share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Mürşide Teslim Ol

0 yorum

Ey mürid, iyi insanlarla arkadaşlık etmeye, salihlerle sohbette bulunmaya çok önem vermelisin. Salih bir şeyhi, sana doğruyu gösterecek bir mürşidi aramakta kararlı olmalısın. Bulup istifade edeceğin şeyh; şeriatı çok iyi bilen, tarikatta sülûkü olan, hakikati tatmış, aklı kâmil, sadrı geniş, idaresi güzel, insanların derecelerini iyi bilen, onların maksadlarını ve temayüllerini birbirinden ayırdedebilen, fıtratlarına âşinâ, hallerinden anlayan bir şeyh olsun.

Eğer bu vasıfta bir şeyh bulursan hemen teslim ol ve her işinde onun yönlendirmesine tabî ol. Her işinde onun görüşüne ve istişaresine müracaat et. Bütün hareketlerini ve sözlerini örnek al. Ancak onun şeyhliğine aid ve kendisine has davranışlarını taklid edeceğim diye kendini zorlama. Çünkü o her türlü insanla görüşmeye, her birini durumuna göre idare etmeye, uzak ve yakını Allah’a çağırmaya mecburdur. Bu ve benzeri şeyleri ona mahsus olarak bil.

Zahir ve bâtın hiçbir işinde ona muhalefet etme. Kalbine onun aleyhine bir havatır gelecek olursa silip atmaya çalış. Eğer buna güç yetiremiyorsan git ona müracaat et, böyle şeyleri içinden nasıl temizleyeceğini sana o anlatır. Karşılaştığın güçlükleri, anlayamadığın şeyleri ona bildirmen lâzımdır. Özellikle tarikata dair müşkillerini arzetmen gerekir.

Onun seni gördüğü yerde ona itaat edip de, zahiren seni görmediği yerde ona âsi olmaktan sakın. Kendi kendini helak etmiş olursun.

Sülûke ehliyetli meşâyihden hiçbiri ile şeyhinin izni olmadıkça görüşme. Eğer sana izin verecek olursa, kalbini muhafaza etmek şartıyla git görüş. Eğer sana izin vermemişse bil ki senin iyiliğini düşünerek izin vermemiştir. Bu sebeble onu hiçbir şekilde itham etme ve “İşte falan şeyhi çekemediği için benim onunla görüşmeme müsaade etmedi” deme. Allah dostlarının hiçbirinden böyle bir şeyin sudur edeceğini düşünmekten Allah’a sığınırız.

Senin maruz kaldığın havâtırı şeyhin ille de bilecek diye bir düşünceye sapmayasın. Çünkü gaybı Allah’dan başka kimse bilmez. Bir velînin varabileceği en ileri nokta, Allah’ın ona bazı zamanlarda bazı gaybleri bildirebileceğidir. Çok defa mürid şeyhinin kendi havatırını bilmesini bekleyerek huzuruna girer de bir şey eline geçmez. Mürid bununla kendini aldatmamalıdır. Gerçekte şeyhi onun durumunu bilmekte ve görmektedir. Ancak bir sırrın muhafazası ve içinde bulunulan halin örtülmesi gerekmektedir ve şeyhi bu edebe riâyet etmektedir. Mürid bunu idrak etmeyebilir. Çünkü Allah dostları sırları saklamaya en dikkatli olanlardır. Keramet göstermemeyi de en çok isteyenlerdir. Eğer kendilerine bir keramet gelirse üzerinde durmaz geçerler.

Velilerden, sâdır olan kerametlerin çoğu onların istemesi olmaksızın vâki olur. Bir velîde bir keramet zahir olur da onu biri görürse kendisi dünyadan ayrılıncaya kadar onu kimseye söylememesini vasiyet eder. Bazan da bir kerametin açıklanması lâzımdır. Açıklandığında gizlendiğinden fazla müridlerin faydası varsa bu durumda açıklanabilir.

Yine bilmelisin ki, kâmil şeyh himmetini, fiilini, sözünü müridine ulaştırabilen, huzurunda olduğu ve olmadığı zamanda müridinin kalbini muhafaza edebilendir. Mürid, mekan olarak şeyhinden uzakta bile olsa farkı yoktur. Mürid böyle bir durumda zorda kalırsa şeyhinden külli bir işaret istemelidir. Mürid için en tehlikeli şey, şeyhinin kalbinin ona karşı incinmesidir. Böyle bir şey vâkî olduysa, yeryüzünün bütün şeyhleri bir araya gelseler onu düzeltemezler. Bunun tek çaresi şeyhinin ona karşı kalbinin düzelmesidir.

Şeyh arayan bir müridin her önüne gelen şeyhe, şeyhlik iddiasında bulunan herkese teslim olması doğru değildir. Mürid, şeyhinde yukarıda sayılan sıfatları aramalı, onun bu yolun şeyhliğine lâyık bir kimse olduğuna kalbi tam mutmein olmalıdır. Aynı şekilde bir şeyhin de kendisine teslim olmak için gelen herkese müsamahakâr davranmaması, önce onun arzusunda sâdık olduğunu tam olarak anlaması, ondan sonra tarikat vermesi lazımdır.

Bunlar müridin şeyhi, şeyhin müridi seçiminde dikkat etmesi gereken noktalardır. Bir de müridin şeyh elinde, gassal elindeki meyyit gibi olması buyurulmuştur. Yahud bir süt çocuğu annesinin yanında ne olması lazımsa, mürid de şeyhinin yanında öyle olmalıdır. Bu durum, insanın teberrüken ziyaret ettiği şeyh ile arasında geçerli değildir. Yani bir insanın asıl şeyhi kim ise ona bu teslimiyeti göstermelidir. Bir insan meşayihı ne kadar ziyaret eder, onların bereketinden istifadeye çalışırsa o kadar iyidir.

Eğer mürid bir şeyh bulamamışsa ciddî şekilde Cenab-ı Hakk’a iltica edip ona kendisini irşad edecek bir mürşid nasib etmesini istemelidir. Çaresiz kalana icabet eden Allah, ona da icabet edecek ve elinden tutan bir kuluna kavuşturacaktır.

Bazı müridler kendilerinin şeyhi bulunmadığını zannederler. Bunların şeyh aradıklarını görürsün, halbuki böylelerin şeyhi vardır, görmezler. Şeyhleri onları nazarıyla terbiye etmektedir, her zaman görüp gözetmektedir, farkına varmazlar. Müridin niyeti ve ameli sıdk terazisi ile tartıldığında ortaya çıkan netice sıdkın azalmış olduğudur. Yoksa hakîkî mürşidler daima mevcuddurlar. “Allah’ı candan arayan muhakkak surette O’nun dostunu bulur. Çünkü Allah, kendi dostlarını ancak kendini arayanlara buldurur.”

(*) Bu, Atâullah İskenderî rahımehullah’ın sözüdür. Manası şudur: Allah sana bir dostunun yolunu gösterirse sana kendi yolunu göstermiş demektir. O velînin yolunu göstermiş demek değildir. O velî kulunu sana göstermesi sana kendini buldurmak içindir. Eğer böyle olmasaydı velî kullarını halk içinde gizlerdi. Bu, Allah yolunun, Allah dosttarı yoluyla bulunacağından dolayıdır.(*)

Müridin Şeyhi ile Adabı

Ey Mürid, şeyhinden bir arzun varsa, eğer ona bir şeyi muhakkak sormak istiyorsan, onun senin nazarındaki yüceliği ve ona olan saygın, senin bunu arzetmene engel olmasın. Bazan aynı şeyi bir defa, bazan iki defa; bazan üç defa sorabilirsin. Soracağın bir şeyi sormaktan vazgeçmek edebin tümü değildir. Ancak şeyhin sana o konuda sükût etmeni ve bir şey sormamanı işaret ederse emrini tutarsın ve sormazsın.

Eğer şeyhin seni bir işden menederse, yahud bir başkasını senden önde tutarsa sakın onu itham etmeyesin. Onun, senin hakkında en uygun muameleyi yaptığına itikad etmelisin. Eğer bu konuda bir günah işlemişsen ve bu sebeble şeyhinin kalbi incinmişse senden razı oluncaya kadar özür dilemeye devam et.

Eğer şeyhinin alıştığın tebessümünü veya iltifatını yitirmen dolayısıyla içinde bir burukluk varsa bunu şeyhine arzet, “kalbinin kendine karşı incinmiş olmasından endişe ettiğini” bildir ve bir günahın varsa hemen tevbe et. Belki vehmettiğin şey, sana aid bir günah değildir de şeytan seninle şeyhin arasını bozmak istediği için vesvese vermektedir. Sen şeyhinin senden memnun olduğunu anladığın zaman için rahat olur. Eğer bunu söylememiş olsaydın şeytanın verip durduğu vesvese seni rahatsız edip duracaktı.

Müridi, şeyhinin ta’zimi ile dopdolu bulduğun, zahiren ve bâtınen onun bütün haklarına riayet ettiğini gördüğün, bütün edeblerine riayet ettiğine şahid olduğun zaman şeyhinin sırrına vâris olur. Eğer ondan sonraya kalırsa vazifesini devam ettirir.

Sadık Dervişin Vasıfları

Allah kendilerinden razı olsun bazı arifler şöyle buyurmuşlardır:

Kur’an’da bütün aradıklarını bulamayan kimse mürid sayılmaz. Noksanı tamdan ayıramayan kimse mürid olamaz. Müridin kullardan ümid kesip Mevlâ’ya yönelmesi ve nazarında altınla toprağın bir olması lazımdır.

Mürid, kendisine çizilen sınırları muhafaza eden, verdiği sözleri yerine getiren, elindekine razı olan, elinde olmayana sabredendir.

  • Mürid, nimete şükreden, belâya sabreden, kazaya rıza gösteren, sıkıntılı ve serbest halinde Rabbına hamdeden, gizli ve açık her halinde İhlâsını muhafaza edendir.
  • Müridi Allah’dan başkası köle edemez, kimse ona Allah’dan başkasını tercih ettiremez, arzu ve istekler ona galebe edemez, adetler onu yolundan döndüremez. Sözü zikir ve hikmet, sükûtu tefekkür ve ibrettir. Fiili sözünden ileridir, ameli ilmini tasdik eder. Şiarı huşu ve vekardır, hazinesi tevazu ve inkisardır (kalbi üzgün olmak). Daima hakka uyar ve her şeye üstün tutar, bâtılı reddeder ve inkâr eder.
  • İyi insanları sever ve onlarla dost olur, kötü insanları sevmez onlara düşman olur. Denemesi duyulmasından iyidir. Onunla arkadaş olmak uzaktan işitmekten hayırlıdır.
  • • İnsanlara yardımı çok, başkalarına yükü azdır. Rahatsız edici, tedirgin edici insan olmaktan uzaktır.
  • Güvenir, güvenilirdir. Yalan söylemez, hıyanet etmez. Cimri de değildir korkak da. Sövücü ve lanet edici değildir. • Kendine gerekli olan işden vazgeçmez. Elindeki bir şeyi ihtiyaç sahibinden kıskanmaz.
  • İçi temiz, niyyeti güzel, çevresi bütün kötülüklerden temiz, himmeti kendisini rabbına yaklaştıracak derecede yüksek, efsi dünyadan yüz çevirmiş, hatasına ısrar etmez, arzu ve isteklerini tatmin yolunda hareket etmez, vefakâr, fütüvvet sahibi, haya ehli ve mürüvvet sahibidir, onu gören herkes insafa gelir, fakat ona insafa gel diyecek kimse bulunamaz.
  • Verilince şükreder, verilmeyince sabreder.
  • Zulmederse tevbe ve istiğfar eder, zulme uğrarsa affeder ve bağışlar.
  • Bir köşede gizli kalmayı sever, şöhretten ve gösterişten hoşlanmaz, kendini ilgi-len-dir-meyen konularda dilini muhafaza eder, rabbına karşı vâki olan hatalarından kalbi daima üzgün olur.
  • Dinde tavizkâr değildir. Allah’ı gazablandırma karşılığında kulları memnun etme derdine düşmez.
  • Yalnızlığı sever. İnsanlarla fazla içli-dışlı olmayı istemez.
  • Gerçek bir müridi daima bir iyiliği işlerken görürsün. Yahud bildiği bir şeyi öğretmekle meşguldür. Ondan daima iyilik beklenir, kötülüğünden korkulmaz. Kendine eza edene eza etmez, kötülük edene kötülük etmez.
  • Mürid hurma ağacı gibidir. Onu taşlayanın üzerine hurma düşürür.
  • Mürid yeryüzü gibidir. Her kötü onun üzerine basar geçer, ondan ise daima güzel şeyler çıkar. İçindeki doğruluk cevherinin nurları yüzüne vurmuştur. Neredeyse içinin temizliği yüzünden okunur. Bütün çalışması ve arzusu Rabbının rızasını kazanmak içindir. Bütün dikkati ve himmeti Rasûl-i Ekrem’e tâbi olmak, izinden gitmektir. Her halinde O’nu örnek alır. Her huyunda, her işinde ve sözünde O’na uyar. İçi daima rabbının emriyle doludur.

Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:”Peygamber size neyi vermişse hemen alınız, neyi yasaklamışsa da ondan vazgeçiniz.” (Haşr/7)

Allah’ı ve ahiret gününü isteyenleriniz ve Allah’ı çok zikredenleriniz için Allah Rasûlünde güzel örnek vardır.” (Ahzab/21).

“Kim Peygamber’e itaat ederse şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa/80).

“Habibim, sana bey’at edenler ancak Allah’a bey’at etmişlerdir” (Feth/10)

“De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Şüphesiz ki Allah günahları örten, merhamet edendir.” (Al-i İmran/31)

“Peygamber’in emrine karşı gelenler, kendilerine bir fitne veya acıklı bir azabın gelmesinden çekinsinler!” (Nur/24).

Eğer bu ayetleri anlamışsan, Allah’ın Rasûl’üne tâbi olunmasına ne kadar önem verdiğini anlamış olursun. Rabbının va’dine nail olmak isteyen, haber verdiği azabdan kaçar böyle davranır. Bu vaadler ve azab haberleri teferruatıyla anlatılmıştır. Hepsi Rasûlullah’a tâbi olup olmama noktasında toplanır. Rasûlullah’a tâbi olanlar kurtulacaklar, olmayanlar helak olacaklardır.

Ey rabbımız, sen, kendinden başka tanrı bulunmayan yüce Allah’sın. Kullarına şefkatin sonsuz, nimet ve ihsanın sonsuzdur. Gökleri ve yeri güzelliklerine doyulmayacak şekilde yaratan sensin. Ey celâl ve ikram sahibi yüce rabbımız! Senin bu sıfatların hürmetine kulun ve Rasulün Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlâkına, amellerine, sözlerine zahiren ve bâtınen tam manasıyla tâbi olmaya bizleri muvaffak kıl. Bizi böyle yaşat, böyle vefat ettir ey rabbımız!

Sana, bereketi gittikçe artan temiz bir şekilde hamd ü sena ediyoruz. Senin yüceliğine lâyık bir şükr ile şükrediyoruz. Seni tenzih ederiz. Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki her şeyi bilen sen, mutlak hüküm ve hikmet sahibi olan yine sensin. Senden başka tanrı yoktur. Seni tenzih ederiz. Biz kendimize zulmedenlerden olduk.

En Büyük Keramet

Mürid için en zararlı şeylerden biri, keşif sahibi olmayı istemektir. Kerametler ve harikalar göstermeye özenmektir. O da bunlara istekli olduğu sürece gelmez. Çünkü böyle şeyler umumiyetle istemeyenlere gelir.

Ancak, Allah yolunda muvaffak olamayıp da aldanmışlara istidraç olarak, onlara inananların da zayıflarına bir ibtila olarak gelebilir. Bunlar, onları rezil etmek içindir, keramet, yani Allah’dan bir ikram değildir. Onlar için bir üstünlük alâmeti de değildir. Harikalar istikâmet ehli üzerinde görülürse keramettir. Eğer Allah sana bunlardan bir şey ikram ederse ona şükret.

Sana gelen kerametle uğraşma ve onunla oyalanma. Onu gizli tut ve kimseye anlatma. Eğer kerametlerden bir şey gelmezse gelmesini temenni etme, hiç gelmezse de üzülme.

Bilesin ki hakîki ve surî kerametlerin hepsini içinde toplayan en büyük keramet istikâmet üzre devam etmektir. Bu da Allah’ın emirlerini tutmak, yasaklarından kaçınmaktır. Zahirinde ve batınında istikâmet üzre olmaktır. Dolayısıyla istikâmetinin sahih ve sağlam olmasına dikkat etmelisin. Eğer gerçek istikameti elde edersen ulvî ve süflî âlemler sana hizmet ederler, ancak bu hizmetleri seni rabbından alıkoymaz, Allah’ın senden istedikleri konusunda da seni yolda koymaz.

Bu Makale Seyyid Abdullah Bin Haddad hazretlerinin yazmış olduğu; tasavvuf ve tarikat yolunda ilerlemeyek isteyen, mürşidi ile nasıl ilişki kuracağını merak eden, ehl-i tarik birinin davranışlarının nasıl olması gerektiğini bilmek isteyenler için rehber niteliğindeki ‘Dervişin Edebi’ adlı risâleden alınmıştır.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*