share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İslam Dünyasına Genel Bakış

0 yorum

İslam Dünyasının Durumu

Dünya üzerinde yaşayan 7.7 milyar insan 217 farklı ülkede yaşıyor. Bu kadar çok insanın 2.5 milyarı Hıristiyan, 1.5 milyarı Müslüman, 35 milyonu Musevi, geriye kalanları ise Budist, Şintoist, dinsiz (ateist). Dünya nüfusunun dörtte birinden azı Müslüman olmasına rağmen 1990’lı yıllardaki çatışmaların oranına bakıldığında tüm dünyadaki çatışmaların üçte ikisinin Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasında olduğu görülüyor. Şu an 80’den fazla bölgede milliyetçilikten, din ve mezhep ayrılığından, sınıfsal farklılıklardan ve ekonomik çıkarlardan kaynaklanan savaş yaşanıyor. Birde bu orana iç çatışmalar, rejim sıkıntıları ve iç karışıklıkları da katarsak dünya üzerinde sorunsuz yaşayan islam ülkesi yok diyebiliriz.

Son 50 yılda, İran-Irak, Sudan-Darfur, Arap-İsrail, Afganistan- Sovyetler, Tibet-Çin, Çeçenistan-Rusya savaşları ile Sudan, Kolombiya, Ruanda, Kongo, Cezayir, Vietnam, Keşmir, Kamboçya, Suriye, Irak, Libya, Afganistan, Nikaragua, Lübnan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek ve Kosova iç çatışmalarında ölen insan sayısı 60 milyonu geçti ve bu rakamın büyük bölümünü Müslümanlar oluşturuyor.

Hali hazırda şuan Filistin, Suriye, Irak, Yemen, Afganistan da büyük savaşlar,Doğu Türkistan, Keşmir, Cezayir, Tunus, Etiyopya, Burma, Moro, Çeçenistan, Lübnan, Pakistan, Keşmir, Hindistan, Somali, Sudan, Çad, Açe, Özbekistan, Mısır, Sudan, Sri Lanka, Cezayir gibi yerlerde de iç savaş, çatışma ve krizler devam ediyor.

Bir sürü islam ülkesi içindeki yasa dışı örgütlerle mücadele etmek zorunda kalıyor. Türkiye’de PKK, Nijerya’da Boko-Haram, Yemen Şii Husi Örgütü, Afganiztan’da, Taliban, El-Kaide, Suriye’de İŞİD,YPG, Irak’ta IŞİD ve diğerleri.

21. yüzyılda uygulamaya sokulan Büyük Ortadoğu Projesi BOP) ya da Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) adı verilen planlamalarla İslam ülkelerinin haritaları değiştirilmeye, küçük küçük, güçsüz devletçikler üretilmeye başlanmıştır. Tunus, Libya, Mısır, Irak, Suriye, Sudan vb. gibi ülkelerdeki karışıklıklar Batılı güçlerin oyunlarıdır.

Ümmet olmak ne demektir.

Ümmet kelimesi “e-m-m” kökünden bir isim olup asıl anlamı, sınıf ve cemaat demektir. Bu kelime bir peygambere inananlar ve semâvi dinlere mensup kavimler topluluğu; Kur’ân’da ise genel olarak din, müddet, zaman, önder ve topluluk anlamlarında kullanılmıştır.

Ümmet-i Muhammed de Peygamber Efendimize bağlı olan, O’nun getirdiği hak din İslam’ı kabul edenlerin tümüdür. Ayrıca meşhur olduğu üzere ümmet-i Muhammed; ümmet-i davet (Hz. Muhammed’in kendilerine İslam’ı tebliğ ile gönderildiği insanların tümü) ve ümmet-i icabet (peygamberin davetini kabul eden ümmet/toplum) şeklinde ikiye ayrılmıştır.

Ümmet-i Muhammed, Peygamberinin “Âlemlere Rahmet” olduğunu kavrayabilmiş insan demektir. O’nun bütün zamanların, bütün mekânların kurtuluş rehberi olduğunu kavrayabilen insan demektir. Ve hayatının bütün zaman ve mekân birimlerinde yalnız ve yalnız Onun rehberliğini kabul eden insan demektir. Kur’ân’ı O’nun gibi anlayan, O’nun gibi yaşayan ve insanlık için de bunun ta kıyamete kadar tek çözüm olduğunu gören insan demektir.

Ümmet-i Muhammed ki: O ümmet, Âlemlerin Rabbi tarafından Kur’an’da “En hayırlı” “En üstün” “En dengeli”, “insanlık için gönderilmiş” “Hakkın şahidi olan”, “Hakkı ayakta tutan” bir ümmet olarak vasıflandırılmış tek ümmettir.

Evet bu gün Müslüman devletler güçlü olsa, birlik ve beraberlik içinde olsa İslam dünyasında bu kan ve göz yaşı olmazdı. Öyleyse Müslümanların Ümmet-i Muhammed’in salahiyeti için güçlü devletlere ihtiyacı var. Güçlü devletlerin yolu da Allah için Hakkı üstün tutan, Allah korkusunu içinde barındıran, kendi menfaatlerinden çok Ümmet-i Muhammed’in menfaatlerini düşünen idarecilerden geçmektedir. Günümüz Müslümanları böyle idarecileri bulduğunda kendi kişisel menfaatine aykırı işler de yapsa tüm Ümmet-i Muhammed’in menfaatini üstün tutarak desteklemeli, en azından köstek olmamalıdır. Müslümanlar Ümmet-i Muhammed’in birlik ve beraberlik içinde olmasını, güçlenmesini istemeyen dış mihrakların, kafirlerin oyununa gelerek onların atmış olduğu fitne tohumlarını yeşertmemelidir. Müslümanlar öyle bir toprak olmalıdır ki kafirlerin kendisine attığı fitne tohumunu çürütmeli, mümin kardeşinin kendisine attığı kardeşlik tohumunu ise yeşertmelidir.

Maalesef bu gün çeşitli kavim, millet, guruplardan oluşan Ümmet-i Muhammed kafirlerin attığı fitne, ayrılık tohumunu hemen yeşertmekte, müminlerin attığı kardeşlik tohumunu da çürütmekteler.

 Ebu Davud’ta geçen bir hadisi şerifte Efendimiz; “Bir zaman gelecek aç insanların sofraya üşüştüğü gibi diğer ümmetler sizi yağmalamak için sizin üzerinize üşüşecekler.” buyurdular. O zaman soruyorlar. “Ya Resullah o zaman biz az mı olacağız?” diye. “Hayır az olmayacaksınız, aksine çok olacaksınız. Fakat siz sel sularının sürüklediği çer çöp gibi kalitesiz olacaksınız.” buyurmuşlar. Yani Allah, düşmanların gözünden sizin heybetinizi alacak. Düşmanlarınız sizi ciddiye almayacak.”

Bir zamanlar çok güçlüydük de neden şimdi zaafa uğradık?

Peki bunun nedeni nedir? Bu soruyu da Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) veda haccında söylediği şu hadisiyle cevaplayalım: “Size iki şey bırakıyorum. O ikisine (sımsıkı) sarıldığınız takdirde asla dalalete düşmezsiniz: Allah’ın Kitabı (Kur’an) ve Peygamberi’nin sünneti.” (Muvattâ, Kader, 1) Kur’ân ve Sünnet’in hayatımızdan çıkarılmasıyla Müslümanların ayrılığı da artarak devam etmiş ve etmektedir. Evet Kur’ân ve Sünnet’in yerine kendi müntesibi olduğumuz kavmin, milletin gurubun Kur’ân’dan Sünnet’ten uzak ortaya koymuş olduğu ilkelere sımsıkı sarıldığı için Ümmet-i Muhammed dağınıklık içinde, ayrılık içinde, kan ve gözyaşı içindedir. Ne zaman ki bu Hadis-i Şerifi Ümmet-i Muhammed tekrar anlar da, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılırsa; ayrılıklar, fitneler, kan ve gözyaşı da Ümmet-i Muhammedi o gün terk eder. O zaman birlik ve beraberlik içinde olan güçlü devletlerimiz olur. Hz. Ömer (r.a.) misali: “Fırat (nehri) kıyısında bir koyun zayi olarak ölse, kıyamet günü Allah Teâlâ’nın mutlaka benden o(nun hesabını) soracağını zanneder (bilir)im.” (Ebû Nuaym el-Esbahânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, c.1, s.53) dediği gibi sorumluluk sahibi, derdi Ümmet-i Muhammed olan yöneticileri bütün Müslüman devletlerin başına Rabbim nasip eder ve görülen bir kötülük direk olarak elle müdahale edilerek düzeltilir.

Başta da belirttiğimiz üzere bu iş de ilim ehlinin işidir. Tabi o ilim ehli ki, ilmiyle amil olanlardır, değilse günümüzde örnekleri olduğu gibi kendi menfaat ve çıkarları için Ümmet-i Muhammed’e yapılan zulme sessiz kalan hatta onaylayanlar bile ortaya çıkmaktadır.

Büyüklerden birine demişler ki; “Efendim dua edin de Ümmeti Muhammed kurtulsun.” O da demiş ki; “Siz bana Ümmeti Muhammed’i gösterin ki ben de onların kurtulduğunu söyleyeyim.” Tabi bu biraz abartılı gibi görünebilir ama ne yazık ki biz Kur’anı Kerim’de o vasfedilen “İnsanlığın hayrına çıkartılmış, görevlendirilmiş en hayırlı ümmetsiniz” vasfını kaybetmiş gözüküyoruz.

Günümüz müslümanlarının dünyanın neresinde bir Müslüman sıkıntı içerisinde ise elinden başka bir durum gelmediği hallerde ona yapılan haksızlığa, zulme karşı kalben buğzetmeli onların halini tefekkür ederek derdine düşmeli. Yoksa “bana ne, bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla vurdumduymaz hareket etmemelidir. Eğer ki insan Müslümanlara yapılan zulümlere kalbiyle dahi buğzedemiyorsa, o zaman hadisin devamında Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği hal üzere imanının ne noktada olduğunu kontrol etmelidir. Mısır’da, Filistin’de, Suriye’de, Arakan’da, Irakta, Afrikada, Dogu Türkistanda vb. yerlerde Müslümanlara yapılanlara ses çıkarılmıyor da az bir menfaatimize halel geldiğinde kızılca kıyameti koparıyorsak, burada durumumuzu bir kere daha kontrol etmeliyiz. Kalplerimizde acılarını bile hissedemediğimiz kardeşlerimizin, hiç bir suçu yokken küçücük yaşta katledilen masumların mahşer gününde yüzlerine nasıl bakacağımızı iyi tefekkür etmeliyiz. Ümmet-i Muhammed’in birliği ve dirliği için dualar etmeliyiz, gayretler göstermeliyiz, bu konuda gayret içinde olanlara destek olmalı, bilerek ya da bilmeyerek köstek olmamalıyız.

İslam Dünyasının Problemleri

1-Başsızlık ve Tefrika

Osmanlı İmparatorluğu zamanında İran ve Afganistan’la beraber sayıları üç olan bağımsız İslam ülkeleri, imparatorluğun çöküşünden sonra çoğalmaya başladı. Bugün bağımsızlığını kazanamamış olanlarla beraber Müslümanların ağırlıklı olduğu ülkelerin sayısı 55’i aşıyor. Bu ülkeler İngiliz emperyalizminin ve Siyonistleri planları ile bir birinden ayrılmış ve Hilafetin kaldırılmasıyla başsız kalmıştır. Cemaat, tarikat, hizip, fırka ve gruplar iyice parçalanmış ve ayrıştırılmıştır. 1.5 milyar nüfus ve 55’den fazla islam devleti 35 milyon siyonist’e boyun eğmeye başlamıştır.

Mesela, Allah’ın emri, birlik, beraberlik, kardeşlik… ama hem ülkeleri içinde, hem de ülkeler arası münasebetlerde Müslümanlar, birbirlerine hasım, rakip, düşman!

Müslümanlar farklı mezheplere, tarikatlara, meşreplere, düşüncelere, ülkelere, ilkelere sahip olabilirler, farklı coğrafyalarda yaşayabilirler ve farklı gruplar içerisinde bulunabilirler. Bunlar toplum hayatında olabilecek normal olaylardır. Ancak herkes kendi anladığını, kendi meşrebini, kendi mezhebini, kendi tarikat veya partisini din haline getirir ve diğerlerini tekfir ederse; işte bu dinde tefrikadır ve çok büyük bir vebali vardır.

2- Geri Kalmışlık
İslâm âlemindeki geri kalmışlığın en önemli sebeplerinden biri de silahlanma ve savaş tehdididir. İslâm ülkeleri yıllık bütçelerinin büyük bir kısmını silahlanma, askerî harcamalar ve dış borç ödemelerine ayırmaktadırlar. Geri kalmış ülkelerde bir tank parasıyla yüz bin ton pirincin üretimi için gerekli finansman sağlanabilir ve bu da yarım milyon insanın bir yıllık ihtiyacını karşılar. Bir adet modern savaş uçağına yapılan masraflarla en az on – on beş bin köye eczane kurulabilir.

İslam coğrafyasını küçük parçalara ayırarak kendilerine mahkum eden çağdaş sömürgeci güçler tarafından dikte edilmektedir. Ancak dikte edilen bu uygulamaları bazı yöneticilerin saltanatlarını koruyabilmek için isteyerek ve benimseyerek uyguladıklarını, bazılarının ise çağımızdaki globalleşmenin oluşturduğu duvarları aşamadıklarından uygulamak zorunda kaldıklarını ya da uygulamasalar bile kendilerine karşı izlenen politikaların doğurduğu sonuçların etkisinde kaldıklarını söyleyebiliriz.

Çağdaş sömürgeci güçler ise fakir ülkelerin halklarını kendi çıkarlarının hizmetkarları haline getirmeyi, sakin ve siyasi faaliyetlerden uzak kalmalarını sağlamayı amaçlar. Çağdaş sömürgeciliğin hizmetindeki halkların en önemli meşgalesinin geçim derdi olması söz konusu uygulamaların birinci hedefidir.

İnsanlar zamanlarının çoğunu ekmek parası kazanmak için harcayınca öğrenmeye ve ciddi meselelerle ilgilenmeye vakitleri olmaz.

3- Ekonomik Sorunlar
İslam coğrafyasında yer alan ülkelerin tamamı geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeler kategorisine sokulan türdendir. İslam ülkelerinin tamamının bu kategoride olmasının sebebi elbette ki İslam coğrafyasının tabii yapısından değil yönetimlerin yanlış politikalarından kaynaklanmaktadır. Ancak bu yanlış politikaların çoğunlukla çağımızdaki global yapılanmanın kontrolünde geliştiğini de unutmamak gerekir. Zaten yanlış politikaların sadece belli bir bölgeye has değil de tüm İslam coğrafyasında yaygın olması bunu göstermektedir. Bu itibarla İslam aleminin ekonomik yönden geri kalmışlığı üzerinde fikir yürütebilmek için, sömürgeciliğin modern yüzü diyebileceğimiz ABD ve Batı merkezli globalleşmenin temel felsefesini ve bu felsefeye dayalı olarak yürütülen İslam ülkelerine yönelik ekonomik politikaları tanımaya ihtiyaç vardır.

4- İsraf
İslâm dünyasının diğer önemli problemi israftır. Müslümanların önemli bir kısmı, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde açıkça ‘haram’ ve yasak olduğu bildirilmesine rağmen büyük bir israf içinde yaşamaktadırlar. Dünyanın en fakir ülke ve toplumları İslâm dünyasında olmasına rağmen bu Müslümanların israf ve lüks içinde yaşamalarının anlamak mümkün değildir.

Daha bir sürü alt başlık sıralandırılabilir. Bürokrasi, yöneticilerin yetersiz ve sorumsuz olması, rüşvet, iltimas.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*