share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Peygamber (sav)’e Tabi Olmanın Adabı

0 yorum

22/02/2010

SOHBET KONUSU

PEYGAMBER (S.A.V.)’E TABİ OLMANIN ADABI

Kâinatın efendisine (sallallahu aleyhi veselllem) tabi olmak, hareketlerinde, emirlerinde ona tabi olmak farzdır. Nisa suresinde;

“Ey iman edenler Allah’a ve Resulüne itaat edin.” buyurulmuştur.

Bu emri yerine getirebilmek için bazı usullere uymak gerekir. Bunlar,

1-Ashab-ı kirama tabi olmaktır. Hadis-i şerifte:

“Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine tutunursanız tutunun kurtulursunuz!” buyurulmuştur.

2-Sünneti seniyyelere bağlanmaktır. Hadis-i şerifte:

“Bir kimse benim sünnetimi ihya ederse, o kimse aslında beni ihya etmiş olur. Beni ihya edende beni seviyor demektir. Beni seven cennette benimle beraberdir.” buyurulmuştur.

3-Bidatçilere yakın olmamak

4-Salih kimselerle oturup, devamlı onlarla sohbet etmek. Hadis-i şerifte:

“Salih kimse ile oturup sohbet etmek, misk ve güzel koku satan birinin dükkânında oturmak gibidir. Bir kişi misk ve koku satan birinin dükkânında oturursa, ya o kokudan satın alır veya koklayarak zevk ve lezzet alır. Kötü kişiyle arkadaşlık etmek demirci dükkânında oturmak gibidir. Demirci dükkânında oturan bir kişiye kıvılcım isabet eder, elbisesini yakar ya da o kerih kokuyu koklamak rahatsız eder.”buyurulmuştur.

5-Ümmetin fesada uğradığı zaman, sünneti seniyelerden bir sünneti canlandırmayı ganimet bilmek. Çünkü ümmetin fesada uğradığı vakitte sünneti seniyyeyi ayakta tutmak ateşe yapışmak gibidir. Milletlerin düştükleri ayrılıklar zamanında bir sünneti canlandıran kişiye yüz şehit sevabı verilir.

Hadis-i şerifte:

“Halkın bozulduğu, millet ve mezheplerin ihtilafa düştüğü devirde kim, peygamberler ulusunun sünnetine yapışırsa yüz şehit sevabı alır. Çünkü ateş korunu eline almış gibidir.” buyurulmuştur.

6-Sünneti seniyyeye bağlanma sebebiyle Allah’tan ihsan beklemek.

Hadis-i şerifte:

“Bir kimse benim sünnetime bağlanıp güzelce muhafaza ederse, Allah o kimseye dört şey ikram eder.

1-Bütün Müslümanların kalbi ona sevgi besler,

2-Fasıklara heybetli görünür,

3-Rızkı çoğalır,

4-Kendisine güvenilen birisi olur.

PEYGAMBER (S.A.V.)’E SALÂVAT GETİRMENİN ADABI

Peygamberimize salat-u selam getirmek Müslümanların görevlerindendir. Kur’an-ı kerimde şöyle buyurulmaktadır.

“Ey iman edenler, ona salât edin ve teslim olmuş bir şekilde selam verin!” (Ahzab suresi-56)

Bu emir gereğince Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem)’a ömründe bir defa salâvat getirmek farzdır. Bir mecliste ismi şerifleri anılınca salâvat getirmek vaciptir. O mecliste ismi şerifleri tekrar edildikçe salâvat getirmek adaptandır. Salâvatın manası Peygamberimizin yüceliğinin ve şeriatının devamlı olmasına duadır.

Bu yüzden salâvat her ne kadar görünüşte Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem) üzerineyse de, aslında salâvatı getiren kişinin kendisine ettiği duadır. Peygamberimizin adı anıldığında bir kimse salâvat getirmezse bu onun bahtsızlığındandır.

Hadis-i şerifte:

“Bir kimse benim ismimim anıldığı bir mecliste bulunup ta salâvat getirmezse cehenneme girer.” buyurulmuştur. Salâvatı şerifeye çokça devam etmek önerilmiştir. Hadiste;

“Kıyamet gününde bana göre insanların en kıymetlileri salâvatı çokça getirmiş olanlardır.” buyurulmuştur.

Süfyani Sevri anlatıyor,

Kabeyi tavaf ediyordum, birini gördüm, her adımda salâvat getiriyordu.

“Neden başka dua etmezsin? Her makamın bir duası vardır.” dedim. Adam “Hac için babamı alıp yola düşmüştüm, gelirken babam öldü! Yüzü siyah ve gözleri kör olmuştu. Başı da hınzır başına dönmüştü. Bu yüzden çok mahcup oldum kimseye söylemedim. Üzüntülü bir şekilde otururke gece oldu ve uyudum. Rüyamda çadırın içine çok güzel biri girdi Ondan güzel kokan birisini görmedim. O güzel kokuyla etraf doldu. Büyük bir ciddiyetle gelip babamın başına oturdu ve yüzündeki perdeyi kaldırdı, ellerini babamın yüzüne sürdü, hüzün sevince karanlık aydınlığa dönüştü. Çünkü babam eskisinden daha güzel oldu. O kişi babamın başından kalkınca onun eteğinden tutup;

– “Sen kimsin, beni ve babamı bu uzak yerde buldun. Halk içinde beni mahcup olmaktan kurtardın.” dedim. O da,

-“Sen, beni tanımadın mı? Sahibul Kuran Muhammed Mustafa’yım. Senin baban günahkâr ve fasıktı, fakat benim üzerime salâvatı bolca getirirdi. Babanın bu hale geldiğini salâvatı şerifleri bana getiren melek haber verdiğinde bende gelip onu bu beladan kurtardım!”dedi.

Uyanınca çadırın içini güzel bir koku sarmıştı. Babamın yüzünü açtım yüzü oldukça güzel ve gözleri sağlam. Çok şaşırdım. Ondan sonra insanların efendisine salâvat getirmekle uğraşacağıma dair kendime söz verdim, bu şekilde şefaatine kavuşmayı umuyorum.” dedi.

Rivayet olunur ki;

“Bir kişi salâvat getirme konusunda çok gevşeklik etti. Rüyasında peygamberimizi gördü. Peygamberimizin ona hiç bakmadığını ve yüzünü çevirdiğini görünce, o biçare “Ey Allah’ın Resulü, bana kızmanızın sebebi nedir?” diye sordu. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem) “Seni tanımıyorum” dedi. Adam “Ya Resulullah, ben sizin ümmetinizden olanı evladınızdan daha iyi tanıdığınızı işittim” dedi. Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem)”Evet öyledir. Sen bana salâvat getirmezsin, ben insanları bana salâvat getirdikleri oranda tanırım.”buyurdular. Uyandım her gün yüz salâvat getirmeyi adet edindim. Sonra bir kere daha Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem)’ı rüyamda gördüm. Dedi ki, “Şimdi seni tanıdım, ahrette şefaat edeceğim” buyurulmuştur.

Başka bir rivayette:

Anlatılana göre, salâvata önem veren bir kişi beş yüz dirhem borca girdi. Bir gece Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem)’ı rüyasında gördü ve ona “Ebul Hasan Kisai’ye git, borcunu ödesin” dedi Ayrıca buna ek olarak “Eğer bunun doğruluğuna alamet isterse her gece yüz kere salâvat getirirdi bu gece unuttu, onu uyar.” dedi. O kişi de bu alametle Ebul Hasan’a gidip haber vermesine rağmen Ebul Hasan ona yüz vermedi. Fakat adam onun her gece salâvat getirdiğini fakat bu gece unuttuğunu haber verdiğinde, bunu duyduğu gibi tahtından aşağıya inip şükür secdesine kapandı. Sonra “Bunu Allah’tan başka kimse bilemez, bunu bana haber verdiğin için bin dirhem, buraya kadar zahmet ettiğin için bin dirhem ve de Peygamber emri için beş yüz dirhem hak ettin. Bundan sonra ne ihtiyacın olursa bana gel ben karşılarım. dedi.

Bir kişi bir mektupta ya da bir kitapta Peygamberimizin ismini yazdığında Sallalahu Aleyhi vesellem lafzını yazmalıdır.

Rivayet olunur ki;

Küfe ehlinden mektupları yazan bir katip öldü. Sonra onu rüyalarında görenler halini sordular. O da “Rabbim bana iyilikle muamele etti. Şu amelim yani, her ne zaman Muhammed ismini yazsam ardından Sallalahu Aleyhi vesellem yazardım. Bunun için bağışlandım”

Hadis-i şerifte:

“Benim ismimi yazan bir kimse salavatı da beraberinde yazarsa benim ismim o kitapta bulunduğu müddetçe melekler o kimseye istiğfar ederler. buyurulmuştur.

ALLAH’I ZİKRETMENİN ADABI

Kamil bir mümin için, adabın çok önemli ve lazım olduğunun kabul edilen kısmı, Allah’ın zikri ve marifetinin akıldan asla çıkarılmamasıdır. Devamlı Allah’ı hatırda tutmak, ondan yüz çevirmemek mümine en layık olan şeydir.

Çünkü hem Allah’ı hem de başkasını aynı derecede sevmek olmaz. Hadis-i şerifte:

“Yaşadığınız gibi ölür, öldüğünüz gibi de dirilirsiniz!” buyurulmuştur. Bu yüzden müminin kalbi daima Allah’ı zikir ile meşgul olmalıdır. Böylece öldüğünde de o şekilde dirilir. Rivayet edilir ki; Bir arap, Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem)’ın huzuruna gelir ve “Amellerin en faziletlisi nedir? Onu bana öğret!” diye sorar. Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem)’da;

“Dünyadan ayrıldığın vakitte dilinin Allah’ın zikriyle meşgul bulunmasıdır.” buyurmuştur.

Hadis-i şerifte:

“Allah’ın en sevdiği amel, dilin Allah’ı zikirden ıslanmışken ölmendir.” buyurulmuştur.

Başka bir hadiste:

“Allah’ı çokça zikredin ki münafıklar size mürailer desinler.” buyurulmuştur.

Bir gün Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem), Ashabına;

“Sizin amellerinizin rabbiniz katında efdal olanı, derecelerinizin yükselmesi bakımından yüce olanı, altın ve gümüş sadaka vermenizden, savaşa gidip cihad yapmanızdan, şehit olmanızdan daha hayırlı şeyi bildiriyorum” buyurduklarında, Ashab “Nedir, ya Resulallah” dediler,

Peygamberimiz(sallallahu aleyhi veselllem) de “Allah’ı zikretmektir” diye cevap verdi.

Hadis-i şerifte:

“Bir cemaat Allah’ı zikretmek için oturduklarında bir takım melekler gelip cemaatin etrafında halka oluşturup beklerler. Allah’ın rahmeti onları kuşatır. Üzerlerine huzur, ciddiyet ve temkin iner. Allah onları, kendine en yakın meleklerle över.” buyurulmuştur.

Her amel gibi Âdemoğlu bununla da mükelleftir. Özürden dolayı amellerin geciktirilmesi veya terki caizdir. Fakat Allah’ı zikretmek konusunda bu mesele caiz değildir. Allah’ı zikretmek ertelenemez veya terk edilemez. Çünkü zikir konusunda bir uzuv ya da bir mahal gibi tayin edilmiş bir şey yoktur. Nisa süresinde;

“Ayakta,otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allah’ı zikrediniz.” buyurulmuştur. Ama mümin olup ta akılsız olsa yani deli olsa buna gerekmez. Çünkü üzerinden teklif kalkmıştır.

YAHUDİ VE HRİSTİYANLARA DUA ETMENİN ADABI

Yahudi ve Hristiyanlardan bir iyilik, bir ikram yada bunun gibi şeyler görünce onlar dil ile ödüllendirmek lazımdır.

Resulullah (sallallahu aleyhi veselllem), bir Yahudi devesini sağdığı için ona şöyle demiştir.

“Allah’ım sen onu güzelleştir.”

Bu duanın hikmetinden dolayı o Yahudi yetmiş yaşına girdiğinde bile sakalında bir tel beyaz yoktu.

Yahudi ve Hristiyanlara dua edildiğinde, mallarının ve evlatlarının çoğalması için dua edilmelidir.

Hadis-i şerifte:

“Yahudi ve Hristiyanlara dua ettiğiniz vakit, Allah malını ve evladını artırsın diye dua edin.” buyurulmuştur.

Çünkü Yahudi ve Hristiyanlar varissiz ölürlerse onların malları Beytü’l-mal’a kalır ama reşit olmayan çocukları varsa istirkak olunur, (köle edinilir) reşit ise cizyeye tabi olunur.

Onların afiyeti için dua etmenin caiz olduğu muteber kitaplarda geçmiştir.

Kölelik: O devir kölelik devri idi. Dinimiz köleleri hürriyetine kavuşturmak için gayret etmiş ve Müslümanları buna teşvik etmiştir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*