share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Sahip Olduklarımızın Farkında Mıyız?

0 yorum
Sahip Olduklarımızın Farkında Mıyız?

Bismillahirrrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbül âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

İnsan şunu düşünmelidir: biz neredeydik nereye geldik, Allah bizi yok iken, hiç çaba sarf etmeden yaratılmışların en üstünü bir konumda insan olarak dünyaya getirdi. İnsaniyet içerisinde ise ebediyeti kazanma, ebedî saadete nail olma, bütün evliyaullahın bulunduğu yüksek bir konuma dâhil edildik. Ve şu anda da Allah’ın davasını dillendirme konumu da bize veriliyor. Eğer biz bu konumda bir ciddiyetsizlik gösterirsek, konumun hakkı verilmediğinden dolayı, dışarıdan itiraz olabildiğinden dolayı, melekler Ya Rabbi böyle yüksek bir konumu niçin bu insana bahşettin niçin bize de vermiyorsun denilmemesi adına Allah bu insanlardan o konumu alır başkasına verir. Siz bu konum ile neyi temsil ettiğinizi, temsil etmek ile neyi algıladığınızı bilmeniz gerekir.

Allah’tan çok büyük şeyler istiyoruz, ebedi bir saadeti hedefliyoruz, Ya Rab bize ebedi bir saadet ver, rıza ver, hilafet ver, Hz. Resul’e komşu olmayı nasip et, diyoruz. Böylesine büyük nimetleri isterken yerinizde oturup hiçbir şey yapmamak herhalde delilik divanelik olur. Ebedi saadetin küçük bir nebzesine sahip olmak, milyon milyar yıl dünyada yaşam ve saltanata talip olmaktan çok daha kıymetlidir. Onun için bu vazifeye kıymet verilmeli, şuur içerisinde olunmalı ki Allah da bu samimiyeti bilsin.

Bizde maddeci bir inanç yoktur yani biz gözümüzün gördüğüne inanırız görmediğine inanmayız demiyoruz, biz de şu inanç vardır; büyüklerin, peygamberlerin, Cenâb-ı Allah’ın insanın yapamadığı şeyleri yaptırmaya gücü vardır, biz buna maneviyat diyoruz. Sebebperest değiliz sebeplere tapmıyoruz sebep varsa vardır yoksa yoktur böyle bir inancımız yok. Cebrî de değiliz.

Tasavvufta manevi zekât vardır. Zahiri zekât; Cenâb-ı Allah birisine büyük bir zenginlik ihsan eder, o insan da malından bir kısmını diğer insanlara vermesi gerekirken vermezse ahirette diğer insanlar ondan şikâyetçi olacaklardır “Ya Rabbi ben altmış yıllık ömründe çok sıkıntı çektim fakat Sen filan kuluna bu kadar mal, mülk verdin, akıl da verdin ama o hakka hukuka uymadı, gereken taksimatı yapmadı.” diyecekler Allah da şikâyetçi olanlara karşı da haklarını verecek diğer tarafa da ceza verecektir.

Manevi zekât ise mesela bir insanın eşi, çocuğu cehenneme müstahak oldukları zaman Allah’a şunu diyecekler “Ya Rabbi ben annemden/babamdan şikâyetçiyim. Sen ona akıl verdin, feraset verdin, şuur verdin, merhamet verdin, onun elinden tuttun öyle bir yere götürdün ki kalbini açtın, ona hidayet nasip ettin, o gönül kapını doldurdu; taksimat yapması lazımdı, istifadesini başkalarına da sunması gerekirdi ama sunmadı, manevi zekâtını ödemedi. Ya Rabbi bana verdiğiniz bir iki dakikalık bir ceza değil, bana ebedi bir cehennem azabı verdiniz, bir iki dakika olsa belki tahammül edebilirdim ama benim ebedi karanlıkta kalmamda kimin ihmali varsa ben ondan şikâyetçiyim.” diyecek.

Ve haklıdır da, hakkıdır da. Zahiri zekâtı zaten vermek gerekir, manevi zekâtın da ödenmesi çok önemlidir. Çünkü altmış yıl sıkıntı çeken bir insan yarın Allah’a karşı şikâyetinden vazgeçebilir, Allah’ın çok daha iyi bir hukuk sistemi vardır, ama bir insana karşı kendi vazifemizi yapmamak, manevi zekâtımızı ödemeyip çalışmamak, hak yola sevk etmemek o insan, kendi çocuğu dahi olsa, ebedi cehenneme müstahak olduğu vakit şikâyetinden vazgeçmesi çok zordur. O yüzden hizmet bu kadar önemlidir. Allah insanı ancak bu vazifeyle muhafaza eder, sıkıntılardan, şeytan ve nefsin tuzaklarından korur çünkü insanın yaşamı ancak hizmet ettiğinde kıymet kazanır.

Seyda Fadlullah Hazretleri iki adım yürüdüğünde nefes alamazdı. O kadar hasta olmasına rağmen kim onu davet etse gitmeye gayret ederdi. Siz o davetlere yemeğe içmeğe mi gittiğini sanıyorsunuz? Bir merdiven çıkmak için üç dört kez durup nefes almaya çalışırdı, ha öldü ha ölecekti, kimsenin uyarılarını dinlemiyordu, davetinize icabet ederken maksadı neydi? Acaba güzel yemekler mi yoksa gönlünüzün muhabbeti olur da bu işe omuz verirsiniz mi? Yoksa Seyda evime teşrif etti, ben de yemek verdim diye sevinmeyin. Eğer sadece bunu anlıyorsanız bu büyük bir cehalettir. Şunu unutmayın size verilen bu nimet gelecekteki yapacağınız hizmetinize binaen verilmiştir, eğer yerine getirilmiyorsa elinizden alınacaktır. Bir peygambere dahi peygamberlik konumu hizmetine binaen verilir, bir peygamber köşesine çekilip evinde otursaydı vallahi biliniz ki peygamberlik vazifesi ondan alınırdı. Dolayısıyla hangi veliye bir vazife, makam verildiyse köşesine çekilip züht ve takva içinde yaşaması için değil hizmetine binaen verilmiştir.

Vefat eden kişinin ardından ne yapılması gerekir?

Bir insan namaz kılıyordur ama namazını abdestiz kılmıştır veyahut diğer taabbüdlerde de ihmal kusur olmuştur, unutmuş olabilir vs bu nedenle vefat eden kişinin ardından ıskat-ı salât yapmak gerekir. Ayrıca şunu bilmek gerekir ki sizin yapığınız hizmetten o da istifade eder. Tasavvufta hatme vardır, biz İmam Gazali, Abdülkadir Geylani, İmam Ebû Hanefi, İmam Rabbani, Seyda-i Tağî’ye inanıyoruz,  hâşâ ve kellâ Onlar yalan mı söylüyorlar? Onlara göre tasavvufta yapılan bir hatmenin sevabı 333 Kuran hatmi sevabına denktir. Hayatınız boyunca o sevabı elde edemezsiniz, hatme yapan insan sevabını vefat etmiş yakınına ulaştırdığında sevabında eksiklik olmaz aksine kardeşini düşündüğü için sevabına sevap katar, eğer imanı varsa Allah kusurlarını affeder, makamı güzel olur.

Cebrî: Cebriye mezhebinden olan. Cebriye mezhebi, cüz’i irâdeyi inkâr eden bâtıl itikad mezheblerinden biridir.

Taabbüd İbadet etmek. Kulluk etmek.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*