Makâmât-ı Mazhariyye 2. Bölüm

ALTINCI BÖLÜM

Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin hazreti Hâce MuhammedEfdâlden “rahmetullahi aleyh” istifâdesi: Buyurdular ki: Hazreti fiâh Gülşene “rahmetullahi aleyh” kendisine talebe olmak istediğimi arz etdim. Siz zemânın şeyhi olacaksınız.Fakîr, o kadar, tarîkat âdâbına dikkatli değilim. Ba’zan simâ’ dinlemekdeyim. Ba’zan cemâ’atsiz nemâz kılmakdayım. Siz başka bir yere gidiniz, buyurdu. Sonra hazreti Hüccetullah Nakşibend “rahmetullahi aleyhimâ” torunu ve halîfesi olan hazreti Muhammed Zübeyre gitdim. Fakîre çok iltifât etdi. Oğluna dedi ki: Zâhir âdâbıyla ve bâtın nûrlarıyla süslü olan böyle azîzlerle görüşmek lâzım. Fakîr, ayaklarını öpdüm. Buyurdular ki: Siz bizdensiniz. Bu yolda sohbet şartdır. Sizin kaldığınız yer uzak.Her gün gelemezsiniz. Hazretden size ulaşan nisbet asldır. Onu iyi muhâfaza ediniz. O size yeter. Ondan sonra Hâce Muhammed Efdâlden teveccüh istedim. Buyurdu ki: Siz basîretle sülûk yapmışsınız. Makâmlarıkeşf etmişsiniz. Makâmların keşfi ve ilmi bizde o kadar yok. Onun için bizden fazla istifâdeniz olmaz. Buyurdular ki: Gerçi o hazretden görünüşde istifâde olmadı. Lâkinhadîsi şerîf dersi vesîlesiyle bâtını şerîflerinden feyzler akıyordu. Arz sırasında nisbet kuvvetleniyordu. Hadîsi şerîf okurken Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” nisbetine dalmak ele geçiyordu. Nûrlar ve bereketler çok görülüyordu. Bu esnâda Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” teveccüh iltifâtına şâhid olunuyordu. Nübüvvet kemâlâtına nisbetigâyet geniş ve nûrların çokluğu gâyet âşikâr oluyordu. (Âlimler peygamberlerin vârisleridir) hadîsi şerîfinin ma’nâsı âşikâr oluyordu. HâceMuhammed Efdâl “rahmetullahi aleyh” fieyhül hadîs idi. Fakîrin sohbetpîri idi. Yirmi yıl ondan zâhirî ve bâtınî fâideler elde etdim. Kutbu irşâd olanMuhammed Zübeyrin vefâtından sonra hazreti Hâcı Sâhibin halîfesiolan fieyh Muhammed A’zam şöyle dedi: Kutbluk mertebesi bana intikâl etdi. Hazreti Muhammed Zübeyrin sînesinde akan irşâd nehri benim bâtınımda akmakdadır. Bunun üzerine Hâce Muhammed Efdâl dedi ki:Onun yüzüne bak, o mertebeyi Mirzâ Cânı Cânâna verdiler. Bu zemânda tarîkat medârı onun zâtıdır. Tâliblerin ona mürâce’atının çokluğu busözümüzün delîlidir. Görmüyor musun, onun talebeleri yüksek makâmlara ulaşmışlardır. Onun feyz vermesi hergün artmakdadır. Buyurdular ki: Bir gün bir şahs Hâce Muhammed Efdâlin “rahmetullahi aleyh” huzûrunda şunları anlatdı: Rü’yâda ateş dolu bir sahrâgördüm. Hindlilerin ilâhımız dedikleri (kerşen) ateşin içinde, (ram çender)ise ateşin kenârında idi. Bir şahs bu rü’yâyı şöyle ta’bîr etdi. Kerşen ve ramçender kâfirlerin ileri gelenlerindendir. Cehennem ateşinde azâb görmekdedirler. Fakîr (Mazheri Cânı Cânân) dedim ki: Bu rü’yânın başkabir ta’bîri de vardır. Dîni islâma göre, küfrü sâbit olmadan, geçmişde yaşamış belli bir kimsenin küfrüne hükm etmek câiz değildir. Bu ikisinin durumları hakkında kitâb ve sünnetde bir şey bildirilmemişdir. Fâtır sûresiyirmidördüncü âyeti kerîmesinde meâlen: (… Hiçbir ümmet yokdur ki,içlerinde Cehennem ile korkutucu bir peygamber geçmiş olmasın) buyurulan âyeti kerîmeye göre, bu topluluğa da müjdeleyici ve korkutucugelmişdir. Bu durumda bunların velî veyâ nebî olması muhtemeldir. Cinnîlerin yaratılışının başlangıcında ortaya çıkan ram çederin o vakt ömrüuzun ve kuvveti çok idi. Zemânındaki insanları bir çeşid sülûk ile terbiyeediyordu. Kerşen bunların büyüklerinin sonuncusudur. O zemân öncekine göre ömrü kısa ve kuvveti za’îfdi. Zemânındaki insanları bir çeşidcezbe ile irşâd ederdi. Ondan nakl edilen gınâ ve simâ’ cezbeye göre zevkve şevkin olduğuna delîldir. Sonra aşk ve muhabbete göre harâretler ateşsahrâsı sûretinde göründü. Muhabbet keyfiyyetlerine dalmış olan kerşenateşin içinde göründü. Sülûk yolunu tutan ram çender o ateşin kenârında göründü. Doğrusunu Allahü teâlâ bilir. Hazreti Hâcı Sâhib “rahmetullahi aleyh” bu ta’bîri beğendiler ve çok hoşlarına gitdi. Bu kitâbın muellîfi fakîr (Abdüllahi Dehlevî hazretleri) dedi ki, hazi Hâcı Sâhibin “rahmetullahi aleyh” halîfelerinden Ebû Sâlih Hân,Müntehrâ denilen yere gitmişdi. Yedi rupyelik bir ihtiyâcı olmuşdu. Bir gece teheccüd nemâzı kılıyordu. Hindlilerin bahs etdikleri kerşen sûretinde bir şahs görünüp selâm verdi ve ihtiyâcı olan meblâgı ortaya koydu.O, nemâzı bitirinceye kadar bekle dedi. Nemâz bitdikden sonra ona ismin ne diye sordu. O, adım kerşen, bizim memleketimize gelmişsin. Buyedi rupye sana ikrâmımız olsun dedi. Ebû Sâlih Hân: Ben Muhammedîyim, Muhammed Mustafâ “sallallahü aleyhi ve sellem” bizim peygamberimizdir. ihtiyâçlarımızın giderilmesinde vâsıta olarak o bize yeter. Biz yabancı birisinin hediyyesini almayız dedi. Kerşen bunları duyunca ağladı.Biz âhir zemân Nebîsinin vasfını ve Ona “sallallahü aleyhi ve sellem” tâbi’ olanların ihlâsını işitmişdik. fiimdi işitdiğimizden fazlasını gördük.[(Mektûbâtı imâmı Rabbânî)de, Ram ve Kerşen hindlilerin iki putu diye anlatılıyor. Bu iki şahsı sonradan hindliler de putlaşdırmış olabilir.] Hazreti Îşân buyurdu ki: Hâce Muhammed Efdalin “rahmetullahialeyh” nisbeti son derece belirsiz ve latîf idi. Erbâbı vilâyet onu idrâkdenâcizdir. Bir gün onların huzûrunda bulunuyordum. Buyurdu ki: Bugün hazi Muhammed Zübeyrin eshâbından biri yanımızda oturmuşdu. Sonrayine onun eshâbından başka biri geldi. Her ikisi de murâkabeye varıp, birlikde: “Bizim ve sizin bâtınınızda onun (hocamız Muhammed Zübeyrin) nisbet ve keyfiyyetleri görünüyor. Hazreti Hâcı Sâhibin nisbetine o kadar daldık ki, onun nisbet ve keyfiyyetleri hiç görünmedi. Bu fakîr zâtı âliniz pîrhazreti Muhammed Zübeyrden ve hazreti fieyh Abdül Ehadden senelerce bâtın nisbetini aldınız. Sonsuz, yüksek ve latîf bir nisbete kavuşdunuz.Aşağıdaki nisbet sâhibleri yüksek makâmlara nasıl kavuşurlar. Mu’âmelenin hakîkatine nasıl erişirler. Bu insanlar zevk ve şevk nisbetinin harâretlerini anlatabilirler. Fekat hânedânı Ahmediyyenin nisbet kârhânesi, sofiyyenin bilinen tavrından ötededir. Kemâlâtı ilâhiyye çeşidli yerlerdezuhûr etmekdedir. Akl onu anlayamaz. Nitekim Tâhâ sûresinin yüzonuncu âyeti kerîmesinde meâlen, (… Kulların ilmi ise aslâ bunu kavrayamaz) buyrulmuşdur, dedim. Bu sözlerim çok hoşlarına gitdi. Buyurdularki: Ona (Hâce Muhammed Efdâle) fenâ ve yokluk hâli gâlib geldi. insanların sürçmelerini, ma’kûl bir te’vîl ile gösterip ma’zûr tutardı. Bu fakîr bunasîhatı ondan alıp, kendilerinden çok fâideler gördüm. YEDiNCi BÖLÜM Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin hazreti Hâfız Sa’dullahdan“rahmetullahi aleyh” istifâdesi: Buyurdular ki: Hazreti Hâfız Sa’dullaha “rahmetullahi aleyh” tarîkat feyzi almak istediğimi arz etdim. istihâre yapmamı emr etdiler. istihârede murâd hâsıl oldu. Sonra sohbeti şerîfine devâm edip, ayakkabılarını tutmak hizmetini seçdim. Hizmetin bereketiyle çok fâideler hâsıl oldu. Her gün bâtın nûrlarında terakkî ediyordum. Nisbetin genişliği artıyordu. Hâfız Sa’dullah hazretleri yaşlı olduğu için, zâfiyetden tâliblere teveccüh edemiyordu. O zemân yaşı sekseni geçmişdi. Sabâhleyin Kur’ânı kerîmden bir cüz’ dinliyordu. Talebeler onun etrâfında halka oluyorlardı.Kur’ânı kerîmi dinlerken, kendisinde terakkîler hâsıl olurdu. Oniki seneonun mubârek sohbetinden feyz aldım. Kendi hâlinde pek çok inâyetlergörüp, talebelerinin hâllerini bu fakîrden sordu. Arz etdiklerimi tasdîk buyurdu. Talebelerini yetişdirmem, ahkâmı islâmiyye ve tarîkat mes’elelerini onlara telkîn etmem için bu fakîre emr buyurdu. Bir gün huzûrlarında, sâlihlerden bir cemâ’at vardı. Hazreti HâceMuhammed Nâsır “rahmetullahi aleyh” de gelmişdi. Nisbetinin ahvâlinianlamak için ona teveccüh buyurdu. Fakîr, Hâce Hâfızın “rahmetullahialeyh” şu şi’rini okudum: Herkes senin yüzünü gördü, benim gözüm kapalı, Hiç bir iş bizim gözümüzü görmez etmedi. Buyurdular ki: Hazreti Îşânın nisbeti gâyet latîf ve kuvvetli olarakzuhûr etdi. Onun kemâlâtının nûrları güneş gibi zulmeti giderdiğini beyâna hâcet yokdur. Buyurdular ki: Onlar bir kerre bu fakîri, kendisine talebe olmak isteyen ve harbe giden bir kumandanın ordusunu korumak için gönderdi. Fakîr, askerlerin korunması için Hızbülbahri okudum. Himmet onların muzaffer olması içindi. Fakîr, hazreti Hâfız Sa’dullahın bâtınından vepîrânı kibârdan “rahmetullahi aleyhim” yardım istedim. Elhamdülillah ki,o kumandanın ordusu mansûr ve muzaffer oldu. Düşman korkup kaçdı. Buyurdular ki: Fakîr, ondan istifâde etdikden sonra, çok kimse onlara mürâce’at etdi. Pekçok devlet adamı ve zengin ona geldiler. NevvâbHân Firûzcenk ona bî’at etdiler. Îşân ya’nî Hâfız Sa’dullah hazretleri hergün cem’iyyet feyzi kazanmak için halkada bulunurdu. Onun dergâhında pekçok dervîş toplanırdı. Hergün seksen kişi onun mutfağından yemek yirdi. Buyurdular ki: Hâfız Sa’dullah “rahmetullahi aleyh” hayr ve yardımişleriyle çok meşgûl olurdu. Ümerânın hânesine, ihtiyâç sâhiblerinin işlerini halletmek için giderlerdi. Buyurdular ki: Onlar son derece gayret sâhibi idiler. Eğer bir kimse iznsiz bir ziyâretgâha gitse, bâtınında gevşeklik bulurdu. Kendini afvetdirmedikce bâtın nisbeti iyileşmezdi. Buyurdular ki: Bir gün fakîr, huzûrlarında şu’ûrları arz etdim. Bu tarîkatda, terakkî mürşidin teveccühüne bağlıdır. Bu müddet içinde senelerce bu bendeyi bir teveccühle şereflendirmediler. Bu se’âdete kavuşma arzûsu dâimâ hâtırıma gelirdi. Bu cür’etimden dolayı çok değişdiler.Fakîrin zâhir ve bâtınında gevşeklik hâsıl oldu. Üç ay hasta oldum. Nihâyet onlar ziyâretime gelince, sıhhate kavuşdum. Bâtın nisbetim eski hâline geldi. Buyurdular ki: Hâfız Sa’dullah hazretleri yaşlılık zâfiyetinden talebeleriyle meşgûl olamayınca, fakîr, fieyhuşşuyûh hazreti Muhammed Âbide “kuddise sirruh” mürâce’at etdim. Bu arada yine Hâfız Sa’dullahhazretlerine gidiyordum. Halîfesi fieyh Sibgatullah, benim MuhammedÂbid hazretlerine gitdiğimi kendisine haber verince, bundan râhatsızoldu. Siz burada feyz ve bereket husûsunda ne kusûr gördünüz de,başka bir yere mürâce’at etdiniz buyurdu. Bunun üzerine, fakîrin, Allahü teâlânın zâtından ve en yüksek nisbetden başka maksadım yokdur.Bunun hâsıl olması yüksek teveccühlere bağlıdır. Bu maksâd zâtı âlinizin bendelerinin zâfiyeti ve güçsüzlüğü sebebiyle hâsıl olmuyor. Onun için zâtı âlinizin akrânlarından birine mürâce’at etdim. Bununla berâber size olan ihlâs ve bağlılığım aynen devâm etmekdedir diye arz etdim. Buna rağmen ondaki memnûniyyetsizlik gitmedi. O vefât etdikden sonra,kabri şerîfini ziyârete giderdim. Vefâtından sonra bile memnûniyyetsizliğinin devâm etdiğini görürdüm ve yüzünü benden çevirirdi. Seneler sonra fieyh Sibgatullah bana rü’yâda: Biz Mirzâ sâhibden râzıyız. Onunseçdiğinden Allahü teâlâ râzıdır diye müjde verdi. Bunun üzerine fakîr de,hak sâhiblerinin râzı olması Allahü teâlânın en büyük ni’metlerindendir diye, şükr secdesi yapdım. Bu satırları yazan fakîr (Abdüllahi Dehlevî “kuddise sirruh”) derimki: Muhammed Zübeyr hazretlerinin talebelerinden biri hocasının vefâtından sonra, fieyh Muhammed Âbid hazretlerine “rahmetullahi aleyh” mürâce’at etdi. Hocasının buna râzı olmadığını, hattâ kendisine kılıç çekdiğini gördü. O da Muhammed Âbid hazretlerine sığındı. Muhammed Âbidhazretleri, bu kadar memnûniyyetsizlik nedir. Allah için bu kimse sizin hânedânınızdan birine mürâce’at etmişdir. Ma’zûr görmek gerek buyurdu. fieyh Celâl Pâni Pûtînin “rahmetullahi aleyh” çocuklarından biri, tarîkatı bu fakîrden almışdı. Rü’yâsında fieyh Celâl kendisine, Sen niçin Nakşibendî oldun da bizim tarîkatımızı bırakdın, dedi. Bunlar tabî’atdan,mîzâcdan kaynaklanan kırılmalar ve memnûniyyetsizliklerdir. Yoksaba’zı mürşidler talebelerini büyüklerin huzûruna göndermişlerdir. Nitekim bizim hocamız Mazheri Cânı Cânân hazretleri, hocasının emri ilebüyüklerden istifâde etmişlerdir. Başka bir büyüğün yanında fâidesininartacağını gören veyâ tarîkatle meşgûl olması güçlenip, bu husûsdagayreti artmış ise, mevcûd hocasının verdiği vazîfeleri yerine getirmiş, fekat maksada hiç kavuşamamış ise, yâhud bulunduğu yer uzak olup, zarûrî olan istifâde sanki imkânsız olmuş ise, başka bir yere mürâce’at etmesi ve feyzi ilâhîden mahrûm kalmaması zarûrîdir. Buyurdular ki: Bir gece rü’yâda Cenneti gördüm. O sırada ansızınPeygamberler cemâ’ati “aleyhimüsselâm” göründü. Hazreti Hâfız Sâhibo büyüklerin önünde gidiyordu. O büyüklerin önünde niçin gidiyor diyeteaccüb etdim. Bunun üzerine Nûh “aleyhisselâm”, Hâfız Sâhibe inâbetveren Muhammed aleyhisselâm ileride oturmakdadır. Bunlar o mubârekzâtın ziyâretine gidiyorlar, buyurdu. SEKiZiNCi BÖLÜM

Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin, hazreti Hâfız fieyh Muhammed Âbidden “rahmetullahi aleyh” istifâdesi: Buyurdular ki: Üç vilâyet ve bunların keyfiyyetlerini ve vâridâtlarını hazreti Seyyidden “kuddise sirruh” aldım. Üç kemâlâtı, hakâyıkıseb’ayı ve diğerlerini hazreti fieyhin teveccühleriyle yedi yılda elde etdim. Ondan sonra başdan sona kadar bir sene seyri murâdî ile bütün makâmlardan geçirildim. Her makâmın keyfiyyetlerinde ve hâllerinde başka bir kuvvet hâsıl oldu. Müceddidiyyenin yüksek makâmlarında ele geçen keyfiyyetlerindenşöyle buyururlardı: Tevhîd zevkleri, şevkleri ve vâridâtlarının zuhûru vilâyâtda oldu. Bu makâmlarda bütün hâller ve mevâcid kayboldu. Tecelliyâtı sıfatın îcâbı olan aşk ve muhabbet coşkunluğu ve hurûşu, tecelliı zâtînin satvetinde yok oldu. iftikâr ve ubûdiyyetden başka hiçbirşeyele geçmedi. Allahü teâlânın yüce zâtını son derece tenzîhden dolayı, âlemile onun sânii hakkında söylenilen zıllıyet sâninin gölgesi olduğu münâsebeti kurularak, ortaya atılan ayniyyet ve ittihât nisbeti (âlem ile sânininaynı olduğu inancı) meslûb oldu. (Benden soyuldu, alındı). Burada hakâyık ve ma’rifetler, islâmiyyetdeki doğru akîdeler, şerî’at ve ahkâmdır.Bunlara yakînin olması, keyfiyyetsize, belirsiz hâllere ve nisbetin latîfliğine kavuşmak sermâyedir. Nitekim imâmı Rabbânî Müceddidi elfi sânî “radıyallahü anh” Mektûbâtında şöyle buyurmakdadır: Bu makâmlarda, her mertebede, keyfiyyetsizlik ve belirsizlik ele geçer. Aşağı makâmlarda iri damlalı yağmur gibi olan feyzlerin gelişi burada latîfelere çekilir. Sonunda şebnem (çiy) olur. Belirsizliğin çokluğundan o hazretin teveccühlerinin bereketleri çok az anlaşılıyor. Hattâ hâllerin sonunda Îşânın kıymetli sohbetlerinde bir çeşid safâ hâsıl oldu ve hiç zevk ve keyfiyyet kalmadı. Fakîr, keyfiyyetleri anlamadığımı onlara (hocama) arz etdim.Bu yolda endîşe hâtıra getirilmemeli. Gerçi belirsizliğin çokluğundananlaşılmasa da. Feyzi ilâhi devâmlı hâtıra gelir. Olukdan dolan havuz birmüddet boş kalınca, su sesinden, suyun geldiği anlaşılır. Havuz dolupolukluğa bitişince, su oluğa gider ve artık ses ve su sesinin çalkantısı vehareketliliği kalmaz. Buyurdular ki: Muhammed Âbid hazretlerinin teveccühleriyle bâtınnisbetinde derinlik ve genişlik hâsıl oldu. Keşf yoluyla onu anlamak ve görmek mümkin değildir. Yine onların teveccühüyle tarîkat makâmlarında,sülûkde öyle bir kuvvet hâsıl oldu ki, onu açıklamak ucb ve övünmeolur.Buyurdular ki: Hazreti fieyh, bu bendenin hâline çok inâyet buyurdular. Talebeleri arasında hiç kimse bu imtiyâza kavuşmadı. Fakîri kendi zımmiyyeti ile şereflendirdi. Kendi feyz ve bereketlerine ortak etdi. Birgün şöyle buyurdular: Allahü teâlâ dün gece bize yeni kemâller ve tâzefeyzler ihsân eyledi. Öyle ki, önceki kemâllerin bu kemâller ve vâridâtlaryanında hiç kıymeti yokdur. Bu fakîr o gece epeyce zemân kaldı. Zâtı âlinizin bâtınında bu ilâhî lütflar zuhûr etdi. Zâtı âlinize olan muhabbet vema’nevî berâberlikden bu fakîr de bâtınımda şaşılacak hâllere kavuşdum,diye arz etdim. Doğru söylediniz, size de ondan tam bir pay hâsıl oldu,buyurdu. Buyurdular ki: Allahü teâlâ Muhammed Âbid hazretlerini birkaçkerâmetle, (lütuf ve ihsânla) mümtâz kıldı. Biri, Zimmiyyeti kübrâdır. Buçok büyük bir makâmdır ki, hazreti Sıddîkı Ekbere “radıyallahü anh”mahsûsdur. Hadîsi şerîfde şöyle buyruldu: (Allahü teâlâ benim göğsüme ne akıtdıysa onu Ebû Bekrin göğsüne akıtdım.) Bu hadîsi şerîf bu ma’nâyı bildirmekdedir. Muhammed Âbid hazretlerinin mümtâz kılındığı ikinci husûs ise,onun kabrinin civârında gözün görebildiği yere kadar defn olunanlar afv olur.Üçüncüsü onu gören afv olur. Dördüncüsü, onun seyri, murâdî yapılmışdır. Beşincisi, bu zemânda onun halkasında tecellii zâtiye kavuşulur. Bu fakîr, Elhamdülillah ki, bu halkada bulunmakdadır diye arz etdim. Buyurdular ki, sizin seyriniz murâdî yapıldı. Sizin halkanızda da tecellii zâtî vâriddir. Bu ihsânın şükrünü yerine getirmek gerekir. Buyurdular ki: Bu fakîr Kâdirî hânedânının icâzetini almak için Muhammed Âbid hazretlerine arzda bulundum. Sizin için bu hânedânınicâzeti olur. Biz bu hânedânın icâzetini Resûlullahdan “sallallahü aleyhive sellem” almakla müşerref oluruz, buyurdular. Serveri âleme müteveccih olarak oturdular. Bu fakîr de onların emriyle murâkabede bulundum.Bu esnâda Habîbi Hüdâyı “sallallahü aleyhi ve sellem” yüksek bir makâmda eshâbı izâm ve evliyâyı kirâmla “radıyallahü anhüm ecma’în” otururken gördüm. Hazreti Gavsüssakaleyn, huzûrı pürnûrda ayakda duruyordu. Hazreti fieyh Muhammed Âbid hazretleri, Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” Mirzâ Cânı Cânân Kâdîriyye hânedânından icâzet için ümîdvâr diye arz etdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, buhusûsda Seyyid Abdülkâdire söyleyiniz buyurdu. Seyyid AbdülkâdirGeylânî hazretleri, Muhammed Âbid hazretlerinin bu talebini kabûl edip,icâzet hırkasını teberrüken vermekle bu bendeyi mümtâz kıldı, şereflendirdi. Bâtınımda Kâdiriyye nisbeti şerîfesini, hâllerini ve bereketlerini hissedip, göğsüm o nisbetin nûrlarıyla doldu. Nakşibendiyye nisbetinde izmihlâl ve kendinden alınıp götürülmek, Kâdiriyye nisbetinde ise safâ venûrların parlaması vardır. Buyurdular ki: Hazreti fieyh Muhammed Âbid, fakîri, Kâdiriyye, Çeştîyye ve Sühreverdiyye tarîkatlarının icâzetleriyle şereflendirdi. HâceKutbüddînin “kuddise sirruh” rûhundan Çeştiyye nisbeti bize ulaşdı. Buyurdular ki: Çeştîyye hânedânının nisbeti zuhûr etdiğinde o zemân bize, simâ’ hoş geliyor. O büyüklerin nisbetinin temel özelliği olanaşk ve muhabbet erimesi bâtınımı aynı şeklde yapıyor. Bu satırları yazan fakîr (Abdüllahi Dehlevî “kuddise sirruh”) yatsıdan sonra, Muhammed Âbid hazretlerinin huzûruna vardım. Başbaşa kaldık. Keyfiyyetlerin ve hâllerin çokluğundan o hazret yalnız tegannî yapıyorlardı (kasîde okuyorlardı). Kendisini ağlama kaplamışdı. Bu hâl üzerinden geçince, buyurdu ki: fiu ânda Çeştîyye büyüklerinin nisbeti zuhûretmişdi “rahmetullahi aleyhim”. Buyurdular ki: Hazreti Hâfız Sa’dullahın “rahmetullahi aleyh” vefâtından sonra, Nevvâb Hân Firûzcenk istifâde için, Muhammed Âbid hazretlerinin sohbetlerine gelmek istedi. Bu fakîr durumu kendilerine arz etdim. Bundan râhatsız olup: Bizim dergâhımızın, hazreti Hâfız Sa’dullahınki gibi bereketsiz olmasını mı ister. Ehli dünyânın ayağı uğursuzdur.Bâtının bereketsizliğine sebeb olur, buyurdu. Buyurdular ki: Bir gün Muhammed Âbid hazretlerinin huzûrunda birkimse, falan kimse çok dünyâlığa sâhib ve son derece bahtiyârdır dedi.Bunun üzerine buyurdu ki: Böyle kimseler aslından muhtâc kimselerdir.Bahtiyârlığa, ni’mete ve se’âdete erbâbı nisbeti mâallah olanlar sahîhdir. (Zenginlik gönül zenginliğidir) hadîsi şerîfdir “sallallahü aleyhi vesellem”.

DOKUZUNCU BÖLÜM

Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin yüksekliğini ve zemânınınbir dânesi olduğunu gösteren üstünlükleri: Buyurdular ki: Yüksek babamdan fârisî ve diğer dillerdeki muhâvere (konuşma) ile alâkalı küçük risâleleri okudum. Kırâ’at ve tecvîd ilminiAbdürresûlden öğrendim. Aklî ve naklî ilmlere âid muhtasâr kitâbları zemânın büyük âlimlerinden okudum. Muhterem babamın kaçış olmayanvefâtından sonra, çeşidli ilmlere dâir geniş kitâbları hazreti Hâcı Muhammed Efdâlden “rahmetullahi aleyh” okudum. Tefsîr ve hadîs ilmleriniondan öğrendim. Okunacak ilmleri tahsîl etdikden sonra, Hâcı Muhammed Efdâl, onbeş seneden beri başına giydiği sarığını bana verdi. Ben degeceleyin o mubârek sarığı çok sıcak suya koydum. Su küçük siyâhkestâne içinin şerbetine benzeyen bir renk aldı. O suyu içdim. O suyunbereketiyle zihnim açıldı. Her zor kitâb bana kolay geldi. Bir müddet talebelere ders okutdum. Nihâyet bâtınî nisbet ağır basınca kitâblarlameşgûliyeti bırakdım. Buyurdular ki: Bir gün şöyle bir rü’yâ gördüm. Gaybdan birisi bana şöyle dedi. Bizim seninle işlerimiz var. insanların hidâyeti ve tarîkatıyaymak senin varlığına bağlıdır. Bu sebeble bâtınî nisbet nûrlarını başkalarına ulaşdırırken, bu husûsda gaybdan ma’nevî kuvvet ve destek geldiğini açıkca fark ediyordum. Fekat bu sırada bu fakîr sanki arada bulunmuyorum. Beyt: iki ağzım var sanki ney gibi idi, Biri onun dudaklarında gizli idi. Buyurdular ki: Fakîr, ibrâhîm aleyhisselâmın meşrebindeyim. Hazi fieyh ma’nevî tasarrufla bu fakîri Muhammediyyül meşreb “aleyhisselâm” yapdı. Buyurdular ki: Hocam bu fakîre Muhammediyyül meşreb müjdesi“aleyhisselâm” verdiği ve o yüksek makâmın nûrlarında fenâ ele geçdiği günlerde, Serveri âlemin “sallallahü aleyhi ve sellem” bu fakîrin yerine teşrîf etdiğini, kendimin de habîbi Hüdânın yerine oturduğumu görürdüm. Ba’zan da her iki yere de Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”teşrîf etdiğini, başka bir def’a da ise, her iki yere de bu fakîrin oturduğunu görürdüm. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin kavuşduğu bu fenâ ve bekâ mertebesinden, derecesinin yüksekliğini anlamalıdır. Buyurdular ki: Bir gün hazreti fieyhin huzûrunda bulunuyordum. Bufakîr hakkında buyurdular ki: iki güneş karşılıklı oturmuşlar. Nûrlarının çokparlaklığından, birini diğerinden ayırmak mümkin değildir. Eğer Hakka tâlib olanları terbiyeye teveccüh etseler, âlemi aydınlatırlardı. Buyurdular ki: Bir gün son derece tevâzu’larından bu fakîri öpüp şöyle buyurdular: Talebelerim arasında bunun gibisi yokdur. Bir gün buyurdular ki: Allahü teâlâya ve Resûlüne olan muhabbetinizin çokluğundan, tarîkata rağbeti artdırmak sizin teveccühünüzle olacak. Allahü teâlâ tarafından sizin lakâbınız fiemsüddîn Habîbullah olarakihsân edilmiş. Buyurdular ki: Hocam talebelerinden ba’zısının yetişdirilmesini bufakîre havâle buyurdular. Fakîr de onları tarîkatın makâmlarının en sonlarına ulaşdırıp, hocamın huzûruna gönderdim. Buyurdular ki: Sizin kavuşduğunuz her makâma âid hâller ve keyfiyyetler doğrudur ve tarîkatın imâmı Müceddidi elfi sânînin “radıyallahü anh” yazdıklarına uygundur. Elhamdülillah, Allahü teâlâ size selâmetversin! Buyurdular ki: Allahü teâlâ bu fakîre çok büyük ni’metler ihsân buyurdu. Bunlardan biri, bu fakîre, kendi yüksek hocalarıma “rahmetullahi aleyhim”, bilhâssa hazreti Seyyid ve hazreti fieyhe karşı tam bir muhabbet ve derin bir bağlık ihsân etdi. Gerçi Resûlullahın “sallallahü aleyhi vesellem” ziyâretleri ile şereflenemedim. Fekat şükrler olsun ki, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” böyle vârislerinin sohbeti ile şereflenmese’âdetine kavuşdum. Gönlümün arzû etdiği hayât meyvesi ele geçdi. Aynı şeklde bu büyükler bu fakîri okşamak için lâyık olduğumdan fazlabana ikrâm, iltifât ve hürmetde bulundular. Bir gün hazreti Seyyid (Seyyid Nûr Bedevânî hazretleri) bu fakîrinayakkabısını düzeltip koydular ve şöyle buyurdular: Siz Allahü teâlâ tarafından tam olarak kabûl edilmişsiniz. Hazreti Hâcı Muhammed Efdâl fakîrin yanında ta’zîm ve hurmetle durur ve buyururdu ki: Sizdeki nisbetin yüksekliğine saygı gösteriyorum. Allahü teâlâ sizin gibileri çoğaltsın. Hazreti Hâfız Sa’dullah, bu fakîre çok hurmet gösterir: “Siz bizimkıblegâhımız yerindesiniz” buyururdu. Buyurdular ki: Bir def’asında, Serhende giden sâhibzâdelerden[imâmı Rabbânî hazretlerinin torunlarından] biriyle Cenâbı hazreti Müceddide selâm gönderdim. Bu zât şunları anlatdı: Selâmını imâmı Rabbânî hazretlerinin mubârek mezârına ulaşdırdığımda, hazreti Müceddid“radıyallahü anh” mubârek başını göğsüne kadar mezârdan çıkarıp, tambir sevinç ve iştiyâkla şöyle buyurdular: “Hangi Mirzâ, şu bizim âşığımızmı? Aleyke ve aleyhisselâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” buyurdular. Benhazreti Müceddidi ziyâretle (görmekle) hiç şereflenmemişdim. Sizin vâsıtanızla bu se’âdete kavuşdum. Sâhibzâdelerden bu zât, sizin, yüksekbabamıza (hazreti Müceddide) yakınlığınız çok diye bu fakîre öncekinden dahâ fazla hurmetde bulunurdu. Hadîsi şerîf âlimi olan fiâh Veliyyullah buyurdu ki: Allahü teâlâ bize sahîh keşf ihsân etdi. Yeryüzünün hiçbir hâli bize gizli değildir. Yeryüzündeki bütün hâller avucumuzun içindeki çizgiler gibi bize açıkdır. Buzemânda hazreti Mirzâ Cânı Cânân gibisi hiçbir iklimde, hiçbir şehrdeyokdur. Her kimde tesavvuf makâmlarına sülûk arzûsu varsa, onun huzûruna gitsin.” Nitekim hazreti fiâh Veliyyullahın talebeleri onun emri ileMazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna gider, istifâde için mürâce’atederdi. fiâh Veliyyullah hazretleri (Mekâtibi şerîfe)sinde Mazheri CânıCânân hazretleri için şunları yazmakdadır: (Allahü teâlâ, tarîkatı Ahmediyyenin zemânımızdaki sâhibinin fâideli sözleriyle müslimânları fâidelendirsin. Tarîkat bağçelerini onun temiz zâtının teveccühleriyle doyursun.Âmîn. Allahü teâlâ, tarîkatı Ahmediyyenin sâhibi, sünneti seniyyeninda’vetcisinin ömrünü uzun eyleyip, müslimânları ondan fâidelendirsin. Allahü teâlâ husûsan kayyımı tarîkati Ahmediyyeye, umûmî olarak tarîkai âliyye ve zâhirî ve bâtınî fazîletlerin sâhibine selâmetler ihsân eylesin, bereket kapılarını bütün insanlara açsın.) Hadîsi şerîf âlimlerinin büyüklerinden olan Hâcı Muhammed Fâhir şöyle derlerdi: Mazheri Cânı Cânân hazretleri Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” uymakda yüksek dereceye sâhibdir. Nitekim bir gece şöyle bir rü’yâ gördüm. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”hânei se’âdetlerinin kapısında eğerli ve dizgini ağzında bir at vardı. Buat kimindir diye sordum. Bir zât, Resûlullahındır “sallallahü aleyhi ve sellem” dedi. içeri girince, bir başka zât, o at, Mirzâ Cânı Cânânındır“kuddise sirruh” dedi. Bu rü’yâyı, Mirzâ Cânı Cânânın yolu, Habîbi Hüdânın sünnetine ittibâdır diye ta’bîr etdim. Mazheri Cânı Cânân hazretleri tam olarak sırâtı müstakîm üzere idiler. Mevlevî Senâullah Senbehlî bir rü’yâda Resûlullaha “sallallahüaleyhi ve sellem” şöyle sordu: Pîrim ve mürşidim hazreti Mirzâ Sâhibintarîkatını yaymak ve ahkâmı islâmiyyeyi teblîgde makbûl ve medhe lâyık mıdır? Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Evet, Hazi Sıddîkı Ekber “radıyallahü teâlâ anh” de bunu tasdîk etdiler. Hazi Hâcı Muhammed Efdalin halîfesi fieyh Muhammed Efdal “rahmetullahi aleyhimâ” buyurdular ki: Hazreti Mirza Sâhib hakkında bana şöyleilhâm olundu: “Bu şânı büyük bir zâtdır. Ona başka kimse kıyâs edilemez.” Hazreti Hâce Mîr Derd buyurdular ki: Mazheri Cânı Cânânın talebelerinden kime rastladıysam, azîzânın nisbetinden nasîbini almış olduğunu görmüşümdür. Yalnız dereceler, hâlleri ve makâmları birbirindenfarklıdır. Hazreti fieyh Abdül Adl Zübeyrî “rahmetullahi aleyhimâ” buyurdular ki: Zemânımızda Mazheri Cânı Cânânın “kuddise sirruh” sohbetindeki kadar talebelerin toplandığı hiçbir yer yokdur. Bu zemânda o,imâmı Rabbânî Müceddidi elfi sânînin “rahmetullahi aleyh” nâibidir.

ONUNCU BÖLÜM

Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin sohbeti şerîfinin te’sîrleri ve yüksek teveccühleri: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin “radıyallahü teâlâ anh” meclisini envârı Hüdâ kaplar ve o meclisde füyûzi Mustafâ “sallallahü aleyhi ve sellem” toplanırdı. Nakşibendiyye nisbetinin huzûr ve istigrâkı orada gönülleri, kendinden kapıp götürürdü. Kâdiriyye hâllerinin safâsı ve parlaklığı o kudsî meclisde zuhûr ederdi. Çeştiyye zevkleri ve şevkleri o yüksek meclisde Hüdânın muhabbetini artdırırdı. Ahmediyye yolunun yeni nisbetlerinin latîfliği ve belirsizliği o kudsî meclisde hâllere tâzelik ve safâ bahş ediyordu. Hazreti Îşânın sükûtve murâkabesi, düşünce sahîfelerinden mâsivâ nakışlarını yok ediyordu.Ahkâmı islâmiyye, tarîkat ve bâtınî nisbet keyfiyyetleri, hâllerin sermâyesi olur, hâller hâsıl eder. Hadîsi şerîf ve tefsîrden bahs etmek safâ vetumânineti ayrıca artdırır. Bütün bunlarla tecelliyi zâtî nisbetleri ele geçmeye başlar. inşâ ve şi’r zevkler hâsıl eder. Bu bâbda zikr edilenlerin hepsi, zevk ve hâl içindir. Bâtının değişmesini sağlayan muhabbete dâirsöylenilenler mubârek olup, gözlerden şevk yaşlarını akıtır. Solgunluklarharârete dönüşür. Sâlihlerin menkîbelerini anlatarak, gönülleri ilâhî keyfiyyetlerle (ma’nevî hâllerle) doldururdu. ilmî mes’eleleri açıklarken, açıkve berrak tahkîkler yaparak, herkesin gönlünü râhatlatırdı. Sofiyyei aliyyeye âid hakîkat ve ma’rifetleri açık bir şeklde anlatır, esrâra dâir kapalı konuları gönüllere iyice yerleşdirirdi. Her ince bilgiyi açıklar, çözülmeyen her mes’eleyi kâfî derecede çözerdi. Bütün bu hâller ve yüksek sıfatlara sâhib olmakla berâber, ilâhîkabûle kavuşmuş olması onu cihânın rehberi yapdı. Dört meşâyıhın “rahmetullahi aleyhim” âhırete intikâlinden sonra, büyüklerin halîfelik makâmı Mazheri Cânı Cânânın “kuddise sirruh” se’âdetli varlığıyla süslendi.Tarîkai aliyyenin yayılması, onun mubârek zâtı ile ayakda kaldı. Allahü teâlâyı taleb edenler, her tarafdan onun huzûruna koşdular. Hazreti fieyhin talebelerinin en büyükleri ve asrın meşâyıhı, bereketlerinden istifâdeetdiler. Âlimler ve sâlihler ilâhî feyzlere kavuşmak için onun dergâhındatoplandılar. Onun kemâlâtının yüksekliği bütün insanlar arasında konuşulur oldu. insanlar dahâ başlangıçda, onun şerefli teveccühünün te’sîriyle kendilerinden geçerler, kemâli istigrâkdan bîhodluk şerâbının serhoşu olarak düşerlerdi. fievk harâreti gönüllere sülûk yolunun harâretiniverirdi. Muhabbet câzibesiyle makâmları geçerlerdi. Hazreti Îşânın bâtınında latîflik ve belirsizliğin fazlalaşdığı son ze mânlarında, talebeler bâtınlarında cem’iyyet ve itminân bulup, ma’nevîyakınlık derecelerine ilerlerlerdi. Tarîkat esrârına kavuşmakla mümtâz olurlardı. Ba’zısına âlemi misâl zâhir olurdu ve görünürdü. Ba’zısına ervâhile münâsebet nasîb olurdu. Ba’zısı, nûrları seyretmeye dalardı. Ba’zısına tevhîd ve ma’rifet sırları zâhir olurdu. Ba’zısının bütün bu mertebelerle münâsebeti olurdu. Bir kimse de vardı ki, ilâhî makâmlara seyrini ve tarîkati Ahmediyyede yaygın olan şeyleri açıkca görürdü. Her makâmın ilmlerini, ma’rifetlerini, hâllerini ve vâridâtını ayrı ayrı açıklardı. Gerçi o hazretin talebelerinin ekserîsi, tarîkatın makâmlarını keşfedemezlerdi. Ancak hepsi her makâmda, o makâmın hâlleri, keyfiyyetleri ve vâridâtını bâtınlarında tadarak ve vicdânî olarak bulurlardı. Fenâ vebekâ ile şereflenip, Hakkı müşâhedeye dalarlardı. Bâtın nisbetinin genişlemesinde ve artmasında, gönülden ve dimâgdan düşüncelerin giderilmesinde terakkî gösterirlerdi. Kötü ve çirkin şeylerden tasfiye ve tezkiye, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin hâlinin sermâyesi oldu. Ta’âtlardan lezzet ve tad alırlar, bid’at ve günâhdan nefret ederlerdi. Sohbetlerinde ri’âyet olunan zâhir ve bâtın edebler ve görülen nûrlar ve bereketler, sâliklerin nefslerinde yapdığı ıslâh, önceki büyüklerin zemânında tâliblere elvermesi nâdir olurdu. Meşâyıhı kirâm, Mazheri Cânı Cânân hazretleri hakkında şöylebuyururlardı. Yalnızca sizin sohbetinizde bulunmakla Hak tâliblerinefeyz, başkalarının himmet ve teveccühlerinde hâsıl olmamakdadır. Nitekim bir şahs onun huzûrunda bulunsa, mevrîdi eltaf olurdu, ma’nevî hâllere kavuşurdu. Mazheri Cânı Cânân hazretleri hazreti Hâce Mebrûru“rahmetullahi aleyh” görmeye gitmişdi. insanlar ona, meğer sen onlarıntarîkatını almışsın. Senin bâtınını bu tarîkatın nisbetleri kaplamış dediler.O da cevâben dedi ki: Hâyır, o tarîkata girmedim. Yalnız Îşânın huzûruna gidiyorum. Buyurdular ki: Beyt: Pâris (Sûfî) ile âşinâ olan demir, Hemen altın sûretinde olmuş. Bunun gibi, o hazretin hizmetcisi zikr halkasında bulunmazdı. Hazi fieyhin “kuddise sirruh” huzûruna gitmişdi. insanlar ona, hazreti Îşânın sohbetinin eserleri ve nûrları sana da ulaşmış. Allahü teâlâya şükr etdediler. Allahü teâlâ, Mazheri Cânı Cânân hazretlerine irşâd ve bâtınînisbete kavuşdurmada büyük bir kuvvet ihsân etdi. Hazreti Îşânın gıyâben yapdığı teveccühlerle de uzak beldelerde bulunan bu yolun sâlikleri terakkî ederlerdi. Huzûrunda bulunanların bir nûr parıltısı olarak kavuşdukları hâller, uzak mesâfelerde bulundukları zemân da onlara hâsılolurdu. Hazreti fieyh Abdül Ehadın “rahmetullahi aleyh” torunlarından olanfiâh Behîk, Kâbil beldesinde idi. Hazreti Îşânın Delhîden gıyâben yapdığı teveccühlerle yüksek makâmlara ve vâridâtlara kavuşdu. Bunun gibi, diğer azîzler kendi maksadlarına ulaşdılar. O hazret, ihsân ve ikrâmları bol olduğu için, sâliki henüz sonuna kavuşamadığı makâmdan sıçratarak, dahâ yüksek makâma ulaşdırıp, azıcık bir iltifât ve teveccühle o makâmın hâllerini ve keyfiyyetlerini ona verirlerdi. Hattâ hermakâmla münâsebet kurup, çok zikr ve murâkabe ile işi nihâyete ulaşdırırdı. Yüksek makâmların nûrlarından ve bereketlerinden nasîbdâr olurdu. Nitekim halîfesi Muhammed ihsân cezbe makâmının bitkinliğinden veaşk ve heyecânından halkada bulunan ve zikr sâhiblerinin ma’iyet ve itminânına karışıklık verirdi. Onları husûsiyeti, bâtının itminân ve teskîni olandahâ yüksek makâmlara sıçratır. O heyecân ve ızdırâb hemen gider,onların bâtın nisbeti başka bir tarzda hâllerin geldiği yer olurdu. Yüksekhimmetini bütün vaktlerinde, tarîkai Ahmediyyenin dünyâda revâc bulmasına ve tarîkai müceddidiyyenin husûsiyyetlerinden olan yeni nisbetlerle cihânı aydınlatmaya sarf ederdi. Gerçekden o hâller ve makâmlar,hazreti Îşânın yüksek teveccühleriyle sâliklerin ekserîsine elverdi. Bilinen vâridâtları ve hâlleri geçip, yüksek makâmlara ilerlediler. Îşâna olanihlâsları kadar azîzân onların muhabbetine ve Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” ziyâretine (görmeğe) kavuşuyorlardı. O ihlâs ve muhabbetle, cezbe ve ıstıfâ makâmlarında terakkî ediyorlardı. Binlerce insan, hazi Îşândan tarîkat almış, devâmlı zikri Hüdâ ile meşgûl olmuşlardır. ikiyüze yakın kimse tarîkat ta’lîmi icâzetine kavuşmuş, Allahü teâlânın rızâsını kazandıran yolu göstermekle meşgûl olmuşlardır. Enbâleden elli kişi, makâmâtı Ahmediyyenin nihâyetine erişip, erı tarîkata rehber olmuşlardır. Bu tarîkatda devâmlı huzûr, fenâyı kalb,tehzîbi ahlâk, sünnete ittibâda istikâmet mertebesi hâsıl olmadan icâzet verilmez. Bu, icâzet makâmı mertebesinin en aşağısıdır. Bunun en ortası nefs latîfesinin fenâsının ele geçmesi, sâlikin varlığına “ene, ben” lafzının ıtlâkının, söylenmesinin yok olması ve nisbet nûrlarının dalga dalga olmasıdır. Bunun en yükseği, kalb ve nefs latîfesinin fenâ ve bekâ şerefi hâsıl oldukdan sonra, âlemi halk latîfelerinin tehzîbidir. Çünki bu mertebede talebin karârsızlığı sükûnet bulur. Bâtının itminânının kemâli ve hevâyı bırakıp, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” getirdiklerine tâbi’ olmak hâsıl olur. Bu mertebelerden biri hâsıl olmadan icâzet alacakolana icâzet vermek, aldatmak ve kendinden istifâde edecek olanı mahrûm etmekdir. Bundan Allahü teâlâ korusun! Hazreti Îşânın halîfeleri, hertarafda, bu tarîkata irşâd ederlerdi. ilerde bu büyüklerden ba’zısı zikr edilecekdir. Allahü teâlânın lütfu ile hazreti Îşânın zâtı şerîfini bu yolun makâmlarına yükseltmekle ile şereflendirdi. Otuz sene hocalarının huzûrunda tarîkat ve hakîkatın nûrlarını ve bereketlerini kazanıp, kemâl ve kemâle erdirmenin en yüksek mertebesine ulaşdı. Otuz seneden çok mevlânın yolunun sâliklerini terbiye ile meşgûl olup, zemân sahîfesine güzel eserler (izler) bırakdılar “radıyallahü anh”.

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.