share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydayı Anlamak

0 yorum

Seydayı ilk olarak 1987 yılında tanıma şerefine nail oldum. Ozamanlar  Seyda Molla Muhyeddin’e bağlı idik. 87 yılının aralık ayında vefat edince taziyesi için Baykanın yeşil çevre köyüne gittik. O zamanlar vekil olan ve bizim tarikata girmemize vesile olan kişi Seyda Şeyh Fadlullah Hazretlerini göstererek ” Seydanın (Molla Muhyeddin) ‘in halifesi , aynı zamanda kendisi Hazretin torunu olur. Hazrete ne kadar benziyor diye bize göstermişti.( Biz daha o dönemlerde Hazreti silsilede geçen bir zat olarak biliyorduk. Seydayı Tahiyi , Hazreti ve diğer zatların büyüklüğünü seydayı tanıdıktan sonra öğrendik.) Taziye için gittiğim arkadaşla beraber yanına giderek elini öptük. Bize hoşgeldiniz dedi. Çok üzgün gözüküyordu. “Allah C.C. güya bizim ömrümüzden al seydamıza ver diye dua ettik kabul etmedi” dedi . O zaman bu tabir bana biraz garip gelmiş anlamamıştım. İnsan , şeyhi de olsa böyle bir şeyi ancak laf olsun diye söyleyebilir diye düşünmüştüm.

Daha sonraları Seyda , hastalığı ve çeşitli sebeplerle Ankara’ya gelip gidiyordu. Biz onu hala Seyda Molla Muhyeddinin halifesi olarak görüyorduk. Tarikatla ilgili olan işlerimizde hala Seyda Molla Muhyeddin Hazretleri döneminde vekil olan kişi ilgileniyordu. Uzun olan olaylar neticesinde Seyda kendisine bağlanmamız gerektiğini ve bu vesileyle içinde bulunduğumuz karışık durumdan çıkabileceğimizi söyledi. Bizde hala başımızda sorumlu olan kişinin talimatıyla hareket ederek Seydaya bağlandık. Fakat biz Seydaya bağlanmış olmamıza rağmen hala sorumlu olan kişinin talimatlarına göre hareket ettiğimizden gerçek anlamda mürşidden istifade etmek ne anlama geliyor bilmiyorduk. Taki o  kişinin aradan çekilip direk Seydanın kendisiyle irtibata geçinceye kadar. Kendi kendime demekki bu ana kadar olan zamanımızı Seydadan gafil geçirmişiz.

Sorumlu olan kişinin aradan çekilip Seydaya bağlanışımızda garipdi. Ağbi dediğimiz ve çok fazla muhabbet duyduğumuz , bizim tarikata girmemize vesile olan insana karşı çok aşırı bir sevgimiz vardı. Bizi karşısına alıp  “Tarikattan amaç insanın fayda görmesi  ve Mürşitten istifade etmesi”dedi. Bu sebeple seydadan ayrıldığını ( biz gerçek amacını sonradan öğrendik) söyledi.

Bizimde Seydaya bağlanırken kendisiyle hareket ettiğimiz gibi Seydayı terk edeceğimizi düşünüyordu. Fakat Seydanın ve Sadatın himmetiyle ona karşı duyduğum o aşırı sevgi ve muhabbet  “seydadan ayrıldım”sözüyle Şalteri indirilip elektriği kesilen cihaz gibi , bir anda yok oldu. Sanki karşımda hiç tanımadığım yabancı biri oturuyordu. Nasıl olurda bir anda insandan bu sevgiyi bir anda alabiliyorlardı.

Artık gerçek anlamda Seydaya tabi olmuştum. Tarikatı ve Tasavvufu yeni öğreniyordum. Murşide bağlanmanın farkına varıyor  ve tarif edilemiyecek haz yaşıyordum. Seydanın her Ankara ya gelişinde mümkün mertebe yakınında olmaya çalışıyordum. Seyda da bunun farkında olduğundan yakınında bulunmama izin veriyordu.

Zaten Seyda Rahmetullahi Aleyh, Şeyhinin müridi olupda sonradan kendisine bağlanan arkadaşlara sizler seydamın emanetisiniz diye farklı davranıyordu. Kendi nefsime söyleyim hiç bir zaman böyle bir iltifat ve alakaya layık olamadım.

 Bir keresinde Yeni bir mürşide bağlanmanın zorluğundan bahsederek “İnsan genç mürşide bağlanmalı ki uzun süre Seydasıyla birlikte olsun. Yoksa yaşlı olan mürşid vefat edince insanın tekrar yeni bir mürşide bağlanması ve onu kabullenmesi nefsine zor gelir” diye sanki bu günlerden bahsediyordu.
Seydanın en büyük özelliği bütün hayatını sünneti seniyyeye uygun birşekilde yaşamaya çalışması idi . Bizlerede en çok dikkat etmemiz gereken hususun bu olduğunu söylemesiydi. Bir gün arkadaşların birinin evinde akşam yemeğine davetli idik. Yemekten sonra ellerini silmesi için bir peçete istedi. Gayri ihtiyari ” Her bid’a bir sünneti yok eder. El silmekte el yıkama sünnetini ortadan kaldırır”dediği aklıma geldi. Bir anda zihnimden Seydanın sanki sünneti terk ediyormuş düşüncesi geldi ve bu düşünce Şeytandan diye kendimle cedelleşirken “Bezi getirmeyin kalsın”dedi. Kalkarken yüzüme bakarak “Elimi yemekten kalkınca yıkamayı düşünmüştüm” dedi. Seyda Rahmetullahi Aleyh bu şekildede müridin Mürşidinin yanında sadece diline ve hareketlerine değil, kalbinede sahip olması gerektiğini öğretiyordu.

Seyda sık sık sohbetlerinde yaşantımızın islama uygun olmasından bahseder. Bunu aynı zamanda çevremizdede uygulamamız gerektiğini söylerdi. Okulda , iş yerinde , çarşıda , pazarda, alışverişlerimizde , insanlarla birebir olan ilişkilerimizde buna çok dikkat etmemiz gerektiğinden bahsederdi. Ehli tarik olan insanın toplumda diğer insanlardan farkının olması gerektiğinden bahsederek şöyle derdi. “İnsanlar Hazne nin sokaklarında gezerken Şeyh Ahmed’ül Haznevi Hazretlerinin müritlerinin hangileri olduğunu tek tek diğer insanların içinden ayırt ederlerdi” demiştir.

Belki ençok örnek almamız gereken hallerinden biriside şuydu. Benim yüzümden birtek müslümanın dahi tarikatına engel olmak istemem. Hiç bir müslümanın zarar görmesini istemem derdi. Halbuki bırak zarar görmeyi onun sayesinde nice insan dünya ve ahiret saadetine ermişti.Bu konuda çok hassas davranıyordu. İnşallah bu anlayış kendisine sorumluluk verilmiş olan  bazı insanlarda da gelişirde insanların tarikattan ve cemattan uzaklaşma vebaline girmezler.

Seyda bazen günlük hayatımızdada önemsiz gibi görünen fakat çok önemli olan hadiseleride öyle bir öğretiyorduki , bir daha unutmak mümkün olmuyordu. Çünkü bu öğrendiğimiz şeyler ibadetlerimizin daha sahih ve makbul olmasını sağlıyordu.Seydanın yine bir Ankara ziyaretinde Çeşitli şehirlerden gelen  arkadaşlarla sohbet ediyordu. Gelen arkadaşlardan biride Kurbanlık hayvan işiyle uğraşıyordu. Bayram yaklaşmıştı. Hayvanları ne yaptığını sordu Seyda. Oda Bir cemaatla anlaştığını ve sattığını söyledi. Bir müddet bekledikten sonra hayvanları nasıl sattığını ne kadar kar ettiğini falan sordu.İçimden Seyda inceden inceye sorduğuna göre ticaretin inceliklerinimi öğreniyor diye geçirdim. O arkadaşda hayvanları kilo hesabı anlaştığını, tartıp nekadar gelirse ona göre parasını alacağını söyledi. Seyda yine bir müddet bekledikten sonra hayvanları kesmeden öncemi tartacaklarını , yoksa kestikten sonramı tartacaklarını sordu. Arkadaşda kestikten sonra tartacaklarını söyleyince , ozaman kurban olmaz dedi. Seyda Şafii fıkhına göre olmaz , bildiğim kadarıyla hanefi fıkhına görede olmaz dedi.
Seyda bu meseliyi kesinlikle bilmesine rağmen usulü üzere hemen hocalıklarına güvendiği Hanefi fıkhını bilen birkaç alim zatıda arayarak meseliyi teyit ederek “bu şekilde kurban olmaz. Oadamlarıda arayarak meseleyi izah et ve pazarlığını yeniden yap” dedi. Ve o arkadaşda sonradan öğrendiğimize göre Seydanın dediği gibi yaptı. Orada Seyda sadece o arkadaşa değil aynı zamanda bizede işin doğrusunu öğretmiş oldu. Çünkü benim ağbimde yurt dışında kasaplık yapıyordu. Hemen arayarak kurban işini nasıl yaptığını sordum. Oda hayvan kesildikten sonra tartıp parasını ona göre hesap ediyoruz dedi. Bende Seydanın söylediklerini aynen aktardım ve nasıl olması gerektiğini söyledim. Böylece yine Seydamızın sayesinde bir çok insanın kurbanı kurtuldu.

Seydamız her hal ve hareketiyle bize birşeyler öğretiyordu. Biz bunun farkına ancak değişik topluluklara gittiğimizde oradakileri görünce anlayabiliyorduk. Yine onun büyüklüğünü cenabı hak aramızdan aldıktan sonra idrak edebildik. Ben bunu şuna benzetiyorum. Zünnün-ı Mısri (K.S) bir beldeye yerleşir. Fakat belde halkı Zünnün-ı Mısri hazretlerinin kıymetini bilemez ve gerekli ihtimamı göstermezler. Allah C.C. hu o bölgeye Yağmur yağdırmaz ve kıtlık verir. Halk perişandır. Zünnun-ı Mısri Hazretleri  bunun üzerine Cenab-ı Hakka dua ve niyazda bulunarak” Yarabbi benim gibi bir günahkarın yüzünden bereketini kaldırdın , kıtlık verdin. Ben bu beldeyi terk ediyorum. Artık bu bölgeden rahmetini esirgemezsin “der ve o bölgeden ayrılır. Zünnun-ı Mısri Hazretleri o bölgeden uzaklaşıp gittikden sonra bölge insanları Zünnun-ı Mısriye göstermeleri gereken edep ve hürmet mesuliyeti üzerlerinden düşer. Allah C.C.hu da o bölgeye rahmetini yağdırır.

Kendi nefsim adına Seydanın kıymetini bilemedim. Büyüklüğünü anlıyamadım. Allah C.C. hu da nimetini elimizden aldı.Şimdi Seydamın Mürşidi için söylediği sözün anlamını çok iyi anlıyorum. Bintane canım olsada onu Seydanın ömrüne ekleseydi.

Seydanın Kıtmiri Gökyusufoğlu

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*