share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydamın (k.s.) Dilinden Sobetler-12

0 yorum
Seydamın (k.s.) Dilinden Sobetler-12

Abdurrahman-ı Taği (KS) tarikata girmeden önce bir gece içine bir sıkıntı düşüyor. Ve diyor ki acaba Gavs acaba gerçekten gavs mıdır yoksa değil midir? Bu vesvese ile devamlı da tereddüde giriyor. O sırada sabah ezanı okunuyor. Kendi kendine diyor ki eğer Gavs gerçek Gavs ise alimlerden ilmini alabilir. Çünkü gerçek Gavslar alimlerin bilgilerini istedikleri zaman alıp geri verebilirler. Abdurrahman-ı Taği (KS) bu düşünceyle sabah namazına gittiğinde Gavs-ı Hizan (KS) Abdurrahman-ı Taği’ye (KS) hep Seyda diye hitap ederdi- Seyda sen öne geç sabah namazını sen kıldır diyor. Molla Abdurrahman-ı Taği (KS) öne geçiyor ve namazı kıldırmaya başlıyor. Ama fatiha bir türlü aklına gelmiyor. Namaza hemen bir selam veriyor ve arka saflara geçiyor. Anlıyor ki Gavs gerçekten de Gavsmış. Ağlayıp pişman oluyor, dışarı çıkıp tevbe ediyor. Güneşin doğmasına yakın Gavs camiden çıkıyor ve Molla Abdurrahman git namazını kıl diyor. Molla Abdurrahman namazını kılmak için tekbir aldığında bakıyor ki fatiha aklına geliyor.

Demek ki insanın niyeti iyi olursa şeyh de tasarrufatını gösterir. Mürid teslim olursa niyetinde iyi olursa ancak o zaman fayda görebilir. Ciddi olarak teslim olmadığı vakit bir fayda sağlayamaz.

Bir gün Ebu Yezid El Bestami’ye (KS) soruyorlar; Hasan Basri (KS) kimdir? Ebu Yezid El Bestami (KS) diyor ki onu kim görse evliya olurdu. Cemaatten birisi kalkıp diyor ki çok insanlar Resulü Ekrem (ASV)’ı gördüler iman bile getirmediler nasıl olur da Hasan Basri’yi (KS) gören evliya olur. Ebu Yezid El Bestami (KS) diyor ki hayır onlar Muhammed Bin Abdullah’ı gördüler. Zaten deselerdi ki bu Resulullah’tır o zaman zaten müslüman olurlardı. Aynı şekilde insan şeyhinin yanına gittiği vakit niyeti doğru olursa o şeyh hakiki şeyh değil bir taş da olsa ondan fayda alınacaktır mutlaka. İnsan Kabe’ye gidiyor fayda alıyor niye alıyor Kabe insan değil bir taştır. Yine de insan fayda alıyor. Neden, çünkü niyet düzgün olduğu için. Diğerleri Resulü Ekrem’in sohbetine katıldılar fayda alamadılar. Çünkü niyet farklıydı.  Niyetleri düzgün olmadığı için kendilerine cehennem müstahak oldu nauzubillah.

Şeyh Yusuf Hamedani (KS) kendi zamanının Gavsıymış. Bir gün Şeyh Abdulkadir Geylani (KS),Ebû Saîd Abdullah b Ebi Asrûn, İbn-üs-Sakkâ hep beraber Gavs Yusuf Hamedani (KS) yanına gidiyorlar. Yolda İbn-üs-Sakkâ diyor ki ben niye gidiyorum biliyor musunuz? Ve devamla diyor ki; ben çok soru hazırladım, cemaatte soracağım Şeyh de bilmeyince rezil olacak, çünkü o çok kimseleri kendine çekmiştir. Öbür arkadaşı diyor ki ben şeyhi ziyaret için değil bazı müşkülatlarım var o konularda rahatlamak için gidiyorum. Şeyh Abdulkadir Geylani (KS) o zamanlar daha talebe imiş. O da diyor ki ben o şeyhe dua almak için gidiyorum, ben biliyorum ki o şeyh çok büyük bir alimdir. O burada iken ben de talebesi iken ne müşkilim olsa sorardım. Tarikata girdikten sonra ayda bir onun ziyaretine gidiyorum. Duasını alıyorum ve mecbur olmazsam da hiç soru sormuyorum. Neyse bunlar gidiyorlar. Meşhurdur, ezan okunurken Şeyh Yusuf Hamedani (KS) minberde hazır olarak görülürdü. Bu misafirler içeri girince Şeyh Yusuf, İbn-üs-Sakkâ’ ya daha o hiçbir soru sormadan senin sorun şu, şu ve  şudur ve cevabı da budur. Fakat terbiyeni bozduğun için, edepsiz olduğun için senin alnında ben küfür görüyorum. Öbürüne dönüp senin müşkülün de şudur fakat ben senin boğazına kadar haram içinde olduğunu görüyorum. Abdulkadir Geylani’ye de çok dua ediyor. Diyor ki bir zaman gelsin ki senin ayağın bütün evliyaların omzunda olsun.

Yüce Allah bizi evliyaların münkirinden saymasın inşallah. Bu İbn-üs-Sakkâ bir zaman sonra çok büyük bir alim oldu. Sonra sultan tarafından alimlerin reisi olarak Hıristiyan memleketlerine gönderildi. O zamanda da her milletten alimler toplanır kendi dinlerinin üstünlüğünü konuşurlardı. Orada İbn-üs-Sakkâİslamiyet’i o kadar güzel savunur ki çok güzel cevaplar verir. Ülkelerin hükümdarları da korkuyorlar bu durum karşısında insanlar müslüman olacak diye.İbn-üs-Sakkâ yı kendi evlerine saraya davet ediyorlar. Nauzubillah kendi kızını da onun hizmetine veriyor hükümdar. Kız yemek getiriyor, meyve getiriyor. İbn-üs-Sakkâ hükümdarın kızına aşık oluyor. Kız diyor ki sen Müslümanlığı terk et bırak ben seninle evlenirim yoksa kesinlikle evlenmem. O daİbn-üs-Sakkâ dinini değiştiriyor nauzubillah. Birileri de diğer zatın yanına gidiyor ve diyorlar ki kurban Şeyh Yusuf’un İbn-üs-Sakkâ hakkındaki söyledikleri doğru çıktı. Abdulkadir Geylani (KS) hakkında söyledikleri de doğru çıktı O çok büyük oldu. Senin hakkında söyledikleri de çıktı mı? O diyor ki ben boğazıma kadar değil kulağıma kadar harama battım. Yüce Rabbül Alemin (CC) böyle evliyalardan, onların sohbetlerinden ayırmasın inşallah.

Evliyaların tasarrufatları çoktur. Bir gün Hz.Diyaeddin (KS) Cami kitabını Seyda-i Taği’nin (KS) yanında okurken Seyda ona diyor ki Diyaeddin, Molla Ahmet senin yanına geldiği vakit seni ona iyi davran, iyi tavsiyelerde bulun. Seyda vefat ettikten sonra Hazret şeyh oluyor. Aradan çok zaman geçer. Bir gün tabi o zamanlar ayakkabı yoktu, Molla Ahmet çarıkla Hazret’in ziyaretine geliyor. Hazret bunu görünce muhtarı çağırıyor, diyor ki sen bunu (Molla Ahmet’i) kendi evine götür. Ata bindir, ayağına iyice bakıp iyileştirdikten sonra benim yanıma getir. Orda Molla Halit varmış o sırada soruyor Hazret’e diyor ki, “Kurban buna fazla ilgi gösterdin bunun hikmeti nedir?” Hazret Molla Halit’e diyor ki cevaben “Bunun üç hikmeti vardır. Birincisi ben Seyda’nın yanında okurken bana dedi ki Suriye’den Molla Ahmet geldiği vakit ona iyi davran, iyi muamele et, bu Seydam’ın vasiyetidir. İkincisi Seydam vasiyet ettiğine göre bu alemde en büyük alim  O olacaktır. Üçüncüsü de O Suriye’den buraya Allah rızası için gelmiştir.” Ve onun için de Hazret bir beyit yazıyor. Seyda-i Taği (KS) öyle vasiyet ettiği vakit Şeyh Ahmet El Haznevi (KS) daha dünyaya gelmemişti ve iki sene sonra dünyaya geliyor. Bakınız Rabbül Alemin (CC) bu büyük zatlara ne kadar ilham vermiştir. Yani Şeyh Ahmet dünyaya gelmeden evvel Seyda-i Taği (KS) vasiyette bulunmuştur ki Şeyh Ahmet geldiği vakit böyle olsun. Şeyh Ahmet de Norşin’e geldikten sonra Hazret O’nu çoban ediyor. Onu çok uzağa dağa gönderiyormuş, akşama kadar da gelmiyormuş. Bir gün Seyda Molla Mahmut bahsediyor: “Biz bakıyoruz ki Şeyh Ahmet’in durumu bizden daha uzaktır. Biz tedrisat yapıyorduk, medreseden çıkmıyorduk, cemaatle namaz kılıyorduk. Fakat biz bakıyorduk ki Molla Ahmet akşama kadar buzağının arkasında geziyor ama belliydi ki O’nun Seyda’ya mutabaatı, muhabbeti daha çoktur. Bir gün ben de niyet ettim ki Şeyh Ahmet’le gideyim, bakayım orda ne yapıyor, ne ediyor. Cebime birkaç taş aldım. Molla Ahmet öyle yapıyordu. Çıktım Hazret bu arada beni gördü. Dedi Molla Mahmut ne yapıyorsun? Dedim Kurban niyet ettim bugün Molla Ahmet’le gideyim. Hazret dedi ki gittiğin vakit Molla Ahmet’i rahatsız etme! Gavsım ben hiç rahatsız etmem ki dedim. Gittik öğle namazı vaktiydi. Ben dedim ki Molla Ahmet senin hikmetin nedir? Cemaatle namaz kılmıyorsun, buzağının arkasından geziyorsun fakat senin halin bambaşkadır. Bana dedi ki kimseye söylemeyeceksen nerde namaz kıldığımı sana söylerim. Ben de söz verdim söylemeyeceğime dair. Sen hayatta olduğun müddetçe ben kimseye söylemeyeceğim ama benden önce gidersen söylerim dedim. Dedi ki o zaman ayağını benim ayağımın üzerine koy, gözünü kapat. Ben de öyle yaptım ama sanki uçuyordum. Sonra baktım dedi ki ben evdeyim, sen burada dur, namazımı kılıp geleyim. Dedim ki ben de geleyim seninle. O zaman bana dedi ki Molla Ahmet beni rahatsız etme. Sonra Hazret’in sözü aklıma geldi. Molla Ahmet namazını kıldı geldi.” Rabbül Alemin (CC) evliyaullaha böyle tasarrufat vermiştir. Çok da keramet onlara aittir.

Bir gün Seydam’dan (Şeyh Molla Muhyeddin RA) sordum: “Evliyaullahın kerameti çoktur. Bizler bu zamanda böyle şeylere rastlamıyoruz. Acaba memleketimizde hiç evliya yok mu veya biz mi onları tanımıyoruz.?” Seydam (RA) bana şöyle cevap verdi: “Kerametten gaye Müslümanların faydası olsun, kıyamet korkusundan kendini günahtan muhafaza etsin diyedir. Fakat şimdi ahir zamandır. Rabbül Alemin dünyanın yıkılmasını irade etmiştir ve Evliyaullahın tasarrufatlarını da onlardan almıştır. Çünkü Evliyaullahın tasarrufatı olmadığı vakit küfür bitmez.

Seyda-i Taği’nin bir meselesi varmış. Bir köyde imammış. Birisi kalkmış köyün otunu yakmış. Köyün ota kışın çok ihtiyacı varmış. O otu yakana çağırıp soruyorlar niye otu yaktın diye. o kişi diyor ki Allah’ın rahmeti çoktur, O otu verir otu ben yakmadım diye yalan söylüyor. O anda bu adam felç oluyor. Ondan sonra bir mesele olduğu vakit kimse mollanın korkusundan günah işlemiyordu. Bu bana garip geliyor. Malumunuz şimdi de Evliyaullahın tasarrufatı olsaydı onların korkusundan kimse günah işlemezdi, bir yer de yıkılmazdı. Fakat Rabbül Alemin (CC) evliyaullahdan tasarrufatını almış ki millet serbest olsun, günah işlesin. Rabbül Alemin bizi kötü insanlardan muhafaza etsin ve Rabbül Alemin akıbetimizi de hayır etsin inşallah.

Malumunuz biz de bu ayın sonunda Umreye gidiyoruz inşallah. Muhammed Diyaeddin’in (KS) ahlaki sabah olmadan hanımını alırdı ve duvara yanaşırdı, “Ya Rabbi biz insanların arasında birisi çok kötülük yaparsa diyelim ki birinin oğlunu öldürse sonra da hanımını alıp gecenin bir yarısında maktulün babasının yanına gelse dese ki beni affet. O maktulün babası da der ki sen hanımınla gecenin bu vaktinde bana geldin benden af diledin ben de seni affettim. Ya Rabbi ben de hanımımı almışım kapına gelmişim beni af eyle.” Biz de inşallah o niyetle gidiyoruz. Rabbül Alemin bizi de affetsin inşallah. Siz de bizi duada unutmayın. O niyetle gidiyoruz, O kapıya gidiyoruz. Eğer Ravza da olsa eğer Kabe de olsa Rabbül Alemin bizi affetsin, Rabbül Alemin bizi kabul etsin inşallah. AMİN…

Önemli Not: Burada yayınlamaya çalıştığımız sohbetler birebir Seydam Şeyh Fadlullah’ın (K.S) ağzından dökülen sözleri ve sohbetlerinden derlemelerdir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*