Sekizinci Hikmet: Buyuruyor ki:

— Eğer almış olduğum emrin gereği olarak mecbur olmasam hiç kimseyi irşad etmeye kalkışmaz ve tarikat hakkımda tek söz bile söylemezdim. O kadar nefsimi kusurlu, eksik ve yetersiz görüyorum.

Sözlerinin burasında şeyhinin kendisine «eğer kendini apaçık bir kâfirden bile daha alçak görmüyorsan yazık haline !» dediğini nakletti. Ayrıca başka bir sefer şeyhine «yolculuk maksadı ile bile olsa insanların arasına çıkmaktan utanıyorum. Çünkü herkesin gözü önünde kusurlarım meydana çıkıyor» deyince kendilerinden şu cevabı aldığını nakletti; «bahsettiğin şahitler her zaman yanıbaşımızdadır.»

 

Dokuzuncu Hikmet: Hayvan yavruları insan yavrularına nazaran, ana bakımına ve baba gözetimine daha erken ihtiyaç duymaz hale gelebilmekte, daha kısa bir zamanda kendilerine bakacak duruma gelebilmekte, kendilerine neyin faydalı ve neyin zararlı olduğunu erken ayırdedebilmektedirler. Fakat hayvan yavrularının kendilerinden daha geç büyüyen insan yavrularına göre yırtıcı oldukları da şüphesizdir.

İşte ikinci ve manevî doğumlarını yaşayan muridler de tıpkı böyledir. Ana sütünden daha erken kesilen muridlerin derecesi daha düşük olurken terbiye hücresinde daha uzun süre kalan, çocukluk ve gözetim dönemi daha uzun süren muridler daha uzun boylu, daha sağlam isti- kametli ve kemal bakımından daha yüksek dereceli olmaktadır. Uzun süre sohbetlere katılmaksızın ve nefisle mücadele uğrunda çile çekmeksizin sadece şeyhlerinin bir bakışı ile kemale ererek irşada yetkili kılman bazı mu- ridlere baksanıza. Çoğu kere böylelerinin eserleri kendileri ile birlikte ortadan kalkmakta, silsileleri kesilmekte, geride tarikatlerinin sancağını taşıyacak kimseleri kalmamakta ve tüttürmüş oldukları ocak arkalarından sönüvermektedir.

Onuncu Hikmet: Buyuruyor ki:

—           însanın elinde olmaksızın içine doğan vesveseler, kuruntular, her ne kadar zararsız şeyler iseler de, murid bunlardan dolayı istiğfar etmelidir.

Onbirinci Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Kalbe doğan vesveseleri giderecek rabıtanın şekli, müridin şeyhinin suretini başına konmuş olarak tasavvur etmesi ve “Bana öyle geliyor ki, şeytanın sızma yolu başım tarafındandır” demesidir.

Onikinci Hikmet:

—           Namaz kılarken rabıtanın şekli, namaz kılanın kendisini şeyhinin suretine girmiş bir elbiseye tepeden tırnağa bürünmüş olarak tasavvur etmesidir. Kalbe doğan vesveseleri giderecek rabıtanın şekli, müridin şeyhini başı üzerinde oturur vaziyette hayalinde canlandırmasıdır. Başka zamanlarda rabıta kurmak için şeyhin suretim yanıbaşında veya karşısında oturmuş vaziyette hayal etmelidir.

Onüçüncü Hikmet: Ervasî Hazretleri .—Kaddesellahu tealâ ruhehu— şeyhinden naklederek buyuruyor ki:

—           Zikretmeksizin, sırf rabıta sayesinde hedefe varmak (vusul) mümkündür. Fakat bunun tersine, rabıtasız zikirle hedefe varılamaz.

Ervasi Hazretleri şeyhinin bu sözlerini naklederken, aynı zamanda gayet ender olarak müridin şeyhinin huzurunda sadece zikir vasıtası ile hedefe ulaşabileceği görüşüne meyyaldi.

Ondördüncü Hikmet: Ervasi Hazretleri —Kaddesellahu tealâ ruhehu— bir şeyhin muridlerini eğitirken onlara sadece rabıta konusunu öğretmekle yetindiğini anlatır ve o şeyhin bu hareketini beğendiğini söylerdi.

Onbeşiııci Hikmet: Ervasî Hazretlerinin —Kaddesellahu teâlâ ruhehu— meyline (eğilimine, tercihine) göre müridin rabıta halinde şeyhinden sağladığı faydalar, sohbetler yolu ile sağlayabileceği faydalardan daha çok ve etkilidir.

Onaltıncı Hikmet : Buyuruyor ki

—           Eğer murid, şeyhi hayatta iken sağlam bir rabıta tutturmuş ise onun ruhaniyyetinden feyz almaya istidatlı hale gelmiş ve bu yüzden şeyhinin vefatı halinde başka bir şeyhe bağlanmaya ihtiyacı kalmamış olur. Fakat eğer şeyhinin hayatında sağlam bir rabıta tutturamamış ise o zaman şeyhinin vefatından sonra başka bir şeyhe bağlanması gerekir.

Onyedinci Hikmet: Ervasî Hazretleri —Kaddesellahu teâlâ ruhehu— «aman rabıtayı ihmal etmeyin, aman rabıtayı ihmal etmeyin» diye buyurur ve bu tavsiyesini sık sık tekrar ederdi.

Onsekizinci Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Müridin ahvalini sorarken çoğu zaman üzerinde durulacak ilk nokta rabıtanın varolup olmamasıdır.

Ondokuzuncu Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Müridin bidati, şeriat bidati ve tarikat bidati olmak üzere ikiye ayrılır. Tarikatla ilgili bidat daha fenadır.

Yirminci Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Murid, bağlı olduğu tarikatten iki şekilde çıkar. Birincisi ısrarlı şekilde büyük günahları işlemeye devam ederek, ikincisi de «bağlı olduğum tarikatten ayrılıyorum» diyerek.

Yirmibirinci Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Kendisine ders almak ve bağlanmak üzere biri baş vurunca şeyh kendi adıma istiğfar etmelidir.

Yirmiikinci Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Peygamber’imizin —salât ve selâm üzerine olsun— yüzü suyu hürmetine şeklen çarpılma, yani insan şeklinden çıkıp hayvan şekline girmek, bu ümmetten, yani bu davet ümmetinden kaldırılmıştır. Fakat manevî çarpılma olayı halen vardır. Mânevi çarpılma, insanın mânâ âleminde insan kılığından çıkarak her hangi bir sıfatın baskınlığı ile tanınmış bir hayvanın şekline girmesidir. Böyle bir kimse tekrar eski şekline dönebileceği gibi,

bu çarpık hali ile ölüp gitmesi de mümkündür.

Şeklen çarpılmaya gelince bu âfete uğrayan kimsenin tekrar eski haline dönüp dönemeyeceği fakirden sorulmuş, ben de bu soruya karşılık şöyle cevap verdim: «Şahsen bu konuda bilgim olmadığı gibi, Şeyh Ervasî Hazretleri de bu hususta her hangi bir şey söylemiş değildir.»

Yirmiüçüncü Hikmet: Buyuruyor ki:

—           İnsanda meydana gelen mânevi çarpılmanın iki alâmeti (belirtisi) vardır: Birisi vaiz ve nasihatten etkilenmemek, öbürü de günah işleyince üzüntü duymamaktır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.