share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Kelimat-ı Kudsiyye 10. Bölüm

0 yorum

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdülillahi Rabbi-l alemin vessalatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain

Abdurrahman Taği hazretleri – Allah ondan razı olsun- hicri 1293 yılında Tercunk köyündeki evde şunları söyledi:

– Kemalat, velilik kemalatı ve nübüvvet kemalatı olarak ikiye ayrılır. Müridin önce velilik kemalatını kazanması gerekir ki, o da kalbi üstadın hayali üzerinde yoğunlaştırmaktır. Mürid seksen gün boyunca kalbini bu hayal üzerinde yoğunlaştırırsa mutlaka gayesine erer. Bazılarına göre mürid yüzaltmış günde istikamet kazanır, bazılarına göre de bu süre seksen gündür ki, bu ikinci görüş daha doğrudur.

Yalnız mürid şeyhinin hayalini kalbinde öylesine yoğunlaştırmalı ki, insanların ne seslerini duyabilmeli, ne neyle meşgul olduklarını fark etmeli ve ne de yürüdüğü yolu görebilme lidir.

 

Nitekim Gavs-ül Azam hazretleri bizi böyle şeyler ile imtihan ederdi. Bir gün kalbimi şeyhimizin hayaline yoğunlaştırmıştım. O sırada Gavs-ül Azam hazretleri biri ne çalgıcılar gibi ayı oynatmasını emretmişti. Ben arkadaşımızın ayı oynatıp oynatmadığının farkında değildim.

Nitekim meclisten ayrılınca Şeyh Bahaüddin’e dedim ki : ‘Şeyh hazretlerinin bir arkadaşımıza ayı oynatmasını emrettiğini duydum, arkadaşımız niye oynatmadı?’ Şeyh Bahaüddin de bana dedi ki: ‘Oynattı ve oyun bitti de ondan sonra meclisten ayrıldık.’

Bir gün de Gavs hazretleri bizi şöyle azarlamıştı. Önce bir mecliste toplanmıştık. Fakat bu mecliste herkes birbiri ile konuştukları için edep kurallarına aykırı bir kargaşa doğduğu için oradan ayrılarak başka bir yerde bir araya geldik. Orada da şeyhimizin yanına bir meczub oturdu. Adam herkesi rahatsız eden yüksek bir sesle konuştuğu için kalbimizi şeyhimizin hayali üzerinde yoğunlaştırmayı başaramadık. Bunun üzerine bize dedi ki: ‘Sizi imtihan etmek istedim. Fakat gördüm ki, her iki mecliste de kalbinizi şeyhinizin hayali üzerinde yoğunlaştıramadınız. Hiçbiriniz iki para etmezsiniz.’

Mürid velilik kemalatını kazandıktan sonra nübüvvet kemalatını edinmeye yönelmelidir.

*****

Abdurrahman Taği hazretleri – Allah ondan razı olsun- bir sohbette rabıtanın gerçekleştirilmesi konusunda bir arkadaşımıza şunları söyledi:

– Rabıta ihlas, muhabbet, teslimiyet, mehabet ve saygı ile gerçekleşir.

Aynı sohbette kendilerine ‘eski şeyhler müridlerine ağır riyazet görevleri verdikleri halde zamanımızın şeyhleri müridlerine niçin böyle yükler yüklemiyorlar?’ diye sorunca bana şöyle cevap verdi:

– Zamanımız şeyhlerinin böyle görevler vermemeleri günümüzde tarikatın ne olduğunun belli hale gelmiş olmasından ve bir de şimdiki insanların zayıflığından ileri gelir.’

Zamanımız gayet karanlık bir dönemdir. Yaşadığımız ülke de bilhassa Anadolu bölgesi, özellikle bizim bölgemiz ve özellikle şu yöre gayet karanlık ve sapıktır. Ben bu yöre halkının şeriata önem vermediğini ve günahtan çekinmediğini görüyorum. Yine görüyorum ki, onlar Allah’tan korktukları için değil, hükümetten korktuklarından dolayı adam öldürmekten kaçınıyorlar. Bunun yanında onlar bazı büyük günahları işlemekten geri kalmamakta, hatta onlar ısrarla işlemekte ve küçük günahlara hiç aldırış etmemektedirler.

Buna göre bu zamanda dünya muhabbetini bir kenara bırakarak Allah’a yönelmek suretiyle Allah’ı tercih edenler, hiçbir hal sahibi olmasalar bile velidirler. Şeriatın prensiplerine boyun eğen kimse dünya sevgisini içinden atmamış olsa bile velidir.

 

Allah’ın bu zamanın insanlarına karşı olan rahmeti, daha önceki yüzyılların insanlarına göre daha fazladır. Daha çok günah işlemelerine rağmen bu böyledir. Bundan dolayı bugünün müridi az bir amel ve az bir emekle eski yüzyıllardaki müridlerin büyük gayret ve ağır riyazetlere rağmen ulaşamamış oldukları derecelere ererler. Bu yüzdendir ki günümüzde günahlarından tevbe eden bir müridin, daha tevbesinin üzerinden bir gün geçmeden hal iddiasında bulunduğunu görürsün. Oysa henüz günahlarından iyice sıyrılamamıştır bile. Nitekim Şah-ı Nakşibend hazretleri: ‘Bu tarikatın esaslarını o şekilde tesbit ettim ki, büyük günah işleyenler, hatta daha büyük cürüm irtikap edenler gelip ona girebilirler’ demiştir.’

 

Bu arada söz Mevlana Halid Şehrzuri’nin uygulamış olduğu riyazetlerden söz açılınca şeyh hazretleri: ‘O riyazetler geçici ve bazı müridlere mahsus görevlerdi. O her müride aynı görevleri vermezdi.’ dedi.

Şeyh hazretleri belirtti ki, sözü edilen eski müridler şeriata bağlı davrandıkları ve Salih amel işledikleri halde şeyhlere gidiyorlardı. Oysa daha sonraki müridler böyle değildir. Eski müridler bazı kazançların sahipleri olarak şeyhlere başvururken zamanımızın müridleri günahlardan henüz vazgeçmiş halde eli boş olarak şeyhlere gitmektedirler.

 

Şimdikilerin seyri bir çeşit kaçış olduğu halde eski müridlerin seyri öyle değildi. Bu yüzden eski yüzyıllara göre zamanımızda riyazetler azalmıştır. Şeyh hazretleri bu konudaki sözlerini şöyle bağladı:

-Şeyh Halid hazretleri birçok salih amellerin, çeşitli müşahedelerin ve Kadiri halifeliğinin sahibi olarak Şah-ı Dehlevi hazretlerine başvurmuştu. Oysa bugünün müridleri şeyhelrin kapısına büyük günah yükleri altında başvuruyorlar. Şimdikiler varlıktan dolayı değil, tersine yokluktan dolayı şeyhlere gidiyorlar.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*