share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Kelimat-ı Kudsiyye 11. Bölüm

0 yorum

Abdurrahman Taği hazretleri Allah ondan razı olsun hicri 1293 yılında mihek köyündeki bir sohbetinde molla Said Ervarisinin oğlu molla Abdulhakimin annesinin iyiliklerinden bahsederken inkarcıların kötülüğünün kendilerine meil edenlerin ölülerine bile dokunduğunu belirtmek üzere şunları söyledi. Bu kadın ervas köyündeki ölülerini ziyaret edip döndükten sonra Gavs-ül Azam hazretlerine molla Resulün Gavs-ül Azam hazretlerinin kardeşi halini iyi buna karşılık anamın halini kötü gördüm dedi. Bunu üzerine Gavs hazretleri ona köyde kime misafir oldun diye sordu kadın beni molla Fehim Arvası misafir etti dedi. O zaman Gavs hazretleri ona söyle dedi demin söylediklerin misafir olduğun evden dolayı sana öyle görünmüştür.

Yeniden o köye gidince molla abdulgaffarın evinde misafir ol o zaman ananın halini iyi olduğunu göreceksin . molla Fehim inkarcılardandı halbuki Malla Abdulgaffarın sülalesi ihlas sahibi kimselerdi.

Abdurrahman Taği hazretleri Allah ondan razı olsun molla Kürk köyünde şunları söyledi.

Tasavvuf başkasının sana yaptığı kötülükle seni başkasına yapmış olduğun iyiliği unutmak demektir. Dağları yerinden oynatan bir kasırga çıkmadıkça Sufiyi yerinden oynatamazsın. Yani onu halinden ve makamından aşağı indiremezsin. Onu kargaşalığa düşüremezsin. Başka bir sohbette de yukarıdaki iki unutulacak şeye karşılık sufinin hatırlayacağı iki şeyide şöyle açıkladı:

Başkasına yaptığı kötülük ile başkasının sana yapmış olduğu iyiliği de hatırından çıkarmamalısın

Abdurrahman Taği hazretleri Allah ondan razı olsun

Hucıtan köyündeki bir sohbette imam-ı Rabbani hazretlerinin mektubat adlı kitabına dayanarak şunları söyledi.

Mürit herkese teşekkür etmeli ki kurtuluşuna sebep olsun müridin teşekkür etmesi ve müştehitlerin görüşleri uyarında şeriatın hükümlerin uymasıdır. Allah onların emeklerini mükafatlandırsın ve kendilerini tasavvuf yolu ile şereflenmeyi nasip eylesin.

Şeriata uygun şekilde giyinmek ve yemek de terk halinin kapsamına girer. Elbisenin ve yiyeceklerin zararlarını gidermek için niyetin şeriata uygun olması yeterlidir. Mesela güzel elbise giymek isteyen bir kimsenin bu elbiseyi sıcağa ve soğuğa karşı koymak maksadı ile giymesi yine canı iyi yemek isteyen bir kimsenin söz konusu yemeği ibadet etmek üzere enerji biriktirmek niyeti ile yemesi ve eşi ile sık sık yatmak isteyen kimsenin bu işi kendini haramdan korumak için yapması gerekir.

Abdurrahman Taği hazretleri Allah ondan razı olsun orman köyündeki bir sohbette:

İnsanın nesfesini göbeğinin altında tutarak nefsin baskınını giderebileceğini açıklamak üzere şunları söyledi:

Ben Şeyh Osman Tüveylinin bir halifesi ile tanışmış onunla arkadaşlık etmiştim. Onun konuşurken bir süre nefesini tutup sonra saldığını gördüm. Başka bir halifenin de aynı şeyi yaptığını görmüştüm. Bir gün içime bir sıkıntı geldi. Namaz kıldıktan sonra birkaç kere nefesimi bir süre tutup sonra salıverdim. Sıkıntımın geçtiğini gördüm. Çünkü nefesi tutmak bütün damarları çalıştırmaktan alıkoyar. Bu da nefsin ölmesini sağlar. Bir keresinde Molla Said Gevaşi şeyhe karşı yapmış olduğu bazı itirazlar yüzünden zarara uğramış. Uğramış olduğu zarar şeyhimizden sohbetten teveccühten ve müritlerle görüşüp konuşmaktan soğumasına yol açmıştır. Durumun Abdurrahman Taği hazretlerine Allah ondan razı olsun. Anlatınca o hicri 1293 yılında Tercük köyündeki bir sohbette şunları söyledi:

Bu durum benim kendisinden nefret etmiş olmamdan ileri geliyor. Müridin şeyhinin kendisinden nefret etmesinde zarara uğradığı şöyle anlaşılır. Mürid içinde şeyhine karşı soğukluk duyar. Ömrüm hakkı için aynı hal birkaç kere bende de oldu hicri 1292 yılında Tik köyünde içimde öyle bir rahatsızlık duydum ki bu rahatsızlık az kalsın şeyhimden soğumama yol açıyordu. Durumumu kendisine anlatınca buna şunun yol açtığını belirtti. Ben o sırada tarikatın kurallarına uymayı bir yana bırakarak sadece varlık duygusundan sıyrılma amacına yönelmişim. Bunu da yerli yersiz müzik dinleyerek ve raks ederek sağlamaya kalkışmışım. Bu halde rızaya uygun düşmedi. Şeyh hazretleri bu konuda sözlerini şöyle bağladı. Bu tip şeyleri yaparken zamanını ve makamını iyi gözetmek gerekir. Ayrıca tarikatın prensiplerine uymayı varlık duygusundan sıyrılmaya tercih etmek gerekir. Çünkü varlık duygusundan sıyrılmak sadece nefse faydalı olduğu halde tarikatın kurallarına uymak genel olarak faydalıdır.

Abdurrahman Taği hazretleri Allah ondan razı olsun. Hicri 1293 yılında nurşin köyünde Molla Abdullah’ın Molla Murad Ağdadi’nin Molla Ziyauddin’in Şehy Seyyit ile babası Şeyh Kasım’ın sufi Osman Melakendinin oğlu Sufi Ahmet’in kardeşleri Kufi Abdullah ile Kufi Sadullah’ın ve diğer bir çok muridin katıldığı bir sohbette şunları söyledi :

Sizlere şeriatı tavsiye ediyorum. Şeriata bağlı olunuz. Şeriata şeriata şeriata şeriata. Bu sözü o kadar çok tekrar etikti nerede ise bağlı olmayan kimse Şeyhlik ve Halifelik bir yana mümin bile değildir diyecekti. Sözlerine şöyle devam etti :

Şeriata uymayı emretmenizi ve bu konuda emir vermeleri için ilgililere mektup yazmanızı halkla bu konuda sohbet etmenizi şeriatın emirlerini tutup yasaklarından kaçınılmasını sık sık hatırlatmanızı ve böylece benden sonra sapmaya uğramamanızı tavsiye ederim. Şeriat tarikat ve hakikat aynı şeydir. Şeriat ile tarikat arasında ayrım gözeten kimse zındıktır. Şeriat tarikat ve hakikat arasında fark gören kimsede zındıktır. Başka bir sohbette de İmamı Rabbaniye dayanarak bu konuda şunları söyledi :

Şeriat tarikat ve hakikat arasında sadece şu kadarcık bir fark vardır: Şeriat zahiri olarak hükümlere uymak tarikat bu hükümlere Batıni fakat zorlanarak uyumak buna karşılık hakikatta bu hükümlere Batıni ve tabi şekilde uymaktır. Mesela yalancılığı ve dedikoduyu dil ile terk etmeye şeriat zorlanarak kalple terk etmeye tarikat buna karşılık gönüllü olarak ve tabi bir şekilde bu günahlardan kaçınmak hakikattır yoksa aslında bu üç şey arasında fark yoktur. Peygamber efendimizin salat ve selamı üzerinize olsun bu üç şey arasında fark olduğunu söylediğini ileri sürerek ona yalandan iftira edenlerden Kahhar olan Allah’a sığınırız.

Abdurrahman Taği Hazretleri Allah ondan razı olsun hicri 1293 yılında Pircuman köyündeki bir sohbetine Hafız-ı Şirazi’nin aşağıdaki beytini okuyarak girdi.

Sevgili eğer bizimle oturmadı ise ihtiraza sebep yok padişah ne isterse o olur ve o fakirlerden ar eder. Arkasından sözlerine şöyle devam etti:

Bu beyit bize bir gerçeği öğretiyor. Rabıtanın nereye geleceğini işaret ediyor ve diyor ki Mürid ile Şeyh arasında tam bir münasebet kurulmadıkça Rabıta gerçekleşmez. Çünkü Sultan fakirin yanında oturmaktan haya eder. Daha önceki bir sohbetinde de aynı konuda bana şöyle bir soru sormuştu. Ben nafile ibadetler ile meşgul iken Rabıtamın daha güçlü ve eksik olduğunu görüyorum oysa nafile ile meşgul değilken böyle olmuyor sana göre bunun hikmeti nedir? Bende kendilerine şu cevabı vermiştim. Gerçi efendim işin içyüzünü daha iyi bilir ama benim anladığım kadarı ile bunun hikmeti nafile ibadetler ile meşgulken Gavs Hazretleri ile daha iyi münasebet kurulmuş olmasıdır. Gerçi Gavs hazretleri ömrünün sonlarında nafile ibadet ile meşgul olacak güce sahip değildi ama daha önceleri nafile ibadete çok düşkündü. Başka bir sohbetinde de Fekih-i Mekki’nin bu manaya gelen şu mısrasını okudu :

İbadetsiz aşk bedensiz can gibidir. Arkasından sözlerine şöyle devam etti. Kimin ibadeti daha çok ise muhabbetide daha fazla olur. Ben korku halinde muhabbet haline göre rabıtamın daha eksik olduğunu görüyorum. Bunun sebebi Gavsül Azam hazretlerinin meşrebinin sevgiye dayanması ve korkuya az yer vermesiydi.

Abdurrahman Taği hazretleri Allah ondan razı olsun. Pircuma köyündeki herkese açık sohbetinde şunları söyledi:

Bu yüce tarikatın mensuplarının sohbetine katılan kimse inkarcı olmamak şartı ile sohbet ehli olmasa bile yinede katıldığı sohbetten kar sağlar. Bu karda onların himmeti ile kötülüklerden korunmaktır. Sözlerinin burasında İmami Rabbani hazretlerine dayanarak şu hadiseyi nakletti. İnsan sevdiği ile birliktedir. Ulu Allah’ın kullarının amellerini yazan melekleri dışında bir takım melekleri vardır. Bunlar yeryüzünde yollarda dolaşarak zikreden kulları ararlar. Böylelerini görünce onları yerle gök arasını dolduran kanatlarının gölgesi altına alırlar. Durumu ulu Allah’a arz etmeye gidince ulu Allah kendilerine o kullarımı ne durumda buldunuz diye sorar. Onlarda onlar sana hamd ediyorlar seni övüyorlar senin azametini düşünüyorlar ve seni noksanlıklardan tenzih ediyorlardı derler. Bunun üzerine ulu Allah onlar beni hiç gördüler mi ? diye sorar. Melekler hayır der. Ulu Allah ya beni görmüş olsalardı ne yaparlardı ? diye sorar. Melekler, daha çok hamd ederler ve daha fazla tekbir getirirlerdi derler. Ulu Allah onların isteği nedir diye sorar. Meleklerde cennet der. Bunun üzerine Ulu Allah onlar hiç cenneti gördülermi diye sorar. Melekler hayır YaRabbimiz derler. Ulu Allah’ta ya cenneti görmüş olsalardı ne yaparlardı diye sorar ?. Meleklerde orayı daha büyük bir özlemle isterlerdi derler. Melekler Ya Rabbimiz onlar cehennemden korkuyorlar derler. Ulu Allah ile melekler arasındaki bu konuşmanın devamında Ulu Allah meleklere sizleri şahit tutarım ki onları affettim buyurur. Bunun üzerine melekler fakat Ya Rabbimiz onların arasında aslında onlardan olmayan bazı kimselerde gördük bunlar zikretmek için değil başka dünyalık amaçlar uğruna onların arasına katılmışlardır derler. Ulu Allah onlara keremi ile şu cevabı verir:

Onlar ile birlikte oturan onlardandır. Kim onlar ile birlikte oturur ise kötülüklerden korunmuş olur çünkü onlar ile birlikte oturan benimle birlikte oturmuş sayılır. Bu hadisi naklettikten sonra Şeyh Hazretleri sohbet tarikatımızın zaruri prensiplerindendir. Dedikten sonra Hace Alaaddin Addar Reşehat adlı eserine dayanarak sözlerini şöyle bağladı :

Hergün sohbet etmek gerekir bu mümkün olmadığı takdirde iki günde bir buda olmazsa haftada bir daha olmazsa ayda bir oda yapılamazsa yılda bir veya iki kere buda mümkün olmadığı takdirde hiç olmazsa iki yılda bir sohbet etmek gerekir. Başka bir sohbetinde şunları söyledi :

Bir keresinde Gavsül Azam hazretlerine falanca sizin tarikatınız ile şereflenmek istiyor fakat dünyevi bir engelin kendisini bundan alıkoyduğunu söylüyor deyince Gavs hazretleri seven sevilir dedi. Şeyh hazretleri sözlerine şöyle devam etti:

Kıyamet günü adamın biri huzura getirilir ve bir hayır işleyip işlemediği sorulur. Fakat hiçbir hayrı olmadığı görülerek aynı soru kendisine tekrar edilir. Bunun üzerine adam hiçbir hayırlı amelim yok fakat bir gün bir yer de otururken üzerime bir gölgenin düştüğünü gördüm, dönüp bakınca bu gölgenin yanı başında duran bir gönül adamının gölgesi olduğunu gördüm der. Bu cevabı üzerine o gölgenin bereketi ile affedilir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*