share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Nefsani Arzuları Terk ve Açlık

0 yorum

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ

Ulu Allah: “ Biz sizi biraz korku, biraz açlık ile imtihan ederiz. Hayatın sonunda sabredenleri müjdele” demiştir( Bakara 2/155)

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulu Allah: “Ve o kimseler ki onlardan evvel yurt ve imân edinmişlerdir, kendilerine muhâcerette bulunanları severler ve onlara verilen şeylerden dolayı kendi kalblerinde bir ihtiyaç duymazlar ve kendilerinde bir ihtiyaç bulunsa dahi onları kendi nefislerine tercih ederler. Ve her kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte felâha ermiş olanlar onlardır!” buyurmuştur. (Haşr 59/9)

Birgün Hz. Fatıma Resulullah (s.a.v.)’a bir ekmek parçası getirmiş Resulullah “Ya Fatıma bu nedir?” diye sormuş, Hz. Fatıma “pişirdiğim ekmeğin bir parçasıdır, bu parçayı sana getirmeden ekmeği yemeyi gönlüm razı olmadı” demiş. Hz. Peygamber, “üç günden beri babanın ağzına giren ilk yiyecek budur” buyurmuştur.

Bu sebeple açlık sufilerin vasıflarından bir vasıf mücahedenin erkanından bir rukün olmuştur. Sülük erbabı yemeyi bir yana bırakmış ve hikmetin menbalarını açlıkta bulmuştur.

Derler ki Sehl b. Abdullah sadece onbeş günde bir yemek yerdi. Ramazan gelince ay başından itibaren(Bayram) hilâli görene kadar yemek yemezdi. Her akşam yalnız su ile iftar ederdi.

Sehl b. Abdullah: Günde bir öğün yemek yiyene ne dersiniz denildi bu sıddık olanların yemek tarzıdır. Peki iki öğün yiyene ne dersiniz? Bu mümin olanların yeme tarzıdır. O halde üç öğün yiyenlere ne dersiniz? Bari ailene söyle de sana ahırda bir yemlik yapsınlar diye cevap verdi.

Ebu Kasım Cafer b. Ahmed Razi anlatıyor. Ebul Hayr askerlerinin canı balık yemek istemiştir. Seneler sonra helal olarak balık yiyeceklerdi. Balık yemek için elini uzatınca eline kılçık battı bunun üzerine “Ya Rabbi helale elini iştah ile uzatanın cezası bu harama şehvetle uzatanın cezası nice olur” demişti.

Ebu Nasr Timâr diyor ki: “Bir gece Bişr-i Hafi bize gelmişti. Ona seni bize gönderen Allah’a hamd olsun, Horasandan gelen pamuğu kızım eğirdi, ipliği sattı bize et aldı. İftarı burada birlikte yaparız dedim. Şöyle dedi “Birinin yanında yemek yemek adedim olsa sizde yerdim, sonra ilave etti. Senelerdir canım patlıcan yemek istiyor fakat bunu yemek mümkün olmadı. Et yemeğinin içinde helal patlıcanda var dedim öyle ama patlıcan yeme arzum safvet bulmadıkça (durulmadıkça) yiyemem dedi”

Ebu Turab Nahşebi anlatıyor, “Bir defa müstesna, nefsim hiçbirşey arzu etmemişti. Seferde iken bir defa canım ekmek ve yumurta arzu etmişti, yolu bırakarak bir yola saptım, köylülerden bir yakama yapıştı ve hırsızlarla bu adamda vardı dedi. Bana yetmiş kırbaç vurdular. Sonra içlerinden birisi beni tanıdı ve acıdı evine alıp götürdü ikramda bulundu ekmek ve yumurta getirdi. Nefsime hitaben dedim ki yetmiş kırbaçtan sonra dilediğini ye bakalım!…”

Yahya b. Muaz: “Açlık pazarda satılan bir şey olsaydı pazara giden ahiret taliplerinin ondan başkasını satın alması caiz olmazdı” demiştir.

Ebu Süleyman Darâni: Gece sabaha kadar namaz kılmaktan, akşam bir lokma eksik yemek daha fazla hoşuma gider.

Bilinmelidir ki, şehvet kralları köle yapar, Sabırda köleleri kral yapar. Yusuf (a.s.) sabrı ile Mısıra kral oldu. Züleyha ise şehvetinden dolayı kral hanımı iken zelil hakir fakir ve aciz oldu. Züleyha Yusuf (a.s.) olan sevgisinden dolayı sabretmesini bilemedi.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*