share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydamın Dilinden Sohbetler-1

0 yorum

Nurşinden; (12.11.2005–22.29)

Rabbül Âlemin C.C. insanı yarattığı vakit ibadet için yaratmıştır. Yani bütün insanların rızkına, her şeyine vekil O olmuştur. İnsanın vazifesi Allah’a ibadet etmektir. Bu ibadette yine insanın faydası içindir, Allah’ın ihtiyacı için değildir. Nauzu Billâh Allah hiç kimseye muhtaç değildir. Rabbül Âlemin C.C insanı yarattığı vakit ibadet için Müslüman ve gâvurlar hepsinin de yaratılışında onların ruhaniyetini topladı. Daha dünyaya gelmeden, ceset olmadan, Hz. Âdem’i Rabbül Âlemin yaratmadan evvel, bütün ruhlarını topladı ve sordu: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi ve bütün insanlar “Galü bela evet Sen bizim Rabbimizsin” dediler. Yani insanlar değil şimdi, ruhaniyet zamanında Allah’ın Rabbiyetini Allah’ın ilahiyetini kabul etmiştir. Ve insanlar dünyaya geldikten sonra akıllı, nasipli kişiler bu söz ve ahdi üzerinde kalmışlardır. Bu yüzden insanın ismi insan olmuştur. İnsanın manası ünsiyet, yani verdiği sözleri hatırlamak manasındadır. Yani Allahü Tealaya söz verdiği için Sen bizim Rabbimizsin, biz Seni kabul ettik onun için insanın ismi insandır. Ancak dünyaya geldikten sonra verdikleri sözleri unutanlar vardır. Onlar İslamiyeti değil Nauzu billâh onların küfrünü kaderine yazdı. Onlar kalktılar Allah’ı inkâr ettiler Nauzu billâh.

Kıyamet gününde, mahşer zamanında kürsi kurulmadan evvel Allah tarafından bir ses gelir: “Allah’a ibadet eden, ibadet etmeyen (hâşâ) birbirinden ayrılsın.” Eğer hıristiyan olsa, eğer Müslüman olsa, eğer Yahudi olsa Allah’a ibadet ettiği için bir yerde toplanıyorlar. Allah’a ibadet etmeyen kişiler yani güneşe tapanlar, putperest olanlar, ateşperest olanlar onları direk olarak Cehenneme gönderilir. Fakat Rabbül Âlemin kendine ibadet edenleri sırat köprüsü üzerinden geçtirir. Sırat köprüsü üzerinden geçerken Allah tarafından beş karakol kurulur. Birinci karakol Kelime-i Şehadet karakoludur. Yani bu birinci karakolda Allah’a ibadet eden hıristiyan ve Müslümanlar birinci karakolda imtihan edilir. Yani Kelime-i Şehadet doğru getirenler ki, Kelime-i Şehadet nedir La İlahe İllallah Muhammeden Resulüllah (Aleyhisselatü Vesselam). Bunu söyleyenler o birinci karakoldan geçiyorlar. Bunu söylemeyenler Nauzu Billâh Muhammeden Resulüllah demeyenler veyahut Lailahe illallah demeyenler, yani Allah’a inananlar fakat O’nun vahdaniyetine inanmayanlar, onlar direkmen yine orda Cehenneme atılır Nauzu Billâh. İkinci karakol namaz karakoludur. İkinci karakola geçtikten sonra insanın orada namaz defterine bakılacaktır. Eğer insanlar namaz kılmamışsa veyahut geç kılmışsa yine Cehenneme atılacaktır.

O zaman Resulü Ekrem (A.V.S) dört halifesi gönderir. “Köprülere gidin, köprülerde benim günahkâr ümmetimi köprülerden geçirin ki Ben onlara Şefaat edeyim, Rabbül Âleminin onları affetmesi için. O Sırat Köprüsü bütün günahkâr Müslümanların karakoldan geçmesini istiyor fakat Meleke-i Kiram bırakmıyorlar. Diyorlar ki Rabbül Âlemin emir vermiş, günahkâr kişinin, namaz kılmayan kişi cehenneme atılsın veyahut oruç tutmayan kişinin cehenneme atılması için, hacca şarları olmuşsa hacca gitmemişse cehenneme atılması için, zekât sahibiyse zekât vermeyenler cehenneme atılması için. Bunun üzerine Hülafa-i Raşidin Resulü Ekreme haber götürüyorlar “Ya Resulüllah sizin günahkâr ümmetiniz helaka girdi hepsi cehenneme atıldı.” O zaman Resulü Zişan secdeye gider ve böyle dua eder: “ Ya Rabbi senin bir vaadin var ki günahkâr ümmetimi cehenneme atmak için. Ümmetimin ihtiyar hanımları yerine benim hanımım Hz. Aişe, Hz. Hatice-i Kübra onlar cehenneme gitsin. Nauzu Billâh. Eğer ümmetimin günahkârı kızlarsa, onları cehenneme atmak istersen onların yerine benim kızım Hz. Fatıma gitsin. Eğer Evliya-ı Kiram olursa cehenneme gireceklerden benim dört halifem onların yerine girsin. Eğer gençler ise cehenneme gireceklerden benim torunlarım (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) girsin.” Diyor. Resulü Ekrem kıyamet gününde her şeyini bize feda ediyor.

Bizim Cuma günleri de amel defterlerimiz Resul-i Ekrem’e götürülüp gösteriliyor. Bir hafta boyunca O’nun ümmeti ne yapmışsa Efendimize bildiriliyor. Biz o haftada Resul-i Ekremi (A.V.S) düşünmez de sıkıntıya düşürürsek Efendimiz (A.V.S) bizim yüzümüzden Ravza-i Mutahhara’da rahatsız olursa biz ne yaparız. Cehennemi düşünmeden, cenneti düşünmeden bundan daha büyük bir ahlaksızlık olur mu yani? Daha ondan büyük ahlaksızlık yoktur. O Resul-i Ekrem(A.V.S) her şeyini bize feda ediyor biz de O’nu Ravzasında rahatsız ediyoruz. Resul-i Ekrem(A.V.S) hiç ölmemiş sadece ev değiştirmiştir. Aynı zamanda Ravza-i Mutahhara’dan çıkıyor ibadetini yapıyor, namazını cemaatle kılıyor. Rivayete göre Resul-i Ekrem (A.V.S) Ravza-i Mutahhara’dan çıkıyor hacıların içine giriyor ibadetini yapıyor. İmam-ı Sufi (R.A) Efendimiz (A.V.S) ile yetmiş defa beraber olmuş, oturmuş, konuşmuş, ders almıştır.

Şeyh Ahmet Rufai hazretleri hacca gittiğinde “Esselamu Aleyke Ya Ceddi”demiş, Peygamber Efendimiz (A.V.S) de “Aleykesselam Ya Evladi” demiştir. Bunun üzerine Ahmet Rufai Hz.leri de şu manada bir şiir söylemiştir. “Uzak yerlerden ben ruhumu sana gönderirdim elini ayağını öpmek için. Ben istiyorum sağ elini öpeyim.” Bu olayı binlerce kişi görüyor. O şeyh, Efendimizin (A.V.S) elini öpüyor. İşte bu zevk meselesi oradan geliyor. O zaman bu olayın üzerine herkes kendine vuruyor. Resul-i Ekrem aşkından, sevgisinden herkes kendini vuruyor. Kimi bu olaydan sonra ölüyor kimi yaralanıyor. Şeyh Ravzada Efendimizin elini öptüğü için orada bulunan yaralılara şifa niyetiyle tükürüğünü sürüyor ve bu yaralılara şifa oluyor. Şimdi Rufailerin zevk meselesi de bu olaydan ileri gelmektedir.

Abdurrahman-ı Taği Hz.leri Efendimiz (A.V.S)’la odasında görüşürken Şeyh Fethullah içeriye girmiş Seydayı Taği hemen yüzünü kapatmıştı. Resul-i Ekrem (A.V.S) Seydayı Tağiye o zaman şöyle müjde veriyordu; “Sizin tarikatınıza giren insanların ahir zamanda sekeratlarını Rabbül Âlemin tehir edecektir.”

Resul-i Ekrem’den hayâ etmediğimiz zaman ne yaparsak yapalım boştur. Gerek ki bizler kalbimize bir günah girdiği zaman değil her zaman ağlamalıyız. Cenneti, cehennemi, Resul-i Ekrem’i her an hatırlamamız ve ağlamamız gerekmektedir. Bu yüzden Hz. Ebu Bekir-i Sıdık her zaman ağlıyordu. Her gece uyanır ağlardı. O kadar ağlıyordu ki kalbinin yanma kokusu komşularının evine kadar giderdi. Bir gün Hz. Ebu Bekir’in bir komşusu Resul-i Ekremin (A.V.S) yanına geldi ve “Beni Ebu Bekir’in komşuluğundan çıkarın başka yere gönderin”. Dedi. Resul-i Zişan (A.V.S) olabilir ki Ebu Bekir ona bir hakaret yapmıştır diye düşündü ve sordu: “Evladım niye rahatsız oluyorsun?” Komşu “O zengindir, her gece kebap yaptırır, kokusu evimize gelir. Benim çoluk çocuğum fakirdir, ben fakirim, benim et yemeye gücüm yoktur” dedi. Resul-i Zişan (A.V.S) buna cevaben “O kebap kokusu onun kalbinden gelir, Allah’ın muhabbetinden kalbi yanıyor ve kokusu dışarıya çıkıyor” dedi.

Hz. Ömer bir ot eline alırdı ve “Keşke ben ot olsaydım, Emirül Mü’minin olmasaydım, Rabbül Âlemin kıyamet gününde sormasaydı, Resul-i Ekremin huzurunda “Ya Ömer sen niye bunu yaptırdın, bunu yaptırmadın” diye. Hâlbuki Hz. Ömer biliyordu ki Cehenneme gitmiyordu. Nerden biliyordu? Çünkü Resul-i Ekrem müjdelemişti. Fakat Hz. Ömer ehli hayâ idi, utanırdı. Allah hatamı biliyor ama Resul-i Ekremin (A.V.S) bilmiyor, O’nun yanında açıklasa O’da duysa ben ne yaparım diye düşünüyordu.

Hz. Ali de “Keşke benim anam beni dünyaya getirmemiş olsaydı, keşke benim anam beni dünyaya getirmemiş olsaydı” diyordu. Niye öyle diyordu? Çünkü Resul-i Ekrem’den, Allah’tan utanırdı. Yoksa değil ki Hz. Ali Cehennemden korksun. Çünkü o da biliyordu cehenneme gitmeyecek, Resul-i Ekrem (A.V.S) ona söylemişti.

Güzel evladım! Rabbül Âlemin Elhamdülillah bize çok nimet etmiştir. Bizi Müslüman olarak dünyaya getirmiştir. Ehli Sünnet cemaati yapmış, Elhamdülillah bizi ehli tarikat yapmıştır. Tarikat-ı Nakşibendî çok büyük bir tarikattır. Ta Resul-i Ekreme (A.V.S) kadar kavuşacaktır. Ve Devr-i Sahabe nasıl yaşamışsa Tarikatı Nakşibendî de onun gibi yaşama yolundadır.

Biliyorsunuz ki Tarikatın temeli üçtür. Birincisi Muhabbet, ikincisi İhlâs ve üçüncüsü de Teslimiyettir. Bunlar Tarikat-ı Nakşibendî’nin de temelidir. Bu üçünün kökü de yine muhabbettir.

Bir insan bir Şeyhin tarikatına girdiği vakit o tarikatın Saadat-ı Kiramını çok sevmesi gerekmektedir. Ben seviyorum demek yetmez. Resul-i Ekremin çok sünnetleri vardır. Bunlara elimizden geldiğince mutabaatta bulunmalıyız. Ben istemiyorum veyahut yapmıyorum demek Nauzu Billâh… Çünkü Rabbül Âlemin kendi muhabbetini, Resul-i Ekremin Sünnet-i Seniyyesinin mutabaatına bırakmıştır.

“gul in küntüm tuhibbunallahe fettebiuni yuhbibkümullah.”

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*