Taklit, bir şeyin delilini,   doğruluğunu veya eğriliğini araştırmadan onu tasdik etmek ve yolunca   gitmektir.

Taklit iki türlüdür, birisi güzel,   diğeri kötüdür.

Taklitin güzel olanı, hak üzere giden,   sözü doğru, özü doğru, işi doğru bir kimsenin peşine düşmek ve her ne derse   tasdik etmektir. Hz. Peygamber’e (s.a.v) teslim olup her sözünü tasdik etmek   bu kısma girer. Böyle bir Taklitin sonu hayırdır, neticesi Allah rızası ve   Cennet’tir. Çünkü, peşinden gidilen bu rehberin zerre yalanı yok; aldatması   yok. Ona teslim olan selamet bulur; izinden giden Cennet’e girer. Çünkü O   Allah’ın Habibi Muhammedü’l-Emin’dir

İman, ibadet ve ahlakla ilgili   meseleleri bize nakleden alimlere uymak ve onların söylediklerine göre amel   etmek de güzel bir taklittir. Bu manada, müslümanların çoğu tak-lid ehlidir;   fakat işleri tehlikeli değildir. Çünkü önlerindeki imamların delilleri   sağlam, niyetlleri halis, davetleri hak, içtihatları isabetlidir.

Şu halde bir kimse: “Ben Hz.   Muhammed’in (s.a.v) öğrettiği gibi Allah’a iman ediyorum; kendisini peygamber   olarak kabul ediyorum; onun iman ve amel konularında her söylediği gerçektir;   daveti haktır.” dese, dine topluca iman etmiş olur. Ancak, bu kimse   üzerine düşen farzları nasıl yapacağını öğrenmelidir. Günde beş vakit namazın   farz olduğuna iman etmek, onu kılmak için yetmez; nasıl kılındığını öğrenmek   de farzdır. Uymamız gereken diğer helal ve haramlar da böyledir.

İman konusunda işin temeli, inanılan   şeylere kalbin teslim olması, gönlün huzurla saygı duymasıdır. Taklit yoluyla   iman sahih olsa da, öyle kalmak doğru değildir. Önceden topluca kabul edilen   iman esaslarını, sonra delil, araştırma, tefekkür ve müşahede yoluyla ileri derecede   tanımaya çalışmalıdır. İmanı inkişaf ettirmeye, kalbi geliştirmeye, inanılan   şeylerin gerçek halini anlamaya gayret göstermeli ve buna azmetmelidir. İman,   “ihsan” derecesine çıkınca “yakin” ismini alır. Yakin,   bir şeyi gözle görürcesine kabullenmek ve bilmektir. Kur’an’da zikredilen ve   kainatta sergilenen iman ayetleri, bize yakini temin etmek içindir. Onları   iyi okuyup taklitten kurtulmalı, yakine ulaşmalı, inandığımız şeyleri   vicdanen içimizde hissederek doyumsuz manevi zevkleri tatmalıdır. İman, hayalde   canlandırılan bir şeyi değil, ğaybı tasdik etmektir. Ğayb, mevcut olmayan   değil, var olduğu halde alıştığımız şartlarda görülmeyen şeydir. Şunu   hatırlatalım ki, baş gözüyle görülmeyen nice şeyler, gönül gözüyle   görülebilir; kendisine şah damarından daha yakın olan Yüce Rabbini, akıl tam   idrak edemese de kalb daha yakından tanıyıp sevebilir.

Arifler demişlerdir ki: Kalbin nurlanıp   ğayb alemini müşahede etmesinde zikrin büyük bir tesir ve faydası vardır.   Devamlı Allahu Teala’yı zikreden bir kalb ilahi sevgi ve nur ile öyle   genişler ve öyle parlar ki, hiçbir şey ona perde olmaz, aksine her şey bir   marifet ve muhabbet sebebi olur. Bunun yolu açıktır. Kur’an ve sünnet bizi   buna davet ediyor. Demek ki o hale ulaşmak mümkündür.

Taklitin kötü olanı, haram, batıl, boş   ve nahoş şeylerde başkasına uymaktır. Aslını araştırmadan, sonunu düşünmeden   sağlam bir delile dayanmadan kabul edilen nice fikir ve gidişatlar vardır ki,   sahiplerini Allah’tan uzaklaştırmış, ateşe yaklaştırmış ve pişman etmiştir. Böyle   bir fikri veren anne baba da olsa, onlara uymak, her dediklerini yapmak   haramdır. Bugün medeniyet diye taklit edilen bir çok şey, kalb için   cinayettir. Her adımında biraz daha haktan uzaklaşmak, harama bulaşmak ve   gerçek insani değerleri çiğnemek medeniyet olamaz. Bu halin adı medeniyet   olsa bile, kendisi saadet değildir. Böyle bir davete uyulamaz; uyulsa da   huzur bulunamaz.

TEVHİD İNANCI

İmanın aslı,özü ve hedefi tevhiddir.Tevhid Allahu Teala’yı diğer varlıklardan ayırarak O’nun zatı,sıfatları ,fiilleriyle tekten olduğuna,bir eşi ve benzeri bulunmadığına inanmak ve kendisine ihlasla teslim olmaktır.Bu tevhid şu ayette özetlenmiştir:

”İlahınız bir tek Allah’tır.O’ndan başka ilah yoktur.O,rahmandır rahimdir.”(Bakara 2-163)

Müfessir İbn Acibe el-Haseni(r.a),bu ayetin tefsirinde der ki:

“Müslüman halkın Allah Teala’nın birliğine imanı ve irfanı üç derecede olur:

1-Umum müminlerin tevhidi.Bu tevhid,dünyada insanın canını ve malını helak olmaktan kurtarır.İnsan onun sayesinde ahrette ateşte ebedi olarak kalmaktan kurtulur.Bu tevhid,kulun Cenab-ı Hakk’ın hiçbir ortağı,dengi,eşi,çocuğu,benzeri ve zıddı olmadığını bilmesi ve söylemesidir.

2-Seçkin velilerin tevhidi.Bu,kulun bütün fiillerin aslı itibariyle sadece Allah’tan meydana gelmesini görmesi,bunu delille değil keşif yoluyla müşahede etmesidir.Çünkü delile dayanan tevhid,her mümin için mevcut olan bir tevhiddir.Velilerin makamı ise,harici bir delile ihtiyaç duymayan zaruri bir ilimle kalpte oluşan yakindir.Bu ilmin meyvesi,her şeyden kesilip tamamen Allah’a bağlanmak sadece O’na güvenip dayanmak,ancak O’ndan beklemek ve O’ndan başka kimseden korkmamaktır.Çünkü bu kimse fail olarak sadece Allah’ı görmekte,sebepleri atmakta ve diğer mal mülk sahiplerini terk etmektedir.

3-Üçüncü derecedeki tevhid.Bu derecedeki tevhide ulaşan kul,varlık aleminde sadece Allah’ı görür,onunla birlikte başka birini müşahede etmez;Yüce yaratıcı’nın müşahedesi içinde yaratılmış varlıklara nazar etmekten fani olur.Bu fena makamıdır.Eğer bundan sonra Allah ile birlikte varlıkları da görme haline döndürülürse ona beka makamı denir.

Dört kitabın manası ve bütün ilimlerin hülasası “La ilahe illallah” tevhididir.Yan alemde Allah’tan başka ilah yoktur.O,bütün ilahlık sıfatlarıyla tektir,birdir.Bütün mülk O’nundur,yaratan ve yaşatan O’dur.Her şey O’nun varlığına ve birliğine delildir;ibadet ancak O’na layıktır.

Zerreden küreye bütün kainat “La ilahe illallah” hakikatini ispat için var edilmiştir.Bütün insanlar ve cinler bunu anlamak için yaratılmıştır.”Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zariyat51-56) ayeti,kulluktan önce imanı ve tevhidi istemektedir.Çünkü kulluğun temeli Allah Teala’yı tanımaktır.

Bütün peygamberler tevhidi yan Allah Teala’nın varlığını,birliğini ve ibadet edilmeye layık tek ilah olduğunu öğretmek için gönderilmiştir.Bütün ilimlerin hedefi,alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ı tanımaktır.Buna”marifetullah” denir.Bu ilmin ve marifetin meyvesi Allah Teala’yı sevmesidir.Buna da “muhabbetullah” denir.İnsana verilen kalbin vazifesi Yüce Yaratıcı’yı tanımak ve sevmektir.Göz,kulak,dil,akıl,vicdan gibi latifeler ve manevi cevherler de insanı bu hedefe ulaştırması için verilmitir.

Dünyadaki kulluk bu tevhidle başlar ve onunla biter.İşin başında da sonunda da tevhid gerekir,kullardan iman istenir.Yani dine girerken de dünyadan giderken de insandan istenen tek şey “La ilahe illallah” tevhididir.Her mükellefin iman,tevhid,akaidle ilgili gerekli ilimleri öğrenmesi farzdır.İnancın düzgün olan kimsenin ameli güzel,akıbeti hayırlı olur.Ahirette ilk soru Allah’a imandan olacaktır.İmanı olmayana amel terazisi kurulmayacaktır.Çünkü imanı olamayanın hiçbir hayrı kabul edilmez,doğrudan cehenneme gönderilir.

Gerçek iman ve tevhid akılla değil vahiyle öğrenilir.Tevhidin hakikatine felsefe ve laf ile değil,ihlas ve edeple ulaşılır.Yahudi-hıristiyan,müşrik-putperest,dinli-dinsiz bütün insanlar,tevhide davet edilmektedir ve ondan sorumludur.Tevhid dini,Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmek yanında O’nun hükümlerini de kabul etmekle gerçekleşir.Bu ilahi hükümler insanlığa son peygamber Hz.Muhammed’le (s.a.v) bildrilmiştir.Ondan sonra tevhid dini deyince İslam anlaşılır.Ve yüce Allah’a onunla ulaşır.Kısaca tevhid dininin esası şu iki şeyle özetlenmiştir.”La ilahe illallah Muhammed’ür-Resullullah”

Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine inanıp O’nun bütün insanlığa gönderdiği son peygamberi Hz.Peygamber’e (s.a.v) ve yüce kitabı Kur’an-ı Hakim’e iman etmeyenler,yüce ALLAH’I tanımamış,ve O’na gerçek manada iman etmemiştir.Allah’a iman, O’nun bütün emir,hüküm ve haberlerinin hak olduğuna inanmakla tamam ve geçerli olur.Yoksa insan,yüce mevlasına değil hevasına kulluk yapmış,hakkı inkar etmiş ve ilahi tehdit altına girmiş olur.

Hz. Resullullah(s.a.v) inkar edilerek Allah’a iman edilemez çünkü bizlere yüce Allah’ı son din İslam’ı,sahih imanı ve Allah’ın razı olduğu salih amelle güzel kulluğu o öğretmiştir.Bunun için yüce ALLAH ona itaati kendisine itaat saymıştır.(Nisa 4-80) Zatına itaat etmeyi emrettiği gibi,Peygamber’ine (s.a.v) itaat etmeyi de emretmiş,bundan yüz çevirenlerin kafir olacağını bildirmiştir.(Al-i İmran 3-32-33)

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.