share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Yarım Doktor Candan Eder…

0 yorum
Yarım Doktor Candan Eder…

YARIM DOKTOR CANDAN, YARIM HOCA İMANDAN EDER

Günümüzde âlim ve hoca efendilere halk tarafından yönlendirilen soruların en önde gelenlerinden biri de mezheplerin nasıl ortaya çıktığı sorusudur. Bu yöneltilen sorulara cevap bulabilmek için ilk önce mezhebin tanımını yapmak gerekir.

MEZHEP NEDİR?

Mezhep kelimesi; Arapçanın ‘zehebe’ (gitti) mâzi fiilinden türetilmiş Arapça kökenli bir kelimedir.  Eki, Türkçe dil bilgisine uymamakla birlikte halk arasında mezhebe ‘gidişat’ denildiği yörelerde vardır. Sözlükteki anlamı gidilen, takip edilen yol demektir. Kur’an’da geçen sırât(yol) kelimesiyle eş anlamlıdır. Mezhep kelimesinin dini alandaki anlamı ise, müçtehid âlimlerin Kur’an, Sünnet ve ashabın İcmasına dayalı olarak yaptıkları çalışmaların bütününü kapsayan yol demektir.

MEZHEPLERİN ORTAYA ÇIKIŞ SEBEPLERİ NELERDİR?

Din anlayışında  ortaya çıkan yorum farklılıklarının sebepleri; sosyal yapı, kültürel, coğrafi, siyasi sebepler ile insanın yapısından ve dinî metinlerden kaynaklanan sebepler olarak izah edilebilir. Dinin kaynağı olan vahyin anlaşılma ve yorumlanma biçimleri, insanların bilgi birikimleri, yaşadığı ortamlar, duygu ve düşüncelerine bağlı olarak farklılık arz edebilir. Bu sebeplerden dolayı dinin özüne aykırı olmamak kaydıyla dinin farklı farklı yorumlanması normal karşılanmalıdır. Din anlayışında  yorum farklılıklarının nedenlerinin başında insanın yapısı gelmektedir. Her insan ayrı bir âlemdir. Dünyada hiçbir insan diğerinin tıpa tıp aynısı değildir. Dış yapısı, iç dünyası, duyguları, düşünceleri, düşünce biçimleri (zihniyetleri), davranışları, inanışları, hayalleri bu kadar farklı olan insanların inanışlarının da farklı olması normaldir. Dini inancı, ibadet biçimlerini farklı şekilde algılayan insanlar farklı biçimde yorumlama yaparlar; böylece farklı din anlayışları ortaya çıkar.

Din anlayışında  yorum farklılıklarının nedenlerinden biri de sosyal, kültürel ve coğrafi sebeplerdir. İnsan, sürekli etkileyen ve etkilenen bir varlık olduğundan içinde yetiştiği toplumdan pek çok yönüyle  etkilenir,  kişinin görüş ve düşünceleri, hayata bakışı, değerleri, yaşadığı toplum yapısına  ve bulunduğu coğrafyaya göre şekillenir. Toplum, insana kültürel değerlerle de yön verir ve  şekillendirir.

İslam dininin fetihlerle çok farklı coğrafi bölgelere ve farklı kültürlere yayılmasıyla ve İslam’a topluca girişler nedeniyle çok farklı coğrafyalarda yaşayan ve farklı kültürlere sahip insanlar Müslüman olmuşlardır. İslam düşüncesiyle tanışan toplumlar, eski kültürlerinden kopamamış, gelenek ve göreneklerini de dinî inançlarıyla bütünleştirmek suretiyle devam ettirmişlerdir. Bu durum, aynı dine inanan ancak farklı kültürel değerlere sahip geniş bir İslam toplumunun oluşmasını sağlamıştır. Bu kültürel değerler, farklı din anlayışlarının ortaya çıkmasına da imkân tanımıştır. Bu toplumların kültürleri, bilgi birikimleri, örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri farklı olduğu için dinî konulara bakış açıları ve yorumları da farklı olabilmiştir.

 “KUR’ÂN VE SÜNNET VARKEN İÇTİHADA, MEZHEPLERE LÜZUM VAR MI?”

Bu sözleri söyleyenler çoğunlukla içtihadın, müçtehidin, mezhebin ne olduğunu bilmeyen kimselerdir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehid, hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir.  Mezheplerin nasıl ortaya çıktığını anlatmadan önce içtihad ve müçtehidin ne olduğunu izah etmek mecburiyeti vardır. Çünkü mezhepler müçtehidlerin içtihadlarıyla ortaya çıkmıştır.
İslâm’da asıl olan Kur’ân ve sünnettir. “Ey iman edenler! Allah’ın[c.c] ve Rasûlünün[s.a.v] önüne geçmeyin” (Hucurat, 1) âyeti ve benzerlerinden yola çıkarak İslâm âlimleri Mecelle’deki “Mevrid-i nasda içtihada mesağ yoktur.” (yani herhangi bir konuda âyet veya hadis varsa o konuda içtihada izin yoktur.) kaidesini benimsemişler ve bir konuda âyet veya hadis varken içtihad yapmayı dalalet/sapıklık olarak kabul etmişlerdir. Konunun uzmanı olan (yani müçtehid olan) âlimler Kur’ân ve sünnete müracaat ederek, benzer olaylardan ve ortak özelliklerden yola çıkarak, içtihad yapacaklar ve konuyu hükme bağlayacaklardır.

İçtihad, lügatte “bir şeye ulaşmak için kişinin bütün gücünü harcaması” demektir. Fıkıh ilminde ise içtihad; müçtehid olan âlimin, “Kur’ân ve sünnette açık hükmü olmayan bir meselenin hükmünü, Kur’ân ve sünnetten çıkarmak için bütün gücünü sarf etmesi” demektir. Çoğu zaman içtihad deyince kıyas akla gelir. Kıyas da şöyle tarif edilmiştir: Hakkında nass [âyet veya hadis] bulunmayanın bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak illet [sebep] dolayısıyla hakkında nass [âyet veya hadis] bulunan meselenin hükmüne bağlamaktır.
İçtihadın İslâm dinince makbul olduğuna dair, Kur’ân ve sünnetten pek çok delil vardır. En meşhurlarından bir rivayet şöyledir:

Resûlullah[s.a.v] sahâbelerden Muaz’ı[r.a] Yemen’e göndermek istediği zaman ona şöyle sordu: “Önüne bir dava gelirse nasıl hüküm vereceksin?”
Muaz[r.a]: “Allah’ın[c.c] kitabıyla hüküm vereceğim.” dedi. Peygamberimiz[s.a.v] “Allah’ın[c.c] kitabında (bir hüküm) bulamazsan?” diye sordu. Muaz[r.a] “Resûlullah’ın[s.a.v]sünnetiyle…” dedi. Peygamberimiz yine “Ya Resûlullah’ın sünnetinde ve Allah’ın[c.c] kitabında da (bir hüküm) bulamazsan (ne yapacaksın)?” buyurdu. Muaz[r.a] “Kendi görüşümle içtihad ederim, (hüküm vermekten) geri dönmem.” dedi.

Bunun üzerine Resûlullah[s.a.v] (Muaz’ın) göğsüne vurarak “Allah Resûlü’nün[s.a.v] elçisini Allah Resûlü’nün[s.a.v] arzusuna (muvafık hareket etmeye) muvaffak kılan Allah’a[c.c]hamd olsun” dedi. (Ebu Davud, Tirmizi)

Bu hadisten de anlaşılacağı gibi Kur’ân ve sünnette açık hükmü olmayan bir meselede, yine Kur’ân ve sünnete müracaat ederek hüküm çıkarmayı peygamberimiz teşvik etmektedir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN[S.A.V] ZAMANINDA MEZHEP VAR MIYDI?

Mezheplerin ortaya çıkması Peygamberimizin[s.a.v] vefatından sonra olmuştur. Çünkü Peygamberimiz[s.a.v] hayatta olduğu dönemlerde sahabeler herhangi bir mesele olduğunda Peygamberimize[s.a.v] geliyor, o hususta bilgi istiyorlardı. Peygamberimiz[s.a.v] de sorulan soruyu bir vahye istinaden veya kendi bilgisi ile cevaplandırıyordu. Dolayısıyla Peygamberimiz[s.a.v]  zamanında herhangi bir mezhep olması düşünülemezdi.

Mezhepler Peygamberimizin[s.a.v] vefatından sonra ayet ve hadislerde açık olarak izah edilmeyen meselelerden kesin ve herkesin itirazsız olarak kabul edebileceği bir hüküm verebilecek bir otoritenin olmamasından ortaya çıktı. Zühur eden bu mezhepler genel olarak ameliye ve itikadi olmak üzere iki grupta ortaya çıktı.

MEZHEPLERE NİÇİN İHTİYAÇ DUYULMUŞTUR

Müslümanlıkta ibadetlere, muamelelere ve diğer konulara ait ne kadar çok mesele vardır. Bunların hükümlerini Kur’an’dan, Sünnet’ten ve Ümmetin icmaından bulup meydana çıkarmak öyle her Müslüman için kolay bir şey değildir. Bu çok büyük bir ilim ve dirayet işidir. İşte bu büyük müctehidler yalnız Allah rızası için, Müslümanlara gerekli olan bütün meseleleri açıkça bildirmişlerdir. Her asırda milyonlarca Müslümana ışık tutmuşlardır. Artık bu büyük zatların Müslümanlık alemine ne büyük hizmetlerde bulunduklarından, ne kadar teşekküre hak kazandıklarından kim şüphe edebilir?!..

Bu kıymetli âlimler, büyük bir ihlas ve ciddiyetle ve çok güzel bir niyetle ictihad alanında çalıştıkları içindir ki, doğruyu buldukları meselelerden dolayı ikişer kat, hata ettikleri meselelerden dolayı da birer kat sevap kazanmışlardır.

Dinî hükümleri göstermek ve açıklamak yetkisi, bu ehliyetli Fukaha’ya aittir. Ezberlerinde binlerce hadis-i şerîf, binlerce ilmî mesele bulunan nice insaflı âlimler, dinî hükümleri belirlemek hususunda sözü Fukaha’ya bırakmış, bu çok ince ve zor görevi yerine getirmek için kendilerinde yetki görmemişlerdir.

Kabul etmeliyiz ki, dinî meselelerle ilgili olayların hükümlerini öteden beri herkes tarafından kabul edilen bu büyük müctehidlerden öğrenmek zorundayız. İctihad gücünde olmayan kimselerin dinî konular üzerinde, müctehidlerin mezhebine aykırı olarak, kendi anlayışlarına göre hüküm vermeleri, kendi düşüncelerine göre cevab vermeleri, Allah katında çok büyük bir sorumluluğa sebeb olur. Bu şekilde bir kimse vereceği cevap doğru olsa bile, bilmeksizin cevab vermiş olacağından yine sorumluluktan kurtulamaz. Bu konuda bir hadis-i şerîfin meali şöyle: “Sizin ateşe atılmaya en cesaretliniz, fetvaya (dinî meselelere) cevab vermeye en çok cesaret göstereninizdir.

 MEZHEPLER BİR RAHMET Mİ, BİR AYRILIK MIDIR?

Peygamberimiz[s.a.v] bu gerçeği “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” diyerek dile getirmiştir. Ancak burada kastedilen ihtilaf yapıcı ihtilaftır. Herkes kendi fikrinin yayılmasına çalışır. Başkasının tahribine ve ortadan kalkmasına değil. Belki tamamlanmasına ve yanlışları varsa düzeltilmesine çalışır. Sosyal, kültürel, coğrafi, siyasi sebeplerden dolayı oluşan bu farklı yorumlama biçimleri, İslam düşüncesi ve kültürüne zenginlik katmış, birçok farklı ilim dallarının ortaya çıkmasını sağlamıştır.

İslam tarihinde itikadi ve ameli mezheplerin ortaya çıkışı, farklı tasavvufi ekollerin oluşması İslam düşüncesindeki yorum farklılıklarının bir sonucudur.

Mezhepler arasında oluşan farklılıklar ayrılık değil rahmettir.

MEZHEPLER OLMASAYDI NE OLURDU?

Mezhebler olmasaydı Müslümanların sayıları kadar mezheb olurdu. Herkes Kur’an’dan kendi aklı ve ilmine  göre anladığının en doğru olduğunu sanır ve  Müslümanlar tam bir kaosa ve büyük bir fitneye düşmekten asla kurtulamazlardı.  İlmi az olanlar asla işin içinden çıkamazlar, kendilerinden biraz daha fazla bilen yarım hocalara tabii olurlardı. Bu durum ise, “Yarım doktor candan, yarım hoca imandan eder” atasözünü tam olarak gerçekleştirirdi. Her işte o konunun uzmanı olan kimselere müracaat edilir. Hastalıklarda doktora, inşaatta, mühendislere müracaat edildiği gibi, dini konularda da bu işin uzmanı olan müçtehid âlimlere müracaat etme zarureti vardır.

Peygamber efendimiz(salât ve selam olsun ona), içtihad derecesindeki ehl-i sünnet âlimlerine uymamızı emretmektedir:

– “Benden sonra peygamber gelmeyecek, âlimler gelecek, halifeler gelecek, onlara tabi olan bana tabi olur, onlara asi olan bana asi olur.” (Sahih-i Buhari 11.c.181 shf.)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*