share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Muhabbet-İhlas-Teslimiyet

0 yorum

Seyda (k.s.a.) diyor ben Seyda Molla Muhyettin’in yanındayken amel ve seyri sulükümü bitirdim. O esnada amel ediyordum. Seyda Molla Muhyettin bana dedi ki Molla Fadli vazifen bitti, işin bitti. Bir hilafet izni bana verdi. Diyor ben kendisine dedim ki kurban ben çok eksiğim, acizim. İnsanlara ne diyeceğimi dahi ben bilmiyorum diyor .Bana dedi ki Şeyh Maşuk, Şeyh Ahmet El Haznevi’nin yanındayken aynı ifadeyi kullanmış. Hazret(k.s.a) yanında Şeyh Selimi Elfisani dururken, Şeyh Selim’e senin işin bitti, uçma vaktin artık geldi demiş. Şeyh Selim aynı şeyleri söyleyince Hazret(k.s.a.) Şeyh Selim’e bir hikâye anlatıyor.

 Diyor Selim Efendi bir dönemde bir arıcı varmış. Tek bir kovanı var ve arıları bal yapmıyor. Onun da öyle bir âdeti varmış. Akşam gider başka kovanlardan  balı çalar sonra o arıların bal yapamadığı peteğin üstüne dökermiş. Ve sabah olunca arılarıyla lisanı hal ile bir konuşma yapmış. Demiş ki onlara o balın peteğini yapmak size ait. O peteğin içerisindeki boşlukları doldurmak bana ait. Sizin durumunuz Hazret ifade ediyor ki Şeyh Selim’e sizin durumunuz da aynen böyledir. Sizler bir arı gibi biraz meselede vız vızlanın ama kalplere dökülmesi gereken balı biz döküyoruz. İnşallah bu hizmetimizde sohbetimizde büyüklerden bahsetme münasebetiyle inşallah kalplere balı dökecek, hakiki manevi feyzi istifadeyi kalplerinizdeki o boşluğu dolduracak Cenabı-ı Allah, büyüklerin himmet bereketiyledir inşallah.

Seyda ifade ediyor diyor Şah-ı Nakşibend(k.s.a.)’in müritlerindenbir tanesi cemaat içerisinde“ Kurban muhabbet nedir?” dedi. “ Arzetmişsinizdirki tarikatımızın,tasavvufumuzun binası, kubbesi sünnet ve muhabbetullah üzerine kurulmuş. Muhabbetten maksadınız nedir, nasıl olması lazım?” Şah-ı Nakşibend şöyle ifade ediyor: ” Muhabbet odur ki ben sizlere ölün dediğim zaman ölmenizdir.” Ve bu ifadenin arkasından talep etti. Bu soruyu sorana öl dediği zaman hemen yerinde ölüyor. Muhabbetin böyle olması lazım diyor.

 Teslimiyeti arz edince ise: “ Teslimiyet de öyle bir meseledir ki akıl, mantık şüphelendiği ve üstadın sözüyle aklın mantığın çeliştiği esnada, akıl mantığa hiçbir şevki şüphe girmeden üstadın sözüne teslim olmak, o tarafı tercih etmektir.” Bu da teslimiyettir.

Muhabbet, ihlas ve teslimiyet. İhlâs ise hiçbir menfaat gözetmeksizin meselenin bütünüyle rızailillah için yapılmasıdır. Hatta büyüklerin ifadesiyle ihlâs aynen şunun gibi olmalı: “Bir hayvanın veyahut bir tavuğun yavrusuna gösterdiği şefkat gibi. Nasıl ki bir tavuk yavrusuna bir şefkat gösteriyor, normal bir köpek veya bir kurdun ağzındaki yavrusunu kurtarabilme adına başını feda ediyor. Yavrusunda hiçbir menfaat olmaksızın yavrusunu kurtarıyorsa; teslimiyet, hakiki muhabbet, ihlâs böyle olması lazımdır diyorlar. İnşallah insanda bu üç düstur varsa ihlâs, muhabbet, teslimiyet tasavvufun şu üç düsturu varsa, inşallah insanın hizmeti de makbul olur. İnşallah insan büyüklerin ehli cemaatin bir ferdi olmaya da layık olur.

Hazret(k.s.a.) husumetli olan bir köye iki köyün barışması adına bir elçi gönderir. Elçi gidiyor fakat bu husumet hallolmuyor. Bu elçi Hazret’in yanına geliyor : ” Beni gönderdiğiniz köyde barış sağlanamadı.” diyor. Hazret(k.s.a.) Cenabı Allah’a elini açıyor : ” Yarabbi bu insanlar beni dinlemedi. Eğer ki artık bu insanlara karşı bir faydam sağlanılmıyorsa, Yarabbi bu dünyada bir faydam olmayacaksa, bir hizmetim olmayacaksa canımı al diyor.” Ve bir müddet ilimde tedrisat veriyor. Bir müddet düşünüyor ben bu sefer tasavvufi bir dairede hususi bir amel yapayım diyor. Üstadının yanına gidiyor. Hususi amelle uğraşıyor. Ama bakıyor ki talebelerin hizmeti durdu. Sonra kendi kendine karar veriyor. Diyor ki talebeler bu kadar benden faydalanıyor. Talebelerin hizmetinde bulunuyor. Bu sözün üzerine büyükler öyle ifade ediyor. Bir insanın velayetine çalışmak bir insanın hususi kendi velayetine çalışmasından çok daha hayırlıdır diyorlar. Tercih meselesinde10 âliminyetişmesine10 insanın hidayetine10 insanın tövbesine çalışmak bizzati hususi amelinden daha üstündür deniliyor.  Şeyh Masum(k.s.a.) kendi dönemlerinde o sıkıntılı olan o dönemlerinde medreseye, ilme ve tasavvufa büyük bir ehemmiyet vermiş, bütünüyle kendi canını malını o hizmete vermiş. Inşallah sizlerde de büyüklerin Sadat-ıKiram’ın o adapları inşallah olur, bizlerde de olur. Allah’ın insana bahşettiği büyük bir fazilettir.

Büyüklerin adabı Ashabın adabıdır. Ashab’ın adabı Peygamber(a.s.v.)’ın adabıdır. O edeble edeblenen insan muhakkak necat bulur, kurtuluş bulur. Peygamber(a.s.v.)’ın adabı ise Cenab’ı Allah’ın insandan istediği numunedir. Inşallah o edeble edeplenme noktasında  gayretimiz olur.

Büyüklerin sözlerine iyi riayet etmek lazım, itimat etmek lazım.  Hazreti Ali (r.a)’a sorarlar. “ Ya imam bu kadar bahsettiğiniz şeyler Peygamberler’in sözlerini bize arz ediyorsunuz da onların bu sözünü teyit edecek elinizde ne gibi bir delil var. Sen bizlere mahşerden bahsediyorsun, ebedi âlemden, ebedi bir cennet, ebedi bir cehennemden bahsediyorsun. Elimizde öbür tarafta var olabilecek şu an gözümüzün önünde bir delil var mıdır?” Bu münkir insanlar bunu söyleyince Hz. Ali (r.a.) onlara şunu ifade ediyor : “ Eğer sizin hali hazır iddianız doğru ise, çünkü iddianız da diyorsunuz ki öbür âlem yok, ebedi cennetin ebedi cehennemin olmadığı iddiasında bulunuyorsunuz. Biz de var olduğu iddiasında bulunuyoruz.  Eğer yarın o büyük peygamberlerin dediği gibi çıkarsa bu manada neyi kaybettiğinizin ve neye çarptırıldığınızın farkında mısınız diyor. Eğer sizin dediğiniz gibi çıkarsa öbür tarafta, öbür âlemde, cennet Nauzübillah cehennem böyle bir şey olmazsa onlara inandığımız zaman bizim dünyada ne gibi bir kaybımız var.  Hazreti  Ali’ye şunu söylüyorlar : “ İnandığınız zaman inancınızın gereğini yerine getirme zorunluluğunuz var. Ve bu manada hayat bir disiplin içersinde geçiyor.”  Hazreti Ali(r.a.) öyle diyor : “ Peygamberlerin sözlerine uymak hayat içersinde disiplini sağlamak hayatımızı daraltmıyor, bilakis hayatımızdan lezzet ve saadet bulmamıza vesiledir. Aslında siz o hayatını disiplin içerisine sokmamakla sizin için hayat bir disiplin içersinde olmamakla hayatın lezzeti kalmıyor. İnsanın iyi düşünmesi lazım. Bahsettiğimiz bu büyük Sadatı Kiramlara insan muhip olduğu zaman, insan ehli teslim olduğu zaman, insan onların yolunda gittiği zaman dünyasında ne gibi bir kaybı var? Evinde ne gibi bir kaybı var. Veyahut var olan bir şeyi kaybediyor mu? Veyahut bitmediği zaman insan neyi kazanıyor iyi düşünmesi lazım. Vallahi insan büyüklerin yolunda gitmezse, onların halleriyle hallenmezse Nauzübillah Allah muhafaza etsin ebedi bir cehennem meselesi vardır. İşin ortası yok. Ya cennet ya cehennem. Nauzübillah ya  insan kazanıyor ya da kaybediyor. Kazanç ve kaybı sınırlı değil, sınırsız ve ebediyettir.  Onun için makul olan aklı başında olan insan büyüklerin izini takip eder, onların halleriyle hallenir.  Hem dünyada saadeti bulur hem de ahirette saadeti bulur.

Allah’ı bulduğunuz zaman Allah’a gitmek istediğin zaman neyi kaybediyorsunuz? Yani bir kaybınız var mıdır? Veyahut bulduğunuz zaman elinizden kaybettiğiniz veyahut onun karşılığında aldığınız bir şey var mıdır? İnsan Allah yolunda gitmezse, Sadatı Kiram’ın yolunda gitmezse karşılığında ona bir şey veriliyor mu? Ona belli bir para mı veriliyor? Ve vallahi büyüklerin ifadesi : “Eğer siz büyüklerin izinde gitmeyip, Allah’ı bulmayıp Allah’ı kaybederseniz her şeyi kaybedersiniz. Vallahi onu bulursanız her şeyi bulursunuz. Kaybederseniz her şeyi kaybediyorsunuz. Allah’ın işin içinde olmadığı bir buluş, bir kazanç insanın başına bela oluyor. “ Meseleyi öyle görmek lazım.

 Sadatı Kiram insan için büyük bir hazine-i rahmettir. Milyar insan içerisinde Cenabı Allah bu lütfu bizlere yapıyor. Elhamdülillah biz bu kapıya sarılmışız, Büyükler gibi Sadatı Kiramlar gibi. Allah’ın insana bahşedeceği en büyük lütuftur. İnsanın ehli muhip olması lazım ve Hazret’in ifadesiyle : “ Onun için korku yok çok günahları olsa bile dahi.” Çünkü muhip insan mahbubun yanında olma hesabıyla, ahirette, mahşerde onunla beraber haşredilecek. Bir insan Seyda(k.s.a) ve bir insan Seyda Molla Muhyeddin, Şeyh Maşuk, Şeyh Ahmet El Haznevi, Hazret ve Seydayı Tagi’yle beraber haşr ediliyorsa onun için korku yoktur inşallah. Allah muvaffakiyetler versin Allah hizmetlerinizi kabul etsin. İnşallah hepiniz ehli hizmet olup Hazret’in ifadesiyle insanlara karşı bir faydanız yoksa yarabbi bu canı bu emaneti al bizden demesi lazım. Veyahut Seyda(k.s.a.)’nin ifadesiyle bir insan hizmet etmezse bu dünyada yaşamayı hak etmiyor, yemeği yemeği hak etmiyor, su içmeyi hak etmiyor. Zira Allah insana bunları bahşediyorsa bir gaye ve bir maksada binaen veriyor. Aksi halde yediğimiz içtiğimiz veyahut tenezzül ettiğimiz veyahut bize bahşedilen diğer bütün nimetlerin faturası çok ağır gelecek sizlere. Ahirette bir su içmenin faturası çok ağır geliyor. Çünkü su paha biçilmez bir nimettir. Eğer suyu niçin içtiğinizi gaye ve maksadınızı bilmezseniz, Allah muhafaza büyük bir fatura büyük bir ceza geliyor. Suyu öyle kıymetsiz görmeyin. Aldığınız her bir nefesi kıymetsiz görmeyin. İnsan hastalandığı zaman alacak bir nefese bütün varlığını feda ediyor. İnsan bir bardak suyu bulmadığı zaman o suyu bulabilme adına bütün her şeyini verebiliyor. O kadar kıymetli. Veyahut en basitinden bir insan sizinle anlaşıyor, size belli bir maaş, ücret veriyor ve sizden bir hizmet istiyor. Siz eğer bu ücreti alıp hizmeti yerine getirmezseniz, nasıl ki sizler dünyevi mahkemelere şikayet ediliyor, sizlere ceza veriliyorsa aynen öyle de ahirette Allah bir mahkeme kuracak, yediğiniz, içtiğiniz, aldığınız her bir nefesin eğer hizmetinde bulunmazsanız, gaye maksadı bilmezseniz, Allah muhafaza altından çıkılmaz bir ceza bir faturayla insan karşı karşıya geliyor. Akıllı olmak lazım. Ehli akıl, akıllı olan insan, hem dünyası saadet doluyor hem ahireti saadet doluyor.

 Hazret(k.s.a.) : “ Dünyayı isteyen insan için de ahiret lazımdır. ” diyor. Yani bir insan dünyanın nimetlerinden, lezzetlerinden istifade etmek istiyorsa yine ahirete yönelmesi lazım. Bir insan ahirete yöneldiği zaman dünya otomatikman zaten ahirete tabidir. Bir insan Allah’a yöneldiği zaman Allah’ın bütün mahlûkatı o insanın arkasından gezer. Bunlar adettir, bunlar usuldür.

Büyüklerin hayatı bizler için büyük bir örnektir. Bakın büyükler Sadatı Kiram bütünüyle kalplerini Allah’a verdikleri için, ahirete verdikleri için Cenabı Allah dünyayı onların arkasından gezdirmiştir. Dünyayı onların kölesi haline getirmiştir. Akıllı olan insan Allah ile münasebetini çok iyi yapar. Allah ile dostluk fırsatını kaçırmamaya bakar. Dostluk fırsatını Allah herkese vermiyor. Allah’ın dostluk teklifi bugün dışarıda bir kediye teklif edilse, allahualen kediye yüz bin yıl verilirse başını secdeden kaldırmaz. Dostluk o kadar basit bir şey değildir. Hakiki bir dostluk hummalı bir lütuf olarak insanlara teklif edilmiş, bizlere teklif edilmiş. Allah’ın dostluğu Sadatı Kiram’ın dostluğundan geçiyor, Peygamber dostluğundan geçiyor. Bu dostluğu bu arkadaşlığı bunu ebediyete Nauzübillah tercih etmek istersek, önemsiz görürsek, Allahu Teala bizleri Nauzübillah farklı bir cezaya müstahak ediyor.  Allah’ın nimetinin farkına varıp kıymetini bilirseniz Allah diyor ben onu ziyadeleştireceğim. Ama inkâr ederseniz kıymetini bilmezseniz benim azabımda şiddetlidir diyor Allah. Cenabı Allah hizmetinizi kabul etsin. Allah muvaffakiyetler versin. Allahu Teala hepinizin din dünyanıza yardımcı olsun…19 Mart 2012 Ankara Dikmen sohbeti

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*