Makâmât-ı Mazhariyye 4. Bölüm
ONALTINCI BÖLÜM
Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin fânî dünyâdan ebedî âlemeintikâli: Hazreti Îşân Mazheri Cânı Cânâna “kuddise sirruh” vefâtından birmüddet önce, refîki a’lâyı görme arzûsu, kuvvetlendi. Gönlünün bu cihân ehline teveccüh etmesinden sıkıldığını izhâr etdi. Her an müşâhedeetdiklerine dalması artıyordu. ibâdetlerini artdırdı. O günlerde tarîkat erbâbı dahâ da kalabalıklaşdı. Bölük bölük gelip, tarîkata girdiler. Zikr vemurâkabe halkaları tam bir cem’iyyetle tâliblerin huzûrlarını artdırıcı oldu. iki vaktde yüzden fazla kimse mubârek sohbetinde hâzır bulunuyordu. Mubârek teveccühlerinin bereketleri ve nûrlar tam bir şeklde terakkî ediyordu. Molla Nesîme memleketine gitmesi için izn verdi. Ona, artıktekrâr görüşmemiz görülmüyor buyurması, hazreti Îşânın intikâl vaktinin yaklaşdığını bildiriyordu. Bu söz, gönülleri mahzûn etdi ve gözlerdenyaşlar akdı. Molla Abdürrezzâka ise şöyle yazdılar. Ömr yetmişi geçdi. Yakınlık vakti erişdi. Bizi hayr düâ ile hâtırlayınız. Aynı şeklde, diğer talebelerine, kaçınılmayan hâdise olan ölümden bahs eden birkaç yazı yazdı. Bir gün, mü’mine şükrü lâzım olan ilâhî ni’metleri açıklarken şöylebuyurdular: Allahü teâlâ lütf ve inâyetleriyle fakîrin her arzûsunu nasîb eyledi. islâmı hakîkî ile şereflendirdi. Çok ilm nasîb eyledi. Sâlih amelüzere istikâmet ihsân etdi. Tarîkatın gereklerinden olan keşf ve kerâmetnasîb eyledi. Bu fakîri dünyâ ve dünyâ ehlinden uzak tutdu. Gönlümdekendinden başkasını yok etdi. Kurbı ilâhîde yüksek yeri olan şehâdetizâhirîden (şehîdlikden) başka, gönlümde başka hiçbir arzû kalmadı. Büyüklerimin ekserîsi şehâdet şerbetini içmişlerdir. Lâkin fakîr güçsüz bir pîrim. Gücüm son derece az. Bu zemândakuvvet ve cihâd nasîb olmuyor. Şehîdlik mertebesinin ele geçmesi zâhire göre imkânsız gibi görünüyor. Ölümü dost tutmayan kimseye şaşılır. Ölüm, Allahü teâlâya kavuşmaya vesîledir. Ölüm, Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” ziyârete vesîledir. Ölüm, evliyâ ile görüşmeyesebeb olur. Ölüm, azîzân ile görüşmeye vesîle olması sebebiyle insanımesrûr eder. Fakîr, din büyüklerinin ervâhı tayyîbelerini ziyârete müştâkım. Fakîrin gerçekleşmesi zor bir arzûsu vardır. O da dîdârı Mustafâyı “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Halîli Hüdâ hazreti ibrâhîmin cemâlini görmekle şereflenmemdir. Emîrülmü’minîn Sıddîkı Ekberi,imâmı Haseni Müctebâyı, Seyyidü’ttâife hazreti Cüneydi, hazreti Hâce Nakşibendi ve hazreti Müceddidi “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” görmekle şereflenip, feyzyâb olmamdır. Bu büyüklere karşı husûsî bir muhabbetim vardır. Allahü teâlâ, hazreti Îşânın bu arzûsunu nasîb eyledi. Onu şehîdlik mertebesine erişdirdi. Zâhirî şehîdlik ile, sôfiyye ıstılâhında fenâlah mertebesini elde etmek olan bâtınî şehâdeti onda birleşdirip, onua’lâyı illiyyîne yükseltdi. Hicrî 1195 [m.1781] senesinin Muharrem ayının yedisi Çarşamba gecesi, gece bir mikdâr geçdikden sonra, ba’zı kimseler gelip, hazretiÎşânın kapısını çaldılar. Hizmetci, ba’zı kimseler ziyâretinize gelmişlerdedi. Gelsinler buyurdu. Üç kişi içeri girdi. Onlardan biri moğol idi. Hazi Îşân yatak odasından çıkıp karşılarında durdu. Moğol olan kimse,Mazheri Cânı Cânân siz misiniz dedi. Evet buyurdu. içeri giren diğer ikikişi de evet odur, dediler. Moğol, hazreti Îşâna hücûm edip, hançerle vurdu. Hançer darbesi kalbine yakın bir yere isâbet etmişdi. Yaşlılığın verdiği za’îflik ve güçsüzlük ile hazreti Îşân yere yıkıldı. Bu haber etrâfa yayıldı. Cerrâh tabîb getirdiler. Sabâhleyin Nevvâb Necef Hân frenk olan cerrâhdan durumu sordu. Bu büyük cinâyeti işleyen eşkiyânın kim olduğu bilinmiyor. Yakalandığında kısâs yapılacak diye haber gönderdi. HazretiÎşân ise şöyle buyurdu. Eğer Allahü teâlâ sıhhat bulmamı dilerse, yara herhâlükârda iyileşir. Ayrıca cerrâha ihtiyâç yokdur. Bu suçu işleyen şahs yakalanırsa, biz ona hakkımızı halâl etdik. Siz de onu afv ediniz buyurdu. Buhâdiseden sonra, üç gün dahâ yaşadılar. Za’fiyeti hergün artıyordu. O dereceye varmışdı ki, mubârek sesi işitilmiyordu. Üçüncü gün, Cum’a günü sabâh nemâzından sonra bu fakîre (Abdüllahi Dehlevî hazretlerine) nemâzlarım kazâya kaldı. Bütün bedenim kana bulanmış. Başımı kaldırmaya tâkatım yok. Bir hastanın eğer başını kaldırmaya gücü yoksa, kaşişâreti ile nemâz kılamaz. Bu mes’elede siz ne biliyorsunuz diye süâl etdiler. Mes’ele, buyurduğunuz gibidir diye arz etdim. O gün öğleye doğru ellerini kaldırıp, hazreti Hâce Nakşibendin “kuddise sirruh” böyle birhâlde iken, Fâtihaı şerîfeyi okudukları gibi, bir müddet Fâtiha okudu. ikindi vakti huzûruna girdim. Akşama ne kadar zemân kaldı buyurdular. Dörtçeyrek diye arz etdim. Dahâ akşama var buyurdu. Muharrem ayının dokuzunda akşam nemâzı vakti iki üç def’a derin nefes aldıkdan sonramubârek rûhu ebedî âleme intikâl etdi. “Radıyallahü teâlâ anh.” Allahü teâlâ onu en iyi mükâfatla mükâfatlandırsın! Hazreti Îşân kendi vefât târîhlerini (ebced hesâbına göre) çok söylemişlerdir. Bunlardan iki tânesini yazacağız. Biri (Onlar Allahü teâlânınin’am etdikleriyle berâberdir) (Nisâ sûresi: 69) meâlindeki âyeti kerîmedir. ikincisi hadîsi şerîfdir. Eshâbı kirâmdan “radıyallahü anhüm” biri hakkında söylenmişdir. Hadîsi şerîf şöyledir: (Medh olunmaya lâyıkyaşadı. Şehîd olarak vefât etdi.) Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin vefât etdiği gece bir azîz rü’yâsında, Kur’ânı kerîmin yarısının göke doğru uçarak gitdiğini, dîni metînin bereketlerinde azalma meydâna geldiğini gördü. Bu satırları yazan fakîr (Abdüllahi Dehlevî “kuddise sirruh”) derim ki: Bu rü’yânın ta’bîri hazi Îşânın hayâtda iken söylediği sözün doğruluğunu gösterdiği şeklinde yapılabilir. Zîrâ hazreti Îşân: Bizim vefâtımızdan sonra tarîkat makâmları duracak buyurmuşdu. Bu hânedânın ehlinin nisbeti, en son terakkî etse, nihâyet vilâyeti kalbîye kadar ulaşır. Hazreti Îşânın intikâlindensonra onaltı sene geçdi. Onun halîfelerinin talebelerini gördüm. Uzak memleketlerden tarîkat mensûblarının hâllerini işitdim. Eğer vilâyeti kalbîhâllerine ve keyfiyyetlerine ulaşmış iseler, ganîmetdir. Yüksek makâmların hâlleri anlaşılamaz. Oralara ulaşmak çok zordur. Her şeyin doğrusunu Allahü teâlâ bilir. Başka biri de rü’yâsında şöyle gördü. Gökde parlayan ve dünyâyıaydınlatan güneş, sanki yere düşdü de bütün cihânı karanlık kapladı. Gerçekden hazreti Îşânın mubârek varlığı insanların emniyyetineve refâhına vesîle idi. O vefât eder etmez, çeşid çeşid hâdiseler çıkdı. Kıtlık ve vebâ hastalığı, tam üç sene her tarafı mahv etdi. Hindistânda kaşınma ve çiçek hastalığı yayıldı. insanlar üç sene bu hastalıkdan perîşânoldular. Çok insan öldü. Dünyâyı karışdıran fitneler zuhûr etdi. Necef Hânve çevresindekiler bu karışıklıklara sebeb oldular ve suçlulara göz yumdular. Necef Hân da kısa zemânda öldü. Mâ’iyyetinde bulunan devletadamları ise, birbiriyle mücâdele ederek ölüp, gitdiler. O zâlimlerdenkimse kalmadı. Gerçi hazreti Îşân, kendi kanlarını heder ederek kâtiliniafv etmişdi. Fekat, Allahü teâlânın dostlarına zarar gelmesinden dolayıgayreti, mazlûmların intikâmını ve haksızlığa uğrayanların hakkını almakiçindi. Şi’r: Hiçbir kavmi Hüdâ rüsvâ etmez, Bir gönül sâhibi dert ile yalvarmadıkca. Bu kaçınılmayan hâdiseler, hazreti Îşâna hemen hemen temâmen ma’lûm olmuşdu. Nitekim dîvânında şöyle buyurmakdadır. Beyt: Benim mezârımın taşında gaybdan bir yazı buldular, Bu maktûlün yabancılıkdan başka kusûru yokdu diye. O hazretin vefât etdiği gecenin gündüzünde, altı aydan beri hiç yağmur yağmadığı hâlde, o kadar yağmur yağdı ki, her tarafda rahmet suyu akdı. Mubârek mezârı üzerine o derece çok nûrlar ve bereketler akdıki, ziyâretcilerin gönüllerini aydınlatdı. Hazreti Îşânın rûhânî teveccühleri, mezârı şerîflerinin nûrlarından alabilenlerin hâlini kaplamakda ve bâtınlarında terakkî hâsıl etmekdedir. Fakîrden (Abdüllahi Dehlevî “kuddise sirruh”) kalb mertebesindeteveccühler alan Mirzâ ibrâhîm Beğ, hazreti Îşânın mezârı şerîfini ziyârete gitmişdi. Hazreti Îşân onun dimâg latîfesine teveccüh buyurdular.Bu teveccühün te’sîri onda üç ay devâm etdi. Asâlet Hânın çeşid çeşid dağınıklıklardan dolayı, bâtın hâllerindeza’îfleme olmuşdu. Seneler sonra hazreti Îşânın kabrini ziyârete gelip,rûhâniyyetinden teveccüh buyurmasını istedi. Yarım günden fazla kabri başında rûhâniyyetine müteveccih olarak oturdu. Önceki hâlleri tekrârdüzeldi. Sanki bâtınında hiç za’îfleme olmamış gibi döndü. Bir dervîş, hazreti Îşânın mezârını ziyâretim sebebiyle çok nûrlara ve fâidelere kavuşdum, dedi. Bir gün hazreti Îşâna: Bugün bu hizmetcinizin hâline teveccühbuyursanız diye arz etdim. Talebimi kabûl etdiler. iyi bir terakkîye kavuşdum. Hazreti Îşânı ziyâret edip, huzûrlarından ayrıldığımda, bâtın hâllerinden iyi anlayan bir azîz bana, bugün hâllerinde terakkî olduğu anlaşılıyordedi. Niçin olmasın ki, fakîre çok kuvvetli teveccüh buyurdular dedim. Bu tarîkatdaki makâmların sâhibleri, kavuşdukları her makâmda, hazi Îşânın mubârek mezârını ziyâret bereketiyle, bâtın nûrlarında terakkî ederler. Büyüklerden biri şöyle buyurmuşdur. Hazreti Îşânın mezârı şerîfinin bâtınlara tam bir te’sîri vardır. Bu şehrde, Tarîkaı Ahmediyyede nisbetinin nüfûzu bu derece yüksek ve kuvvetli bir mezâr yokdur. Bir şahs, hazreti Îşânın mubârek mezârı başında ikâmet etdi. Birgece nemâz için kalkmak husûsunda kusûr işledi. Hazreti Îşân mezârından çıkıp, onu îkâz etdi. Sen beni vefât etmiş zan ediyorsun. Hâlbuki senin bütün hâllerin bana ma’lûmdur. Kalk nemâz kıl, buyurdu. Hazreti Îşânın muhlîslerinin hâllerine iltifâtı çokdur. Mevlevî Naîmullah mühim bir işi yapmakdan âciz kalmışdı. Hazi Îşân “radıyallahü anh” rü’yâda görünüp, bu işi biz yapacağız, buyurdu. Ertesi gün o mühim iş güzel bir şeklde hâlloldu. Hazreti Îşân Mazheri Cânı Cânânın “kuddise sirruh” zevcesi: Hazreti Îşânın zevcesi son derece iffet ve ismet sâhibi idi. Tarîkatı o hazretden aldı. Onun mubârek sohbeti bereketiyle huzûr ve âgâhlıkmertebesine ulaşdı. Sâlihâ kadınları irşâd için icâzet alıp, gönüllere sıcakte’sîr yapdı. Güzel ve müjdeli rü’yâlar görürdü. Bir gece Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” kendisine son derece ihsânda bulunduklarını gördü. Bu sebeble bâtın hâlleri artdı. Hattâ o rü’yâyı gördüğü yerden bir müddet hoş koku yayıldı. Hazreti Müceddid “radıyallahü anh” ona teveccüh buyurdular.Onun yüksek teveccühlerinin bereketlerine kavuşdu. Hazreti Îşân buyurdu ki: Zevcemde cünûn hâli peydâ olmuşdu. Fakîre az muvâfakât ediyordu. Bu sebeble bâtınında bir gevşeklik meydâna geldi. Bâtınî nisbetinin te’sîri ve sıcaklıkları örtüldü. Lâkın fakîr onuncünûn hâlinden dolayı olan hareketlerini afv etdim. Çünki aklı olmayan ma’zûrdur. Beni gönülden sevenler de fakîre hürmeten ona yardımcı oldular ve fakîr için zarûrî bir şey olduğunu bilenler, onun kendilerine karşı olan muhâlefetlerine sabr ve tahammül etdiler. Böylece çok fâidelerekavuşdular. Bu fakîre ihsân ve iyilikde bulundukları için, Allahü teâlâonları en hayrlı mükâfatla mükâfatlandırsın!
VASIYYETNÂME
Bismillâhirrahmânirrahîm Hamd ve salâtdan sonra fakîr Cânı Cânân Muhammedî Müceddidî, islâmiyyetin hükmünü ikrâr edenin ikrârı sahîhdir ve mu’teberdir. Fakîrden tarîkat alan sevdiklerime birkaç vasıyyetim var: Fakîrin cenâzesinin techîz ve defninde, sünnetden en ufak bir şeyi bırakmasınlar. Sonramezârım üzerine türbe yapmasınlar. Hayâtda iken de bu âdetden uzakidim. insanlara Allahü teâlânın ismi şerîfini öğretirdim. Bu kadar yeter. Sevenlerimin hepsine vasıyyetim şudur ki, son nefeslerine kadarsünnete uymaya çalışsınlar. Allahü teâlâdan başkasını hakîkî maksûd bilmesinler. Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve sellem” başkasını uyulacakkimse bilmesinler. Dervîşlerin ma’lûm rüsûm ve âdetlerinden, dünyâ ehlinden sakınınız. Dînî ilmlerle meşgûliyyetden kendilerini ma’zûr görmesinler. Allahım,onları muvaffak eyle!
ONYEDiNCi BÖLÜM
Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin halîfelerinden ba’zısı: Hazreti Îşânın halîfeleri çokdur. Bu sahîfeler onların ahvâlini yazmaya yetmez. Hazreti Îşânın halîfelerinden bir kısmını anlatacağım. Lâkin o azîzlerin hâllerinin ve vâridâtının tafsîlâtına muttali’ değilim. Onların hâllerini kısaca yazacağım. Bu vesîle ile hazreti Îşânın mubârek sohbetleri hâtıra geliyor. O hazretin müjdelerine muvâfık olarak anlatacağımhalîfelerinin makâmlarının ismi ma’lûmumdur. Bu büyüklerin bâtınlarındaki keyfiyyetleri ve nûrları da kendi vicdânımla anlıyorum. Lâkin makâmlarının ismlerini tafsîlâtlı olarak yazmak zarûrî değildir. Kısaca anlatmakkâfîdir. Bir şahsın bâtınî hâlleri, istigrâk, sekr, şevk, zevk ve tevhîd hâllerinin zuhûruna münhasır değildir. Eshâbı kirâmın “radıyallahü teâlâ anhüm” büyüklerinden böyle hâller ve fazla hârikul’âde hâller bildirilmemişdir. Hâlbuki onlar, Allahü teâlâya yakınlık makâmlarında bütün evliyâdanöndedirler. Ancak o büyüklerin bâtınlarına gelen hâller anlaşılamaz. Buyolun mensûblarının hâlleri çeşidli makâmlar sebebiyle farklıdır. itmi’nânın hâsıl olmasında huzûr melekesi, nisbeti mâallah, tehzîbi ahlâk ve sünnete mütebe’atın yerleşmesinde müsâvîdirler. Onlarda sekr, zevk, şevk, istiğrâk, bîhodluk ve vâridâtı tevhîd gibi ma’lûm hâller, bu yolun büyüklerinin tahkîkine ve bu yolda bulunanların kalb latîfesinde kavuşdukları bilgilere uygundur. Diğer latîfelerin bilgileri ve hâlleri başka birşey olup, omakâmlara ulaşmadan, onları tasdîk tasavvur edilemez. Çünki o keyfiyyetler yenidir ve ma’lûm ve meşhûr olanın takdîmidir. (Onlar Onu ilm olarak ihâtâ edemezler.) (Tâhâ sûresi: 11) meâlindeki âyeti kerîme, bu makâmların delîli, kaynağıdır.
1– Hazreti Mîr Müslimân “rahmetullahi aleyh”: Bu diyârın sahîh nesebli seyyidlerin büyüklerindendir. Dünyâ ile alâkayı kesip, sebebleri terk ederek Allahü teâlânın râzı olduğu şeylerlemeşgûl olmuşdur. Zâhir ve bâtın ilmlerini hazreti Îşân ile birlikde tahsîletmişdir. O hazretin yüksek hocalarının “radıyallahü anhüm ecma’în”sohbetlerine kavuşup, tarîkat makâmlarına ulaşdı. Hazreti Îşândan da istifâde etdi. Lâkin Mazheri Cânı Cânân hazretleri ona çok hurmet gösterirdi. Çünki pîrânı kibârın iltifâtlı nazarlarına kavuşmuşdu. Ona iltifât nazarıyla nazar ederlerdi. Sâliklerin kadrü kıymeti, büyükleri ziyâret veonlardan istifâde ile hâsıl olur. Mîr Müslimânın, Mazheri Cânı Cânân hazretlerine tam bir bağlılığı vardı. Nitekim hazreti Îşân ona şöyle yazmışdır: “Eski ahidleri hâtırlamakdan öyle bir hâl hâsıl oluyor ki ve yalnızlıklarıma öyle acıyorum ki, yazıyla anlatılamaz. Şi’r: Allahü teâlâ, sizinle başbaşa olduğumuz zemânı, Ve aşk ağzının üns bağçesinde güldüğü vakti tâzelesin. Gözler sevinçli hâlde bir müddet durduk, Fekat gözlerden yaş akarak sabâhladım. En başta gelen hizmetcilerinden Şeyh Ahmed işinde dikkatlidir.Onun kalb latîfesi beden kaydından çıkmış, lâkin bu şahsın istî’dâdıza’îfdir. Düşe kalka maksûda erişir. Allahü teâlâ menzîli maks ûda ulaşdırsın. Hak teâlâ o hazrete bizim büyüklerimizin “radıyallahü teâlâ anhüm”usûlü olan kalb ve beden hastalıklarını giderme gücünü vermişdir. inkisâr yoluyla kendinizi bu iş husûsunda ma’zûr tutunuz. Feyzullah Hân hergün huzûrunda oturup, beşyüz nefes mikdârınca onun hastalığını gideriniz. Hicâza gitme maksadınız mubârekdir. Lâkin bu güzel işi biraz düşündükden sonra yapmalı ki, kimsenin dînen hakkı zâyi’ olmasın. Mîr Müslimân vefât edince, Mazheri Cânı Cânân hazretleri çoküzüldü. Nitekim Mîr Mübîn Hâna şöyle yazmışlardır: Mîr Müslimânın vefât haberi ile alâkalı olarak bende meydâna gelen şeyleri nasıl yazayım. Beyt: Yâr gitdi, biz ayak izi gibi yere düşmüşüz, Gölge olaydı keşke bu duyulmayan düşüş.
2– Hazreti Mevlevî Muhammed Senâullah Pânipûtî: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin en önde gelen halîfelerindendir. Nesebi oniki vâsıta ile hazreti Şeyh Celâl Kebîr Evliyâyı Çeştîye “rahmetullahi aleyh” ulaşır. Onun nesebi de Emîrülmü’minîn hazreti Osmâna “radıyallahü teâlâ anh” ulaşır. Senâullah Pânipûtî hazretleri, Rabbânî âlimlerin özü ve bargâhı ilâhiyyeye yakın olanlardandır. Aklî ve naklî ilmlerde son derece derin âlimdir. Fıkh ve usûli fıkh ilmlerinde ictihâd derecesine ulaşmışdır. Fıkh ilminde geniş bir kitâb yazmışdır. O kitâbda her mes’elenin kaynağını, delillerini ve dört mezheb müctehidlerinin tercîhi olan kavli bildirmişdir. Kendi nezdinde dahâ kuvvetli olduğu sâbit olan kavlleri (Me’hazülakvâ)adıyla müstakil bir kitâb hâlinde yazmışdır. Usûli fıkh ilminde de kendinezdinde seçilmiş kavlleri yazmışdır. Önceki müfessîrlerin kavllerini ve kendi rûhânî latîfesine Allahü teâlânın ihsân etdiği te’vîlleri ihtivâ eden genişbir tefsîr yazmışdır. Tesavvufa dâir ve hazreti Müceddidin “radıyallahüteâlâ anh” ma’rifetlerini delîlleriyle beyân eden risâleler yazdı. Senâullah Pânipûtî hazretlerinin zihninin açıklığı, tabi’atının güzelliği, düşüncesinin kuvveti, aklının selâmeti vasf edilemeyecek kadaryüksekdir. Tarîkatı hazreti Şeyhuşşuyûh Muhammed Âbidden “kuddise sirruh” alarak, o zâtın teveccühleriyle fenâi kalb mertebesine ulaşdı. Yineo zâtın emriyle, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi.Onun yüksek terbiyesi ile makâmâtı Ahmediyyenin hepsine kavuşdu. Seyrinin çok sür’atli olması sebebiyle ve kendi aslına kavuşma şevkininçokluğundan, bu tarîkatın sülûkunun hepsini elli teveccühle temâmladı. Sekiz yaşında zâhirî ilmleri öğrendi ve tarîkat hilâfeti alıp, ilm ve bâtın feyzi ile meşgûl oldu. Herkes onun irşâdına rağbet etdi. Hazreti Îşântarafından Alemülhedy (hidâyet nişânı) diye anıldı. Çocukluğunda ceddi hazreti Şeyh Celâl Pânipûtîyi gördü “rahmetullahi aleyh”. Hazreti ŞeyhCelâl Pânipûtî ona çok iltifâtda bulunup, mubârek alnını onun alnınasürdü. O günlerde hazreti Gavsüssakaleyni rü’yâda görmekle şereflendi. O hazret ona tâze hurma verdi. Bir keresinde Emîrülmü’minîn Alî Mürtezâyı “kerremallahü vecheh”rü’yâda gördü. Ona gülerek, sen benim nezdimde Hârûn aleyhisselâmınMûsâ aleyhisselâma olan durumu gibisin buyurdu. Hazreti Îşân burü’yâyı şöyle ta’bîr etdi. Fakîrin sûreti büyük ceddim Alî Mürtezânın “radıyallahü anh” sûretinde görünüp, sizi bu sözlerle müjdelemiş. Fakîrdensonra tarîkat hilâfeti size geçebilir. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin vefâtından sonra, hazretiGavsüssakaleyni görmüş. Teşrîf edip, hazreti Îşân için tâziyede bulunmuşlar. Senâullah Pânipûtî hazretleri, hazreti Îşânın vefâtına çok üzüldü.Hazreti Îşân onu çok medh ederdi. Onun nisbeti ile fakîrin nisbeti müsâvîdir. Onun arz ve kuvvetdeki farklılığı fakîrin zımnindedir. Fakîr de hazi şeyhin “kuddise sirruh” zımnindedir. Fakîre gelen her feyze o da ortakdır. Onun iyisi ve kötüsü fakîrin iyisi ve kötüsüdür. Zâhirî ve bâtınî kemâlât onda toplandığından, insanların en azîzidir, kıymetlisidir. Fakîringönlüne onun heybeti geliyor. Salâh, takvâ ve dindârlığının çokluğundanrûhı mücessemdir. islâmiyyetin yayıcısı, tarîkatın nûrlandırıcısı ve melek sıfatlıdır. Melekler ona ta’zîm ederler. Fakîr (Abdüllahi Dehlevî hazretleri) hazreti Îşândan işitdim. Buyurdu ki: Eğer Allahü teâlâ kıyâmet günü benim dergâhıma ne hediyye getirdin diye sorarsa, Senâullah Pânipûtîyi getirdim diye arz ederim. Bir gün huzûrlarında bulunuyordum. Zikr ve murâkabe halkası kurulmuşdu. Hazreti Îşân gelip, siz ne amel yapıyorsunuz ki, melekler size hürmetden dolayı yer açıyorlar, buyurdu. Gerçek şu ki, bu fakîr hazi Îşânın talebelerinin büyüklerini gördüm. Onların hâllerini idrâkden âcizim. Fekat onun zâtında toplanan tarîkatı Ahmediyye bereketlerini ve feyzlerini hiçbirinde görmedim. Bu sebeble derim ki, fakîrin i’tikâdına göre,bu zemânda, bu kemâlâtda Müceddidiyye yoluna mahsûs nisbetin yüksekliğine erişmekde onun gibisi yokdur. Hazreti Îşânın halîfeleri arasında o pek çok fazîletlerle mümtazdır.Fekat hazreti Îşânın vekîlliği açıkca kimseye geçmedi. Hâlbuki Senâullah Pânipûtî hazretlerinin makâmları, keşfi ve kurbı ilâhî derecelerinin keyfiyyetlerini tatması sahîh idi. Nâiblik, vekîllik, tâlibleri tarîkai Ahmediyyenin gâyelerine kavuşdurmakdır. Hazreti Îşân def’alarca, fakîrin talebeleri arasında bizim makâmımıza oturacak bir kişi yok diye hayflanıp,üzüntülerini bildirdiler. Bu satırları yazan fakîr (Abdüllahi Dehlevî “kuddise sirruh”) derimki: Tarîkata girmekden maksad, kalbi mâsivâya tutulmakdan tasfiye etmek, Allahü teâlâyı tanıma hâlinin devâmlı olması, nefsi kötülüklerden tezkiye ve ahlâkı güzelleşdirmekdir. Zikrin, keyfiyyetler ve hâllerle meşgûliyetin bereketiyle, istiğrâk ve sekr sebebiyle muhâbbet artar. Elhamdülillah, bu ma’nâyı tâlibler uygun bir şeklde hazreti Îşânın halîfelerinin sohbetinde elde ediyorlar. Bu fakîr böyle istifâde edenleri gördüm. Huzûr vecem’iyyet (kalbin dünyâ meşgalelerinden kurtulması) hattâ envârı fevka (yukarıdan gelen nûrlara) sâhibdirler. Hulâsâ, Senâullah Pânipûtî hazretleri, zâhirî ve bâtınî kemâlât ile mevsûfdur. Vaktlerini ibâdet ve ta’âtla ma’mûr ederdi. Yüz rek’at nemâz kılmayı vazîfe edinmişdi. Teheccüdnemâzında Kur’ânı kerîmi temâmen okurdu. Zemânında mütedeyyinâlimler azaldığı için, kâdîlik vazîfesini kabûl etdi ve bu vazîfeyi gereği gibi yürütdü. Sonu düşünmeyen kâdîlerin ma’lûm âdetleri onda aslâ görülmezdi. Bir kerresinde onun mührünü taşıyan bir şahs, birisinden bir şey almışdı. Bunu öğrenince onu ta’zîr etdi, cezâlandırdı. Aldığı şeyi de sâhibine geri verdi. Kâdîlik vazîfesini bu şeklde yerine getirmek onun özelliği olduğu meşhûrdur. Mektûbları çokdur, bunlardan birkaç satır şöyledir: (Abdüllahi Dehlevî hazretlerine): “Azîmâbâd sâkinlerinden Civânîdiye tanınan Şeyh Aynüddîn, mevcûd hâlini terk edip, birkaç günden beri tarîkata girdi. Bir mektûb vesîlesiyle zâtı âlinizin huzûruna çıkacak. Kalbinde bir aydınlık hâsıl olmuş. Henüz dahâ yola çıkmamış. Gönlü kırık vemerhamet olunacak, acınacak bir kimsedir. Ona teveccüh buyurunuz. AlîRızâ Hân tarîkatı fakîrden almışdır. Beş latîfesi zikr etmekdedir. Nefy veisbâta da başlamışdır. Sizin kalkanınıza girecek. Onun kalb latîfesine teveccüh zarûrîdir. Çünki önce bu latîfenin işine bakılır.” Senâullah Pânipûtî hazretlerinin talebelerinden Pîr Muhammed,Seyyid Muhammed ve Kehyâ, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin sohbetine gelip, tarîkat nisbetlerine kavuşdular.
3– Mevlevî Fadlullah “rahmetullahi aleyh”: Mevlevî Senâullahın büyük birâderidir. Zâhirî ilmleri tam öğrenmişdi. Tarîkatı, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinden aldı. Sohbetlerinden çokistifâde etdi. Hazreti Şeyhin mubârek teveccühleriyle tarîkat makâmlarına ulaşdı. Çok zikr ederdi ve dâimâ Allahü teâlâya yönelmiş hâldeydi.Onun vefâtı sebebiyle Mevlevî Senâullah çok üzüldüler. Bir gece Mevlevî Senâullah rü’yâda: “Ey birâder! Niçin bu kadar üzülüyorsun.” Âyeti kerîmede meâlen: (Dikkat ediniz, Allahü teâlânın evliyâsına korku yokdur. Onlar mahzûn da olmazlar) (Yûnüs sûresi: 62) buyuruldu. Bu âlemde bize öyle râhatlıklar ve ni’metler ihsân edildi ki ne anlatılabilir, ne dehesâb edilebilir.
4– Mevlevî Ahmed “rahmetullahi aleyh”: Mevlevî Senâullahın büyük oğludur. Hazreti Îşânın seçkin talebelerindendir. Zâhirî ilmleri muhterem babasından ve zemânın diğer âlimlerinden okudu. ilm tahsîl ederken, geceleri kitâb okuyarak geçirirdi. Yimeye içmeye meyli azdı. Kur’ânı kerîmi ezberledi. Kırâ’et ve tecvîd ilminde çok mâhirdi. Her gün yirmibir cüz’ okurdu. Tarîkatı hazreti Îşândanalıp, murâkabe ve zikre çok önem verirdi. Hergün otuzbeş bin def’azikri tehlîl yapardı. Sabâhdan dahvei kübrâya kadar murâkabede otururdu. Hazreti Îşânın yüksek teveccühleriyle çok zikr ve murâkabe ile yüksek makâmlara ve yüksek vâridâtlara erişip, tarîkat icâzeti aldı. insanlara zikr ve murâkabeyi telkîn edip, onları Mevlânın yoluna girmekle meşgûl etdi. Hazreti Îşânın ona inâyeti çokdu. Onun terakkîsi için gıyâbenteveccüh buyururdu. Bir mektûbunda şöyle buyurmakdadır: “Bu güne kadar size teveccühümüz kesintisiz oldu ve devâm edecekdir. Sizin terak kîniz uzun sürecekdir. Risâlet kemâlâtının tecellîleri zemân zemân zuhûrediyor. Sabâhakşam erkeklere ve kadınlara irşâd halkası kurmanızdandolayı çok sevindik. Kuvvetli ümmîd peydâ oldu. Allahü teâlâ iki cihân fütûhatı nasîb eylesin.” Başka bir yerde de şöyle buyurmakdadır: “Allahü teâlâya hamd olsun. Kâ’benin hakîkatine teveccüh oluyor. iki üç günde Kur’ânın hakîkatine dâhil oluyor.” Mevlevî Ahmed zikr ve ibâdetlerde son derece gayretliydi. Tarîkatın bütün yüksek makâmlarına ulaşıp, yüksek bir şâna ulaşdı. Bütünbunlarla berâber zâhir ve bâtın kemâlâtında “evlâd babanın sırrıdır” sözü onun hakkında tam uygundur. Otuz yaşında iken, gençliğinde vefât etdi. Babası onun vefâtının sebebini şöyle açıklamışdır. Ben onu aşırı bir muhabbetle seviyordum. Allahü teâlâ gayreti ilâhiyyesinin çokluğundan,dostlarının kalbinde kendinden başkasının muhabbetini bırakmıyor. Busebeble onu bu dünyâdan aldı. Benim kalbimde de, kendi muhabbetinden başka muhabbet bırakmadı. O insanların en cesûru idi. Kâfirlerle def’alarca cihâd edip, Allah yolunda gazâ yapanlar mertebesine ulaşdı. Bir def’asında kazaklardan birgurub hücûm edip, hizmetcisinde bulunan eşyâlarını alıp gitdiler. Tek başına yaya olarak onları ta’kîb edip, kılınçlı kalkanlı yirmi süvâriden eşyâlarını geri aldı. “Allahü teâlâ cesûr kimseyi sever” sözü onun vasfı idi.
5– Şeyh Sıbgatullah “rahmetullahi aleyh”: Mevlevî Senâullah hazretlerinin ikinci oğludur. ilm tahsîl edip, dinkitâblarını müte’âlâ etmişdi. Tarîkatı babasından aldı. Genç yaşda vefâtetdi.
6– Mevlevî Delîlullah: Senâullah hazretlerinin üçüncü oğludur. Fıkh ilmini tahsîl etdi. Üsûlve ma’kûl ilmlerini de okudu. Tarîkatı babasından aldı. Allahü teâlâ onaselâmet versin. Senâullah hazretlerinin zevcesi kendisinden feyz aldı. Bu yolun büyüklerinin nisbeti olan fenâ ve bekâ derecelerine ulaşdı. Tarîkatı ta’lîm içinicâzet aldı. Vaktlerini kıymetlendirmesi, ta’ât, zikr ve murâkabe vazîfelerini yapması sebebiyle Allahü teâlâ indinde makbûllerdendir. Senâullah hazretleri bu afîfe zevcesine bir mektûbunda şöyle buyurdu: Eğer hanımlara nasîb olur da sizden teveccüh isterlerse, bu husûsda icâzetlisiniz. Fâideli olacak. Bu yolun büyüklerinden ümmîdimiz kuvvetlidir. Size zemânzemân teveccüh ediyorum. Terakkîniz ma’lûm oluyor. Allahü teâlâyı zikre, Resûlullaha tâbi’ olmaya sıkı sarılınız. Hak sâhiblerinin haklarına ri’âyetediniz ve güzel ahlâkdan ayrılmayınız. Çünki bunlar dünyâ ve âhıretde hayrla yâd edilmeye ve iki cihânda murâda kavuşmaya vesîledir.
7– Şeyh Muhammed Murâd: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin ilk talebelerindendir. Tarîkatı ondan aldı. Otuzbeş sene hergün bir def’a zikr halkasında bulundu. Sohbetin bereketiyle tarîkatda bildirilen makâmlara ulaşarak, yüksek bir nisbete kavuşdu. Feyz menbâı hocasına öyle husûsî bir yakınlığa kavuşduki, hocasının talebeleri arasında onun gibisi yokdu. Hocası evinin hizmetlerini görmekle onu vazîfelendirdi. Talebeler arasında nisbet yüksekliğinde hiçbir kimse ona denk değildir. Talebelik san’atı ticâreti ondan başkasına elvermedi. Bu sebeble kemâlât onun zâtında toplandı. ÇünkiŞeyh için, ilm, aklı selîm, keşfi sarîh, sahîh vicdân, nisbet şerefi, tecemi zâhirî, fakr ni’meti ve kanâ’at lâzımdır. Mevlevî Naîmullah şöyle yazmışdır: Şeyh Muhammed Murâdın düâsı müstecâb idi. Bu husûs def’alarca tecrübe ile sâbitdir. Herşeyi Allahü teâlâ bilir. Bu satırları yazan fakîr (Abdüllahi Dehlevî hazretleri) derimki: Düânın müstecâb olması için, bâtınî kemâlât gerekmez. Allahü teâlânın azâmeti karşısında tam teslîmiyyet îcâb eder. Düânın kabûl olmasının şartı; halâl yemek, doğru sözlü olmak ve ihlâsdır. Düânın kabûl olunmasında bu üç şartın tam te’sîri vardır. Bu fakîre göre Şeyh MuhammedMurâdın öyle bir nisbeti vardı ki, herkes anlayamaz. Allahü teâlâ ona selâmet versin.
8– Şeyh Abdürrahmân: Şeyh Muhammed Murâdın birâderlerindendir. Hazreti Îşânın teveccühleriyle yüksek hâllere kavuşdu. Nisbeti mâallah hâllerine dalmışdı. Kâdî Senâullah hazretleri buyurdu ki: O nisbetin keyfiyyetlerine kavuşdukdan sonra, onu gören kimse gayri ihtiyârî ta’zîm ve hurmet ederdi. “Onlar görüldükleri zemân Allahü teâlâ hâtırlanır” sözü onun hâli idi.“Rahmetullahi aleyh.”
9– Mîr Alîmullah Kenkûî “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin ilk talebelerinden ve halîfelerinin büyüklerinden olup, hazreti Îşânın ma’rifet yayan cemâline âşıkolanlardan idi. Hazreti Îşânın sohbetini idrâk eden bir zât idi. Onun emri üzerine, devâmlı huzûrlarında bulunarak, tarîkai Ahmediyyenin sülûkunu temâmlayıp, yüksek hâllere ve varîdâta kavuşdu. Devâmlı sekr hâlinde idi. Müceddidiyye yolunda sahv, uyanıklık hâli nisbetleri bile ondaki bu hâli örtemiyordu. Muhabbeti ilâhiyyenin zuhûru ile dolu ve kendinden geçmiş bir hâlde idi. Huzûr ve âgâhîlik bâdesinin zevkine dalmışdı.Hep ehli muhabbetden bahs ederdi. Âşikâne hâdiseler sebebiyle ağlayıp, gözyaşı dökerdi. Bu onun kıymetini dahâ da artdırırdı. Gönlünün yanıklığından inlemeleri, insanları şaşırtıp, telâşa düşürürdü. Onun sohbeti, Allahü teâlâya muhabbet şevki verirdi. Yüzünde nisbeti mâallah nûrları parlardı. Kuvvetli bir istiğrâka ve sürekli bîhodîliğe sâhib idi. Mazher i Cânı Cânân hazretlerine muhabbeti son derecede idi. Muhabbetininçokluğundan hocasına “Kurbanın olayım” sözünü selâm yerine gönderirdi. Memleketinden, Mazheri Cânı Cânân hazretlerini ziyârete gelirken yolda çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşınca, hazreti Îşânın menkîbelerini anlatırdı. Böylece kendisini bir canlılık ve coşma hâli kaplar, çöllerde korkusuzca yol alırdı. Bir def’asında rü’yâsında hazreti Gavsüssakaleyni “radıyallahüanh” gördü. Kalkıp ayaklarını öpdü. Allah için bu ne hâldir buyurdu. Bunun üzerine, ey Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem torunu! Bu, bizfakîrler için bir se’âdetdir diye arz etdi. Bu söz üzerine, hazreti Gavsüssakaleyn memnûn olup, ona çok iltifâtda bulundu. Bir gece rü’yâsında Çeştîyye yolunun büyüklerinden Genci Şekerhazretleri, Şeyh Ferîd ve Şeyh Abdülkuddüs “rahmetullahi aleyhim” gibi büyükler teşrîf etdiler. Onun bâtınından, Nakşibendiyye nisbetini alıp,kendi yollarının nisbetini verip, gitdiler. Bundan sonra Nakşibendiyye yolunun büyüklerinden hazreti Müceddidi elfi sânî, Mazheri Cânı Cânân“kaddesallahü esrârehümâ” gibi zâtlar teşrîf etdiler. Onun kalbindenÇeştîyye nisbetini çekip, aldılar. Yine Nakşibendiyye nisbeti ile kalbinima’mûr etdiler. Bu şeklde nisbet alıp, vermeleriyle büyükleri görmekdendolayı kendisini öyle bir hâl kapladı ki, kendinden geçip, hiç gücü ve tâkâtı kalmadı. Sabâhleyin Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna gelip, bu hâdiseyi arz etdi. Hazreti Îşân onu, hocası hazreti Şeyh Kuddüsün “kaddesallahü sirrahu” huzûruna götürdü. Mazheri Cânı Cânân hazretleri buyurdu ki, vallâhi biz onun hâlini Şeyh Kuddüs hazretlerine hiç arzetmeden, firâset nûru ile anlayıp, şöyle buyurdu. Büyükler bunun hâlinetasarruf edip, kendi nisbetlerinin keyfiyyetini vermişler. Fekat Nakşibendiyye büyükleri gelip, kendi hânedânlarının nisbetini tekrâr ihsân etmişler. Bu yolun makâmlarına kavuşdurmuşlar. Bu hâl doğru ve yerindedir.Hülâsâ, o isti’dâdının ve tînetinin coşmasının sıcaklığı sebebi ile Çeştîyye nisbetinin harâretinin te’sîrleri zevkine vardı. O hâller Mevlânın yolunun tâliblerinin gıbda etdiği hâllerdir. Mîr Alîmullah Kenkûînin ömrü, muhabbet coşkunluğu ile geçdi.Mazheri Cânı Cânân hazretleri hayâtda iken vefât etdi. Zevcesi dehazreti Îşândan tarîkat alıp, Allahü teâlânın muhabbetinin bâdesiyledoldu. Vefâtından sonra, hocasına rü’yâda görünüp, şöyle dedi: Meleklerbeni ayakda karşılayarak, Allahü teâlâya kavuşdurdular. Şimdi nihâyetsiz nûrlar içinde ve kendimden geçmiş bir hâlde, maksûd güzeline kavuşdum. Bana rahmet ve ma’firet kapıları açıldı. Elhamdülillah sümme elhamdülillah.
10– Şeyh Murâdullah Ârif Gulâm Kâkî “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin halîfelerinin büyüklerindendir.ilm ve amelde yüksek bir dereceye sâhibdi. O, hazreti Şeyhin yetişdirilmek üzere Mazheri Cânı Cânâna havâle etdiği kimselerden idi. Hazi Îşânın yetişdirmesinin bereketiyle, tarîkat makâmlarının nihâyetineulaşdı ve hilâfete kavuşdu. Bengalde tâliblerin mürâce’at etdiği zât oldu. O memleketde şöhreti gönülleri çekdi. Onun üstün ahlâkının esintileri ve kemâl sıfatlarının güzel kokuları, cihâna yayıldı. Pek çok kimse sermâyei cem’iyyete ve âgâhlığa onun vâsıtasıyla kavuşdu. Bârgâhı ilâhîde makbûllerden olup, Allahü teâlâyı yâd [zikr] ile meşgûl oldular.Bunlardan güzel hâller sâhibi Muhammed Gavs, Muhammed Dânîş,Muhammed Dervîş onun talebelerinden olup, Mazheri Cânı Cânânhazretlerinden feyz aldılar. Muhammed Dânîş, o hazretin inâyeti ile, bâtın nisbetini fenâi kalbve fenâi nefs derecelerinden dahâ yukarı ulaşdırarak, fenâi nefsin özelliği olan huzûr, âgâhlık, istihlâk ve izmihlâl hâllerine kavuşdu. Hoş hâllersâhibi idi. Muhammed Dervîş, bâtında çok terakkîlere ulaşarak, nisbet kemâlâtıyla şereflendi. Bu zât talebelere fâideli olması için hindce bir tefsîr yazmayı arzû etdi. Hazreti Îşân bundan men’ edip, tarîkatın nûrlarını yaymakvesîlesiyle ihlâs ve ihsân mertebesi hâsıl olur. Vaktleri bunun için harcamalıdır. Zikr ve murâkabeden başka bir iş ile, meşgûl olmamalıdır, buyurdu. Bu zât, hazreti Îşândan önce vefât etdi.
11– Hazreti Şeyh Muhammed ihsân “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin meşhûr talebelerinden ve kâmil halîfelerindendir. Hâfız Muhammed Muhsînin oğludur. Nesebi ŞeyhAbdülhak hazretlerine “rahmetullahi aleyhim” ulaşır. ilk gençlik yıllarında, akîdesinde bir inhirâf ve zâhirde doğru yoldan ayrılma hâli görüldü.Rü’yâsında Mazheri Cânı Cânân hazretlerini gördü. Sütlaç yiyordu.Kalanını ona verdi. Bundan sonra onun mubârek elinde tevbe etmekle vetalebe olmakla şereflendi. Bu yolda istikâmet ve sebâtla şereflendi. Pekçok ilerlemelere kavuşdu. Tarîkai Ahmediyyenin makâmlarının sonunaulaşıp, bâtının, âgâhlılık nûrlarıyla nûrlandırdı. Onun nisbetinde cezbe (aşkve muhabbet) kuvvetli idi. Vilâyeti kalb seyrinde bîtablık ve bîhodluk (kendinden geçme hâli) sayhâları çokdu. Şevkin harâretinden, bâtınının çarpıntısının sıcaklığından kış mevsiminde pamuklu elbiseye ihtiyâc duymazdı. Muhabbet cezbelerinin çokluğundan, Allahü teâlânın mubârek ismini ve simâ’ sesini duymaya tâkat getiremezdi. Bir gün Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin bereketli huzûrunda feryâd edip, kendinden geçdi. O hazret buyurdu ki: “Sizin nisbetinizde zevkve şevk iyice peydâ olmuş. Eğer böyle cezbe sıcaklığı, aşk ve muhabbet hâlleri size yetiyorsa, bizim sohbetimizi terk edin. Yoksa bu şeklde feryâd ve nâra sizin zararınıza sebeb olmasın. Şu ânda zikr ve murâkabe sebebiyle melâikei kirâm toplanmışdı. Sizin feryâdınızdan dolayı dağıldılar. Onlardan biri sizin tarafınıza sert sert bakıyor. Eğer bâtınını bize havâle edersen, bu çalkantılı, ızdırâblı makâmdan, tumânînet makâmına kavuşursun. itmi’nân nisbeti birinci asra benzemekdedir. Riyâ şâibesinden uzakdır.” Bunun üzerine o, kölenizin sükûnetsizlik ve tumânînetle işim yok. Maksûdum, Allahü teâlânın rızâsını kazanmakdır, diye arzetdi. Sonra hazreti Îşân, onu üst makâma atlatdı. O makâmın hâlleri akdı. Bîtâblıklar gidip itmi’nân hâsıl oldu. Fekat istî’dâdı îcâbı onun ateşiyine kaldı. Zemân zemân gayrı ihtiyârî feryâd edip, kendinden geçerdi. Bir gün birisi onun yanında Mevlevî Senâullah Senbehlînin mâaşı şübheli yoldan gelmekdedir, dedi. Bunun üzerine buyurdular ki: HazretiMüceddidin sînesinden, nisbet nûrları seli gelmekdedir. Bunlar bulanıklıkları giderir. Bu sözü duyar duymaz, pekçok feyz geldi. O bir âh çekip,kendinden geçerek düşdü. Bir kerresinde şu şi’ri işitince kendinden geçdi. Meyhâneden gitdim, fekat düâ ediyordum, Bu kapıda kalayım, mest olanların bilmecesi mededdir. Böyle muhabbet hâlleri onu muzdarîb yapıyordu. Çoğu zemânâşıklara âid na’meler onu kendinden geçirirdi. Tâliblerin gönüllerindeki diriliği artdıran ve sâliklerin canlarına bekâ bahş eden aşkdır, aşk. Beyt: Gönlü aşkla diri olan aslâ ölmez, Âlem defterinde, devâm edeceğimiz yazılıdır. Şi’r: Taklîdden tahkîke varmış bir aşkın yoksa, Yakalarını yırt, başına toprak saç. Beyt: Bizim işimiz aşk, yükümüz aşk, Hayâtımızın hülâsâsı aşkdır. Şeyh Muhammed ihsân “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: Şâh Dîranî yağması sırasında, yağmacılardan biri, bizim sokağa girmesin diye, sokak kapımın üzerinde dikkatlice bekliyordum. Allahü teâlânın lütuf ve ihsânıyla gece vaktine kadar oraya kimse gelmedi. Birgün karnı ağrıyan birisi, hiç iyileşmeyen bu hastalığından kurtulması için, himmet buyurmasını arz etdi. Allahü teâlânın ismi şerîfi onundilinden kulağına ulaşır ulaşmaz, feryâd edip hastalığı o ânda gitdi. Buyurdu ki: Kâfirlerin gâlibiyyeti sebebiyle Molla Rahîmdârın askerinin kırıldığı vakt, fakîr de o ordunun içinde bulunuyordum. O dehşetli zemânda, fakîrin kalbine kâfirlerin gâlib gelecekleri doğdu. Ancak o sıradasoğukdan, baskından ve kâfirlerin katllerinden hiç haberim olmadı. Azîzânın teveccühüyle korundum. Buyurdu ki: Tarîkata girdiğim günlerde çok fakîr düşdüm. Peşipeşine gelen üç fakîrlikden birini biliyorum. Birgün Mazheri Cânı Cânân hazretleri hâlimi sordu. Sıkıntımı arz etdim. Bu duruma üzüldüler. Biraz un vekürtei hâs verdi. Teberrüken verdiklerinin bereketiyle fakîrlikden kurtuldum. Altı ay boyunca huzûrumda bulunacaksın, buyurdu. Hazreti Îşândan se’âdeti elde etdim. Bu sebeble çok feyzler hâsıl oldu. Öyle ki, hiçbir riyâzet ve mücâhededen böyle terakkîler nasîb olmaz.
12– Şeyh Gulâm Hasen “rahmetullahi aleyh”: Şeyh Muhammed ihsânın birâderlerindendir. Mazheri Cânı Cânânhazretlerinin yakın talebelerinden ve sevdiklerindendir. Hazreti Îşânın çokinâyetlerine ve yardımlarına kavuşmakla mümtaz idi. Tarîkatı o hazretdenalıp, bu yolda yüksek makâmlara ulaşdı. Vaktlerini Allahü teâlâyı zikr etmekle ma’mûr ederdi.
13– Şeyh Muhammed Münîr “rahmetullahi aleyh”: Şeyh Ferîd Genci Şeker hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” torunlarındandır. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin önde gelen halîfelerindendir. Tarîkai aliyyei Çeştîyye ile meşgûl olup, bu yolun zevklerine ve şevklerine kavuşdu. Tarîkai Nakşibendiyyeye hazreti Îşânın vâsıtasıyla girdi.Onun kıymetli ve mubârek sohbetlerine sarıldı. Tarîkatın yüksek makâmlarına ulaşdı ve icâzet aldı. Kuvvetli nisbet ve yüksek hâller sâhibiydiler. Kanâ’at ve tevekkül ile dâimâ Allahü teâlâyı zikr ederdi. Hazreti Îşân buyurdular ki: Onun nisbeti çok kuvvetlidir. Eğer zemânın kutbu olsa, ondan istifâde eder. Sülûku sırasında bütün gece murâkabe yapardı. Murâkabesinin çokluğundan sahîh keşf ve vicdân sâhibi idi. Talebeler hep ona gelirlerdi. Zikr halkalarında tam bir cem’iyyet hâsıl olurdu. Ancak ömrü vefâ etmedi. Hazreti Îşân hayâtda iken, iç hastalığından vefât etdi. HazretiÎşân onun vefâtına çok üzüldü. Nitekim Mevlevî Senâullah Senbehlîyeşöyle yazdılar. Şeyh Muhammed Münîr, tarîkat yârânımızın çoğundanmümtaz idi. Zilhicce ayının ondokuzunda vefât etdi. Çok üzüldüm. Fekatyaşımız i’tibâriyle, bizim de vefâtımız yakın olduğu için tesellî buldum.
14– Hâce ibâdullah “rahmetullahi aleyh”: Hazreti Hâce Nakşibendin “radıyallahü teâlâ anh” torunlarındandır. Tarîkatı Şeyh Muhammed Münîrden aldı. Onun vefâtından sonra, Mazi Cânı Cânân hazretlerinin sohbetine kavuşdu. Onun yüksek teveccühleriyle, yüksek makâmlara erişdi. Tarîkatı ta’lîm için icâzet aldı. Hazi Îşân şöyle buyurdu: Vefâtından seneler geçmesine rağmen, onun nisbeti çok kuvvetlidir.
15– Hâcı Cemâleddîn “rahmetullahi aleyh”: Şeyh Muhammed Münîrin talebelerindendir. Hazreti Îşânın mubârek sohbeti bereketiyle, yüksek bir nisbete kavuşdu. Haremeyni şerîfeyni ziyâret edip, kanâ’at köşesinde yâdı Mevlâ ile vaktlerini ma’mûr eyledi.
16– Mevlevî Kalenderbahş “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin en hâlis ve önde gelen talebelerindendir. Dînî ilmlerde âlim idi. Aklî ilmleri de tahsîl etdi. Kur’ânı kerîmi ezberledi. Tarîkatı hazreti Îşândan aldı. Onun yüksek teveccühleriyle tarîkat makâmlarının nihâyetine ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi için kendisine icâzet verildi. ilm öğretmekle ve irşâdla meşgûl oldu. Tıb ilminde de mahâret sâhibi idi. Beden ve kalb hastalıklarının ilâcını söylerdi. Hazreti Îşâna tam bir ihlâsı ve bağlılığı vardı. Onun has musâhibi (yakını) idi. Mubârek Ramezân ayında, terâvîhde Kur’ânı kerîm okurdu. Tertil ve güzel sesle Kur’ânı kerîm okurdu. Hazreti Îşân onun kırâ’etinden çok hoşlanırdı.Her sene memleketinden hazretî Îşânı ziyârete gelir, huzûr hâlinin nûrlarını elde ederdi. Bu ziyâretleri hazreti Îşânın vefâtına kadar devâm etdi.
17– Mîr Naîmullah “rahmetullahi aleyh”: Hazreti Îşânın halîfelerinin büyüklerindendir. Hazreti Hâcı Muhammed Efdâlin sohbetine kavuşdu. Onun halîfesi Şeyh MuhammedA’zamın huzûrunda bulundu. Hazreti Îşânın sohbetine devâm ederek, tarîkai Ahmediyyenin sülûk makâmlarını temâmlayıp, tarîkat ta’lîmi için icâzet aldı. ilm, edeb ve güzel ahlâk sâhibi idi. Hazreti Îşâna tam bir sevgive muhabbeti vardı. Tarîkat ta’lîmi ile ve dînî ilmleri öğretmekle meşgûloldu. Kur’ânı kerîmi ezberledi. Kırâ’et ve tecvîd ilmini Kârî Abdülgafûrdan öğrendi. Mazheri Cânı Cânân hazretleri terâvîhde onun okuduğuKur’ânı kerîmi dinlemekden çok hoşlanırdı. Bir gün şöyle buyurdular: Mevlevî Kalenderbahş ve Seyyid Naîmullah, güzel ahlâk sâhibi oldukları için, fakîrin kendilerinden hiçbirvakt hoşnûdsuz olduğu vâki’ değildir. Bir gün hazreti Seyyid Naîmullaha hitâb edip, sizler Allah yolundabize gelmek için atdığınız her adımı bizim gözümüz üzerine (başımız, gözümüz üstüne) koyuyorsunuz. Sizler memleketlerinizden gelmeseydiniz, murâkabe halkası cem’iyyetsiz ve bereketsiz olurdu. Mîr Naîmullah,Mazheri Cânı Cânân hazretleri hayâtda iken vefât etdi.
18– Mevlevî Senâullah Sebnehlî “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin önde gelen talebelerindendir.Zâhirî ilmleri tahsîl edip, hadîsi şerîf ve Kur’ânı kerîm ilmlerini, büyük hadîs âlimlerinden olan Şâh Veliyyullahdan “rahmetullahi aleyh” okudu. Tarîkatı hazreti Şeyhin (Seyyid Nûr hazretleri) halîfesi Hâce Mûsâ Hânhazretlerinden “rahmetullahi aleyhimâ” alıp, zikr ve murâkabeye devâmetdi. Hâce Mûsâ Hânın emriyle bâtınî kemâlâtı, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinden elde edip, sülûk makâmlarının nihâyetine kavuşdu ve tarîkatı ta’lîm için icâzet aldı. Senbehl şehrinde ilm öğretmek ve tesavvufda rehberlik yapmakla meşgûl oldu. ilm, amel, sabr ve istikâmetle mevsûf,güzel ahlâk ve üstün vasflarıyla tanınmışdır. Buyurdu ki: Hadîsi şerîf ve tefsîr dersleriyle meşgûl olmakdan, çoknûr ve safâ hâsıl oluyor. Bu yola bağlılık nisbeti kuvvetleniyor ve terakkî hâsıl oluyor. Buyurdu ki: Bir def’asında ümerâdan birinin yemeğinden birazcıkyimişdim. Bâtın hâllerim kayboldu. Ne kadar tevbe edip, yalvardıysam dao hâller aslâ tekrâr hâsıl olmadı. Gerçi, devâmlı olan nisbet keyfiyyetleri yine vardır, devâm etmekdedir. Ancak, eski hâlleri ve zevkleri hiç bulamıyorum. (Nefehat) kitâbının sâhibi şöyle demiş: Bu tâifeden biri buyurdu ki:Susuzlukdan bir askerin suyunu içmişdim. Bu yüzden bütün bâtın hâllerim zâyi’ oldu. Otuz senedir o bulanıklığın eseri devâm etmekdedir. Mevlevî Senâullah Sebnehlî, bir gece Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” rü’yâda gördü. Hâline inâyet buyurup, yevmiyesini bir rubye olarak ta’yîn etdi. Aynısı vâki’ oldu. Bu rü’yâyı gördükden sonra, zenginlerden birisi zarûrî ihtiyâclarına sarf etmesi için, kendisine bir rubye yevmiye mâaş bağladı. Mazheri Cânı Cânân hazretleri ona bir mektûbunda şöyle yazdı:“Nerede olursanız olun, Allahü teâlâ sizinle berâberdir. Siz oraya gidib bufakîrin vazîfesini yapınız. Çünki orada anlayış sâhibi bir âlim ve nisbet sâhibi bir dervîş yokdur. Gönlü toparlayıp, kendi işinizle meşgûl olmalıdır.Gönülde dağınıklığa yer vermemelidir. Vaktleri zâhiren ve bâtınen dînî fâideler vermeye sarf etmelidir. Allahü teâlâ size bir ni’met vermişdir. Onunşükrü işte budur. Cüneydi Bağdâdî “kuddise sirruh” buyurdu ki: Şükr, ni’meti verenin beğendiği yere sarf etmekdir. inşâallahü teâlâ darlık çok çabuk genişliğe döner. Şi’r: Hiç bir zorluk yokdur ki kolay olmasın, Yiğit olanda, korku olmasın. Eğer gaybdan bir şey ta’yîn edilirse, onu sıkılmadan, çekinmedenkabûl etmelidir. Zîrâ istemeden verileni almak tevekküle mâni’ değildir.Bilhâssa bu zemânda böyle bir şeye i’timâd etmemek (böyle bir imkânınbulunmaması) gönül dağınıklığına sebeb olur. Yalnızca tevekkül, cem’iy yetsizliğe sebeb olur. Hâlbuki sôfiyyenin sermâyesi cem’iyyetdir. Allahü teâlâ, sünneti nebeviyyeye “aleyhissalâtü vettehıyye” uyanları ve Müceddidiyyenin yüksek dergâhının dervîşlerini zâyi’ etmeyecekdir. Tarîkatı öğretmeye ve din kitâblarını okumaya önem veriniz.Vaktleri bu işe sarf etmenin iki cihânda fethlere sebeb olacağını biliniz.Hatmi Hâcegânı ve hatmi hazreti Müceddidiyi “radıyallahü anhüm” hergün sabâh halkasından sonra mutlakâ yapınız. Allahü teâlâdan ümidvârolunuz. Ondan gayrısından birşey beklemeyiniz. Murehta kâfirlerinin fitnesinden endîşe etmeyin. inşâallahü teâlâ sevdiklerimize bir zarar gelmeyecekdir. Fakîri hâzır biliniz.” Hâcı Muhammed Yâr, tarîkatı ondan alıp, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin teveccühleriyle huzûr ve âgâhlık nisbetine kavuşdu. TekrârMevlevî Naîmullahın huzûrunda sohbetlere katıldı.
19– Seyyid Ahmed Alî “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin talebelerindendir. Onun huzûrunda istifâde edip, nisbeti kalbî cezbelerine tutuldu. Cezbelerin çokluğundan bîtâb düşüp, uykuyu ve yimeyi terk etdi. Vaktlerinin çoğu sekrhâlleri ile dolu idi. Mazheri Cânı Cânânın güzel terbiyesi ile, kendine geldi ve fenâi nefs mertebesine kavuşdu. Tarîkat ta’lîmi icâzetine sâhibdir.Nisbeti mâallah keyfiyyetleriyle kendinden geçmişdi.
20– Mîr Abdülbâkî “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin halîfelerinin büyüklerindendir.Senelerce sohbetinde bulunup, feyz aldı. Tarîkat makâmlarının nihâyetine ulaşdı. Güzel ahlâk sâhibi idi. Âlemi misâl ile tam bir irtibâtı vardı.Hazreti Îşân, sevenleri bir iş için mürâce’at edince, ona istihâre yapmasını emr ederdi. Bilgileri gerçeğe uygun idi. Beş def’a Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” ziyâretle (görmekle) şereflendi. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” inâyetlerine kavuşmakla mümtaz oldu.
21– Halîfe Muhammed Cemîl “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin yüksek halîfelerindendir. Çocukluğunda, babasıyla hazreti Îşânın teveccühüne kavuşdu. ilm tahsîli ve tıbkitâblarıyla meşgûl oldu. Buyurdu ki, Allahü teâlâ, ilmden çok şeyler elde etdikden sonra, hazreti Îşânın teveccühü bereketiyle bu fakîre kendi yolunu taleb arzûsunu ihsân etdi. Maksûda kavuşmak için pekçok dervîşin huzûruna gitdim. Hiçbirinde gönlüm huzûr bulmadı. Nihâyet Mazi Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna vardım. Uğruna meşakkatler çekdiğim murâdıma, ancak orada kavuşdum. Yüksek teveccühleriyle tarîkatmakâmlarına ulaşıp, icâzet ve hilâfetle şereflendim. Halîfe Muhammed Cemîl “rahmetullahi aleyh” tehammül, temkin veahkâmı islâmiyyeye uymakda ve tarîkatda istikâmet üzere bulunmakdaçok metîn idi. Tarîkatı Ahmediyyenin sülûk makâmlarının sonuna kadarkuvvetli nisbet sâhibi idi. Zâhir ve bâtın hastalıklarının ilâclarını bilmekde mümtaz idi. Hocası hayâtda iken vefât etdi.
22– Hazreti Şâh Behîk “rahmetullahi aleyh”: Hazreti Müceddidin “radıyallahü teâlâ anh” torunlarındandır. Mazi Cânı Cânân hazretlerinin teveccühleriyle yüksek ecdâdına mahsûsolan nisbetden çok pay alıp, bâtın işinde kemâle erdi. Hazreti Îşândanicâzet alıp, insanları Allah yoluna irşâd etdi. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnetine ve tarîkai Ahmediyyeye ittibâda istikâmet sâhibi idi. Vefâtından sonra, Serhenddeki mubârek zâtların kabrlerini tahrîbeden sekhân kâfirleri, onun na’şını kabrden çıkarmak istediklerinde,eliyle kâfirlerden birinin başına vurdu. O kâfir hemen öldü. Bunu gören arkadaşları korkup, kaçdılar. Bu ve benzeri hâdiselerden sonra, kâfirler Serhenddeki mezârlara zarar vermekden vazgeçdiler.
23– Mevlevî Abdülhak “rahmetullahi aleyh”: Şâh Behîkin birâderlerindendir. Tarîkatı Mazheri Cânı Cânân hazretlerinden alıp, bâtın nisbetinde fenâi kalb mertebesine kavuşdu. iyi hâller sâhibi idi. Zâhirî ilmleri okuturdu. Genç yaşda vefât etdi.
24– Şâh Muhammed Sâlim “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin önde gelen talebelerindendir.On yıl hazreti Îşânın sohbetinde feyz alıp, tarîkatda sülûk makâmlarınıtemâmladı. Tarîkat ta’lîmi icâzetine kavuşup, Hak âşıklarını irşâd ilemeşgûl oldu. Çok kimse onun teveccühleriyle huzûr ve âgâhlık mertebesine ulaşdı. Hazreti Îşânın âdâb ve üsûlü üzerine istikâmet edindi. Mazheri Cânı Cânân hazretleri ona yazdığı bir mektûbda şöyle buyurdu: “Biz âfiyetdeyiz. Siz ahkâmı islâmiyyeye yapışmaya ve tarîkatlameşgûl olmaya dikkat ediniz. Çünki, nefsin kemâli kendini yok görmekdedir. Varlık ise, Allahü teâlâya mahsûsdur. Tesavvuf ehlinin ve âlimlerin sohbetine sarılınız. Zemânın sıkıntılarına sabr ediniz. Çünki dünyâmü’minin zindânıdır. Râhatlık va’di âhıretdedir. Allahü teâlânın ni’metlerine şükrü vâcib biliniz. Bir kimse tarîkat için size mürâce’at ederse,ona hizmet etmeli, ondan herhangi bir hizmet istememelidir. Kendi sevgi ve muhabbetinden dolayı yaparsa bu müstesnâdır. O hâlde, daralmaya lüzûm yokdur. Nerede olursanız olun, dâimâ Allahü teâlâ ile olunuz.istikâmet üzere olunuz. Bu yolun büyüklerini seviniz. Vesselâm.”
25– Şâh Rahmetullah “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin önde gelen halîfelerindendir.Muhabbetinin ve ihlâsının kemâli ile mümtaz idi. Sinhidden bu yola girmek için çıkıp, nerede bir tesavvuf ehli gördüyse huzûruna gitdi. Hadîsâlimlerinin büyüklerinden, Şâh Veliyyullah hazretlerinin sohbetine kavuş
du. Nihâyet, hazreti Îşânın yüksek dergâhına ulaşıp, dört sene mubârek sohbetinden feyz aldı. Sülûk işini, tarîkat makâmlarının sonuna yaklaşdırdığı sırada, icâzet aldı. Zâhirde eziyyet, hakîkatde rûhun râhatlığıolan nefse karşı, sert mu’âmelelerden hoşlanırdı. Sabr ve kadere rızâ onunâdeti idi. Allahü teâlâyı zikr, mâsivâyı terk etme hâli üzere olup, fakr vekanâ’atde istikâmet üzere idi. Zemânın kumandânları ona mâaş vermekistiyorlardı. Fekat o kabûl etmiyordu. Onun evini, geceleri Allahü teâlâyı zikr aydınlatır. Gündüzleri de Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem”tâbi’ olmak kuvvet kaynağı olurdu. Senelerce mütevâzi’ ve sâde birşeklde yaşadı. Sohbetinde pekçok Hak âşığı toplanmışdı. Murâkabehalkalarında tam bir cem’iyyet ve âgahlık hâsıl olurdu. iki kişiye tarîkaticâzeti verdi. Şâh Hüdayı Bahş onun talebelerinden olup, iyi hâlli bir zâtdır. Mirzâ Muzafferin “rahmetullahi aleyh” huzûrunda da bulunmuşdur.Sonra, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna kavuşdu. Bundansonra kurduğu zikr ve murâkabe halkalarında cem’iyyet hâsıl oldu. Birmüddet sonra vefât etdi. Muhammed Ekber tarîkatı ondan aldı. Sonra Mirzâ Muzaffer hazretlerinin sohbetinden feyz alıp, tarîkatda ilerledi. Mütâkiben Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin de teveccühlerine kavuşdu. Bufakîr (Abdüllahi Dehlevî hazretleri) ile çok berâberliği oldu. Kendini kaybetdiren hâllere kavuşup, bâtın nisbeti meşgûliyyeti azaldı. Allahü teâlâonu ve beni râzı olduğu işlerde muvâffak eylesin.
26– Muhammed Şâh “rahmetullahi aleyh”: Tarîkatı hazreti Şeyh Seyyid Nûrun halîfesi Sôfî Abdürrahmândan alıp, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. Onun terbiyesi bereketiyle, tarîkat makâmlarının sonuna kadar yaklaşıp, Hakâşıklarını irşâd için icâzete kavuşdu. Kendi evinde, cem’iyyet hâliyle zikrve murâkabe halkası yapardı.
27– Mîr Mubîn Hân “rahmetullahi aleyh”: Seyyidlerin büyüklerinden ve Mazheri Cânı Cânân hazretlerininönde gelen talebelerinden ve en çok sevdiklerindendir. Zâhir ve bâtın kemâlatıyla süslenmişdi. Tarîkatı hazreti Îşândan alıp, tarîkat makâmlarının sonuna kadar ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi icâzeti alarak, Hak âşıklarını irşâd ile meşgûl oldu. Pekçok kimse onun sohbeti bereketiyle huzûr vecem’iyyete kavuşdu. Hazreti Îşânın huzûrunda, derin bir muhabbet veona tâbi’ olmakda yüksek bir gayret ve azîm elde etdi. Bu sebeble Mazi Cânı Cânân hazretleri onun hakkında şöyle buyurdu: “Mîr Mubîn,Allahü teâlânın evliyâsındandır. Cânı Cânânı sagîrdir.” Onun güzel hâline dâir bundan dahâ güzel bir ifâde bulunamaz. Pîr Muhammed, Mîr Mubîn Hânın talebelerindendir. Hazreti Îşânıninâyetleriyle, bâtın nisbeti fenâi latîfei nefse kadar ulaşdı. Hâdiseler ilealâkalı sahîh keşf sâhibi oldu. Geleceğe âid haberleri iddiâ ve cesâretlesöylerdi. Söylediği gibi çıkardı. Melekleri ve rûhları açıkca görürdü ve gördüğünü de söylerdi. Şöyle anlatmışdır: Bir gün kış mevsiminde, sabâh vakti, denizde gusl ediyordum. Kurtlar gelip, denizin kenârında durdular. Yüzme bilmiyordum ki, onlardan denize doğru kaçayım. Hocam Mîr MubînHâna teveccüh etdim. O esnâda elinde sopa ile geldiğini ve kurtları kovaladığını gördüm.
28– Mîr Muhammed Mu’în Hân “rahmetullahi aleyh”: Mîr Mubîn Hânın birâderidir. Mazheri Cânı Cânân hazretlerine muhabbet ve bağlılıkda diğerlerin çoğundan önde idi. Tarîkatı hazreti Îşândan alıp, icâzete kavuşdu. Edebli ve güzel ahlâk sâhibi idi. Nitekim,Mazheri Cânı Cânân hazretleri kendisine yazdığı bir mektûbda şöyle buyurmakdadır: “Sizden zuhûr eden insanlık edeblerinin başkalarında da olduğunu söylemek haksızlık olur. Apaçık ortadadır ki, Allahü teâlâ sizi bundan dahâ üstün kılmışdır. Bugün şevvâl ayının onuncu günüdür. Binlerce menâkıb sâhibi ve bu dünyâdan intikâl ederken bir düâcı yâdigâr bırakıp giden, yüksek babanızın tâziyesi için geliyorum. Tâziye yazmamı istiyorsun, bunda tekellüf vardır. Çünki, o ve biz aynı yaşda olduğumuzdan,yolculuğumuz, birkaç adım önce ve sonra olsa da berâberdir. O şimdi vefât etmiş olsa da, birkaç nefes farkla biz de aynı kâfilede berâberiz. Beyt: Bugün akrânların gitmesinden haber olmasa da, Yârın meclisimizde bizden hiçbir eser kalmayacak. Za’fiyetimiz o dereceye vardı ki, hayâtdan bir nasîbimiz kalmasa da,zikr halkasına ancak yatarak katılabiliyoruz. Bununla berâber, sôfînin yaşaması, hem kendisi için, hem de başkaları için ganîmetdir. Allahü teâlâsizin makâmınızı sıçrama yoluyla vilâyeti kübrâya ulaşdırdı. O tâze afîfe hoş istî’dâtlıdır. Bağlılık ve ihlâs husûsunda insanlara rehberdir. MîrMekhû nübüvvet kemâlâtı seviyesine ulaşmışdır. Mîr Mubîn Hân gerçekden şeyhdir. Bu günlerde sabâh ve akşam zikr halkası güzel oluyor.Hoş istî’dâtlı kimseler bir araya geliyor. Allahü teâlâ izn verir de, ıstılâhîseyr ve sülûka temâmen ulaşırsınız. Sizin yeriniz boşdur. Bu âhır ömrdefeyzler ve bereketler o kadar geliyor ki, yazmak mümkin değildir. ihsânlarından dolayı Allahü teâlâya hamd olsun. Vessalâtü vesselâmü alâ Resûlihî ve âlihî.
29– Mir Alî Asgâr Örf Mîr Mekhû “rahmetullahi aleyh”: Mîr Muhammed Mubîn Hânın akrabâsındandır. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin talebelerinin en önde gelenlerindendir. Zâhir güzelliği,bâtın tadlılığı ve yüksek edebler sâhibi idi. Tarîkatı hazreti Îşândan alıp,bâtın sülûkunda nihâyete yaklaşdı. Tarîkat makâmlarındaki hâllere erişdi. Hocasına o kadar bağlı idi ki, devâmlı râbıta hâlinde idi. Bu sebeblehocasına gelen yüksek vâridâtın kendisine de aksetmesiyle hoş vaktlergeçirirdi. Nitekim büyükler şöyle buyurdu: “Ma’nevî hâllere kavuşmakda hocaya muhabbet ve râbıta asldır.” Bu, zikr ve murâkabeden dahâ çabuk kavuşdurucudur. Mîr Alî Asgâr ilâhî feyzlere kavuşmuş ve âgâhlık nûrlarına mazharolmuşdu. insanları irşâd için icâzetli olup, onlara zikr ve murâkabe telkînederdi. Mürşidâbâd şehrinde etrâfına pekçok talebe toplanıp, ehli kalbolan bir cemâ’at meydâna gelmişdi. Halâl kazanç sağlamak için ticâretyapardı. Bu işlerle meşgûliyyet, onu vaktlerini ibâdetle ma’mûr etmekdenalıkoymuyordu. Nûr sûresi 37.ci âyetinde meâlen, (Öyle kimseler vardır ki, ne bir ticâret, ne de bir alışveriş onları Allahı anmakdan alıkoymaz) buyuruldu. Bu âyeti kerîme onun vasfı idi. Bir müddet sonra vefât etdi.
30– Muhammed Hasen Arab “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin önde gelen talebelerindendir.Kuvvetli mücâhede sâhibi idi. Devâmlı oruc tutardı. Hergün kırk bindef’a dil ile kelimei tevhîd söylemeyi, onbin def’a kalben nefesini tutarak nefy ve isbât zikri yapmayı, bin kerre de ihlâs sûresini, salevâtı şerîfe ve istigfâr okumayı vazîfe edinmişdi. Cum’a sûresi 10.cu âyetinde meâlen, (Allahı (her hâlinizde) çok zikr edin ki, (dünyâ ve âhıret se’âdetine kavuşup, azâbdan) kurtulabilesiniz) buyuruldu. Bu âyeti kerîmeonun vasfı idi. Geceleri ibâdetle, gündüzleri Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûrunda hizmetle geçirirdi. Tutduğu orucların, gece ibâdetlerinin ve çok zikr etmesinin bereketi ile sahîh keşf ve selîm bir vicdân sâhibi olmuşdu. Tarîkai Ahmediyyenin sülûkunu üç senede temâmlayıp, hilâfete kavuşdu. Memleketine dönüp, Hak âşıklarının etrâfında toplandığı kimse oldu. Mazheri Cânı Cânân hazretleri onun hakkında şöylebuyurmakdadır: “Bütün ömrümde fakîrin yanına, Allahü teâlânın rızâsını taleb eden ve bu yolda gerçekden gayret gösteren bir kişi gelmişdir.O da Muhammed Hasen Arabdır.” Bu söz onu anlamaya yeter.
31– Muhammed Kâim Keşmîrî “rahmetullahi aleyh”: Hâce Mûsâ Hânın talebelerindendir. Maksada kavuşmak için çokyolculuk sıkıntıları çekmiş, pek çok tesavvuf erbâbının sohbetinde bulunmuşdur. Devâmlı oruc ve gece ibâdetiyle meşgûl oldu. Allah yolunda nefsiyle çok mücâdele etdi. Hâce Mûsâ Hânın emriyle Mazheri Cânı Cânânhazretlerinin huzûruna geldi. Hazreti Îşânın güzel terbiye etmesiyle üç senede tarîkat makâmlarını geçdi. Tarîkat ta’lîmi icâzeti aldı. ilk hocası Hâce Mûsâ hazretlerini görmek için Buhârâya gitdi. Onu ölüm döşeğinde buldu. Onun vefâtından sonra, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin teveccühüne kavuşdu. Bu teveccüh bereketiyle, o beldede kabûl gördü. Pekçokkimse tarîkata girmek için kendisine mürâce’at etdi. Fekat, orada gönlürâhat etmedi. Bir kerresinde şöyle bir rü’yâ gördü. Medînei münevverede bir bağçede idi. O bağçeye Mazheri Cânı Cânân hazretlerinden gelen bir nehr vardı. O nehrin suyu ağaçlara ve güllere tâzelik veriyordu. Bu ona Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” ravdai mutahharasını ziyâret arzûsu gâlib geldi ve hacca gitdi. Şöyle derdi, iki oğlum var, birinin Kâ’beye mücâvir olmasını, birininde Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mescidine mücâvir olmasını adadım.
32– Hâfız Muhammed “rahmetullahi aleyh”: Hâce Mûsâ Hânın dostlarındandır. Onun emriyle Mazheri Cânı Cânân hazretlerinden istifâde etdi. Bir def’asında, kendisinde kurtulması çokzor bir kabz hâli meydâna geldi. O hâlden bir türlü kurtulamıyordu. Feı nefs latîfesi yakınına kadar yükselmişdi. Hâce Nakşibendi “radıyallahü anh” gördü. Kendisine: Evlâdım! Neyin eksik ki, o kadar daralıyorsun. işin aslı, kalbi düşüncelerden tasfiye ve nefsi kötü şeylerden tezkiyedir. Bu ni’met ise sana nasîb olmuşdur. Hâfız Muhammed, uzun bir müddet sonra, bir hizmetde bulundu.Mazheri Cânı Cânân hazretleri onun hâline bakıp, merhamet etdi ve bugün sizin kabzınızın kalkma zemânıdır, buyurdu. Onun bâtınına teveccühetdi. Senelerce çözülmeyen düğüm, hazreti Îşânın gönüllerdeki ma’rifeti artdıran teveccühleriyle çözüldü. Onun gönlündeki önceki daralmaları gidermek için feyz geldi. Şi’r: Hizmet seni, yüksekliğin en üst tabakasına çeker. Hazreti Hâce Ubeydullahi Ahrâr “kuddise sirrehul’azîz” şöyle anlatmışdır. “Biz neye kavuşduysak, hizmet ile kavuşduk. Vakf hamâmlarında, yirmiden fazla dervîşe hizmet edip, keseledik. Dervîşlerin memnûniyyeti sebebiyle bizim gönlümüz de ma’rifet suyu ile yıkandı. Mâsivâ kirlerinden temizlendi.” Hâfız Muhammed, hazreti Müceddidi inkâr eden o zemânın âlimlerinden olan bir kimseden hadîsi şerîf öğreniyordu. Hazreti Müceddidin mubârek rûhu “radıyallahü anh”, Mazheri Cânı Cânân hazretlerini,ona teveccüh etmekden men’ buyurdu. O teveccüh halkasına geliyordu.Fekat, hazreti Îşân ona teveccüh etmiyordu. Ona şöyle buyurdu: Sohbet hakkı ve sizin eski hizmetleriniz bizce ma’lûm. Ancak pîrânı kibârınrızâsı olmadığı için, size teveccüh etmiyorum. O günlerde aklını kaybetdi. Zincire vurdular. Deliliği sebebiyle coşkulu şeyler söylüyordu. Şi’r: Nakşibendiyye şaşılacak kâfile reîsleridirler, Kâfileyi gizlice hareme götürürler. Hâfız Muhammed, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin bir teveccühüyle delilikden kurtuldu. Allahü teâlâ onu afv etsin.
33– Mevlevî Kutbüddîn “rahmetullahi aleyh”: Zâhirî ilmleri tahsîl etdi. Bu yolun büyüklerinin sohbetine kavuşdu.Bu yolun büyüklerinden bir zâtın huzûrunda, zikr dersi aldı. Hazreti Hâce Mûsâ Hânın sohbetine kavuşdu. Yedi sene Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin sohbetlerine devâm etdi. Bâtınî sülûkda fenâyı kalb, fenâyı nefsve bu iki makâmın hâllerine ve vâridâtına kavuşdu. Muhammed Zübeyrhazretlerinin halîfeleri, Hâce Ziyâullah, Şâh Abdül’adl, hazreti Şeyh Muhammed Âbid “rahmetullahi aleyh” ve Şâh Abdül’hâfızın sohbetlerindebulunup, nisbetini kuvvetlendirdi. Hazreti Îşânın sohbetlerine de devâmedip, yıllarca feyz aldı. Yüksek makâmlara kavuşdu. Müceddidiyye yolu sülûkunun sonuna yaklaşdı. Kendini yok bilme hâli ona galebe çaldı.Güzel ahlâk sâhibi ve yumuşak huylu bir kimse idi. Ömrünün sonunda bâtın nisbeti yokluğu gâlib geldi ve kendini kaybedip, vefât etdi.
34– Mevlevî Gulâm Yahyâ “rahmetullahi aleyh”: Zemânının derin âlimlerinden, hoş sohbetli ve fazîlet ehlinin öndegelenlerindendir. Yüksek ahlâk sâhibi idi. Kur’ânı kerîmi ezberleyip, zâhirî ilmlerle meşgûl oldu. Aklî ilmlerle alâkalı kitâblara fâideli hâşiyeler yazdı. Olgun tabi’atlı ve gâyet zekî idi. Kâdirîyye tarîkatını o yolun büyüklerinden bir zâtdan aldı. Yıllarca zikr ve bâtınî vazîfelere devâm etdi. Sabrve kanâ’at hâli üzere idi. Zenginlerden uzak dururdu. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin kemâlâtının şöhreti onun gönlünü cezb etdi. Bu sebeble memleketi Purpdan gelip, Mazheri Cânı Cânân hazretlerini ziyâretle şereflendi. Ondan Nakşibendiyye tarîkatını alıp, bu yolun sülûk makâmlarını elde etmek için gayret etdi. Altı ay boyunca hiçbir keyfiyyet ona ulaşmadı. Fekat bâtınî vazîfeleri yapmakda herkesden önde oldu. Çünki,Allahü teâlânın ni’metlerinin ilki Onu zikr etmekdir. Hâller ve keyfiyyetler,Allahü teâlâyı zikr ile meşgûliyyete devâm etmenin meyvelerindendir. Eğerdünyâda Sofiyyenin ahvâlinden bir şey ele geçse, amellerin karşılığınınyeri olan âhıretde, amel ve ihlâsın keyfiyyetleri zuhûr eder. Şi’r: Sen dilenciler gibi ücret için kulluk yapma, Ki, hâce kendini köle terbiyecisi bilir. Birisi şöyle demişdir: “Ağlamakdan lezzet almak, ağlamanın bedeli, karşılığıdır.” Başka biri de: “Nemâzda lezzet şirkdir” buyurmuşdur. Hikmetiilâhî, birini zikrlerin keyfiyyetleriyle lezzetlendiriyor. Diğerini esrâr ilmiyle şereflendiriyor. Birini de zikr ve tâ’atla mümtaz kılıyor. Her üçü de derı ilâhînin makbûllerindendir. Bu sebeble şöyle buyurulmuşdur: “Bizden ba’zısı âlim, ba’zımız câhil.” Nitekim esrâr ilmi, hakâik ilmi ve tecelliyâtı ilâhiyyenin tafsîlâtını müşâhede etmek nâdirâtdandır. Bâtınî hâlleri bilmemek de son derece azdır. işin aslı, muhabbet ve Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri yapmaya muvaffak olmakdır. Allahım! Bizi sevdiğin verâzı olduğun şeylerde muvaffak eyle. Mevlevî Gulâm Yahyâya, inâyeti ilâhî ile tarîkat hâlleri ve keyfiyyetler gelmeye başladı. Nakşibendiyye nisbeti cezbelerine kavuşdu. Beş sene Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin sohbeti şerîfinin feyzlerindenistifâde edip, seyri sülûkda tecelliyi zâtîyi dâimîye ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi için icâzet alıp, sâlimen ve çok şeyleri elde etmiş olarak memleketine döndü. Orada büyük bir kabûl ve hurmet gördü. Talebeler istifâde içinhuzûruna geldiler. Zâhirî ilmlerin dersini vermeyi bırakıp, bâtın hâlleriyle meşgûl oldu. Bir köşede Allahü teâlâya teveccüh ederek, günlerini geçirdi. Hâllerin gelmesinden ve bâtınî nisbet galebesinden dolayı başka şeylerle meşgûl olmaya fırsat bulamadı. Fekat ömrü vefâ etmedi. Kâdirî yolundan şeyhi olan zât hasta olmuşdu. Onun hastalığının geçmesi için teveccüh etdi. Hastalık kendisine geçdi ve o hastalıkdan vefât etdi. Bu sebeble Mazheri Cânı Cânân hazretleri üzüldü. Nitekim bir azîze şunlarıyazdı. “Mevlevî Gulâm Yahyânın vefât yarasının merhemi yok. Bu hâdise gönlümüzü dağladı. Ancak “innâ lillah ve innâ ileyhi râciûn” gönlümüzü râhatlatdı. Sabrdan başka çâre yok. Çünki yârın biz de gideceğiz. Mevlevî Gulâm Yahyâ, vahdeti vücûd ve vahdeti şühûd mes’elesine dâir bir risâle yazıp, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin nazârına sundu. Hazreti Îşân beğenip, o kitâbın yaprağına şunları yazdı: “Allahü teâlâya hamd, Resûlüne salât ederiz. Aklî ve naklî ilmlerin mütehassısıolan ülemânın reîsi Seyyid Gulâm Yahyâyı Allahü teâlâ istediği yüksekliklere ulaşdırdı. Çünki bu fakîre tarîkat kardeşi olduğu için, fakîrin işâretiyle vahdeti vücûd ve vahdeti şühûd mes’elesinin tasvîrine dâir muhtasar bir kitâb yazıp, gözden geçirtdi. Gerçekden son derece icâzlı olmasına rağmen kâfî ve maksadı ifâde etmekdedir. Allahü teâlâ onu en hayrlı karşılıkla mükâfâtlandırsın. Mutâbakât sağlama mes’elesine gelince, buzarûrî değildi. Çünki, iki keşf arasında mutâbakât sağlamak tekellüfdenhâli değilse de onda maslahat, fâide vardır. Bu fâide, iki büyük cemâ’atın ya’nî vahdeti vücûd ehli ve vahdeti şühûd ehli arasını bulmakdır. Allahü teâlâ insâflı olan ve haddi aşmayan kula rahmet eylesin. Hidâyete tâbi’ olanlara selâm olsun!” Bu satırların müellîfi (Abdüllahi Dehlevî hazretleri) derim ki: Bu ikimes’elenin arasında mutâbakâtı sağlamak hâl erbâbına göre muhâldir.Bu iki mes’eleden biri, bir makâmın tabi’atından hâsıl olmakda, diğeri ise,başka bir makâmdan meydâna gelmekdedir. Her iki meşrebin hakîkat olduğu âşikârdır. Müceddidiyye yolunda ilm ve vicdanla seyr eden kimseye bu ma’nâ açıkdır.
35– Mevlevî Gulâm Muhyiddîn “rahmetullahi aleyh”: Seyyidlerdendir. Nesebi sahîh olup, hazreti Gavsüssakaleyne “radıyallahü teâlâ anh” ulaşır. Aklî ve naklî ilmlerde âlim idi. Kur’ânı kerîmi ezberlemişdi. Hadîs ilminde mâhir idi. Zâhid, âbid, mâsivâdan alâkasınıkesmiş, tevekkül makâmına ulaşmışdı. Allahü teâlânın rızâsını kazanmakarzûsunun çokluğu sebebiyle, tanıdıkdan ve yabancıdan alâkasını kesip,zemânın meşâyıhı ile birlikde oldu. Büyüklerin inâyet nazarlarından nasîbini alıp, zikrle ve ehlullahın yollarıyla meşgûl oldu. Kalbî zevklere kavuşdu. Fekat, bu yola olan susuzluğunun çokluğundan tesellî bulmadı.(Elde etdikleriyle râhatlamadı.) O, Mevlevî Gulâm Yahyâ ve Mevlevî Abdülhak, bir gün Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna varıp, tarîkata girmek istediklerini arz etdiler. Hazreti Îşân onlardan iki büyüğü kabûl edip, Mevlevî Gulâm Yahyâya, sizde yalnız kalma hâli görülüyor. Sizbiraz dahâ tesavvuf ehli arayın buyurdu. iki sene Dehlîde ve nerede birtesavvuf ehli zât duyduysa huzûruna gitdi. Hiçbirinde gönlü tesellî bulmadı. Nihâyet Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. Altı sene sohbeti şerîflerine devâm edip, tecelliyâtı sıfat ve şu’ûnâtı geçdi. Tecelliyâtı zâtiyyei dâimîye kadar ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi için icâzet aldı. Mazi Cânı Cânân hazretleri ona icâzet hırkasını verirken, size rü’yâdagaybdan müjde gelecek buyurdu. Mevlevî Gulâm Muhyiddîn fakîre (Abdüllahi Dehlevî hazretleri) dahâ sonra şöyle anlatdı. Büyüklerden birini rü’yâda gördüm. Vedduhâsûresini sonuna kadar, benim üzerime okudu. Bu hâl hidâyet, terakkîlerve rızâ makâmının hâsıl olduğuna müjdedir. Mevlevî Gulâm Yahyâ şöyle anlatmışdır: Mazheri Cânı Cânânhazretlerinin huzûruna geldiğim günlerde, Gavsul A’zamın onun yerinde oturduğunu gördüm. Yine bir def’asında, hazreti Gavsüssakaleynin teşrîf etdiğini gördüm. Mazheri Cânı Cânân hazretleri odadan niyâzhediyyesini götürüp, huzûra sundu. Bu hâdiseyi görünce, bende Kâdirîfeyzinin de, bu yolda mevcûd olduğu kanâ’ati hâsıl oldu. Çünki, GavsülA’zamın “radıyallahü anh” teveccühünün feyzi, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin sûretine girip, bana iki def’a göründü. Güvenilir kimselerden şöyle işitdim. Mevlevî Gulâm Muhyiddînin hocası Mevlevî Bâbullah, hazreti Gavsussakaleynin nûrlu mezârını ziyâret etmek istemişdi. Hazreti Gavsüssakaleyn ona rü’yâsında şöylebuyurdu: Torunlarımdan Gulâm Muhyiddîn sizin yanınızda talebedir.Onu görmek beni görmekdir. Kabrimi ziyâret için yolculuk sıkıntısına lüzûm yokdur. Mevlevî Naîmullah şöyle yazmışdır: Bir def’asında, teberrükenMevlevî Gulâm Muhyiddînin gömleğini giymişdim. Öyle feyzlere ve bereketlere kavuşdum ki, dahâ önce böyle hâllere hiç kavuşmamışdım. Mevlevî Gulâm Muhyiddînin huzûruna Evrenkâbâdda feyz isteyen çoktalebe toplanmışdı. Sohbetlerinden herkes istifâde etdi. Bir müddet orada kalıp, hacca gitdi. Harameyni Şerîfeyni ziyâret etdi. Ba’zan Kâ’bei muazzamada, ba’zan Medînede mescîdi Nebîde hoş vaktler geçirdi. 36– Mevlevî Naîmullah Behrâiçî “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin halîfelerinin önde gelenlerindendir. Aklî ve naklî ilmlerde mütehassıs idi. ilm tahsîli sırasında tesavvuflameşgûl olmak istedi. Rü’yâsında bu ni’metin ele geçmesinin kâmil ve mükemmil, yetişmiş ve yetişdirebilen bir şeyhin sohbetine bağlı olduğu,fekat henüz vaktin gelmediği müjdelendi. ilm tahsîlinden sonra, bahsi dahâ önce geçen Muhammed Cemîlin halîfesinden Nakşibendiyye yolunualdı. Sonra Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. Onun sohbetine devâm edip, dört senede bu yolun yüksek makâmlarına kavuşdu.Tecelliyâtı dâimîye erişdi. icâzet ve hilâfet alarak, memleketine döndü.Talebelerin mürâce’at etdiği kimse oldu. Sohbetinde gönül dağınıklarından kurtulma ve huzûr hâli hâsıl olurdu. Nakşibendiyye âdâbına ve süni seniyyeye uymakda kemâl mertebesinde idi. Yüksek ahlâk sâhibi idi.Sabr ve kanâ’at hâli üzere, vaktlerini Allahü teâlâyı zikr ile ma’mûr ederdi. Mazheri Cânı Cânân hazretleri ona inâyet ve teveccühde bulundu.Nitekim kendisi şöyle yazmışdır: Mazheri Cânı Cânân hazretleri fakîr hakkında buyurdular ki: Sizin dört yıl sohbetiniz, başkalarının oniki yıl sohbetine eşitdir. Sizin nisbetinizin nûrundan, sohbetinizin feyzinden âlemaydınlanacakdır. Size Allahü sübhânehü ve teâlâ iki cihân fethlerini kolayca ihsân edecekdir. Allahü teâlâ ona bu yükseklikleri sebebiyle selâmet versin. Kerâmetullahın ve Esedullahın onun talebelerinden olduğunu işitdim. Bu zâtlar iyi hâller sâhibi seçkin kimselerdi.
37– Mevlevî Kelîmullah Bengâlî “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin önde gelen halîfelerindendir. Tarîkatı ondan alıp, senelerce bâtınî feyzler elde etdi. Kemâlât nisbetine kavuşdu. icâzet alıp, memleketine döndü. Şöyle anlatırdı: Hazreti Müceddidin “radıyallahü teâlâ anh” Mektûbâtı şerîfesini okumam sebebiyle bende, Mazheri Cânı Cânân hazretlerine karşı muhabbet ve kuvvetli bir bağlılık hâsıl oldu. Kıymetli sözlerinin nûrlarıyla, hocamın derinmevzû’lara âid îzâhlarından dolayı gönlümde devâmlı bir huzûr ve âgâhlık hâli meydâna geldi. Bir def’asında, Mürşidâbâdın kâdîsının evine ziyâfete gitmişdim. Onun yemeğini yir yimez, kalbimden huzûr ve safâ hâli kayboldu. Gönlümde bulanıklıklar meydâna geldi. Öyle ki, hiçbir amelimle bundan kurtulamıyordum. Belki bir büyüğün teveccühü bereketiyle, önceki huzûr ve safâ hâli tekrâr geri döner diye, içimde Allah adamlarının sohbetine gitmek için, şiddetli bir arzû hâsıl oldu. Büyük zâtlarınhuzûruna gitdim. Hiç birinin huzûrunda gönlümde cem’iyyet ve âgâhlıkhâsıl olmadı. Nihâyet Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna gitdim. Nûr saçan yüzünü dahâ görür görmez, gönlümde bir itmi’nân, huzûr ve râhatlık hâsıl oldu. Kendisinden Nakşibendiyye tarîkatını aldım. Fakîrin hâline teveccüh buyurdu. Onbeş gün boyunca bâtınımda, o teveccühün te’sîrini buldum. Bana buyurdular ki, sizin latîfeleriniz güzel ilerlemekdedir. Susdum, bir şey söylemedim. Bir gün yolda gidiyordum. Gönlümde ansızın hareketlenme meydâna geldi. Allah ismi şerîfinin zikrini duyup, kendimden geçdim. Bu satırları yazan fakîr Abdüllahi Dehlevî derim ki: Mevlevî Kelîmullahın zikr sebebiyle kendinden geçmiş hâlini bizzat gördüm. Zikrdendolayı olan hareket yolun başında bulunana hoş geliyor. Fekat işin aslı,Allahü teâlâya devâmlı teveccüh ve zihnin mâsivâdan uzak olmasıdır. Mevlevî Kelîmullah buyurdu ki: Zor bir işden dolayı âciz kalmışdım.Bunu hâlledecek hiçbir çâre bulamıyordum. Bu hâcetimin hâsıl olması için,hazreti Müceddidin “radıyallahü anh” hatmini okumaya başladım. Bunun üzerine şöyle bir rü’yâ gördüm. Şiddetli fırtına ile coşup taşan bir denizde kâğıddan bir gemi ile dalgalara karşı yol almak istiyordum. Son derece ızdırâblı bir hâlde idim. Böyle bir durumda sâhile ulaşmak mümkündeğildi. Gaybdan bir şahs bana, korkma, senin gemin hazreti Müceddidin yardımıyla varacağın yere ulaşır dedi. Bir de bakdım ki, fırtına sâkinleşmiş, gemi tam bir korunma ile gideceği yere ulaşmışdı. Bu rü’yâdaniki üç gün sonra müşkilim hâlloldu. Fakîr, bir hâcetim olduğu zemân,imâmı Rabbânî hazretlerini vesîle ediyorum. işlerim gaybdan kolaylıkla hâlloluyor. “Rahmetullahi aleyh.”
38– Mîr Rûhulemîn “rahmetullahi aleyh”: Sûnîpat kasabası seyyidlerinin büyüklerindendir. Bir büyük zâtdan Kâdirî tarîkatını alıp, bâtınî vazîfelerle meşgûl olmaya devâm etdi. Şettâriyye yolu zikrlerinden ba’zısını, bu yolun büyüklerinden bir zâtdanalarak, şaşılacak vâridâta kavuşdu. Buyururdu ki, ismi zâtın, (Allah ismi şerîfinin) zikri, beni o kadar kapladı ki, her yerde Allah mubârek ismini görüyordum. Bir def’asında şöyle gördüm: Kıble tarafındaki duvar yarıldı. Kâ’bei şerîf açıkca göründü.Evliyânın rûhlarını baş gözüm ile görüyordum. Kalb harâreti ve şevkinekavuşdum. Fekat, gönlümde bir türlü itminân (huzûr ve sükûnet) hâsıl olmuyordu. Nihâyet, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna gitdim.Ondan sonra cem’ıyyet, kalbimde toparlanma, tumânînet, huzûr, sükûnhâli hâsıl oldu. Arzûladığım şey elime geçdi. Mîr Rûhulemîn, senelerce Mazheri Cânı Cânân hazretlerinden istifâde etdi. Tarîkat icâzeti makâmına kavuşup, bu yolda ilerledi. Nisbetikemâl mertebesine kadar ulaşdı. Kuvvetli istikâmet sâhibi idi. Mazheri Cânı Cânân hazretleri buyurdu ki: Mîr Rûhulemîn, “Muhammedî meşrebdir.” Kuvvetli nisbet sâhibi idi. Ömrünün sonlarına doğru Kur’ânı kerîmi ezberlemeye başladı. Hıfzını temâmlamadan vefât etdi. Süyûtînin “rahmetullahi aleyh” (Şerhussudûr) kitâbında bildirdiği birhadîsi şerîfde: (Hıfzını temâmlamadan vefât eden kimseye meleklerbir elma verir. Onun kokusunu duyar duymaz Kur’ânı kerîm temâmen ezberine girer) buyuruldu. Mîr Rûhulemînin oğlu Mîr Gulâm Hüseyn, tarîkatı Mazheri Cânı Cânân hazretlerinden aldı. Rü’yâsında büyüklerden birini görüp, babam MîrRûhulemînin hâli nasıldır diye sordu. O da bizim civârımızda Kur’ânı kerîm okuyor diye cevâb verdi. Süyûtî ‘rahmetullahi aleyh” (Şerhussudûr)kitâbında, kabrdeki ölülerin Kur’ânı kerîm okuduğuna dâir çok haberlernakl etmişdir. Hadîsi şerîfde: (Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasılölürseniz öyle diriltilirsiniz) buyuruldu. Mîr Rûhulemînin de kabrindeKur’ânı kerîm okuduğu muhtemeldir. Ölülerin kabrlerinde Kur’ânı kerîmokuması, bu tilâvetden haz almaları sebebiyledir. Onların böyle okuması,mükellef olmalarından dolayı değildir. Çünki mükellefiyet yeri dünyâdır. Büyüklerden bir zât Cennetde nemâz yoksa ben orayı istemem demişdir. Böyle söylemekle nemâz ve münâcâtın lezzetinin, âhıret lezzetinden dahâ fazla olduğunu bilip, ibâdeti arzû etmişdir. Cennetde arzû edilen herşey olur. Fekat, Allahü teâlânın rızâsının ele geçmesi herşeydenkıymetlidir.
39– Şâh Muhammed Şefi’ “rahmetullahi aleyh”: Tarîkatı büyüklerden birinden aldı. Dahâ sonra hazreti Îşânın sohbetine devâm edip, tesavvufda yüksek makâmlara kavuşdu. Tecelliyâtızâtiyyeye kavuşup, Allahü teâlâyı zikr ile vaktlerini ma’mûr eyledi.
40–41– Muhammed Vâsıl ve Muhammed Hüseyn: Bu yolun büyüklerinden bir zâtdan zikr ve murâkabe alıp, sekiz yılonun sohbetinde cem’iyyet nûrları elde etdiler. Sekr hâlleri meydânageldi. Bütün geceyi kendinden geçmiş olarak murâkabe ile geçirirlerdi.Hocalarının vefâtından sonra, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûruna gidip, tarîkat feyzlerini almakla meşgûl oldular. Bundan kısa birmüddet sonra Muhammed Vâsıl vefât etdi. Hazreti Bâkîbillahın “kuddise sirruh” yakınına defn edildi. Muhammed Hüseyn ise, senelerce Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin sohbetine devâm edip, güzel terakkîler ve keyfiyyetler elde etdi.Vilâyeti kalbî seyrinde âşıkâne şi’rler okurdu. Beyt: Senin naz hançerin sâdece beni öldürmedi, Allah bilir ki, o bütün cihânı öldürdü. Okuduğu şi’rlerle gönülleri coşdurur ve zevk hâsıl ederdi. Sülûk seyrini, kemâlât nisbetine kadar ulaşdırdı. Kalbî nisbete âid istiğrak ateşi bulununca, Müceddidi nisbetinden o kadar pay alamazdı. Bir gün fakîrAbdüllahi Dehlevî onun hâline teveccüh edip, her makâmın keyfiyyetlerinden onu haberdâr etdim. Bana dedi ki, her makâmın keyfiyyetlerininhâllerine ayrı ayrı kavuşdum. Ancak kemâlât nisbetini anlayamıyorum. Onadedim ki, tarîkatın imâmı hazreti Müceddid, bu yüksek nisbetin netîce cehâlet ve belirsizlikden başka bir şey olmadığını söylemişdir. Çünki, tecelliyâtı zâtî anlaşılamaz. Bundan sonra, bir müddet dahâ sabr vetahammülle hazreti Îşânın sohbetine devâm etdi. Gün geçdikce o letâfet ve bîrenlik hâli kuvvet kazandı. Bu makâmda iyice yerleşdi. Şikâyetleri şükr hâline döndü. Tarîkat icâzeti alarak memleketine gitdi.
42– Şeyh Gulâm Hüseyn Tehânîserî: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin tecrübeli ve seçkin talebelerinden idi. Bütyâle beldesindeki Pencâb denilen yerde fıkh ilmi tahsîl etdi.Şeyh Gulâm Kâdir Şâh Kâdirîden Kâdirîyye yolunu aldı. Yedi sene Muhammed Mîr hazretlerinin sohbetinde bulundu. Şeyhuşşüyûh MuhammedÂbid hazretlerinin halîfesi Sûfî Abdürrahmânı gördü. Onun teveccühlerine kavuşdu. Çok zikr yapardı. Her gün hapsi nefs ile beş bin nefy veisbât zikri yapardı. [Ya’nî, Lâ ilâhe illallah söylerdi.] Buna yedi sene devâm etdi. Sonunda cem’iyyet hâline kavuşup, Mazheri Cânı Cânânhazretlerinin huzûruna geldi. Senelerce sohbetine devâm etdi. Yüksek teveccühleriyle tarîkatın sülûk mertebelerinde ilerledi. Bâtınî seyr ve sülûkişini, ismi zâhir tecellîlerinden geçirip, bâtın mu’âmelesini ismi bâtın tecellîlerine ulaşdırdı. Bu sebeble habsi nefes harâretlerinin ve vilâyetkeyfiyyetlerinin onun nefsinde izleri vardı. Kendisinde şevk artdıran harâret, azâdlık ve tekellüfsüzlük hâli çokdu. Bâtın hâllerini anlamakdaonun keşfleri sahîh idi. Rampûr şehrinde afganlılar ondan tarîkat aldılarve onun teveccühleriyle kalb yanmalarına kavuşdular. Fakîr Abdüllahi Dehlevî, onun talebelerinin, sohbetinin keyfiyyetlerinden ve bereketlerinden istifâde etdiklerini gördüm. Talebelerinden ikiseçkin kimseyle görüşdüm. Dervîşlik, Allahü teâlâ ile olmakdır. insanınse’âdeti, ömrünü Allahü teâlâyı anmakla ve sünneti seniyyeye uymakla geçirmesinde ve bunu hayâtının sermâyesi yapmasındadır. Şeyh Gulâm Hüseyn Tehâniserî, hacca gitdi. Elhamdülillah Harameyni şerîfeynin ziyâreti şerefine kavuşup, selâmetle döndü.
43–44– Mevlevî Abdülkerîm ve Mevlevî Abdülhakîm: ilm tahsîlini temâmladıkdan sonra, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin şöhretini işitip, Purebden nûrlu huzûruna geldiler. Ondan tarîkatı Nakşibendiyyeyi aldılar. Birkaç yıl feyz alarak, huzûr ve agâhîlik nûrlarınakavuşdular. icâzet makâmına ulaşdılar. Talebeleri irşâd için izn alarak,memleketlerine döndüler. Mevlevî Abdülkerîm, o sıralarda gazâ ile meşgûl oldu. Mevlevî Abdülhakîm ise, inzivâya çekilerek, mâsivâyı terk edip, kanâ’at köşesindeAllahü teâlâyı zikrle meşgûl oldu. Günün yarısında birazcık katıksız ekmek yir, tenhâda zikrle meşgûl olurdu. Bu sebeble onun nisbeti çokkuvvetli hâle geldi. Çok kerâmetleri zuhûr etdi. Zenginlerden biri onbeşbin rubye hediyye getirdi. Sizin elinizle bî’at etmek istiyorum, dedi. Zühdünün son derece olmasından, bunu kabûl etmedi. Bir def’asında cüzzâm hastalığına yakalanan bir kimse, onun abdest suyundan ıslanantoprağı teberrüken bedenine sürdü ve abdest suyundan içdi. Birkaçgün içinde iyileşdi. Buna benzer kerâmetleriyle çok sevildi. Mürâce’at edilen kimse oldu. Onun hâllerine ve amellerine, biz geride kalan ve bir işeyaramaz kimseler, gıbda ederiz. Gönlün mâsivâya bağlanmakdan kurtulması ve hâlden yüz çevirip, Hakkın yâdıyla meşgûl olması ne büyükse’âdetdir. Allahü teâlânın dostlarının maksûdu budur.
45– Nevvâb irşâd Hân “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânânın “rahmetullahi aleyh” husûsî talebelerindendir. Mekârîmi ahlâk ile mevsûf idi. Hazreti Îşâna muhabbet ve i’tikâdda yüksek bir şân sâhibi idi ki, herkes o dereceye ulaşamaz. Çok meşgûliyyeti olmasına rağmen, hazreti Îşânın muhabbeti ve sohbeti sebebi ile, bu hânedânın nisbetini elde etdi. Tarîkatda irşâd icâzeti aldı. O hazrete lâyık hizmetleri yerine getirerek, husûsî bir yakınlığa ve berâberliğekavuşdu. Zafer Alî Hân, onun oğludur. Hazreti Îşândan tarîkat aldı. Yakın bir zemân önce, ebedî âleme göçdüler.
46– Gulâm Mustafâ Hân “rahmetullahi aleyh”: Hazreti Şâh Veliyyullahi Muhaddisin “rahmetullahi aleyh” talebelerindendir. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin güzel terbiye etmesiylebüyük pay alıp, hânedânı Ahmedî nisbetine kavuşdu. Bâtın nisbetinin sülûkundan tâ tecelliyâtı zâtiyyei dâimîye ulaşarak, tarîkat ta’lîmi içinicâzet aldı. Bir kaç kimse ile meşgûl olup, Hak teâlânın zikrine kavuşdurdu. Yumuşak huylu idi. Mazheri kemâlâtı ilâhî olan, ta’zîmi halkı Hüdâ onu temâmen istilâ etmişdi. En aşağıda bulunan bir hizmetcisine bile ömrü boyunca sen diye hitâb etmemişdir. Herkese saygı ifâdesi ile hitâb ederdi. Hizmetcilerinin ücretlerini verirken, hak etdiklerinden fazlasıyla verirdi. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin huzûrunda tam bir ihlâsile bulunurdu. Râzı olunan hizmetleri yerine getirerek, Allah indinde kabûliyete kavuşdu. Çünki, dervîşlere hizmet eden feyz ve bereketlere onlarla ortakdır. (Malın iyisi müslimânın iyisine ne güzel yakışır) sözü onunvasfı idi. Vefâtından sonra Mazheri Cânı Cânân hazretleri onun mezârını ziyârete gitdi. Uzun müddet murâkabede kaldıkdan sonra başınıkaldırıp, Sübhânallah! Eğer bu fakîrin mezârının bu mezâr gibi envârı ilâhî ile mahfûz olacağı yakînen ma’lûm olsa, dergâhın üzerine çıkar, yüksek sesle vefâtımı isterdim, buyurdu. Bu derece ma’rifet ve rahmetin zuhûru onun ihlâsının güzelliğindendir.
47– Âhûn Nûr Muhammed Kandehârî “rahmetullahi aleyh”: Din ilmlerinde yetişmişdi. Tarîkatı Âhûn fakîrden alarak, o yoldantarîkat ta’lîmi için icâzete kavuşdu. Sînesinde bir yanma ve kalbinde birerime vardı. Gönül derdinden bir dürlü sükûnet bulamıyordu. MazheriCânı Cânân hazretlerinin huzûruna kavuşarak, ondan nakşibendiyye tarîkatını aldı. Senelerce sohbetin feyzlerini elde etdi. Tarîkai Ahmediyyenin sülûkunda nihâyete yaklaşıp, nisbeti nûrâniye ulaşdı. Halvet veinzivâyı tercîh etdi. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin vefâtından sonra şöyle buyurdu: O hazretin (Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin) vefâtından sonra, nâiblik makâmı, tarîkatı yayma vazîfesi bana ulaşdı. Hazi Muhammed Ma’sûmdan ve Hâce Nakşibendden “kaddesallahü esrârehümâ” üveysîlikle, yeni bir nisbete kavuşdum. Bâtınî feyz vermeni’meti, hânei magldan hânei efgana intikâl edip, tâliblerin hâllerininparlaklığını artdırdı. Hazreti Muhammed Zübeyr ve bu hânedânın meşâyıhının huzûrunda sohbete katılan bir şahs şöyle derdi: Îşânın bâtınının bereketleri ve nûrları çok fazlaydı. Sanki içerisinde su bulunmayanberrâk bir nûr akan nehr gibiydi. Tarîkat almak için huzûrlarına gelen birçok kişi de şöyle derdi: Îşânın huzûrunda çok feyzler hâsıl oluyordu. Busebeble hakkında: Hazreti Îşânın huzûrunda uzun zemânda hâsıl olanfeyz ve makâmları geçmek, onun yanında tâliblere az bir teveccühle hâsıl oluyordu. Hülâsâ tarîkai Ahmediyye üzere ilm, amel ve vaktlerini muhâfaza etmekle süslenmişdi. Fekat ömrü vefâ etmedi. Kısa bir müddetiçinde vefât etdi. Allahü teâlâ onu magfiret eylesin.
48– Molla Nesîm: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin seçkin halîfelerindendir. Tarîkai Ahmediyyede bâtınî sülûku, hazreti Îşânın teveccühleriyle nihâyete yaklaşdırdı. Kemâlât mertebesine kadar bütün makâmları geçdi. Tesavvufda, makâmları kısa zemânda geçme yoluyla, Allahü teâlânın dilediği makâmlara kadar ilerledi. Güzel hâller sâhibi idi. Her sene memleketinden Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin bereketli huzûruna gelerek tarîkat nûrlarına kavuşurdu. Hazreti Îşâna muhabbeti ve ihlâsı en ileri derecede idi. Onun müsâdesi olmadan hiçbir iş yapmazdı. Bir def’asındakusmak üzere iken, boğazını tutarak, hazreti Îşânın huzûruna geldi.Eğer izn olursa kusacağım dedi. O hazrete kemâl derecesinde tâbi’ olması sebebiyle Allahü teâlânın makbûl kullarından oldu. Huzûruna gelen talebeler, teveccühünün bereketiyle, cem’iyyetve huzûra kavuşurlardı. Güvenilir bir kimseden şöyle işitdim: Bir def’asında, bir şahsa, tam bir cezbe ile teveccüh buyurmuşdu. O kimse, bu teveccühe tâkat getiremedi. Uzun müddet ızdırâblı ve kendinden geçmişbir hâlde kaldı. Sonunda o hâl üzere vefât edip, rahmeti Hakka kavuşdu. Çok bereketler sâhibi ve varlığı büyük bir ganîmet idi. ilm öğretmekle ve tarîkat ta’lîmi ile hoş bir ömr geçirdi.
49– Molla Abdürrezzâk “rahmetullahi aleyh”: Fıkh ve üsûl ilminde tam bir mahâret sâhibi idi. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin mubârek sohbetlerine devâm ederek, iyi hâllere kavuşdu. Allahü teâlâya yaklaşdıran derecelerde ilerleyip, kemâl derecelerineulaşdı. Tarîkat ta’lîmi için icâzet alıp, zâhir ve bâtın ilmlerinin feyzlerini saçarak, güzel bir hayât sürdü.
50– Molla Celîl “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin sohbetlerine senelerce devâmederek, bâtın nûrlarına kavuşdu. Bâtın nisbetinde kemâlâta ulaşarak, tarîkat ta’lîmi için icâzet aldı. Allahü teâlâyı zikr ile hoş vakt geçirdi. Allahü teâlânın nasîblendirdiği kimselerin gönüllerine zikri ilâhîyi yerleşdirdi. Molla Abdüllah “rahmetullahi aleyh”: ilm ve edebde seçkin ve sâlih bir zât idi. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin sohbetinin bereketiyle huzûr ve agâhî erbâbından oldu. Birkaçgün Molla Nûr Muhammed ile sohbet etdi. Sonra memleketine dönüp, çokzikr ve mücâhede ile kalb hâllerinde derinleşdi. Etrâfında çok talebetoplanıp, onun teveccühleriyle huzûr ve cem’iyyete kavuşdular. Onun vefâtından sonra, kendisinden tarîkat ta’lîmi için icâzet almış olan birâderi yerine geçdi. Sohbet ve zikr halkasını eski sıcaklığında devâm etdirdi.O da vefât edince, bir büyük zât yerine geçdi. insanlar onun huzûrundatoplandı.
52– Molla Teymûr “rahmetullahi aleyh”: Mazheri Cânı Cânân hazretlerinden tarîkat aldı. Fenâi kalbîmakâmına ulaşarak, huzûr ve agâhîlik hâllerini ömrünün sermâyesiyapdı. Molla Nûr Muhammed ile sohbet etdi. Memleketinde meşakkatli riyâzât yaparak, bâtın nisbetini muhâfaza için üstün bir gayret gösterdi. Nisbeti zevk, şevk ve istigrâk peydâ oldu. Talebelerin mürâce’at etdiği bir zât oldu. Pekçok kimse onun elinde inâbet yapdı. Onun mubârek bâtınının sıcak te’sîrleri sebebiyle, nice çılgın kâfirler müslimân oldu. Onun iltifâtı şerîfi ile tarîkat revâç buldu. Onun sohbetinin çekiciliği ile, râfizîler, ehli sünnet ve cemâ’at i’tikâdına geçerek, Allahü teâlâyı zikr ile meşgûl oldular. Şevk sâhibi talebeler, Molla Nesîmin sohbetinde cem’iyyet ve tumânînetden bir şey elde edemeyip, onun sohbetine gelirler ve maksadlarına kavuşurlardı. Elhamdülillah! Elhamdülillah! Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin talebelerinden, Molla Evliyâ, Molla ibrâhîm, Şâh Lütfullah, Molla Seyfeddîn, Muhammed Hân, Hâce Muhammed Ömer, Hâce Yûnüs, Şeyh Kutbüddîn, Şeyh Muhammed Emîn, Şeyh Gulâm Hüseyn ve diğer azîzler, Allahü teâlâya yaklaşdıran makâmlarda seçilmiş kimselerden olup, mâsivâdan yüz çevirdiler. Rahmetullahi aleyhim ecma’în.
