share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Vuslat

0 yorum
Vuslat

Mevlana Celaleddin Hazretleri, vefatına yakın rahatsızlanır. Kendisine geçmiş olsun, diyen yakın dostu Sadreddin Konevî Hazretlerine şöyle söyler:

“Bundan böyle şifa sizin olsun. Sevenle sevgili arasında zardan bir gömlek kaldı. Nurun nura kavuşmasını istemez misiniz? Ben, benden soyundum; O, hayalden soyundu. Şimdi vuslat sahasının son sınırında salınmadayım.”

Bu hadiseden kısa bir müddet sonra Mevlânâ Celaleddin Hazretleri, son kalan zardan gömlek yani ten kafesinden de soyulur; vuslata erer, şeb-i arusu yaşar.

Hakikî sevgili olan Allahu Teâlâ ile insan arasında kaç gömlek, kaç perde vardır ki insan vuslatın sahasına dahi adım atamamaktadır.

Vuslat sahasının efendisi Resûl-i Ekrem[s.a.v.] ile Hz. Aişe[r.a.] arasında geçen su sözler insan için çok manidardır esasen:

– “Ya Resulâllah! Senin geçmiş ve gelecek bütün hataların bağışlandığı halde niye böyle kendini yoruyorsun?
– Ya Aişe! Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?

Kulluğun, güzel ahlakın en güzel örneği odur[s.a.v.]. Bir hadis-i şerife ümmetine asırlar öncesinde “İki ahlâk vardır ki, Allah onları sever. İki huy da vardır ki Allah onlardan nefret eder. Allah’ın sevdiği iki ahlâka gelince, birincisi güzel ahlâk, ikincisi cömertliktir. Allah’ın buğzettiği iki ahlâk ise, birisi kötü ahlâk, ikincisi cimriliktir.” buyurarak insanın hakikî sevgilinin aşkını nasıl elde edebileceğini gösterir.

İnsanın sevgisi kalbinin meyletmesidir. Cenâb-ı Hakk’ın sevmesi ise yarattığının fiillerinden
ve sözlerinden razı olmasıdır. Hakiki âşığın, maşukunun hoşnutluğunu kazanma yolunda karşılık beklemeksizin ve istemeksizin her şeyini vermesi gerekir. Bazı arifler bu anlamı “isar” kelimesiyle ifade ederek “Sevgi; dost yolunda bütün servetini ve varlığını, canını dahi feda etmektir.” demişlerdir.

Vuslata ermiş olan Seyda Fadlullah Hazretleri, sahabe ile Resûl-i Ekrem[s.a.v.] arasında geçen şu hadiseyi naklederek insanın takip etmesi gereken yolu ne kadar güzel anlatmıştır:

“Peki ya Resulâllah! Biz ne yapalım, nasıl yapalım o zaman?” Resûlullah[s.a.v.] şöyle buyurdu: “Benim gibi yapın.” Hz. Cabir[r.a.] “Ya Resulâllah! Sen Allah’ın resulüsün, biz nasıl senin gibi olalım?” dedi. Resûlullah[s.a.v.] “Ya Cabir! Kolay ve kısa bir yol vardır. Onu uygularsan bize ulaşırsın. Kendin için istediğini Müslüman kardeşin için de istersen o zaman senin amelini Rabbül Âlemin kabul edecektir.” buyurdu.

İnsanın tövbe ile elinden tutarak vuslat sahasına götüren, oradan sağlam adımlarla ilerlemesini sağlayan, son sınırda aradan sıyrılarak seven ile sevileni kavuşturan Sâdât-ı Kiram’ın yolunu  anlatan yeni sayımızla karşınızdayız. Gayret bizden takdir Hüdâ’dan…

Nurşin (Esintileri) Dergisi- Sayı 1 Aralık 2015

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*