Avarif-ül Me'arif 5. Kısım

58. BÖLÜM
HAL, SABİT VE KALICI DEĞİLDİR
Bir şey önce “hal” olarak başlar, bilahere makam haline gelir.
“Muhasebe hali”nefsin vatanı, yerleşme yeri ve makamı haline gelir. Bunun devamlı hale gelmesi ve muhasebenin kulda yerleşik duruma yükselmesi halinde, muhasebe halinden, muhasebe makamına yükselmiş olur.
Bütün hallerin en yücesi, Hakka’l yakin halidir. Mevhibe-i İlahidir.
Makamlar kesbi, haller vehbidir.
Haller, Cenab-ı Hakk’ın gönülde uyandırdığı şeyler, makamlar ise bunların yollarıdır.
Haller devamlı olmaz ve peşpeşe gelmezse hal değil, tevih ve besadih adını alır. Bu hallerin başlangıcıdır. Devam ederse hal olur.
Kul, makamlara yükselmeye, hallerin artması ve fazlalaşması ile devam eder.
Kul, gerçek tevbeye erişinceye kadar, hal olan tevbe ile tekrar tevbe etmeye devam eder.
Tevbenin başında meydana gelen zecr ve meş hali üç şekilde tezahür eder:
1- İlim yoluyla mez
2- Akıl yoluyla mez
3- İman yoluyla mez
Rıza hali de kul, rıza makamında mutmain oluncaya kadar gidip gelmesine devam eder.

Tevbe, bütün mekanların aslı ve özü bütün hallerin anahtarıdır. Makamların ilkidir.
Kulda zecr ve mez’in hal olarak bakınması tevbenin anahtarı ve başlangıcıdır. Mezi ve Zecirden sonra”intibah” hali hissedilir.
İntibah kişiye hayra götüren hallerin başında gelir.
Yakaza; Hakk’tan korkan kimselerin kalbine Allah (cc) tarafından ihsan edilen ve onları tevbe etmeye yönlendiren ilahi bir ikazdır.
Gerçek bir muhasebe ancak sahih ve sağlam bir tevbeden sonra olur.
Murakabe menfi hatıraları keser.
İnabe tevbenin ikinci derecesidir. İnabe, Allah’ (cc) tan yine Allah’ (cc) a dönüştür.
Tevbe, mücahedeyle, mücahede ise sabırla olur. Sehl b. Abdullah: “Nimetlere sabır, bela ve musibetler sabırdan daha zordur.”
Sabrın hakikatı, nefsin itminana ermesinden, onun itminana ermesi, keskiye edilmesinden nefsin tezkiyesi de ancak tevbe ile olur.
Ömer b. Abdulaziz”Kaza ve kaderin şahsıma takdir ettiği şeyler dışında asla sevincim olmadı.”
Havf tevbeye yönelişten hasıl olur.
Tevbede istikamet havf ve recanın mutedil olmasına vesiledir.
Tevbe makamı bütün makamları toplar.
Hz. Ali(ra): ” Zühd, mümin olsun kafir olsun dünyayı yiyen kimseye aldırmamandır.”
Fakirde zaruri bir katlanma, zahidde ve iradi bir katlanma ve terkediş vardır.
Sehl b. Abdullah: “Gerçek ubudiyyet, şahsi tedbir ve ihtiyar terk edildiğinde elde edilir.”
Yaptığını Hakk’la yapan, düşündüğünü Hakk’la düşünen ve O’nun emirlerine yasaklarına aykırı, ufacık bir şeye yönelmeyen kimsenin durumu “beka” makamındır.

Tevbe: Tevbede tevbe etmektir.
Şahsi düşünceler ve duyguların varlığı silkinmesi gereken günahtır.
Gönlüne doğan kötülükten zevk almayı hor ve hakir görmekten bir an bile gafil olan kişinin selamette olmayacağından ve bu zevkin kalbe işlemesinden korkulur.
Heva ve hevese duyulan sevk, Cenab-ı Hakk’a karşı hissedilen sevginin yokluğundan veya azlığındandır.

Vera: Dinin aslı veradır(Hadisi Şerif)
Hz. Ömer:” Takva ve vera’i elinde bulunduran, dünyalığı elinde bulunduranlara karşı boyun eğmesi layık değildir.”
Vera zühdün başlangıcıdır.
Vera şüpheli şeylerden çekinmedir.
Allah’ (cc) tan bir an olsun gafil olmamadır.
el-Havvas:”Vera, korkunun, korku marifetin, marifette Allah’ (cc) a yakın olmanın delilidir,”

Zühd: Cüneyd:” Zühd, elde olmayanın gönülde de olmamasıdır.”
Zühd, elde olandan el etek çekme, elde olanı da dağıtmaktır.”
Zühd, nefsin hazlarını terk etmektir.
Şibli:”Zühd, gaflettir, dünya değersiz bir metadır, değersiz bir şeye karşı zahid olma ise gaflettir.
Zühd içinde zühd, zühd sırasıyla şahsi irade ve ihtiyarından çıkmaktır.
Hakiki zahid, dünyayı alırsa, yine Allah’ (cc) la ve O’nun müsadesi ile alır.

Sabır: Sabır, sabırda sabretmektir.
Sabır nefsi olgunlaştırır.
Ancak sabredenlere, mükafatlar hesapsız olarak ödenecektir.
Şibli:”Sabrın en güç olanı Allah’ (cc) ta(Sabr- fillah) sabreder. Bir defa sabreder. Sabır Allah’ (cc) ta(Billah) ve Allah (cc) için (lillah) sabreden ve asla sabırsızlık göstermeyen kişidir. Fakat az da olsa şikayet onda vuku bulur.
Sabbar(Sabur)’un sabrı, yalnız Allah’ (cc) ta Allah (cc) için ve yalnız Allah’ (cc) la olan kişidir.
Sabırda izzet ve güzellik vardır.

Fakr: Fakr, sana ait hiçbir şeyin bulunmamasıdır.
Kettani”Allan’ (cc) a fakr gerçekleşince Allah (cc) ile gına hali gerçekleşmiş olur.”
Fakr, ihtiyaçların kalpte belirmesi ve Allah’ (cc) ın dışında ki şeylere karşı muhtaçlığın yok olmasıdır.
Fakr, Allah’ (cc) dan başka hiçbir sebebe istinad etmemektir.
Fakr, tevhid menzillerinin ilkidir.

Şükür: Şükür, Mü’mini görerek nimetin farkına varmamaktır.
Şükür de Allah’ın bir nimetidir. Ona da ayrıca şükür gerekir.
Şükür, Allah’ (cc) ın verdiği nimetlerle O’na isyan etmemektir.
Şükrün hakikatı: Kulun, dinine zarar verenler dışında kendisi hakkında takdir edilen her şeyi, nimet olarak bilmesidir.

Havf: Hikmetin başı Allah (cc) korkusudur.
Gerçek havf sahibi azaba sebep olan korktuğu şeyleri terketmektir.
Zunnur el-Mısri”Allah’ (cc) ı gerçek manada seven kişi, havf kalbini sulamadıkça muhabbet kadehinden içemez.”

Reca: Hardal tanesi ağırlığında imana sahip olanın kurtulacağı müjdesi verilmiştir.
Recanın alameti, güzelce itaat ve ibadet etmektir.
Reca, helal tecellileri cemal gözü ile görmektir.
Havf ve reva bir kuşun iki kanadı gibidir.
Reca, Cenab-ı Hakk’ın keremini görerek rahata ermektir.

Tevekkül: Her işini Allah’ (cc) a havale etmek.
Tevekkülün yalnızca görünen bir tarafı vardır.
Tevekkül imanın neticesidir.

Zünnun: “Tevekkül nefsin tedbiri terk etmesi ve Cenab-ı Hakk’a karşı her türlü güç ve kuvvetten soyutlanmasıdır.
Tevekkül Allah’ (cc) a sımsıkı sarılmaktır.
Tevekkül Allah’ (cc) ı bilme nisbetinde olur.
Masivadan bir şeyler umarak bakmak cehalet ve marifet kıtlığından kaynaklanır.

Rıza: Rıza, takdir edilenleri kalbin sükunetle karşılanmasıdır.
Musibet ve belalara, nimet ve lütuflara sevinildiği gibi sevinmektir.
Rıza, kalplere vasıl olan ilmin sağlam ve sahih olmasıdır.
Rıza kalbin inşirahından, kalbin inşirahı da yakin nurundan meydana gelir.
Seven, sevgiliden gelen her şeyi kendisinin muradı ve tercihi olarak görür.

61.BÖLÜM
HALLERLE İLGİLİ BAZI AÇIKLAMALAR

Muhabbet: Allah ve Resulullah sevgisini herşeyden üstün tutulan hakkın ve imanın zevkine varmış demektir.
Allah ve Resulü iman hükmü ile sevilirken, çoluk çocuk da fıtratın hükmü ile sevilebilir.
Ruhun muhabbeti, kalbin muhabbeti, nefsin muhabbeti, aklın muhabbeti gibi muhabbetin değişik saikleri vardır.
Genel anlamda sevgi emirleri yerine getirmek olarak özel anlamda: Ruhun Cenab- Hakk’ı yakinen bilmesinden doğan zat sevgisidir.
Gerçek manada sevenler, sevdiğine ve sevdiğinin de sevdiğine ulaşmak gönülle olur.
El- Ruzbari:” Bütün varlığından sıyrılmadıkça sevginin sınırına yaklaşamazsın.”
Cüneyd:”Muhabbet, muhibbin, kendi sıfatları yerine mahbub olan Allah’ (cc) ın sıfatlarına bürünmektir.

Şevk: Seven kişide meydana gelen şevk, şahsi gayreti ile değildir.
Tevbe istikrara kavuşunca zühd, muhabbet istikrara kavuşunca şevk meydana gelir.
Şevk muhabbetin meyvesidir.
Muhitlerin dünyada bekledikleri şevk, ölümden sonrası için, bekledikleri şevkten farklıdır.
Nice sadık muhibler yaşamaktan zevk alırlar.
Mücahededen hasıl olan şevk bu’d ve gaybubet halinde hasıl olan şevkten daha şiddetlidir.

Üns: Cüneyd:”Üns, heybetin varlığı ile beraber yüksek haya duygusunun birlikte bulunmasıdır.”
Zünnun “Üns, sevginin sevgilisine karşı iç huzuru duymasıdır.”
El-Vasit:”Kainattan kalben ve manen bütünüyle uzaklaşmayan kimse ünsibillah haline eremez.”
Allah’ (cc) a olan tazım ve heybetin artması ünsün de artması demektir.
Ünsün hakikatı”Cenab-ı Hakk’ın azametini öğrenmenin ağırlığı ile beşeri varlığın bir kenara sürülüp atılması, fetih meydanlarında ruhun serbestçe yayılmasıdır.
Zati üns feradan sonra gelir, zat tecellilerinin mütaalasından sonra hasıl olan beka ve temkin makamın da meydana gelir.
Nefsi mutmainnenin hudu ünsten, huşu de heybettendir.

Kurb: Kulun Rabbisine en yakın hali secde anıdır.
Nefsin ibadet ve taatla ifa etmesi ile ruhun kurbiyetle olan nasibi gittikçe artar.
Cüneyd:”Cenab-ı Hakk, kulların kalbini kendisine ne kadar yakın görürse, o nisbette onların kalbine yaklaşır.”

Sehl:” Kurbiyet makamlarının en aşağı derecesi hayadır.”

Haya: Haya sahibi, organlarına ve düşüncelerine hakım olmalıdır. Hz. Osman(ra):”Evde karanlıkta guslederken bile Allah’ (cc) tan utancımdan büzülür de öyle yıkanırım.”
Haya, Cenab-ı Hakk’ın celal tecellilerinin azameti karşısında ruhun teslimiyeti ve başını önüne eğmesidir.

Vuslak(İttisal) Nuri:”İttisal, kalplerin mükaşefe, sırların müşahede makamına ermesidir.”
Vuslak, kulun, Halık’ından başkasını görmemesi ve içinde yaratıcıdan başkasına ait bir duygu bulunmamasıdır.
Vasıl, Allah’ın vuslata erdirdiği kişidir.
Muttasıl ise, kendi şahsi gayret ve çalışması ile vuslata eren kişidir.
Vasıl olan, Allah’ (cc) dan alıkoyacak hiçbir şey yoktur.

Zunnur:”Dönen, gittiği yönden dönmedikçe Hakk’a rücü etmiş sayılmaz. Her şeyden kesilip O’ (cc) na yönelmeyen vuslata eremez.
Vuslak yolunun basamakları ebedi ahiret hayatında bile asla katedilemez.

Kabz Ve Bast: Şeyhler, kabz ve bastın alametlerine işaret etmişlerdir.
Kabz ve bastın kendilerine ait muayyen mevsimi vardır. Bunların vakti, havvasa ait muhabbet makamında bulunan kimselerde. kabz ve bast hali görülmez. Bu durumda birinin ancak havf ve recası vardır. Bazen kabz ve bast haline benzer duygular hisseder ve buna da gerçek kabz ve bast zanneder. Halbuki öyle değildir, kendisine arz olan bir sıkıntı halidir, ancak o kabz zanneder. Veya nefsani bir rahatlama ve tabii bir neş’edir. Fakat o bunu bast zanneder.
Kişide nefs-i emmareye aid sıfatlar bulunduğu sürece bu tür rahatlık ve ferahlık ortaya çıkar.
el-Vasıt:”Cenab-ı Hakk, sana ait olan şeylerden dolayı seni kabzeder. Kendisine ait şeylerden de seni bast eder.”
Kabz ve bast nefs-i levvameden kaynaklanır.
Fena ve beka makamına erdiği zaman kabz ve bast yoktur.
Kabz, bazen bast konusunda aşırı gitmenin neticesinde vaki olabilir.
Avama ait muhabbetin ilk devresinde bulunan kimse, kabz ile himmi bast ile de neşatı karıştırır.
Bazen, kabz ve basta benzer haller meydana gelebilir; amma bu nefsin tabii sıfatlarından değil, mutmainne halinden doğar.

Fena ve Beka: Fena; bütün hallerden sıyrılmak, hiçbir şeye karşı haz duymamaktır.
Beka; kulun kendisine ait olan şeylerde fani ve Allah (cc) için olan şeylerle baki olmasıdır.
Cüneyd:”Fena, beşeri ve nefsani vasıfların bütünüyle susturulması, tüm varlığın Cenab-ı Hakk’la meşgul olmasıdır.”
Fena, Allah’ (cc) ın emirlerinin kul üzerinde tam bir hakimiyet kurmasıdır.
Fena, bazen Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarını, bazen de zat tecellilerini azametini müşahade etmekle meydana gelir.
Beka makamına erişen kişiye, Hakk, halktan, halk da Hakk’tan engelleyemez. Fena halinde bulunan kimse ise Hakk ile halktan perdelenmiştir.

62. BÖLÜM
HALLERE DAİR BAZI TASAVVUFİ ISTILAHLAR

Cem’ ve Fark’Tefrika
Cem’ asıl, fark ise Fer’idir.

Cem’: Sahabinin Allah’ (cc) tan başka hiçbir şeyi müşahade edemediği vuslattır.
Tefrika ise dilediğini açık seçik görmektir.
Cüneyd:”Kurbiyetin vecd ile bulunması cem’, kulun beşeri özellikleri ile kaybolması da tefrikadır.
Cem’ ile tevhidin her türlü beşeri sıfatlardan tecridine, fark ile de şahsi gayretle elde edilene işaret edilmiştir.
Kul amellerine kesb nazarıyla bakacak ve nefsine bir şeyler izafe edecek olursa tefrikada, herşeyi Hakk’a izafe edecek olursa cem’dir.
Tefrika ubudiyyet, cem’ ise tevhiddir.
Cem’ fena ile tahakkuk ederse “Cem’ul cem” adını alır.
Hakk’ın fiillerini görmek tefrika, sıfatlarını görmek cem’ zatını görmek de cem’ul cemdir.

Tecelli ve İstikrar: İstikrar, kalbe ait sıfatların güçlü olması ve kemali sebebiyle nefsani sıfatların ortadan kalkmasıdır.
Tecelli ise, Cenab-ı Hakk’ın bazen fiilleri, bazen sıfatları, bazen de zati ile olur.
Tecelli, beşeri perdelerin kaldırılması, Cenab-ı Hakk’ın zat tecellilerinde, kula göre bir televvun ve değişikliğin olmamasıdır.
İstikrar ise, beşeri kişiliğinin seninle gaybı müşahade arasında bir engel olmasıdır. Denilmiştir.
Tecrid ve Tefrid: Tecrid: yaptığı şeylerde kulun bütün gaye ve garazlardan sıyrılması
Telfid ise; kulun kendisine gelen şeylerde nefsini görmemesi, Allah’ (cc) tan bilmesi
Vecd, Tevaccud, Vucud:
Vecd: Allah’ (cc) tan kulun batınına gelen ve ona ferah veya hüzün kazandıran bir haldir.
Tevaccud: Zikir veya fikirle vecdi elde etmeğe çalışmaktır.
Vücud: Vecdin vicdan boşluğuna ulaşarak ferahlığının genişlenmesi ve yayılmasıdır.
Galebe: Vecdin birbiri andından sürekli gelmesidir
Muvamere: Sekr, hal saltanatını kulu istila etmesi sahu ise, kulun yeniden sözleri ve işlerini düzene koymaya yönelmesidir.
Kimin üzerinde halin cereyanından bir eser varsa, onda sekr den bir eser var demektir. Bütün duygular yerli yerine dönünce de sahu hali meydana gelir.

Mahu ve Isbat:
Mahu: Nefse ve nefsin kaynağına fena nazar ile bakarak amellerin kalıp ve şekillerini imha etmek.
Isbat; Hakk’ın o kimse için bahşettiği vücud ile amellerin resimlerini isbat etmek.
İlmel Yakin: Nazar ve delel tariki ile

Aynel yakin: Keşf ve ilham yoluyla
Hakkel yakin: Beşeri vasıflardan sıyrılmanın gerçekleşmesi ve vuslat isteyen kimsenin bu dereceye erişmesi ile elde edilir.
İlmel yakin tefrika hali, ayne’l yakin yolun cem’ hali, hakka’l yakin de cem’ul cem halidir.
Vakt:
Vat, kula hakim olan şeydir.
Vakitle, kulun irade ve gayreti dışında üzerine hücum eden haller kastedilir.

Gaybet-Şühud:
Şühud: Bir an murakebe, bir an da müşahade vasfı ile birlikte olmaktır.
Murakebe ve müşahede halini kaybedip huzur dairesinden çıkınca gaybet halindedir. Kulun Hakk’la eşyadan kaybolması kasdedilir.

Zevk-Şürb-Reyy:
Zevk iman, şurb ilim, reyy de haldir. Zevk bevadih erbabı, şurb, tevali, levaih ve levami erbabı, reyy de hal erbabı içindir.
Muhadara: Telvin erbabı

Muşahade: Temkin erbabı

Mükaşefe: Kul telvin ve temkin arasında istikrar kazanıncaya kadar her ikisinin arasında bulunan kimseler içindir.

Tevarik-Bevadih-Levami: Bütün bunlarla ifade edilmek istenen şey, halin başlangıcı ile ilk ondaki görüntülerdir.

Temkin ve Telvin:
Telvin, erbab-ı kulub içindir. Kalpler değişik sıfatlara yönelir. Kalp erbabına bu sıfatların sayısınca telvinler zahirdir.
Temkin erbabı ise; hallerin olumsuz etkilerden kurtularak kalp perdelerini yırtmış ve ruhları Cenab-ı Hakk’ın tecellilerinde bir değişme söz konusu olmadığı için, telvin ortadan kalkmıştır.
Telvin sahibinde, nefsin sıfatları ortaya çıktığı zaman onda bazı şeyler eksilebilir.
Nefes:
Müntehi, hal kendisinde sağlamca yerleştiği için nefes sahibidir. Huzur ve gaybet halleri gelip geçici değildir. Vecd halleri nefesleri ile birlikte istikrar kazanmıştır.

63. BÖLÜM
BİDAYET VE NİHAYETLE İLGİLİ AÇIKLAMA
Niyet amellerin başlangıcıdır. Başlangıçta bir mürid için en önemli şey onun sufiyyi yoluna girip, onlar gibi giyinmesi, Allah (cc) için onların meclisinde bulunmuştur.
Mürid, sufiler yoluna Allah (cc) için girmelidir.
Bidayeti sağlam olan kimsenin nihayeti de kamil ve tam olur. Seyr-u süluk sırasında manevi terakkiyi engelleyen alaka ve maniler, başlangıcın bozuk olmasındandır.
Mübtedi müridin ilk yapacağı kötü davranışlarından uzaklaşmasıdır.
Mürid sıdk ve ihlasa sarılırsa marifet sahibi kişiler seviyesine erer.
Sülukun başındaki müridlere arız olan afetlerin hepsi nazarlarının mahlukata yönelik olmasındandır.
Doğruluk iyiliğe götürür.
Mürid için en faydalı şey nefsini tanımasıdır. Yemesi, içmesi ve giyinmesi(herşeyi) Allah (cc) için olmalıdır.
Bidayetinde, dost, tanıdık ve arkadaşlarından ayrılmak suretiyle işini sağlam yapmayan ve yalnızlığa sımsıkı sarılmayan kişinin bidayeti istikrarlı olmaz.
Sadakatın azlığı, ihtilat ve başkaları ile haşır neşir olmanın çokluğundandır.
Çoğu zaman sırf insanlara bakması bile ona zarar verebilir.
Zaruret sınırını aşan kimsenin kalbinin yönelişleri birbirine çağrışım yapar ve kalp tek tek çözülerek dağılmağa başlar.
Mübtedini, dünyaya değer veren kimselerin hiçbirini tanımaması gerekir.
Mürid cuma gününe özel bir önem verir.
Mübtedinin dünyaya değer veren kimselerin hiçbirini tanımaması gerekir.
Mürid cuma gününe özel bir önem verir.
Mübtedinin Kur’an tilaveti ve hıfzından nasibi olmalıdır.
Kalp ile dilin birlikte bulunmadığı, buna bütün gücüyle önem vermediği tilavet, namaz ve zikir gibi her amel eksiktir.
Kul, Allah’ (cc) a muhtaç olma ve O’ (cc) na sığınma miktarınca belaları tanır.
Cüneyd:”Sadık, bin sene Allah’ (cc) a yönelse de, bir an O’ndan yön çevirse kaybettiği kazandığından çok olurdu.”
Mübtedi: Sadık, müntehi sıddıktır.
Müntehilerin heva ve hevesleri ölmüş, ruhları heva nefislerinden kurtulmuştur.
Müntehiler kendilerine nimetler çoğaldıkça ubudiyetlerini çoğaltan kimselerdir. Dünyalıkları çoğaldıkça kurbiyetleri artar. Mevki ve makamları yükseldikçe, tevazu ve alçak gönüllülükleri artar.
Müntehi, avamdan bir mü’min gibi namaz, oruç ve her türlü hayırla, hatta yoldan insanlara eziyet veren bir şeyin kaldırılmasıyla Allah’ (cc) a yaklaşır.
Müridde nihai makamlar istikrar bulunca o, ahz ve terk ile mukayyed değildir. Çünkü o, her iki halde de sağlam bir ihtiyar ve tercih gücüne sahiptir.
İstikamet ve istikrar kazanan herkes Resulullah(SAV)’ın haline benzer
Resulullah'(SAV) ın sözleri ruhsat erbabı, fiilleri ise azimrbabı içindir.
Cüneyd:”Nihayet, tekrar başlangıca dönmektir.”

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.