share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydamın (k.s.) Dilinden Sobetler-9

0 yorum

Allah hepimizi Resulü Ekrem’in (ASV) cemaatinden ayırmasın. Müslüman olan kişinin ehli haya olması gerekir. Resulü Ekrem (ASV) diyor ki: “Haya etmediğiniz vakit ne yaparsanız yapın.” Yani insan gerek ki cenneti ve cehennemi düşünmeden Allah’tan haya etmesi gerekir. Müslüman olan bir insanın illa cehenneme mi yoksa cennete mi gideceği belli olmaz. Bunu için Allah’tan haya etmesi lazımdır. Hayası çok olduğu için Hz. Ebu Bekir (RA) gece ortasında kalkıp ağlardı. Onun kalbi yanıyordu ağlamaktan ve Allah’tan haya etmekten. Kalbinin yanma kokusu  komşularının evine kadar gidiyordu. Hatta bir komşusu Resulü Ekrem’in (ASV) evine gidiyor ve diyor ki:

–         Ya Resulullah beni Ebu Bekir’in komşuluğundan çıkar. Resulü Ekrem (ASV):

–         Niye diye soruyor. Komşu:

–         Çünkü Ebu Bekir her gece evinde kebap yapıyor kokusu da bizim eve kadar geliyor, ben fakirim çoluk çocuğum da fakirdir. Benden kebap istiyorlar ben onlara yapamıyorum. Beni fakir bir mahalleye gönder ki orada et pişmesin, çoluk çocuğum da benden et istemesin. Resulü Ekrem (ASV):

–         O koku Hz. Ebu Bekir’in yanan kalbinin kokusudur. Diyor.

Gerek ki Müslümanlar da bu mübareklere benzemek için gece ortasında kalkmalıdır. Canı istemese bile onların şekline girmek için kalkmalıdır. Onları düşünerek kalbini yandırıp, kendini kandırırsa belki Rabbül Alemin de o kulun kalbini O mübareklerinki gibi yapar. Tarikat ehli de onlara mutabaat etmelidir.

Bir gün Ebu Yezid-el Bestami (KS) bir şeyhin ismin duyuyor ve ziyaretine gidiyor.  Camiye girerken şeyhi görüyor, bakıyor ki şeyh camiye sağ ayağıyla değil de sol ayağıyla giriyor. O vakit Ebu Yezid-el Bestami (KS) hemen geri dönüyor. Diyor ki : “Bu şeyh sünnete riayet etmeyip kendi nefsine bile fayda veremiyor başkalarına nerede fayda verecek.”

Seyda-i Taği (KS), Gavsı Hizan’ın yanında iken Gavs onu sucu yapmıştı. Bir gece Gavs’ın hizmetçisi gelip  Seyda-i Taği (KS)’ye “Molla Abdurrahman, şeyh hastadır, filan çeşmeden su istiyor.” der. Şeyh Abdurrahman çeşmeye gidip gelene kadar Gavs’ın kapısı kilitlenir ve Gavs (KS) da yatmıştır. Seyda-i Taği (KS) bu esnada şöyle düşünüyor: “Suyu yere bırakırsam terki edep olur, kapıyı çalsam da suyu versem bu sefer de Gavs (KS) uyanır yine terki edep olur.” Ve Seyda-i Taği (KS) o suyu omzunda sabaha kadar bekletiyor. O gece Allah’ın hikmetidir, öyle çok bir kar yağıyor ve soğuk oluyor ki o soğuktan Seyda-i Taği (KS)’nin ayak parmağı düşüyor ve fark etmiyor. Seyda-i Taği (KS) diyor ki “Eğer muhabbet olmasaydı ben o şekilde idare edemezdim. Öyle idare ettim ve sabrettim ki ayak parmağım düştü haberim bile olmadı.”

Bu nedenle tarikatın temeli muhabbettir. Sadece tarikatın temeli değil islamın temeli de muhabbettir. Bu gün insan ne kadar müslüman olursa olsun Resulü Ekrem’e muhip olmazsa yaptığı bütün ibadetler boşunadır. Çünkü insanın yaradılışında illaki muhabbet vardır. İnsan Allah’a (CC), Resulü Ekrem’e (ASV), dini islama muhip olmadığı vakit bunların yerine illaki başka şeylere muhip olacaktır. Bunun için insan kabre girdiğinde ya Allah’ın dostu olarak girer ya da dünyanın malı olarak girer. Hatta Seyda-i Taği’nin (KS) sözüne göre hakiki anlamda ehli tarikat kabre girdiği vakit şeyh olur, talebelerin en iyisi hoca olur, hocaların en iyisi de talebe olur.

Seyda-i Taği (KS) hacca gittiği vakit bir gün Ravza-i Mutahhara’ya giriyor. Biraz durduktan sonra arkasından Şeyh Fethullah (KS) da Ravza’ya giriyor. Şeyh Fethullah (KS) diyor ki: “Gittiğimde Seyda-i Taği (KS) Resulü Ekrem’le (ASV) konuşuyordu. Ben ancak üç kelimeye kadar duydum. Resulü Ekrem (ASV) Seyda-i Taği (KS)’ye müjdeliyordu ki, “Tarikatınıza giren insanların sekeratını Rabbül Alemin sehl(hafifletecektir) edecektir, ve onların imanı kurtulacaktır. Ne mutlu bizlere ki bu Sadat-ı Kiramın mensubuyuz. Tarikatımızda da onlara kavuşulacaktır inşallah.

Dünyadaki padişahlık, zenginlik yalandır. Hepsi insanın başına beladır. Fakat ahiretteki padişahlar dünyadaki fakir Müslümanlardır. Bu yüzden  “Bir gün Hazret (KS) Baykan’ın Veysel Karani beldesine gitti. Orada bulunan halka Veysel Karani Hz.’nin türbesi nerde diye sordu. Herkes kurban buradadır dediler. Hazret (KS) dedi ki burada bir de Mirza Bey vardı onun kabri nerdedir.  O yöre halkı biz onu bilmiyoruz dediler. Bunun üzerine Hazret (KS) nasıl olur da bilmezsiniz Mirza Bey 60 sene önce öldü ve buraların padişahıydı siz onun kabrini tanımazsınız da Veysel Karani Yemende fakir bir çobandı 1300 sene önce vefat etti onu nasıl tanırsınız dedi.”

Evet çünkü Veysel Karani dünyada fakirdi ve dünyada fakir olan Müslümanlar ahirette zengindir. Rabbül Alemin onun ismini de ahirete kadar koruyacaktır. Onun hem dünyada faydası olacaktır hem de ahirette. Binlerce insan Onun şefaatiyle cennete girecektir. Fakat dünyadaki padişahlık böyle değildir. Dünyanın padişahları dünyada komşusuna zarar verir, ahirette de kendisi yanıp gidecektir.

Şeyh Ahmet El Rufai Hz. hacca gidince bir gün Ravza-i Mutahhara’nın içine girip bir şiir söylüyor. “Ya Resulullah, uzak yerlerden ben ruhumu sana gönderirdim, benim yerime elini ayağını öpsün diye. Şimdi Rabbül Alemin bana nasip etti kendim geldim. İstiyorum ki Sen markattan sağ elini çıkarsan da ben de öpsem.” O gün binlerce insan şahit olmuştur ki Resulü Ekrem (ASV) markatından sağ elini çıkardı ve Ahmet El Rufai (KS) da O’nun elini öptü. Bakın ki imanlı insanı, ehli tarikat olan insanı Allah (CC) ne derecelere götürüyor. Resulü Ekrem’i (ASV) görmek istediğinde hemen onu oraya götürüyor. Ehli tarikat bir insan kabristana gitse ana-babasının halini bilecektir. Eğer kötü olursa halleri, onlara şefaat edecek, iyi olursa şükür edecektir. Fakat bizim gibi dünya ehli insanların ana-babamıza ne bu dünyada bir faydamız olur ne de ahirette. Hatta kabirlerinde dahi onları rahat bırakmayız. Çünkü insan dünyada ne yaparsa onun ameli Rabbül Alemin’in (CC) yanına, Resulü Ekrem’in (ASV) ve ana-babasının yanına gidecektir. Eğer iyi iş yaparsa Rabbül Alemin mutlu olur, rahmet eder. Ana-baba da ona dua eder. Eğer nauzubillah kötü amel yapılırsa Rabbül Alemin ona rahmet yerine azap verir. Ana-babası da memnuniyet yerine utanırlar, üzülürler. Hatta birisi bir günah işliyor. Aradan bir hafta geçiyor daha önceden vefat etmiş olan babasını rüyada görüyor. Babası diyor ki: “Evladım eğer sen kendi nefsini düşünmüyorsan beni düşün. Geçen hafta sen günah işledikten sonra bütün kabir komşularım bana taziyeye geldiler. Dediler ki vah sana senin oğlun bir günah işledi, geçmiş olsun. Bir haftadır taziyemiz bitmedi. Bundan sonra o evlat şöyle dua ediyordu. “Ya Rabbi günahlarımı benim üzerimden setr et. Eğer etmezsen anam-babam çok utanır ve mahzun olurlar.”

Yine birisi bir seferinde rüyada görüyor ki kıyamet kopmuş. Bakıyor ki birisi kürsünün üzerine oturmuş diğer insanlar da karınca kadar olmuş çalışıyorlar bir yerlere gidip geliyorlar. Kürsüdeki insana soruyor bunlar niye bu kadar küçüktür diye. O insan bunlar müslüman kulların ruhlarıdır diyor. Adam tekrar soruyor; peki bunlar ne arıyorlar. Kürsüdeki adam bunlara hiç kimse, hiçbir akrabası güzel amel yapıp sevabını göndermiyor burada da müşterek ameller vardır onları almaya geliyorlar diye cevap veriyor. Peki müşterek amel nedir diye sorunca kürsüdeki; mesele birisi ana-babasına dualar okuyup önce onların ruhuna sonra Ya Rabbi bütün Müslümanların ruhuna hediye ediyorum derse o müslüman kelimesiyle buradaki ruhlar koşarlar ve paylarını alırlar. Kürsüdeki adama peki efendim sen niye gidip almıyorsun diye soruyor o kişi. Kürsüdeki adam benim bir çocuğum vardır bana her gün hatme-i tevhid okuyor onun için benim buradaki payıma da ihtiyacım kalmıyor diyor. O adam peki senin çocuğun nerededir diyor. Kürsüdeki adam Şam’da filan mahallede oturuyor diyor. Adam bu laflardan sonra uykusundan uyanıyor ve direk olarak rüyasında kürsüde oturan adamın çocuğunu bulmak için yola koyuluyor ve bulup o evlada babasının müjdesini veriyor. Aradan bir sene geçiyor bu adam aynı rüyayı yine görüyor. Bu defa bakıyor ki o kürsüdeki adam da küçülmüş diğer insanlar gibi gidip geliyor. Soruyor adama senin halin nedir neden halin değişti böyle diye. O adam diyor ki benim oğlum da vefat etti, ondan sonra da bana kimse güzel amel işleyip de göndermiyor.

Yani evlatlarım bu hadiseler bize çok güzel birer örnektir. Elhamdülillah Rabbül Alemin size şuur vermiş müslüman olmuşsunuz ehli tarikat olmuşsunuz. Fakat şunu da çok iyi bilin ki çocukların iyi olması annelerin elindedir. Bu yüzden Resulü Ekrem (ASV) “Sizin cennetiniz ananızın ayağının altındadır.” diyor. Bu hadis her şekilde mana edilebilir. Şimdi siz anneye saygı gösterirseniz cenneti kazanırsınız. Fakat nerde ve nasıl kazandırır, anne müslüman olur ve İslam terbiyesini çocuklarına verirse o zaman cenneti kazandırır. Fakat ona kötü olur, kötü amellerini de çocuğa öğretirse o zaman da o ananın ayağının altında cehennem vardır. Bu yüzden diyorum ki manası şudur: Eğer senin anan iyi olursa seni cennete, kötü olursa seni cehenneme götürür. Bazı analar vardır çocuğunu resmen cehenneme götürüyor, onlara itaat olunmaz. Resulü Ekrem (ASV) “ Birine itaat ettiğiniz vakit o sizi Rabbül Alemin’e isyan ettiriyorsa ona itaat etmeyin.” buyurur. Bu kişi ana da olsa, babada olsa, şeyh de olsa, hoca da olsa ona itaat etmeyin.

Siz hanımlar, Allah sizden razı olsun. Rabbül Alemin size nimet vermiş ve çocuklarınızın terbiyesini sizin elinize vermiştir. Yani Rabbül Alemin sizin dışarıda çalışmanızı emretmemiştir. Çünkü sizin rızkınız kocalarınızın üzerinedir. Fakat çocuğa bakmayı, onu terbiye etmeyi sizin ve kocalarınızın üzerine vacip kılmıştır. Eğer siz çocuklarınıza iyi bir terbiye verirseniz hem onlara cenneti kazandırırsınız hem de hem de kendiniz cenneti kazanırsınız. Yine elhamdülillah siz ehli tarikat olduktan sonra çocuklarınızı haram işlerden hatta mekruh işlerden bile muhafaza edersiniz.

Şeyh Abdurrahman-ı Taği (KS) diyor ki: “Biz küçükken çocuklarla çayın etrafında suya giriyorduk. Benim anam diyordu ki ‘ Oğlum sen üzerini çıkarıp suya girme sen hocanın oğlusun. Sen böyle yaparsan diğer çocukların işlediği günah da sana yazılır.’ Bu sözlerin üzerine de ben o çocuklardan ayrılıyordum.” Bakınız yani Seyda-i Taği demiyordu ki ben daha çocuğum bana günah olmaz. Şimdi artık hepimiz hocayız. Hepimizin dinden haberi vardır. Çocuklarına islamiyeti hakkıyla öğretmesi ana-babanın üzerine vaciptir. Ben öğrettim çocuk yapmadı demek de yanlıştır. Şimdi çocuğunuz okumasa siz ona kızarsınız hatta döversiniz. Onu okumaya teşvik etmek için para verirsiniz çeşitli hediyeler alırsınız. Fakat İslamiyet için böyle yapmıyorsunuz. Halbuki çocuk yedi yaşına geldiği vakit ana-babanın ve özellikle de ananın üzerine vaciptir ki çocuğuna haram nedir, helal nedir, mekruh nedir, sünnet nedir, rüku nedir, iman nedir-nasıldır, hece hece öğretsin ve iyi işlere karşı teşvik etsin kötü işleri de men etsin. Bu yüzden iman yaşı yediye geldiği vakit ana-babanın çocuğuna namaz kıldırması vaciptir. On yaşına kadar çocuğunu evladım namaz kılmazsan cehenneme gidersin, malın olmaz, gözün görmez vb. değişik şeylerle tehdit etmelidir. Hatta bu tehditleri oruç için de yapması gerekir. On yaşından sonra bütün bunlara rağmen namaz kılmıyorsa dövmek gerekir. Aynı yaşlarda çocukları haramlara karşı da uyarmak gerekir. Çocuk elleriyle bir haram işlediği vakit onun ellerine vurulması gerekir. Ne kadar çocuk dahi olsa hırsızlıktan haşa zinadan uzak tutmak onu men etmek ana-babanın üzerine vaciptir. Çocuğun aynı zamanda Allah’ını, Resulünü, tarikatını, şeyhini de sevmesi gerekmektedir. Bunları teker teker sevdirmek de annelerin vazifesidir. Resulü Ekrem (ASV) “Hepiniz çobansınız, herkes kendi sürüsünden mesuldür.” diyor. Ana evlatlarının çobanıdır. Ananın evlatlarına iyi işler yaptırması, kötü işlerden de muhafaza etmesi lazımdır. Bir ana bu vazifesini yapmadığı vakit Allah (CC) katında sorumludur. Bakınız çoğu insanlar vardır ki çocuğu içkici olmuş, zinakar olmuş, başı boş olmuş hiç umurunda değil. Herkes der ki demek ki bu insanın ana-babası yokmuş ki ona terbiye vermemişler.

Güzel evlatlarım Allah hepinizden razı olsun. Sizler buraya kadar gelip beni çok memnun ettiniz. Sizlere saatlerce konuşsam yine de kalbim rahat olmuyor. İnşallah Allahu Teala sizi de bizi de af etsin, Sadat-ı Kiramın yolunda ayırmasın, onlarla haşır neşir etsin inşallah.

Hanımların hepsine hitap ediyorum! İnşallah hepiniz tarikat için çalışırsınız. Çünkü Resulü Ekrem (ASV) “Dağ kadar altınınız olsa onu sadaka olarak verseniz, yine de bir kişinin hidayetine sebep olmak kadar sevaba nail olamazsınız.” buyuruyor. Bu sevabı kazanmak için çalışın. Komşularınız olsun, arkadaşlarınız olsun, kocanız olsun, evladınız olsun islamiyeti, tarikatı teşvik edin inşallah.

Allah Teala (CC) hepinizden razı olsun inşallah. AMİN…

Önemli Not: Burada yayınlamaya çalıştığımız sohbetler birebir Seydam Şeyh Fadlullah’ın (K.S) ağzından dökülen sözleri ve sohbetlerinden derlemelerdir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*