Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/nursinne/public_html/wp-config.php:1) in /home/nursinne/public_html/wp-content/plugins/wordpress-mobile-pack/inc/class-wmp-cookie.php on line 50
Musa (a.s)'ın Allah ile Konuşması | Nurşin

share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Musa (a.s)’ın Allah ile Konuşması

0 yorum

MUSA (A.S.) IN ALLAH İLE KONUŞMASI

 

Musa âleyhisselâm, Allah Teâlâ’nın kelâmını işitmiştir. Bu konu­da Cenabı Hak şöyle buyuruyor:

“Ve Allah Musa ile vasıtasız konuştu.”

Kelâmı mecazî mânaya hamletmek için bu ayette mastar olan Teklim kelimesini tekitli olarak getirdi. Yâni Allah Musa ile muhak­kak konuştu ve ona kelâmım musaddak (doğrulanmış) olarak işit­tirdi. Bu âyetin mânası şöyledir. Musa âleyhisselâm, Rabbu’l-Âlemin olan Allah Teâlâ’nın kelâmını vasıtasız olarak işitti. Ancak bu işitme olayı bir perde arkasından oldu. Bu sebepten Musa Âleyhisselâm:

“Mûsa, kendisiyle konuşacağımızı vaad ettiğimiz vakitte gelin­ce, rabbi ona kelâmını söyledi. Mûsa şöyle dedi: Rabbim! Cemalini bana göster, sana bakayım.”

 

 

Bu konuda şöyle bir açıklama yapılmıştır: Mûsa âleyhisselâm, Allah kelâmını bir bulut içinden işitiyordu. Bu bulut direk gibi idi. Bu. bulut, Mûsa aleyhisselâm’ı kaplıyordu. Mûsa âleyhisselâm, çok kerre Allah kelâmım ateşin içinden işitirdi. Yahut Cebrail aleyhisselâm ve meleklerden başka elçiler göndermek suretiyle konuşur­du.

Son iki görüşte bozukluk vardır. Çünkü bu iki tarzda Allah kelamını dinlemekle Mûsa âleyhisselâm için bir hususiyet hasıl olma­makta, diğer peygamberlere nazaran bir meziyete sahip bulunma­maktadır, Allah Teâlâ, Mûsa âleyhisselâm ile vasıtasız konuşmadan evvel, muhtelif vakitlerde, değişik durumlarda Allah Teâlâ ile arala­rında konuşma vaki olmuştur. Yoksa ilk vaki olan konuşma ancak Allah Teâlâ’nın haber verdiği gibi, Hz. Musa’nın ateş zannettiği müba­rek ağaçtan kendisine nida edilmiş değildir, O ağaç yalnız, nurların kaynağı, sırların menbaı, ağaçlardakimeyvelerin neticesi idi. Musa aleyhisselâm var olmadan evvel de Allah Teâlâ, ezelde konuşma sıfatına sahib idi. Mahluûkatı yaratmadan evvel de Cenabı Allah yaratıcı idi.

Mânası şudur: Gerçekten Allah Teâlâ, mahlûkatı yaratmadan ev­vel de yaratıcı idi. Bir nüshada da şöyle yazılıdır: Allah Teâlâ, mahlûkatı yaratmadan evvel de gerçekten bizim yaratıcımız idi. Bu sı­fat, yani yaratma sıfatı Allah Teâlâ’da mecazî olarak değil hakikat olarak var idi demektir. İbn-i Ebî Şerif Allah Teâlâ’nın ezelde yara­tıcılığının bilkuvve var olduğuna kail olanlardandı. Bu görüş, Allahı Teâlâ’nın yaratmasının imkân dahilinde olduğunu, zamanlar içinde vuku’ bulma, yahut bulmama ihtimali içinde bulunduğunu hatıra ge­tirir. Halbuki durum böyle değildir. Zira Cenabı Allah, yaratmaya başlamayı murad ettiği vakitte vukuu gerçekleşir. İlim adamlarına göre Kelâm ve yaratılma işinin Musa’dan ve diğer yaratıklardan, sonraya kalışı kelâmın sıhhatini ve yaratmanın Allah’tan nefyedilmesini gerektirmez. Zira her şey önce bil-kuvve olur, sonra kuvveden fiile çıkar. Fiil ise sonradan var olduğu için hadistir. Çünkü varlığı mümkün olan, kendi kendine var olmayan her varlık yaratılmıştır.

Yine yazı yazmaya gücü yettiği halde bu gücünü, yazmak istedi­ği zamana kadar tehir eden kişi ile bilkuvve yazabildiği halde şim­diki halde yazmaktan âciz olan ve gelecek zamanlarda ise yazması muhtemel olan kişi arasında açık bir fark, görünen bir mesafe var­dır.

Hulâsa, İmanı Tahavi’nin de dediği gibi, Cenabı Allah, yaratıkla­rı yarattığı zamandan beri yaratıcı,berâyayı (mahlûkatı) yarattı­ğından beri Bârî adını almış değildir. Merbûb (Terbiye edilen yara­tıklar) var olmadan Allah Rab, mahlûk (Yaratılanlar) var olmadan Hâlık (Yaratıcı) idi. Allah ölüleri dirilttikten sonra Mûhyî (Dirilti­ci) adıyla isimlendiği gibi, ölüleri diriltmeden evvel de bu ad ile adlanmıştı. Bunun gibi yaratıkları yaratmadan evvel Allah Teâlâ, Ya­ratıcı ismini almıştır. Çünkü Yüce Allah her şeye gücü yetendir, her şey Allah Teâlâ’ya muhtaçtır ve her şey Allah için kolaydır.

 

HİÇ BİR VARLIK ALLAH’A BENZEMEZ

 

Allah Teâlâ’ya benzeyen hiçbir şey yoktur. Allah, işitici ve gö­rücüdür.

Bu metinde “hiçbir şeye benzemez” sözü, Allah Tealâ’yı yaratıklara benzeten Müşebbihe taifesini red için söylenmiştir. İşitici vs gö­rücüdür, sözü de Allah Tealâ’yı bir iş yapmamakla tatil eden “Muattıla” taifesine reddiye vardır.

Buhari’nin hocası Nuaym b. Hammad el-Huzai şöyle diyor: “Zat veya sıfat bakımından herkim Allah Tealâ’yı yaratıklardan herhangi birine benzetirse kâfirdir. Kim Allah Teâlâ’nın kendisine vasfettiği sıfatlarını inkar ederse, yani Allah Teâlâ’nın zati ve fili sıfatlarını inkâr ederse yine kâfirdir.” Bu konuda İmam Tahavi de şöyle diyor: “Kim sıfatları reddetme ve Allah’ı yaratıklara benzetme hastalığın­dan korunmazsa doğru yoldan kayar ve Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmede isabet etmez.”

Sonra Cenabı Allah’ın:

“Hiçbir şey Allah gibi değildir.” buyuruğunun tefsiri konusun­da ilim adamlarının söylediklerinin hulâsası şudur: Bu âyetle müba­lâğa kasdedilmiş değildir. Yâni benzeri farz edilecek olsa Allah Teâlâ’nın misli gibi bir misil yoktur. Nerde kaldı ki kendi benzeri olsun. Sonradan olma varlıkların AllahTeâlâ’nın ezelî ve ebedi olan zatı ile kâim olmasının muhal oluşu akli ve şer’î delillerle bilinmektedir. İşte bu sebeple Allah Teâlâ’nın Kelâm sıfatı kadîmdir. Yaratma sıfatı da yine kadimdir. Fakat bu sıfatların taalluk ettikleri yaratıklar ise hadistir, kadim değildir. Bir nüshada “Allah mütekellim idi” sözü, “Allah Yaratıcı idi” sözünden sonradır. Yaratmaya tâalluk eden cüm­le itiraziyedir. Musa aleyhisselâmın yaratılmasının mahlûkatı ya­ratma esnasında meydana geldiğini bildirmek içindir. Durum böyle olunca söz konusu durum nasıldır?

Cenabı Allah; Musa aleyhisselâm ile konuşunca, ezelde kendi­sinin sıfatı olan Kelâm ile konuşmuştur!

Yâni Allah Teâlâ, Musa aleyhisselâm ile kadim, ezelî ve akdes olan kelâmının mazmunu ile konuşmuştur. Nitekim buna dair keli­meleri Levh-i Mahfuz-i Enfes’te yerleri, gölderi ve canlıları yaratmadan evvel nakş etmiştir. Sonradan bu kelimelere uygun olarak onunla konuşmuştur. İşte sonradan meydana gelen bu yazılmış ke­limeler ve Musa aleyhisselâm’ın o meşhur ağaçtan işittiği sözler ise yaratılmıştır. Ancak bu sözler, Allah Teâlâ’nın hakiki, ezelî sıfatı olan kelâmının delilleridir.

“Akîdet’üt-Tahavî” adlı kitabın sârini şöyle diyor: İmam Âzam:

“Musa, kendisiyle konuşacağımızı vaad ettiğimiz zamanda ge­lince Râbbi ona kelâmını söyledi.”

İmam Âzam’ın yukarıdaki sözü, Allah’ın kelâm sıfatının kendisi ile kâim bir mâna olduğunu, Allah kelâmının işitilmesinin tasavvur edilemiyeceği, Ebû Mansur el-Mâtüridi’nin de dediği gibi, Allah Teâlâ ancak sesi havada yaratır, diyen arkadaşlarına red olduğu an­laşılmaktadır.

Yine imam Âzam’ın: “Kelâm sıfatı Allah Teâlâ’nın sıfatlarındandır.” sözü Allah Teâlâ, mütekellim sıfatı ile vasıflanmış değilken son­radan bu sıfat kendisi için meydana gelmiştir, diyenlere bir red ce­vabıdır.

Hülâsa, Mûtezile’nin delil olarak ilerisürdüğü Allah Teâlâ’nm meşiet ve kudreti ilgili kelâm üzerine delâlet eden ve Allah dilediği zaman konuşur, zaman zaman konuşur, tarzında ileriye sürdüğü de­lil doğrudur; kabul edilmesi lâzımdır; onunla hükmetmek gerekir. İşte her iki taifenin doğru olan veşeriata da akla da uygun olan sözlerini kabul etmek lâzımdır. Bu gerçek sözdür. Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem şöyle duada bulunmuştur:

“Allah’ın tam olan kelimelerine sığınının.” Halbuki Hz. Peygamber yaratılmış bir şeye sığınmamıştır. Belki o söz: “Senin rızana sığınırım, Allah’ın iz­zet ve kudretine sığınırım.” sözü gibidir. Hanefilere ait muteehhirin’in (sonradan gelen âlimlerin) çoğunluğu, Kelâm sıfatının tek bir mâ­na olduğu, çoğunluğu, parçalanma ancak delâletlerde meydana geldiği, medlûlda (mânada) meydana gelmediği düşüncesindedirler. Bu iba­reler yaratılmıştır. Bu ibarelere Allah kelâmı adı verilmesinin sebe­bi, Allah kelâmına delâlet ettiği içindir. Allah kelâmına delâlet eden ibareler eğer Arapça ile ifade edilirse Kur’an’dır. ibrânice ile anlatılırsa Tevrat’tır, ihtilâf ibarelerdedir, kelâmın kendisinde değildir. Adı geçen âlimler, bu ibarelere mecazî olarak Allah kelâmı söylenir, de­mişlerdir. Bu söz ise yanlıştır. Çünkü bu sözün gereği şudur: Allah Teâlâ’nın:

“Zinaya yaklaşmayın.” sözünün manası “Namazı dosdoğru kılın.” âyetinin mânası olur; Âyet’el Kürsî’nin mânası da Müdâyeneâyetinin mânası, İhlâs süresinin mânası ise Tebbet Yedâ suresinin mânası olması lâzımgelir.

İmam Âzam hazretleri sonra şöyle demiştir: “Bir kimse, Mushaflarda yazılı olan sözlerin Allah kelâmından ibaret olduğunu, yahut Allah kelâmını hikâye ettiğini söyleyip Allah kelâmı olmadığını söylerse Kitaba, Sünnet’e ve Selefe aykırı hareket etmiş olur. Tahâvi’nin sözü, “Allah kelâmı bir mânadır, onu. Allah’tan işitmek tasavvur edilemez, işitilen, okunan ve yazılan sözler ise Allah kelâmı değildir, ancak bir mânadan ibarettir.” diyenlere reddiyedir. Zira Tahâvî di­yor ki: “Allah’ın kelâmı kendindendir, keyfiyetsiz başlamıştır. Yani Allah’ın nasıl konuştuğunu biz bilemeyiz. Tahâvî’nin dışındaki selefîlerden bu şekilde söyleyenler de vardır: Allah kelâmı kendinden başlamıştır, kendine döner. Kendinden başlar tâbirini kullanmaları­nın sebebi şudur: Mutezile taifesinden Cehmiye ve diğerleri şöyle di­yorlar: “Allah Teâlâ, kelâmı bir yerde yaratmış, onu yine bu yerde takdir etmiştir. İşte bu sebeple Selef âlimleri: “Kelâm sıfatı Allah’dan başlamıştır” demişlerdir. Yani Allah Teâlâ kelâmı ile konuşur, kelâmı kendinden başlamıştır, bazı yaratıklardan başlamış değildir. Nite­kim Cenabı Hak bu konuda şöyle buyuruyor:

“Bu Kur’an, Rahman ve Rahim olan Allah tarafından indirilmiş­tir.”

Kur’an Allah’a dönecektir, sözlerinin mânası hadis-i şeriflerde de beyan buyurulduğu gibi, kalblerden ve mushaflardan kaldırılacak­tır. Bana göre, doğrusu, Kur’an Allah’a dönecektir, sözünün mânası şudur: Kelâmının keyfiyyetinin tafsilatı ile ilgili bilgi ona dönecektir; maksadının hakikatinin künhü de ona dönecektir. Musa aleyhisselâm; Allah’ın kelâmını işitmişse, O’nun hepsini, yahut bir kısmını duymuştur, şeklinde tasavvur edilemez

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*