share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Nakşibendi Şeyhlerinin Mukaddes Sözleri (24-41)

0 yorum

Yirmidördüncü Hikmet: Buyuruyor ki: . — Bazen mümin bir ölünün mezarda yüzünün kıblenin tersine dönük olduğu görülebilir. Bunun sebebi o kimsenin kalbinde dünya sevgisi varken ölmüş olmasıdır.

Yirmibeşinci Hikmet: Ervasî Hazretleri —Kaddesel- lahu teâlâ ruhehu— kimlerin zalimlerle ve hükümdarla düşüp kalkabileceğini; buna karşılık kimlerin zalimlerle ve hükümdarla düşüp kalkmalarının doğru olmayacağını belirli bir prensibe bağlamak üzere buyuruyor ki:

—           Eğer onları (zalimler ile hükümdarları) yiyebilir- sen kendileri ile düşüp kalk. Ama eğer onlar seni yiye- bilecekse kendileri ile düşüp kalkmaktan sakın.

 

Yirmialtıncı Hikmet: Buyuruyor ki :

—           Nisbet zincirinin çok yönlü olması, böyle olmamasından daha üstündür. Çünkü nisbet çok yönlü olarak gelirse buna şeytan kesinlikle müdahale edemez. Nitekim Hz. Musa’nm —selâm üzerine olsun— duymuş olduğu sözlerin Allah kelâmı olduğu Peygamber’imize —salât ve selâm üzerine olsun— bu misâl uyarınca bildirilmiştir. Bilindiği gibi Hz. Musa’nm kulağma Allah kelâmı, belirli bir yönden değil, aynı anda her taraftan geliyordu.

Yirmiyedinci Hikmet: Buyuruyor ki :

—           Eskiye dayanan nisbet, çok yönlü olmayan diğer nisbet şekillerinden daha üstündür.

Yirmisekizinci Hikmet: Şeyhin hizmetinde bulunmaya dayanan nisbet ne olursa olsun bunun dışında kalan sebeplere dayanan nisbetten daha üstündür. Hizmete dayanan nisbet arpa yiyerek beslenen hayvanm büyüme ve gelişmesine benzer ki, böyle bir hayvanın gelişmesi arpa kesilse bile bir süre devam eder. Başka sebeplere dayanan nisbet ise ilk bahar yeşilliğinden meydana gelen semirme gibidir ki, en küçük bir sıkıntı karşısında yok olduğu gibi ilkbahar otlağı kesilir kesilmez hemen duraklar. İşte hizmetten başka sebeplere dayanan nisbet de tıpkı böyledir. Şeytanın en ufak baskısı karşısında kayboluverin Oysa hizmete dayanan nisbet böyle olmaz.

Yirmidokuzuncu Hikmet: Ervasi Hazretleri —Kadde- sellahu tealâ ruhehu— bir gün bana eski büyüklerin türbelerinde neden kandil ve mum yakıldığını sordu. Benden yeterli cevap alamayınca kendi sorusunu şöyle cevaplandırdı :

—           «Böyle yerleri aydınlatmanın hikmeti oralara gidip gelmeyi kolaylaştırmak ve dolayısı ile rağbeti artırmaktır.»

Başka bir seferinde de ayni konuda şöyle dedi:

«Eğer salik şimşek tecellisine mazhar olmuş değilse o takdirde türbelerin aydınlatılmış olması kendisi için pek önemli olmaz.»

Otuzuncu Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Şeyhlerin bağlıları sadece geceleri uyumayarak ibadet edenlerdir. Şeyhler sadece bunlara iltifat nazarı ile bakarlar. Bunların dışında kalan müridi er bağlılar arasında sayılmazlar.

Otuzbirinci Hikmet: Ervasî Hazretleri —Kaddesella- hu teâlâ ruhehu— sohbet hali dışında kalan her durumda rabıta bağlamayı tavsiye ederdi. Sohbet sırasında ise söylenenleri kalb yolu ile kavramayı emrederdi.

Otuzikinci Hikmet: Ervasi Hazretlerine -—Kaddesel- lahu teâlâ ruhehu— zamanımızın eksik şeyhleri tarafından ileri sürülen ve hayvanlardan bile daha şaşkın olan avamın zihinlerini bulndıran tüm bölgelerin ve ülkelerin şeyhler arasında bölünmüş olduğu, buna göre hiç bir şeyhin payına düşen yöre dışında kalan insanları irşad etmeye kalkışmasının caiz olmadığı şeklindeki iddia ile ilgili fikri soruldu. Ervasî Hazretleri bu iddiayı «Asılsız bir iftiradan başka bir şey değildir» diye cevaplandırdı. Arka-sından bu iddianın asılsız olduğunu açıkça belirtmek üzere «Nefehat» adlı eserde tafsilâtlı bir şekilde anlatüan Şeyhülislâm Ahmed Namıkî Camı Hazretleri —Kaddesel- lahu teâlâ ruhehu— ile Çeştilerin şeyh bozuntusu arasındaki hikâyeyi delil gösterdi. Ayrıca yine Tahur Hazretlerinin —Kaddesellahu teâlâ ruhehu— şu sözünü de delil olarak nakletti:

—           Eğer hükümdarlarla düşüp kalkmakla görevlendirilmiş olmasam, yeryüzündeki hiç bir şeyhe bir tek mu- rid bile bırakmazdım.

Otuzüçüncü Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Bir gün şeyhime sordum: Neden bazı şeyhler için «Kaddesellahu tealâ ruhehu» diye duâ ederken diğer bazıları için «rehimehullahu» diye düa ediyoruz?

Şeyhim bana şöyle cevap verdi:

—           Bu düalarm birincisi nefsinden tamamiyle kurtulanlar hakkında yapılırken ikincisi nefsinden geriye bazı kırıntılar kalan şeyhler için yapılır.

îrşad edebilmek için nefisten tamamiyle kurtulmuş olmak şart değildir. Çünkü kendileri için rahmet dilenen nice şeyhler vardır ki, bunlar irşad makamında oturmuşlar ve doğru yolda yürüyerek halka faydalı olmuşlardır.

Otuzdördüncü Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Allah’a doğru yücelme yolculuğu (seyr-i urucî) sırasında latifeleri (âlem-i emr kaynaklı nurlu hasletleri) ile mahlûkat âlemi arasındaki ilişkiyi tamamı ile kopa- ramamış olan durulmuş meczub (meczub-ı mutemekkin) sıradan halka daha çok faydalı olur. Halk, mercu’a (latifeleri âlem-i emre yüceldikten sonra tekrar bedendeki yerlerine dönen sufiye) nazaran ona daha çok yakınlık duyar, onu daha kolay tanır. Çünkü bu makamda bulunan sufi ile halk arasında daha yakın münasebet vardır, dolayısı ile bu çeşit sufi halkı daha iyi tanıyabilir. D

Otuzbeşinci Hikmet: Buyuruyor ki:

—           Ademoğlu her şeyden önce unutkandır. Çünkü eskiden vermiş olduğu sözler ile âlem-i emr’deki macerasını unutmuştur. Fakat buna rağmen sonradan ünsiyet şahit bir insan haline gelebilir. Bu da ancak sahip olduğu latifelerin âlem-i emr’deki asıl kaynaklarına ulaşması sayesinde mümkündür.

Otuzaltmcı Hikmet: Bir gün Ervasî Hazretlerine —Kaddesellahu teâlâ ruhehu— «murid nefis muhasebesi ile meşgul olduğu takdirde kendisini Allah’a vardıracak olan rabıtayı ihmal edebilir» demiştir. Nefis muhasebesinin önemini açıklarken bu noktaya değinmiştir. Benim açıklamalarım üzerine Ervasî Hazretleri «Nefis muhasebesi kendisinde varlık kalıntısı bulunanlar içindir» buyurdu.

Otuzyedinci Hikmet: Bir gün Ervasî Hazretlerine —Kaddesellahu teâlâ ruhehu— «Acaba lâtifeler, yaygın görüşe göre farklı cevherler midirler, yoksa bazı şeyhlerin ileri sürdükleri gibi mertebe bakımından farklı idraklerden dolayı çok cevherli sayılarak değişik isimler alan bir tek cevher midirler?» diye soruldu. Ervasî Hazretleri bu soruyu «Lâtifeler öz bakımından farklıdırlar» diye cevap vermiştir.

Otuzsekizinci Hikmet: Buyuruyor ki :

— Lâtifeler, Allah’a doğru yola çıkınca, gurbette bu-lundukları mahlükat âleminden ayrılıp asıl vatanları olan âlem-i emr’e doğru yönelmiş olmalarma rağmen, bu durum karşısında bazan murid göz yaşlarını tutamayarak ağlamaya koyulur.

Şeyh hazretleri müridin bu halini, çehizi hazırlandıktan sonra asıl barınağı olan kocasının evine doğru yola çıkarılan gelinin ağlamasına benzetmiştir.

Otuzdokuzuncu Hikmet: Ervasî Hazretlerinin —Kaddesellahu teâlâ ruhehu— sohbetleri esnasında bir gün, bu hikmetleri kaleme almakta geciktiğimden dolayı büyük bir üzüntü duymuştum. Sohbetlerin üçüncü günü bu endişe içinde meclise katılmıştım. Bunun üzerine bana dönerek bu farsça beyti söyledi:

Bu mesnevinin (kaleme alınması) bir süre gecikti.

Çünkü kanın bal olması için belirli bir süregerekiyordu.

Kırkıncı Hikmet: Ervasî Hazretleri —Kaddesellahu teâlâ ruhehu— bir gün, zamanın birinde bir murid şeyhine Fatiha suresini öğrettiği halde şeyhinin kendisine tarikat konusunda yön verdiğini ve bu durumu şaşkınlıkla karşılayan söz konusu müridin şeyhine «Sen nasıl şeyh oldun? Oysa şeriat ilmine sahip olmaksızın, şeyh olunmaz» diye sorduğunu naklettikten sonra «Onun şeyhliğe yükselmesi şeriat ilminden önce gelen ilim sayesindedir» dedi ve bu görüşünü desteklemek üzere bir şeyhin «Bu ilmi nübüvvetten yirmi yıl önce öğrendim» şeklindeki sözünü hatırlattı. Daha sonra «Bu hikmetinin mahiyetini yalnız Allah bilir» dedikten sonra bu görüşünü herkesin anlayabilmesi için sözlerine şunları ekledi; «Şeyh Bereket ve onun gibi niceleri, şeriat ilminden habersiz birer ummi idiler.»

Kırkbirinci Hikmet: Buyuruyor ki :

—           Kalb hastalıkları arasında kıskançlık kadar zararlısı yoktur. Alimlerin başına gelen âfetlerin çoğu bu hastalıktan ileri gelir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*