share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

İdrak Ve Şükür İle Kul Olmak

0 yorum
İdrak Ve Şükür İle Kul Olmak

Bismillahirrrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbül âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne babası çocuğunu kendi inançlarına göre Mecusi, Hıristiyan ya da Yahudi yaparlar. Yani her doğan çocuk temiz ve berraktır. Çocuk hiç işlenmemiş, çizilmemiş, tertemiz bir kâğıt gibidir. Siz o çocuğa “Allah var, yaratıcı var.” derseniz o bunu sorgulamadan kabul eder. Çocuk temiz berrak su gibidir ama İslamî terbiye verilmezse anne baba bu berrak suyu bulandırırlar.

Eğer insan akıl muktediratını kullanmaz ise sorumlu olur. İnsanı, zamanı her şeyi yaratan Allah’tır fakat bunların kullanım hakkı insana verilmiştir. Siz bu ednayı kaldırırken yaratıcısı Allah’tır fakat kullanım hakkı size verilmiştir. Eğer insan kendisine verilen hayatı ve zamanı iyi noktada kullanırsa cenneti, eğer kötü şekilde kullanırsa cehennemi hak eder. Bizlere verilmesi gereken ceza ve mükâfat zaten verilmiştir. Yaptığınız ibadetler aslında bir teşekkürdür. Neye karşı teşekkür ediyoruz? İbadetler, bize verilmiş nimetlerin karşılığında Allah’a edilen bir teşekkür mahiyetindedir. Gelecekte verilen bir nimetin mukaddimesi dindir. Tegabbudidin; sorgulamadan kabul etmektir.

Allah’ın bizlere verdiği nimetlere şükretmeliyiz. Öncelikle Allah bizi yok değil var kıldı. Var olurken de cansız değil canlı olarak var olduk, Allah dileseydi taş gibi de olabilirdik, hiçbir lezzet alamazdık, hissiyatımız olmazdı. Canlı olarak var olurken herhangi bir hayvan değil, insan olarak var olduk. İnsanlar arasında ise insan-ı mümin, insan-ı mümin içerisinde ümmeti Muhammed (s.a.v) içerisinde bulunduk. Eğer bunların büyük bir nimet olduğunu bilirseniz, böyle bir nimette var olursunuz. Dolayısıyla insan Allah’a yaptığı ibadetlerde bütün bu nimetlere karşı şükrünü gösterir.

Peki, neden şükrümüzü ibadet ile namaz ile gösteriyoruz? Bu da Allah’ın kendi merhametinden kaynaklanır. Allah diyor ki: “Benden alacağınız hiçbir şey kalmasın, ne varsa sizlere verdim ama size verdiğim bu nimetin şükrünü belirlediğim çerçeve içerisinde yaparsanız, hayatınızı belirlediğim çerçeve içerisinde yaşarsanız, namaz ve diğer ibadetler için, salih kullarıma gelecekte hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin gönlünden bile geçiremediği nimetler hazırladım. Hiçbir kıymet bunu karşılayamaz, hiçbir şeyle ölçülemez.

Taabbüdiyet, sorgulamadan kul olmak ve şükretmektir. Aynı zamanda taabbüdiyet bir teşekkürdür. Bunu nasıl yapmak gerekir diye düşünürsek ayet ve hadisler bize yol gösterir. “Kendini bilen Allah’ı bilir.” Kendi karakterini bilen Allah’ın ef’âlini bilir. İnsan yaptığı iyilik karşılığında nasıl karşı taraftan teşekkür beklerse Allah da kullarından bunu bekler. Şükürsüz sadakatin cezası ne ise Allah nezdinde de odur. İnsan karakteri Allah’ın karakterinin noksan bir ef’âlidir. Külli yaratıcı odur. Eğer insanda ilim varsa Allah da çok daha fazlası vardır. Eğer insanın görme yetisi varsa Allah da çok daha fazla vardır. Merhamet varsa Allah da çok daha fazlası vardır. Dolayısıyla hadiste kendini bilen Allah’ı bilir derken Allah’ın karakterden ef’âlini bilir. Dolayısıyla bu manada nankörlüğün cezası büyüktür. Bunca nimetlere karşı insanın başını secdeye koymaması nankörlüktür, vefasızlıktır. Sadık ve muhip olan kişi çok şanslıdır. Allah’a karşı sadakatini bildirir ve muhabbet besler.

Yaratıcı, tasavvur edilenden çok daha büyüktür. İnsanın kendisi de büyüktür. İnsan sadece zahirden ibaret değildir. İnsanın içinde ruh vardır, bu çok büyüktür. Ruh bedenden sıyrılırsa, geçmiş gelecek her yeri izafe edebilecek bir kıvamı vardır. Ruh çok gariptir, dünyalara sığmaz. Dünya bizim için yetersizdir çünkü ruhun beslediği şeyler büyük şeylerdir. Ruh sınırsızdır, istek arzuları da sınırsızdır. Onun için bu dünya insana sınırlı gelir ve insan sınırlı bir yerde sınırsızlığı arar. Yüce kitap derki; aslında her güzelin arkasında, başka bir güzel vardır, ama farkında olmayız. Çünkü sınırlarımız, duygularımız, sınırsız olduğu için sınırsız olan bir zatı sürekli arıyoruz ama varlık olarak insan et ve kemikten ibarettir. Ruh büyük bir varlıktır ama hakkı ödenmez ise, kıvamına gelmez ise, olgunlaşmaz ise ne manası kalır.

Mesela karakteri olgunlaşmamış, katil, zalim, cani; kalbinde hırs, kıskançlık, haset olan insanın cennete girmesi aklen mümkün müdür? Eğer o insan aynı o hal ile cennete girse cenneti berbat eder. Cennete “İnsani” dediğimiz konuma gelmiş insanlar girecektir. Allah’ın nezdinde de makbul olan onlardır. Onun için bizler dünyayı bir mektep olarak görmeliyiz. Alabildiğimizi alacağız, yapabildiğimizi yapacağız yoksa süre çoktan başladı, tükenmekte.

Bir insana bir şey söylediğiniz zaman fayda sağlamalısınız. Herkesin nabız ve durumu farklıdır. Bunun için bazı insanlara karşı farklı bir yol izlemek gerekir. Hz. Resulullah (s.a.v)   tebliğ vazifesinde usul tavsiye ederken “Nezaketli ol!” der, güzel bir şekilde insanlara yaklaşmayı tavsiye eder. Sizlerin de her zaman buna riayet etmesi gerekir.

Dinde zorlama yoktur ama bilhassa çocuk yetiştirirken, çocuk buluğ çağına gelinceye kadar ciddiyetle bu işin üzerinde durulması gerekir. Buluğ çağından sonra ihmal var ise, anne baba tarafından çocuğa İslamî terbiye verilmemişse, onun bütün günahları anne babaya yazılır. Eğer ihmal yok ise onun bütün sevapları anne babaya yazılır. Buluğ çağına erdikten sonra her insana güzeli emrettiğimiz gibi en yakınıza da onu emredersiniz. Onun dışında fazla ileriye gidemezsiniz.

Ve sallallahi aleyhi vesellem.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*