share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydamın[k.s] Dilinden Sohbetler-20

0 yorum

Norşinden; ( İstanbul Sohbeti 1993 – Seydamın Dilinden 2 )

Gavs-ı Hizan’dan (KS) sormuşlar nesih (şekil değiştirme) var mıdır yok mudur? diye. Gavs manevi nesih vardır fakat zahiri nesih yoktur. Neshin manası Peygamber Efendimizden (ASV) önce birisi bir günah işlerse Allah onun suretini değiştirirdi. Ta ki diğerleri ondan ibret alsın, o da ikinci bir günah işlemesin diye. Bu şekildeki nesih Peygamber Efendimizin (ASV) hatırı için hem Müslümanlardan hem hıristiyanlardan hem mecusilerden hem yahudilerden ve hem de diğer insanlardan kaldırılmıştır.

Sebebi de Müslümanlar zaten Resulullah’ın (ASV) ümmetidir. Fakat diğer insanlar davete icabet etmemişler, ama yine de Peygamberin (ASV) ümmetidir. Gavs-ı Hizan da nesh-i manevi, nesh-i ruhi vardır diyor. Nesh-i Ruhi, insan bir günah işliyor, ruhi şekli değişiyor, dinden çıkabiliyor fakat haberi olmuyor ve diyor ki o insan ben müslümanım, camiye gidiyor, namaz kılıyor. Haberi olmuyor ki dinden çıkmıştır. Bu bir hadisi şeriftir. Gavs-ı Hizan’a sormuşlar: “Peki bunun nedeni nedir? Biz onu bilelim ki bari bunun alameti nedir, kendimizi muhafaza edelim?” diye. Gavs-ı Hizan: Bunun iki alameti vardır, birincisi insan günah işlediği vakit hiç pişman olmaz, günah işlediği için hiç korkmaz. İkincisi de o insana vaaz edildiği vakit o vaazdan almaz, anlamaz. Eğer böyle olursa o kişinin sureti değişmiştir. Fakat haberi bile yoktur.” diyor. Bu hadisi şerifin manası şudur: Efendimiz (ASV) diyor ki: ” Eğer günah işlerseniz sonra da ağlamazsanız kendinizi ağlatın, çünkü musibetiniz kötüdür, farkına varmıyorsunuz.” İnsan bir günah işlediğinde neden ağlamıyor, demek ki o insanın imanı yoktur. Şimdi bir insanı hapse götürseler on sene yirmi sen otuz sene ceza verseler veyahut idam edeceklerini bilse o insan gecelerce sabahlara kadar ağlar. Tek bir namaz için eğer inanırsa bilsin ki onun cezası 80 bin sene cehennemdir. Ağlamıyorsa sebebi demek ki iman zayıflığındandır. Şimdi biz kendi halimize bakalım. Korkuyor muyuz? Kitap diyor ki Müslümanların korkması ayrı münafıkların korkması ayrıdır. Birinin deredeyken elini bağlasalar sonra yüksek dağlardan onun üzerine büyük taşlar yuvarlasalar o insan ne kadar korkarsa Müslüman da günah işledikten sonra o kadar korkar. Fasık ve münafık ise insanı gece sabah kadar pireler ısırsa ondan ötürü sabaha kadar uyumasa sabah da onun ilacını alıp sürse kaşıntısı geçse fasık ve münafıklar da günah işledikten sonra o kadar korkar. Şimdi biz kendimizi sorguya çekelim, düşünelim. Acaba bizler günah işledikten sonra fasıklar kadar korktuk mu? Şimdi bir insanı sabah kadar pireler ısırsa o insanda uyumazsa sabah olunca bütün işlerinden önce o pirenin ilacını bulur ve sürer ki ikinci gece rahat uyusun. Ben kendi şahsım için söylüyorum, Allah bana rahmet etsin. Bir fasık kadar bile günah işledikten sonra pişman olmuyoruz. Rahatsız olmuyoruz. Yani rahatsız olsaydık biz bir mürşidi kamilin yanına gidip şifa olması için ilacımızı arayacaktık. Bu günahın çaresi nedir, ilacı nedir. Elbette ki hakiki tövbedir. Resulullah Efendimiz (ASV); “Tövbe eden sanki hiç günah işlememiş gibidir.” Buyurmaktadır. Birisi diyebilir ki biz namaz kılıyoruz, her namazın arkasından da tövbe ediyoruz. Demek ki hiç günah işlememiş gibiyiz. Fakat Kur’an- Kerimde ” Namaz insanları bütün günahlardan, bütün fuhşiyattan, bütün kötülüklerden alıkoyar, uzaklaştırır.” Buyrulmaktadır. Şimdi bizim namazımız bizi günahlarımızdan uzaklaştırmışsa bizim namazımız, tövbemiz kabul edilmiştir. Eğer namazımız tövbemiz bizi günahlarımızdan uzaklaştırmamış ise demek ki namazımız namaz değil tövbemiz de tövbe değil. Fakat en önemli şey bunun çaresin bulmaktır. Bunun çaresi, insan günahını yüzüne alsa, Allah’ın Salih kullarının yanına gitse, tövbe etse, geriye de yüzü temiz olarak dönse inşallah fayda alacaktır. Benim görüşüme göre başka bir çare yoktur. Çare Tarikat-ı Nakşibendi’de vardır inşallah. Şeyh Yusuf Hamedani Gavs-ı Geylani’den önceymiş. Gavs-ı Geylani ve yanında da iki kişi kalkıp Yusuf Hamedani’nin yanına gidiyorlar. Yusuf Hamedani o dönemde kerametleri ile çok meşhurdur. Gavs-ı Geylani ve iki arkadaşı yolda giderken birinci adam yolda Gavs-ı Geylani’ ye ben neden gidiyorum biliyor musun duydum ki Yusuf Hamedani’nin çok kerametleri varmış (haşa) onu rezil etmeye gidiyorum, soru hazırladım, soru sorup onu rezil edeceğim. İkinci adam ben rezil etmek için değil bir müşkülüm vardır onu sormak için gidiyorum diyor. Gavs-ı Geylani de benim bildiğim kadarıyla bu büyük zatlara sorgu sual olunmaz (imtihan maksadıyla) ben duasını almak için gidiyorum diyor. Belki bana dua eder de iyi bir insan olurum. Allah da beni onun hatırına verir diye de ekliyor. Bu üçü de Yusuf Hamedani’nin olduğu yere gelip camiye oturuyorlar, bakıyorlar ki Şeyh camide yok. Daha sonra müezzin ezan okuyor, kamet getiriyor bakıyorlar ki mihrapta Yusuf Hamedani Hz. Hazır bulunuyor. Üçü de korkuyorlar ve demek ki kerametler doğruymuş diye düşünüyorlar. Sonra namazın farz, sünneti, tesbihatı bitiyor. Yusuf Hamedani Hz. daha birinci adam sorusunu sormadan cevabını veriyor. Fakat ben senin bu terbiyesizliğinden dolayı senin alnında küfür alameti görüyorum diyor. İkincisine de seni de boğazına kadar pisliğin içine, harama batmış olarak görüyorum diyor. Gavs-ı Geylani’ye de ben senin yüzüne baktığım zaman görüyorum ki bir gün gelecek sen diyeceksin ki benim ayağım bütün evliyanın ruhunun omuzlarının üzerindedir, bütün evliya da bunu kabul edecektir. Sonra bu birinci adam çok alim olmuş (ibn Saka) zamanın İslam Devleti onu Hıristiyan alemine islamı yaysın, anlatsın diye gönderiyor. Orada Hıristiyan alimlerle münakaşaya giriyor. Ülkenin kralı bakıyor ki İbn Saka galip geliyor. Onu sarayına davet ediyor, sonra da (nauzubillah) ona kızını veriyor. Kız da diyor ki ben Hıristiyan sen Müslüman olmaz. Bizim dinimize dön. O da kalkıp Hıristiyan oluyor. Yusuf Hamedani’nin sözü orada gerçek oluyor. Ve onun din değişmesi herkes tarafından duyuluyor. Diyorlar ki Müslüman alim Hıristiyan oldu. Demek ki asıl hak din haşa hıristiyanlıkmış. İkinci adam da evkaf müdürü oluyor. Diyorlar ki sen harama girdin mi, inkar etmiyor evet girdim diyor ve Şeyhin sözü doğrudur diyor. Ben boynuma kadar değil kafama kadar harama girmişim diyor. Gavs-ı Geylani’yi de hepimiz tanıyor ve kendimize şefaatçi olarak kabul ediyoruz, büyüklüğünü biliyoruz. Şimdi bu zamanda da Allah’ın dostları vardır yine yok değildir. Elhamdülillah çoktur da. Fakat onların yanına menfaat için değil günahlarımıza kefaret olmaları ve şefaatçi olmaları için gidip tövbe etmeliyiz. Yoksa Şeyhe gideyim, onu araştırayım, kerametleri var mıdır, yok mudur, gavs mıdır değil midir diye değil. Şah-ı Nakşibendi Hz. Gavs olmasaydı bu kadar insana nasıl fayda verirdi. Mesela biz Peygamberimizi (ASV) görmedik rivayetlerle biliyoruz ki vardır. Resulullah gelmiş Kur’an getirmiştir. Biz böyle iman etmişiz sadece görmedik değil mi? İşte bu rivayet gibi yine rivayetlerle biz bu büyüklerin varlığına inanıyoruz, varlardır diye. Allah (CC) bizi onların şefaatlerinden mahrum etmesin inşallah. Allah hepinizden razı olsun inşallah.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*