Makâmât-ı Mazhariyye 7. Bölüm
2– Ahmed Sa’îd Fârûkî “kuddise sirruh”: Ebû Sa’îd Fârûkî hazretlerinin büyük oğludur. 1217 [m. 1860] senesinde Hindistânın Rampûr şehrinde doğdu. Yüksek babasının terbiyesinde yetişdi. Kur’ânı kerîmi ezberledi. Aklî ilmleri Mevlevî Fadl imâmdanve müftî Şerefüddînden ve diğer âlimlerden öğrendi. Hadîsi şerîf ilminiŞâh Abdül’azîzin “rahmetulahi aleyh” talebelerinden Reşîdüddîn Hândanve diğer âlimlerden tahsîl etdi. Müceddidiyye yolunun sülûkunu Abdüli Dehlevî hazretlerinden ve babasından aldı. icâzet ve hilâfetle şereflendi. insanları ilmi zâhir ve bâtında kemâle ulaşdırdı. Abdüllahi Dehlevî hazretleri bir risâlesinde onun hakkında şöyle yazmışdır: “Ahmed Sa’îd,Ebû Sa’îdin evlâdıdır. ilm, amel ve Kur’ânı kerîmi ezberleme bakımındanbabası gibidir.” Ahmed Sa’îd hazretleri, babası ile birlikde Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin sohbetinde bulunup, on yaşına varmadan müceddidiyye yoluna intisâb etdi. Onbeş yaşına kadar bu sohbetlerde olgunlaşdı. Abdüli Dehlevî hazretleri evlenmemiş idi. Onu oğulluğa kabûl edip, hilâfeti mutlaka ile şereflendirdi. Onu o derece severdi ki, zikr esnâsında çokkalabalık olup, yer bulunmadığı zemânlarda bile onu yanına çağırır veuzun müddet teveccühde bulunurdu. Ahmed Sa’îd hazretleri aklî venaklî ilmlerde pek derin âlim idi. Geceleri ilm kitâblarını tedkîk eder, birtarafdan da zikri ve fikri hiç terk etmezdi. Mürşidinin emri üzerine teveccühü babasından alırdı. “Bütün makâmların teveccühünü babamdan aldım. Ba’zı kitâbları da ondan okudum”, derdi. (Risâlei Kuşeyriyye), (Avârifülme’ârif) ve (ihyâ) gibi kitâblarıba’zan okur, ba’zan dinlerdi. Hadîs ilminde (Süneni Tirmüzî) ve (Mişkat) gibi kitâbları şeyhinden okumuşdur. Yirmi yaşına girmeden bütünilmleri tahsîl etmiş, bütün vaktini büyüklerin yoluna hasr etmişdir. Abdüli Dehlevî hazretlerinin sohbetinde bulunarak otuz yaşında irşâdame’mûr edilmişdir. Babası hacca gitdiğinde makâmını ona bırakmışdır.Müceddidiyye yolunu neşr için çok büyük hizmetlerde bulunmuşdur. Talebelerine diğer şeyhlerden senelerce öğrenemeyecekleri husûsları çokkısa zemânda öğretir, hiç birini mahrûm bırakmazdı. Talebelerine son derece şefkatli idi. Altmış kadar talebesinin geçimini bizzat kendisi karşılardı. Talebelerine tefsîr, hadîs, fıkh, (Mektûı şerîfe) ve (Mesnevî) okuturdu. Delhîde uzun zemân ikâmet edip,1273 [m. 1856]de Hicâza gitdi. Ömrünün sonuna kadar Medînei Münevverede kalıp, tarîkati neşr ile meşgûl oldu. 1301 [m. 1861] senesinde Medînei münevverede vefât etdi. Bakî kabristânında Osmân “radıyallahüanh” türbesi yanındadır. Çok velî yetişdirdi ve çok kitâb yazdı. (Enhârıerbea, (Sa’dü’lbeyân fî Seyyidilins velcân), (Hakkul mübîn fî redvehhâbîn), (Mektûbâtı Ahmediyye) ve (Tahkîkülhakkul mübîn),kıymetli eserleridir. Ahmed Sa’îd hazretlerinin üç oğlu vardı. Birincisi Muhammed Mazher hicrî 1248 de tevellüd ve 1301 [m. 1884]de Medînei münevveredevefât etdi. Babasının yanındadır. ikinci oğlu mevlânâ Ebüsse’âdet Muhammed Ömer hicrî 1244 de tevellüd, 1298 [m. 1881]de Rampûrda vefât etdi. Üçüncü oğlu Mevlânâ Abdürreşîd hicrî 1237 Luknevde tevellüd 1287[m. 1870]de Mekkei mükerremede vefât etdi.
3– Şâh Raûf Ahmed Müceddidî “rahmetullahi aleyh”: Ebû Sa’îd Fârûkî hazretlerinin teyzesinin oğludur. Önce onunlabirlikde Şâh Dergâhî hazretlerinin sohbetlerinde bulundu. Sonra Abdüli Dehlevî hazretlerinin hizmetinde ve sohbetlerinde bulunup, ona ittiba’ etdi. Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin mektûblarını (Mekâtîbi şerîfe) adıyla bir kitâb hâlinde topladı. Yine onun kıymetli sözlerini ve sohbetlerini (Dürrül me’ârif) adıyla bir kitâbda topladı. Farsça ve hindce şi’rlerini içine alan (Dîvânı Raûf) adında bir dîvânı vardır. Şâh Ahmed Raûf hazretleri, imâmı Rabbânî hazretlerinin “kuddise sirruh” küçük oğlu Muhammed Yahyâ neslindendir. Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin sohbetlerinde kemâle erip, icâzet aldı. Hindistânın Pehupâl beldesinde irşâd ile vazîfelendirildi. Orada büyük bir kabûl gördü.Halk ve ümerâ sohbet halkasında toplandı. Yüzlerce tâlib onun yüksekirşâdı ile kemâle erdi. Ebû Sa’îd Fârûkî hazretlerinin vefâtından sonra, orada bir veyâ iki sene kadar dahâ kaldı. Haremeyni şerîfeyni ziyâret için h.1253 senesinde yola çıkdı. Bu yolculuğu sırasında denizde boğularak şehîd oldu. Yelemlemde defn edildi. Oğlu Şâh Hatîb Ahmed şaşılacak derecede yüksek ahlâk sâhibi nümûne bir insandı. Ahlâkı hamîde, cömerdlik ve tahammül onun yaşayış tarzıydı. Babasının sohbetinde yetişdi. Hicâz yolculuğunda birlikde idi. Babasının vefâtından sonra onunsohbet meclislerini aydınlatdı. Pehupâlda h. 1266 da vefât etdi.
4– Şâh Abdürrahmân Müceddidî Câlendehrî: Nisbeti Şeyh Seyfeddîn “kuddise sirruh” vâsıtasıyla imâmı Rabbânî hazretlerine “kuddise sirruh” ulaşır. Babası Seyfürrahmân hazretleri Mazi Cânı Cânân hazretlerinin mürîdi idi. Kendisi ise, Abdüllahi Dehlevî hazretlerine bî’at edip, nisbet kesbetdi. Güzel ahlâkda benzersiz idi. Pencab halkı onun güzel ahlâkına hayrân idiler. Pekçok talebesi vardı. Hacca gidip, vatanına döndükden sonra Haremeyne iştiyâkı gâlib gelip, tekrâr gitdi. Dönerken Sinde denilen yerde (h. 1256) senesinde vefât etdi.
5– Mevlevî Beşâretullah Sâhib: Önce Mevlânâ Naîmullah Behraçîye bî’at etmişdi. Sonra Abdüli Dehlevî hazretlerine talebe oldu. Hocası ona husûsî inâyetde bulunurdu. Nitekim Mektûbâtında bunu açıkca belirtmiş ve: “Mevlevî sâhib benim mümtâz talebemdendir” buyurdu. ilmi zâhirde de üstün derecede idi.Nisbeti Şeyh Büdhin Behrâçîye “rahmetullahi aleyh” ulaşır.
6– Mevlevî Keremullah Muhaddis: Önce Mevlevî Fahreddînin mürîdi idi. Sonra Abdüllahi Dehlevî hazretlerine talebe olup, icâzetle şereflendi. Şâh Abdül’azîz hazretleri (Tefi Azîzî)yi onun ricâsıyla tasnîf etmişdir. Dehlîde kırâet ilminin ehlindenekserîsi, bu ilminde ve vücûhatı seb’ada onun talebesidir. Vâsıtalı ve vâsıtasız iki def’a Haremeyni ziyârete gitdi. ikinci seferinde vefât etdi.
7– Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî “rahmetullahi aleyh”: Büyük ve meşhûr islâm âlimidir. Her ilmde şaşılacak derecedemahâret sâhibi idi. Elli hadîsi şerîf kitâbında sened sâhibi idi. Hindistânülemâsı onu medh etmişdir. Şâh Abdül’azîz hazretleri onu medh edenâlimlerdendir. Arabî ve fârisî şi’rlerindeki akıcılıkda Firdevsîyi ve Ferâzdakiyi geçmişdir. Abdüllahi Dehlevî hazretleri onun şi’rlerini Câmî hazretlerinin şi’rlerine benzetirdi. Hocası Abdüllahi Dehlevî hazretlerinimedh için yazdığı arabî ve fârisî şi’rlerdeki medh, Husrev ve Câmi’nin Sulülmeşâyıh ve Hâcei Ahrârı medh için yazdığı manzûmelerden dahâ belîgdir. ilm tahsîlini temâmladıkdan sonra, ba’zı medreselerde ders vermekde iken, tesavvuf yolunda ilerlemek arzûsuna düşdü. Tam o sırada Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin talebelerinden Mirzâ Abdürrahîm ismli birzât çıka geldi. (Onu da’vet için husûsî olarak gönderilmişdi.) Ona birmürşid bulamadığından yakındı. Bunun üzerine birlikde Dehlîye gitdiler.Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin huzûruna kavuşup dokuz ay sohbetindebulundu. Bir kimse ona Abdüllahi Dehlevî hazretleri hakkında uygunsuzsözler söyledi. Bu sözleri söyleyen kimseyi domuz sûretinde gördü. Bunun üzerine hocasına bağlılığı kat kat artıp, canla başla ona teslim oldu.Huzûrunda uzakda ayakkabıların konduğu yerde otururdu. Hocasındançok inâyetlere kavuşup, sonunda kemâle erip, hilâfetle şereflendi. Hocası onu yetişdirdikden sonra, insanları irşâd için memleketine gönderdi. Ayrılırken bütün talebeleri ve sevenleri ile birlikde onu Şeyh Muhammed Âbidîn mezârının bulunduğu yere kadar (dört millik mesâfe) uğurladı. Vedâlaşırken onu gitdiği diyârda kutbiyyetiyle müjdeledi. Memleketine varınca, halk sohbetine hücûm etdi. Sanki o diyârın saltanâtı ona verilmişdi.irşâdı her tarafa yayıldı. Halîfeleri ve halîfelerinin halîfeleri binleri aştı. 1242[m. 1826]de Şâmda vefât etdi.
Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî hazretlerinin hocası Abdüllahi Dehlevîyi “kuddise sirruh” medh için yazdığı arabî kasîdenin tercemesi: Arzûların kıblesine (hocama) giden yol sona erdi. Bu mesâfeyi kat’etmeyi nasîb eden Allahü teâlâya hamd olsun. Allahü teâlâ; yorgun bineğimi gece yürümekden, kâh konmak, kâhgitmek külfetinden… Beni, bukağı gibi insanın ayağını bağlayan akrabâ ve vatan te’sîrinden, dostlar ile dünyâ servetine karşı duyulan alâkadan… Annemi düşünmekden, kardeşlerime hasret duymakdan, amcam veyâ dayımı aklıma getirmekden… Bana, Abdüllahi Dehlevî hazretlerine gitme! Diyenlerin te’sîrinden, çekemeyenler ile kınayanların sözlerine kulak vermekden kurtardı. Beni son derece yalancı ve çok câhil bir cemâ’atin şerrinden korudu. Ya’nî iş ve davranışlarıyla mahlûkların en berbatı olan Âzerbaycanrâfizîlerinin şerrinden muhâfaza buyurdu. Çünki, onları yoldan çıkaran “ismâ’îl Kâşi” münâzara ve mübâhese ateşini tutuşdurunca yenilgiye uğradı. Allahü teâlâya hamdü senâlar olsun ki, beni maksadların en yücesine ulaştırdı. Çok fazîletli ve kâmil mürşide kavuşmayı bana nasîb eyledi. O mürşid (Abdüllahi Dehlevî hazretleri), karanlık ufukları aydınlatan ve herkesi dalâletden hidâyete kavuşduran zâtdır. O reîs “Gulam Alîdir”. Bakışı ile, çürümüş dağılmış şeyler dirilir. Mânen ölmüş kimseler onun feyziyle hayâta kavuşurlar. Gulam Alî, bir ni’met denizi ve cömerdlik dağıdır. Bütün fazîlet veiyi hasletlerin de kaynağıdır. O hidâyet yıldızı, karanlık gecelerin dolunayı, takvâ ummânı, feyzler defînesi ve kerâmetler hazînesidir. Abdüllahi Dehlevî “kuddise sirruh” sükûnetde arz, sağlamlıkdadağ, her tarafı aydınlatmakda güneş ve yücelikde gök gibidir. islâmiyyet pınarı, irfân ma’deni mahlûkâtın yardımcısı ve fadlı ihsânın kaynağıdır. Halkın şeyhülislâmı, müslimânların gönül kıblesi, büyüklerin reîsive zor işlerin merci’îdir. Gizlice rehberlikde en iyiye götürücü ve halkı, açıkca Allahü teâlâya da’vet edicidir. O, herşeyin Rabbi tarafından sevilmekdedir. Kim onun irşâdınauyarsa, sen o kimseye ey emsâllerine örnek olan zât diye hitâb et. Abdüllahi Dehlevî kemâle ermemişlerin hepsini kemâle erdirenve bütün kâmil insanların kusûrlarını da giderendir. Ey âlemlerin Rabbi! Bu mürşidin hâtırı için, bu yüce zâta lâyık biredebi ve terbiyeyi bize de nasîb eyle. Ömrümün bir kısmını onun ömrüne ekle. Onun himâyesi sebebi ilehalkı râhatlık gölgesi altında dâim kıl. Beni hocamın hüsnü kabûlü ile mutlu kıl. Onu memnûn edecek hizmetleri bana nasîb eyle. Bütün hâllerde, hayâtda kaldığım müddetce hergün kalbimde onunkadrini biraz dahâ artır. Ey Rabbim! Uhrevî kurtuluşu te’mîn edecek bir tarzda, hocambenden râzı olarak cânımı al. Elhamdülirabbirrahimü’lmün’ım. El kâdirül mukaddes ElFe’âlSümmessalâtü alâ Resûlül müctebâ, Hayrülverâ ve sahbihî ba’de âlihî. Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî hazretlerinin, hocası Abdüllahi Dehlevî hazretlerini medh için yazdığı fârisî şi’rin tercemesi: Güzellerin şâhına benden gizlice şu haberi verin. Dünyâ, nisanyağmurundan yeniden canlandı. Seyirciler sıraya dizilmiş beklemekde ve gözleri onun yolundadır.Bütün güzeller toplanmışlar, na’meci ise güzel okumakdadır. Şâyet yüzbinlerce cilve ve na’me ile salına salına bağçenin ortasından bir ân için lutfedip, şeref verirse. Lâlenin kalbindeki yaraya ayağının tabanından merhem bırakır. Alyanaklı dilberlerin alnına kölelik damgası vurur. ilkbehârın yeni açmış güllerine kendi letâfetinden su, câzibe verir.Bağçenin fidanları da karşısında utançlarından terlerler. Düzgün selvileri kendi boy ve bosuna köle yapar. Şimşir ağacını güzellik iddi’asından pişmân eder. Onun cemâlini kıskandığı için, gülün içi kanla dolar. Yeşillikde yaşayan tavus kuşunu da nazlı yürüyüşünden mahcûb eder. Nergisin gözü onun mubârek yüzüyle nûrlanır. Tâze sümbül onunayağını öperek intizâmsızlıkdan kurtulur. Bugün hâkimâne bir tarzda bağçenin seyrine gitmek için yönelmesi, bağçeyi, Cennet bağçesine karşı kıskandırıcı yapar. Çünki, nâziklik ve zerâfetden dolayı çekişme ve rekâbetin temeli peksağlam ve kuvvetlidir. Bu rekâbet fidanlardan tut da harem dâirelerindeki kadınlara kadar gider. Bir yandan sevgililer bezenerek yüzlerinden peçeyi düşürmüşlerdir.Öyle sevgililer ki, hepsi de meşhûr ressam Mâninin kaleminin kıskandığı kimselerdir. Diğer tarafdan bağçe öylesine açılmış ve yeşermiş ki, onu kalem veyazıyla anlatmak mümkin değildir.
San’at kalemi reyhânî yazıyla çemenin kenârlarında birçok hârikalar yazmışdır. Menekşe, sevgilinin beniyle aynı renkde olduğunu iddia eder. Üzerine inci gibi çiğ düşmüş, gül de sevgilinin yüzü gibi ter saçıcıyım diye böbürlenir. Gonca ağzındaki sırrını yavaş yavaş açıklar. Nergis de gözleriyle gizli gizli işâretler, cilveler yapar. Reyhânlar yeni terlemiş bıyık ve sakaldan, sünbül ise, sevgililerin zülüflerinden haber verir. Doğrusu selvi de güzellerin boylarıyla aynı seviyede olduğunu iddia eder. Gül yaprağının üzerine düşen her damla çiğ, sanki Yemenin kırmızı yâkutu üzerinde ummânın incileri gibidir. Bağçe yeşil örtüsünden dolayı zümrütü hor görür. Açılmakda olanlâle de kırmızı yâkutla alay eder. Seherde esen rüzgâr, hazreti Îsânın mu’cizesini hâtırlatır. Gül, ilkbehâr bulutlarının haykırış ve ağlayışından hep güler. Tıbkıfânî âşıkın feryâdından korkusu olmayan sevgililer gibi. Hazreti Yûsüfün kokusundan hazreti Ya’kûbun gözleri açıldığı gibi, gülün kokusundan da bülbüllerin gözleri yeniden aydınlandı. Semenderler, ateş renkli güllerin gölgesine sığına sığına artık su hayvanı oldular. Çölün yabânî hayvanları da bağçenin letâfetinden evcilleşdiler. Bağçe yeşil, papağan yeşil ve na’me yeşil. Yeşil içinde yeşil. Böyle bir meclisde na’meci Nikisanın sesi bile rağbet görmez. Seher yeliyle bir ânda binlerce gül açdı. Tıpkı o büyük velîninma’nevî iltifâtından müridlerin kalblerinin açılması gibi. Öyle bir velî ki, yaratılışın ışığı, ilm ve idrâk burcunun güneşi, hikmet defînesinin anahtarı ve ilâhî sırların hazînesidir. O, mürşidlerin büyüğü, evliyânın meş’âlesi, rehberler rehberi ve büyüklerin merci’î. O kutb, kudsî âlemin mu’temedi Dehlevî Abdüllah şâhdır. Onun iltifâtıyla siyâh taş dahî Bedehşânda çıkan yâkutun hassâsını gösterebilir. Abdüllah Şâh, evliyânın önderi, ma’rifetullah sahrâsında gezen,azâmeti ilâhîye dalan ve ma’rifetullah deryâsında yüzen bir zâtdır. Abdüllah Şâhın meş’âle yakdığı yer, her ne kadar Cihânâbâd ise de,bütün dünyâ onun meş’âlesinden ışık almakdadır.Bugün Çinin kuzey ucundan batının nihâyetine kadar insanlar arasında onun bir benzeri yokdur. Onun güneş gibi kemâlinden yarasadan başka kimse nasîbsiz kalmaz. Bu âlemde şaşıdan başka kimse onun bir benzerini göremez. imâmı Rabbânîye “kuddise sirruh” zâhir olan kemâlât, MazheriCânı Cânândan “kuddise sirruh” sonra Abdüllah Şâhdan “kuddise sirruh” başka kimsenin kalbine yerleşmemişdir. Abdüllah Şâhın feyzi ve ilmi kadar ne güneş dünyâyı aydınlatmakdan söz edebilir, ne de felek onun mertebesi kadar yüce olabilir. Rüzgârın gücü yetmez ki, onun huzûrunda çeviklikden bahs etsin.Dağın da haddi değildir ki, onun himmetine karşı ağırlıkdan dem vursun. Eski müderrisler dahî bu devrde olsalardı, can atarak ders okumakiçin Abdüllah Şâhın meclisinde otururlardı. Sefer der vatan onun dergâhından ayrılmayanların şânıdır. Onlar halvet der encümensiz bir ân bile geçirmezler. O se’âdetli zümrenin parlak feyzi yanında, hoş derdem ve nazar derkadem hiç bir değer ifâde etmez. Kalbden yüzer kitâb ilm ve irfân yazmış olan büyük âlimler, Abdüllah Şâhın yanında, yeni mektebe başlamış çocuklar gibidirler. Abdüllah Şâhın köyünde (dergâhında), Ebû Yezidi Bistâmî ve Halı Mansûr derecesine ermiş birçok evliyâ var ki, “Enelhak” ve “Sübhânî” sözlerini kat’iyyen ağızlarına almazlar. Eğer Suhâ yıldızı güneşe karşı parlaklık iddi’asında bulunmasıdoğru olursa, büyük velîlerin Abdüllah Şâh ile aynı derecede olduklarınıiddi’a etmeleri de doğru olur. Dehlî şehri, Abdüllah Şâhın rûhâniyyetiyle öylesine mücerred rûhların bir yeri oldu ki, insanoğlunun fikri ve aklı bile şehr kal’asının etrâfında dolaşamaz. Dehlî şehri her ne kadar küfr ülkesi ise de, lâkin Abdüllah Şâhın orada bulunmasından dolayı Cennet gibidir. Bu sözüm, âyeti kerîmeyeaykırı düşmez. Hidâyet ve irşâd bağçesi son derece solgun ve perîşân idi. Abdüllah Şâhın feyzleriyle yeniden yeşerip, parlaklık kazandı. Eğer son zemânlarda Abdüllah Şâhın mi’mâr gibi olan lütfu, îmânyapısının temelini yeniden bağlamamış olsaydı, virâneliğe yüz tutardı. Dahâ Abdüllah Şâhı görmeden öyle ma’nevî hâllere kavuşdum ki,o hâller, Mültanlı mürşidi gördükden sonra bile Iraklı Şeyh ibrâhîme zâhir olmadı. Turanlılar ve Horasanlılar beni çok kınadılar. Eğer müslimân isen küfrdiyârına gitmeyi nasıl benimsedin, dediler. Onlar Dehlîde küfr karanlığı var dediler. Ben ise, içimden eğerâbı hayât arıyorsan mutlaka karanlığa gitmelisin, dedim. Dahâ Abdüllah Şâhı görmeden bana ihsân olarak verilen ma’nevîhâl, uzun sohbetlere rağmen Mekke ve Medînedeki evliyâdan ele geçmedi. Ey nefsin hîlelerinden ve şeytânın aldatmalarından kurtulmak isteyen kimse! Sen cânu gönülden Abdüllah Şâhın kölesi ol. Eğer Sahre adlı cin, bir lahza bile Abdüllah Şâhın devrânının yüzüğünü parmağına takabilseydi, Süleymân aleyhisselâmın bütün saltanâtını bir karınca ile satın almazdı. Dehlîde bulunmasına rağmen, fânî dünyâya meyl eden tâlihsiz birkimse, tâlihsizliğine kan ağlasa yeridir. Bir alçak kimse, ben Abdüllah Şâhın beldesine yakınım, fekat onutanımıyorum, dedi. Ona dedim ki, gâliba sen Ebû Cehl ile Muhammedaleyhisselâmın hikâyesini bilmiyorsun! Abdüllah Şâhın dergâhının çöpçülerine âcizâne yüzlerce ihtârım olsun ki, sakın o büyük kimyâyı elden kaçırmasınlar. Lâyık olmadığımı bildiğim hâlde, Abdüllah Şâhın kabûlüne mazharolmayı umarım. Kabûl edilmem için Şâhı Nakşibend ve Gavsi Geylânînin rûhâniyyetlerinden de yardım beklerim. Ben kelbim, hattâ dahâ aşağıyım. Sen ise, ey sevgilim, NecmeddînKübrâ gibisin. Lutfun ve kereminle uygun bulduğun bir şeklde bana biriltifâtda bulun. Doğana benzeyen nefsin korkusundan, saksağan gibi sana doğrukaçkınım. Bu saksağanı lutfunla bir doğan kuşu gibi yaparsan ne güzelbir se’âdet olur. Mâdem biz akrabâ ve yakınlarımıza yabancı olduk, bâri sen bizi kendine dost ve bildik yap. Biz Selmânı Fârisî gibi yapdığımız için, siz de bize Muhammed aleyhisselâm gibi lutf buyurun. Senin tertemiz cânın, Cânı Cânânı göstermek için öyle bir ayna olmuşdur ki, artık bu devrde ehli basîret nazarında Cânı Cânânın ta kendisisin. Sen kendi feyz kadehinle âciz ve muhtâc Hâlide kana kana içir. Çünki, Hâlid çölde susamış birisidir. Sen ise bir ihsân deryâsısın.
8– Mevlevî Abdürrahmân Şâh Cihânpûrî “sellemehullahü teâlâ”: Birçok büyük zâtın huzûruna gitdi. Fekat hiç maksadına kavuşamadı. Nihâyet Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin huzûruna gidip, ona tâbi’oldu. Tesavvufda kemâle erip, hilâfetle şereflendi. Dünyâ ehlinden şaşılacak derecede halvet edip, uzaklaşdı. Ferahabâd şehrinin emîri huzûruna kabûl edilmeyi def’alarca arz etdi ise de, hiç iltifât etmedi. Onun sohbetinde yetişip, icâzet alan zâtlar, kuvvetli nisbet sâhibi keşf sâhibi idiler. Ferahabâd nâhiyelerinde ve Şâhcihânpûrda onun irşâdı çok revâç bulmuşdu. Sellemehullahü teâlâ.
9– Mîr Tâlib Mevlevî Abdülgaffâr: ilmi zâhiri de Abdüllahi Dehlevî hazretlerinden tahsîl etdi. Tesavvufda yetişdikden sonra, Haremeyni Şerîfeyne gitdi. irşâdı Yemende revâç buldu. Oranın kâdîlığını da yapdığı rivâyet edilir.
10– Seyyid ismâîl Medenî “aleyhirrahme”: Önce Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî hazretlerine bî’at etdi. Nakşibendiyye yolunun nisbetini aldı. Bir gün rü’yâsında Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” gördü. Ona Dehlîye git, Gulam Alîden (Abdüllahi Dehlevîhazretlerinden) müceddidiyye nisbetini al, buyurdu. Bunun üzerine Dehlîye gidip, Abdüllahi Dehlevî hazretlerinden icâzet ve hilâfet aldı ve vatanına döndü. Sahîh keşf sâhibi idi. Bu kitâbda Şâh Cihân Câmi’ne mukaddes emânetleri ziyârete gidişi anlatılmışdı.
11– Mirzâ Beğ “rahmetullahi aleyh”: ismi Muhammed Derviş Azîmâbâdîdir. Herşeyi terk edip, Abdüli Dehlevî hazretlerinin sohbetine devâm etdi. Tesavvufda kemâle ererek, icâzet ve hilâfetle şereflendi. Siyâh keçeden bir hırka giyerek, Hâce Nakşibend hazretlerinin kabri şerîfini ziyârete gitdi. islâm memleketlerinin çoğuna, meselâ Anadolu, Şâm, Hicâz, Irak, Magrib ve Mâverâünnehr, Horasan ve Hindistâna seyâhat etdi. Şâh Gulam Alî, ya’nî Abdüllahi Dehlevî hazretleri gibi bir mürşid görmedim, demişdir. Hiç kimseden korkmadan emri ma’rûf ve nehyi anilmünker yapardı. Bu hizmetleri sırasında evli değildi. Herat vâlîsi Şâhzâde Kamrân onun sevenlerindendi. Âhır ömründe evlendi. Şâfi’î mezhebinde idi. Bu sebeble Buhârâ ve civârında şâfi’î diye anılırdı. Türkistânda Sebz şehrinin vâlîsi tarafından şehîd etdirildi.
12– Hazreti Ahmed Şîr Muhammed “rahmetullahi aleyh”: Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin dergâhında ilm tahsîl etdi. Tesavvufda kemâle erip, icâzetle şereflendi. Talebelerine takvâyı, hayrlı amelleri ve harâmdan sakınmalarını emr ederdi. Ömrünün son zemânlarındaçok za’îf düşdü. Kitâblarını satıp, tedrîse son verdi. Hindistânda yerleşdi. Orada fitneler çıkınca, hicret için Haremeyni şerîfeyne gitmek üzere
yola çıkdı. Mültana vardığında vefât etdi.
13– Mevlânâ Muhammed Cân ŞeyhulHarem “rahmetullahialeyh”: Abdüllahi Dehlevî hazretlerinden ilm tahsîl etdi. Çok riyâzet çekdi. Hergün Hâce Kutbuddîn hazretlerinin türbesini ziyârete giderdi. Gece orada ibâdet ile meşgûl olurdu. Sabâhleyin hocası için bir testi tatlı sugetirirdi. Oranın suyu çok tatlı idi. Bir hizmetçi şöyle nakl etmişdir. Oğlum ölecek derecede hastalanmışdı. Gece vakti alıp, dergâha götürdüm. Mevlânâ Muhammed Cân murâkabe hâlinde idi. Oğlumu önüne bırakıp, hastalıkdan kurtulması için düâsını istedim. Ona düâ etdi. O ândahastalığı geçip, sıhhate kavuşdu. Bir başka şahs da şöyle nakl etmişdir.Bir kadına tutulmuşdum. Hâlimi arz etdim. Eğer benden zinâ fi’li vâki’ olursa, benim bundan kurtulmam için yardım etmediğinizi indi ilâhîde arz ederim, dedim. Bunun üzerine bana Lâ havle velâ kuvvete illâ billah okumamı söyledi. Ben de okudum. Sübhânallah! Lâ havle okur okumaz o kadına tutkunluğum hiç kalmadı. Sanki onunla benim aramda seddi iskender çekilmişdi. iki sene hiç şehvet hissetmedim. Mevlânâ Muhammed Cân hazretleri, Abdüllahi Dehlevî hazretlerinden icâzet ve hilâfet aldıkdan sonra, Haremi şerîfe gitdi. Önce çok güçlüklerle karşılaşdı. Sonunda maksadına erip, döndü. Halîfeleri, istanbulve Anadoluda insanları irşâd etdiler. Sultân Abdülmecîd Hânın annesiBezmi âlem vâlide sultân ona intisâblı idi. Bir dergâh inşâ etdirip, hizmete vesîle oldu. Mevlânâ Muhammed Cân 1266 [m. 1849]da Mekkei Mükerremede vefât etdi.
14– Seyyid Ahmed Kürdî: Bağdâdda Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî hazretlerinden feyz aldı. Dahâsonra Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” işâreti ile Dehlîye gidip,Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin sohbetinde, müceddidiyye yolunda kemâle erdi. Dehlîye yolculuğu sırasında hastalandı. Rüyâsında Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” gördü. Şifâ için salevât ta’lîm buyurdu. Bunu okuyunca sıhhatine kavuşdu.
15– Seyyid Abdüllah Magribî: Önce Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî hazretlerinden feyz aldı. Sonra Abdüli Dehlevî hazretlerinin huzûruna gidip, icâzet ve hilâfetle şereflendi.
16– Molla Pîr Muhammed: Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin huzûrunda kemâle erdi. Şaşılacakderecede istiğrâk hâlinde idi. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin kabrini ziyârete gider, bütün geceyi orada geçirir, yağmur da yağsa aldırmazdı. Keşmir havâlisinde çok meşhûrdu.
17– Molla Gül Muhammed “aleyhirrahme”: Gazneyndendir. Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin sohbetlerinde kemâle erip, hilâfetle şereflendi. insanları irşâd ile meşgûl olup, birkaç zâta icâzet verdi. Hacca gitdi ve orada vefât etdi.
18– Mevlevî Muhammed Cân Heratî “aleyhirrahme”: Abdüllahi Dehlevî hazretlerinden feyz alıp, hilâfetle şereflendi. Çokkerâmetleri nakl edilmişdir. Kandehârda binlerce kimseyi irşâd etdi.
19– Mevlânâ Muhammed Azîm “aleyhirrahme”: Şaşılacak derecede yüksek ahlâk sâhibi idi. Güzel ahlâk sankionun tîneti idi. Abdüllahi Dehlevî hazretlerinden icâzet almakla şereflendi. Hocasının vefâtından sonra Haremeyni şerîfeyne gitdikden sonra, vefât etdi.
20– Mevlevî Nûr Muhammed “aleyhirrahme”: Çok riyâzet çekdi. Abdüllahi Dehlevî hazretlerine bî’at edip, murâkabelerle meşgûl oldu. icâzetle şereflendi. Abdüllahi Dehlevî hazretleri buyurdu ki: Müntesîblerimden dört kimse iftihâr vesîlesidir. MevlevîŞîr Muhammed, Mevlevî Muhammed Cân, Mevlevî Azîm ve Mevlevî NûrMuhammed. Bu dört zât, aşk şerâbını hem içenlerden, hem de sunanlardan, ya’nî içirenlerdendir. Hepsi de derin âlim idi. 21– Mirzâ Murâd Beğ “aleyhirrahme”: Zühddeki kemâli sebebiyle Abdüllahi Dehlevî hazretleri ona, zemânın Cüneydi Bağdâdîsidir, buyurdu. icâzetle şereflendi. Nisbeti çokkuvvetli idi. insanlar onun sohbetlerinde yüksek derecelere kavuşdular.Hocası hayâtda iken vefât etdi. Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin ayakucuna defn edildi. Ona âfiyetler olsun! 22– Muhammed Münevver imâmı Mescidi Ekberâbâdî: Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin halîfelerindendir. Kuvvetli nisbet sâhibi idi. Çok feyz vermişdir. 23– Meyân Muhammed Asgâr Sâhib: Kuvvetli nisbet sâhibi idi. Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin emri ilebabamın (Ebû Sa’îd Fârûkî hazretlerinin) huzûruna devâm etdi. Babam onainâyetde bulundu. Dergâhın idâresi ile o alâkadar olurdu. insanlar onunteveccühleriyle çok şeylere kavuşdular. ilk hac seferinden sonra ikincidef’a babamla birlikde hacca gitdiler. Dehlîye döndükden sonra, hicrî 1255senesinde vefât etdi. Dergâha defn edildi. 24– Mîr Nakş Alî: Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin huzûrunda kemâle erip, Luknova gitdi. 25– Meyân Ahmed Yâr “aleyhirrahme”: Tüccâr idi. Müceddidiyye nisbetini Abdüllahi Dehlevî hazretlerinden aldı. Bu zâtın kabri de dergâhdadır. 26– Meyân Kamerüddîn: Kâdiriyye yolunda yetişmiş bir zât idi. Peşâverden Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin huzûruna gelip, sohbetlerinde Müceddidiyye yolunda kemâle erip, icâzetle şereflenerek, memleketine döndü. 27– Muhammed Şîr Hân: Afgâneden gelip, nisbete kavuşdukdan sonra memleketine döndü. 28– Şeyh Halîlürrahmân “aleyhirrahme”: Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin husûsî hizmetlerinde bulunan bir talebesi idi. Kuvvetli nisbet sâhibi olup, hocasının husûsî inâyetlerine mazhar oldu. Hocasının huzûrunda zikr halkasında bulunduğu bir sırada, birşahs zehrli ok ile vurdu. Hocasının ayakları yanına düşüp, o ânda şehîdoldu. Bu hâdise Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin vefâtından önce, son hastalığı sırasında vukû’ buldu. Kabri, Mazheri Cânı Cânân hazretlerinin ayakucundadır. Allahü âlem.
