinin ikinci sebebi, putların öfkesini çekip hastalık, kıtlık, mal ve can kaybı gibi musibetlere duçar olmaktan korktukları içindir ki, putları şe­faatçi kılmak ve hediyeler takdimiyle yardımlarını celbetmek isti­yorlardı.[65]

Cahiliye Arabi inançlarının gereği önemli işlerinde putları devreye sokarak “Allah seninle benim aramdadır”[66] diyerek ye­min etmelerinin yanısıra, Lât hakkı için en çok kullanılan yemin seldi idi. Efendimiz(SAV), “Sizden her kim yemin eder de Lât hakkı için derse (bunun kefareti olarak) hemen Lâilahe İllallah desin”[67] di­yerek putlar adına yapılan yemini reddetmiştir.

Putların İsimlerini Çocuklarına Ad Olarak Vermeleri: Cahiliye döneminde Abdurrahman, Abdullah gibi isimlerin yanı­ sıra putlarına atfen Abdüluzza, Abdümenaf, Abdümenat, Abdüyegûs gibi isimler çocuklarına ad olarak verilmiştir. Lât pu­tundan dolayı Zeydü’1-Lât, Teymü’1-Lât, Rudâ’ putuna olan sevgi­lerini sebebiyle de AbdüRudâ’ gibi isimler verilmiştir. [68]

2. Putperest – Ehl-İ Kitap Münasebetleri

islâm öncesi Arap Yarımadasında bol miktarda yahudi mev­cuttu. Bunların çoğu Hicaz bölgesindeydi.[69] Arabistan’a çeşitli maksatlarla gelmiş bulunan yahudiler, verimli olan topraklara yerleşmişler ve buraları korumak için de kaleler inşa etmişlerdir. Rüşvet ve hediyeler vererek komşu kabilelerle antlaşmalar yap­mışlar ve kendilerini emniyete almışlardır.[70]

Hristiyanlar ise, sadece Güney Arabistan’da olmayıp BenûBekr, Tağlib, Hanîfe ve Tay kabileleri arasında yayılmıştır.[71]

Miladi VI. asrın başlangıcında ehli kitap olan iki din mensubu yahudi ve hristiyanlar arasında uzun süre devam eden çekişme baş göstermiş, yahudi olan ZûNuvâs, 522 yılında Necrânhristi-yanlarma saldırarak onları dinlerini terketmeye zorlamıştır. Daha sonraları Ebrehe zamanında da hristiyanlık ve putperestlik çatışması başlamış, 570 yılında Kabe’yi yıkmak için Mekke’ye sefer düzenleyen Ebrehe[72] buna muvaffak olamamıştır.

Putperestlerle ehl-i kitap arasındaki ilgi ticaret yönüyle de dikkati çekmektedir. Tüccar olan Araplar yahudi ve hristiyanlar-la karşılıklı iyi ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Abdülmenaf oğlu Hâşim, Şam, Rum ve Gassan melikinden, bu topraklarda ticaret için emanalmışdır.[73] Çünkü Araplar kışın Yemen’e, yazın ise Şam taraflarına ticaret kervanları gönderiyorlar di. Bunun neticesi olarak Arapların ehl-i kitap ile medeni, dini, içtimai yönden mü­nasebetleri olmuştur.[74]

Cahiliye döneminde yahudiler müşriklere karşı ilmi yönden üstünlük sağlamışlardır. Aralarında bir anlaşmazlık meydana geldiği zaman, müşriklerden intikam almak için “Allah’ın gönde­receği peygamberle birleşip onları yurtlarından çıkarıp, Ad ve irem gibi öldürülüp yok olacaklarını söylüyorlardı.[75]

Hristiyanlar da yahudilergibi Efendimiz(SAV),   vasıflarını bili­yorlardı. Kur’ân-ı Kerim’de de buna temas edilmektedir.[76]Rasûlullah, yahudi ve hristiyan rahip ve kabilelerle küçük yaştan itibaren karşılaşmıştır. Gözlerinin tedavisi için dedesi onu rahibe götürmüş,[77] amcası Ebu Talib de Şam’a gitmiş ve Bahira isimli ra­hiple görüşmüş,[78] yirmi beş yaşlarında ise Şam’a yaptığı seyahat-ta yine bir başka rahip olan Nastura ile görüşmüştür.

Ehl-i Kitap, Efendimiz(SAV),   gönderilmeden önce müşrikleri hakir görmelerine mukabil, peygamberlikten sonra Efendimiz(SAV), karşı müşriklerle işbirliği yapmaktan çekinmemişlerdir.

Arabistan’da cahiliye örf ve adetlerinden uzak, yahudilik ve hristiyanlık hakkında bilgileri olan bir grup daha vardır ki, bunlar “Hanif’ diye isimlendirilmektedir. Varasa b. Nevfel, Ubeydullah b. Cahş, Osman b. Huveyris, Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, Kus b. Sâide belli başlı haniflerdendir.[79]

[34] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/315.

[35]İbnü’l-Kelbî, Kitâbü’l-Esnâm, Çev: BeyzâDüşüngel, s. 29.

[36] Buhari, Menâkıb, 9; Müslim, Küsûf, 9, 10.

[37] Hasan İbrahim, Târîhu’Uîslâm, 1/69.

[38]İbnü’I-Kelbî, Kitâbü’l-Esnâm, s. 50.

[39] Hasan İbrahim, Târîhu’l-îdâm, 1/47, 71.

[40]İbnHişâm, 1/87.

[41]İbnHişâm, 1/86.

[42]ibnHişâm; 1/81-91.

[43]İbnü’l-Kelbi, age., s. 26.

[44] Nuh, 17/23.

[45]İbnü’l-Kelbi, age., s. 43, 49.

[46]İbnü’l-Kelbi, age., s. 39.

[47]İbnHişâm, 1/212; îbn Habib, Muhabber, s. 319.

[48] Bakara, 2/158.

[49]İbnü’l-Kelbi, age., s. 27.

[50]İbnHişâm, 1/215.

[51]A’râf, 7/31,32.

[52] Müslim, Fİten 51.

[53] Yunus, 10/18; İbnü’1-Kelbi, age., s. 28, 40.

[54]İbnü’l-Kelbi, age., s. 66.

[55]İbnMâce, Ezâhî, 1.

[56] Müslim, Siyam, 113.

[57] Buharı, Menâkıbü’l-Ensar, 26.

[58]İbnHişâm, 1/160-161.

[59]İbnHişâm, 1/160-161.

[60]İbnü’l-Kelbi, age., s. 40-46.

[61]îbnHişâm, 1/160-161.

[62]İbnü’l-Kelbi, age., s. 44, 50

[63]İbnHişâm, 1/205.

[64]İbnü’l-Kelbi, age., s. 44, 52.

[65] el-Mevdûdî, Ebu’1-Alâ, el-Mustalahâtü’l-Erbcafi’l-Kur’an, s. 16.

[66]İbnü’l-Kelbi, age., s. 80.

[67] Müslim, İman, 5.

[68] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/315-320.

[69]Nevâvi, Abdülhâlik, el-Alâkatü’l-Devliyye, s. 177.

[70] Afif Abdülfettah, Kur’an Açısından Yahudi, s. 22.

[71] Fr. Buhl, Muhammed, İ.A., VIII/455.

[72]İbnHişâm, 1/44 vd.

[73]Taberi, Tarih, 11/252.

[74]îbnHişâm, 1/143.

[75]îbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdü’l-Meâd, 11/56.

[76] Saf, 61/6.

[77]İbnü’l-Cevzi, age., 1/101.

[78]İbnHİşâm, 1/191-195.

[79]îbnHişâm, 1/239-347.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*