share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydamın[k.s] Dilinden Sohbetler-14

0 yorum

Norşinden; (Seydamın Dilinden – 25.02.2007, 08:45)

Leyl Surelerinin Tefsiri

Leyl Suresi Mekke’de nazil olmuştur.21 ayettir.

Bismillahirrahmanirrahim. Gecenin güneşin yerini tuttuğu ve yahut her şeyin gecenin karanlığına girdiği vakte kasem erdim ki, gündüz tecelli ettiğinde zulmet ile zal olduğunda Allah bütün canlıları Allah yaratmıştır. Kadın olsun erkek olsun bütün canlıları Allah yaratmıştır. Ve yahut Hz. Adem’i, Hz. Havva’yı yaratana ben kasem ederim ki aranızdaki çalışma birbirinden farklıdır. Müslümanların çalışması farklı gavurların çalışması farklıdır. İnsan odur ki Allah’tan (CC) korktuğu için kendini günahtan muhafaza eder. Lailaheillallah derse cennet ona hak olur. İnsanlar birbirinden ayrıdır. Bir kısım insanlar vardır Allah’ın emirlerini edea eder. Bir kısım da vardır ki inkar ederler. Kim taate itaat ederse, kendini Allah’a verirse, kendini günahtan muhafaza ederse, kelime-i hüsnayı söylerse ki kelime-i hüsna tek Lailaheillallah değildir. Kişi Lailaheillallah dediğinde onun da bir hakkı vardır. Allah’a isyan etmemesi, hakkıyla O’nun emrini yerine getirmesi gerekir. İşte biz bunları yapan insanları rahat işlere kavuştururuz. Biz onları rahata sevk ederiz. O rahat da cennettir. Cennetin yolunu onlara kolay ederiz.

İnsan Rabbül Aleminin bildirdiği şeylerde cimrilik yapar, emirlerini yerine getirmezse, dünyanın şehvetine dalıp kendini namazdan uzaklaştırırsa nauzubillah kelime-i hüsnayı söyler manasını inkar ederse bu da onu şiddetle zora götüren ahlaktır. Yani onu cehennem yolunu kolay eder. Cehennemin ortasına veya kabrin ortasına atıldığı vakit ne kadar zengin de olsa onun malı ona fayda vermez. Helak olur. Kesin ve kesin olarak hidayet bizim yanımızdadır. Yani insanın hidayeti bizim elimizdedir. Biz malı kimi istersek ona veririz. Dünyada Müslümanlara mal vermiyoruz ki ahirette adalet tahakkuk etsin. Ahirette Müslümanlara cenneti gavurlara cehennemi vereceğiz. Eğer Müslümanlara dünyada da ahirette de vermiş olsaydı haşa ahirette adalet tecelli etmemiş olurdu. Müslümanların hakkını ahirette vereceğiz diyor.dünya varlığının çoğunu biz gavurlara veriyoruz. Buna karşılık dünyanın nimeti, ahiretin karşısında bir şey değildir. Çünkü dünya fakirdir. Kimin hidayete ermesini istiyorsak sevabı da ona veririz. İstemezsek vermeyiz.

Norşinden; ( Seydamın Dilinden )

 Mevlana Halidi Bağdadi (KS) Meşayihı Kiramın en büyüklerinden biridir. O çok büyük bir alimdir. Hatta o imam olarak kabul edilmiş, müçtehit derecesine girmiştir. Ayrıca çok da amel yapmıştır. Seydam’dan (KS) bana rivayettir ki; Mevlana Halidi Bağdadi (KS)  Bağdat’tan Mekke-i Mükerreme’ye namaz kılarak gitmiştir. İki rekat namaz kılmış seccadesini değiştirmiş ve öylece Mekke’ye kadar gitmiştir. Fakat bu kadar ilme, bu kadar amele rağmen Mevlana Halidi Bağdadi (KS) devamlı olarak kalbinde bir boşluk hissetmiştir. O boşluğu da kendi kendine keşfetmiştir ki o da bir Mürşidi-i Kamil eksikliğidir. Tarikat gereklidir, Mürşidi-i Kamil gereklidir. Ve böylece kendine bir Mürşidi-i Kamil bulmak için diyar diyar mürşid aramaya çıkmıştır. Öncelikle Kadiri Tarikatına girmiş, orada amelinin sonuna kadar gitmiş ancak yine de o kalbindeki boşluğu giderememiştir.

Bir sefer hac zamanında Irak’tan hacca gidiyor, belki hac sırasında kendime bir Mürşidi Kamil bulurum, benim irşadım da onun elinde olur ümidiyle. Öncelikle Medine-i Münevvere’ye geliyor. Bakıyor ki bir cemaat Şeyh Abdullah Dehlevi (KS) Hazretlerinden bahsediyor. Dehla’dan büyük bir mürşidi kamil çıkmış ve herkes de bundan bahsediyor. Mevlana Halidi Bağdadi (KS) o cemaatten ayrılırken bir zat geldi ve “Molla Halid sen iyi bir alimsin, ilmin çoktur, Mekke’ye gidiyorsun, orada kimseye itiraz etme çünkü Mekkeliler ya Allah’ın komşusudur ya da misafiridir. Her iki halde de itiraz edersen zarara girersin” dedi. Mevlana Halidi Bağdadi (KS) benim ne haddime, benim haddim değildir diyor. Mevlana Halidi Bağdadi (KS) bu konuşmalardan sonra Mekke’ye doğru yola çıkıyor. Mekke’de sünnettir ki tavaf yapmak, kuran okumak sonra da oturup Beyti seyretmek. Mevlana Halidi Bağdadi (KS) de oturup Beyte bakıyor ki bir adam sırtını Beyte yaslamış kendine doğru bakıyor. Mevlana Halidi Bağdadi (KS) kendi kendine bu adam hiç mi bir alimin yanına gitmemiş, bilmiyor mu ki Beyte sırt çevrilmez. O adam işaret edip Mevlana Halidi Bağdadi’yi (KS) yanına çağırıyor. Diyor Molla Halid Medine’de bizim arkadaşlarımız sana demedi mi ki Mekke ehline itiraz etme. Mevlana Halidi Bağdadi (KS) o adamın elini öpüyor ve kurban itiraz etmedim sadece kalbime vesvese geldi diyor ve bunun hikmetini soruyor. O adam “Rabbül Alemin diyor ki benim azametim, büyüklüğüm yere göğe sığmaz ancak mümin kulumun kalbine sığar, ben de bu yüzden mümin kulların kalbine bakıyorum” diyor. Bu sözlerden çok etkilenen Mevlana Halidi Bağdadi (KS) o adama “Kurban benim irşadım nerededir.” diyor. O zat da Mevlana Halidi Bağdadi’ye (KS) Hindistan’ı işaret ediyor ve Seyyid Abdullah-ı Nehri ile oraya gidin” diyor. Mevlana Halidi Bağdadi (KS) Medine’ye dönüp Seyyid Abdullah-ı Nehri’yi (KS) buluyor. Her ikisi de paralarını denkleştirip hazırlıklarını yapıyorlar Hindistan’a gitmeye niyet ediyorlar. Bakıyorlar ki yol çok uzun ve o zamanın şartlarında tam bir senelik yol. Mevlana Halidi Bağdadi (KS) Seyyid Abdullah-ı Nehri Hz.’ne “Sen ihtiyarsın ben sana paramı vereyim sen bu yolculuğa çık, ancak ikimizin parası birimize yeter, ben de burada kalır çalışır paramı biriktirir sonra ben de gelirim” diyor. Seyyid Abdullah-ı Nehri (KS) “Hayır vallahi ben gitmem, çünkü sen  daha alimsin benim de paramı al git fakat sen ne getirirsen ortağız “ diyor. Bu söz üzerine Mevlana Halidi Bağdadi (KS) tam bir senede Hindistan’a gidiyor. Eğitimini tam bir senede tamamlıyor ve geri de tam bir senede tekrar dönüyor. Tam üç sene.

Bakınız evlatlarım bu ne azimdir. Eğer o mübarek zatlar olmasaydı kesin olarak bilin ki bu mübarek tarikat da elimize gelmezdi. Hangimiz yaya olarak Şeyh Abdullah’ın ziyaretine giderdik. Rabbül Alemin onların hayrını büyük etsin ki bu tarikatı onlar bize getirdi.

Evlatlarım Allah (CC) size de çok nimetler verdi. Elhamdülillah Müslüman olarak yarattı. Acaba Müslüman olmasaydık halimiz nice olurdu? Cehennem ateşine nasıl dayanırdık? Yine Allah (CC) çok nimet verdi ki bizi ehli sünnet etti. Çünkü İslam yetmiş üç fırkaya bölünür sadece biri ehli necat olur ki o da ehli sünnet ve’l cemaattir ki inşallah o da bizizdir. Yine Allah (CC) bizlere çok büyük nimetler vermiştir ki bizlere bu mübarek Tarikat-ı Nakşibendi’yi nasip etti. Şeyh Muhyeddin-i Arabi (KS) “Bizim tarikatımıza girenler büyük evliya, bizim tarikatımızı sevip de bu tarikata girmeyenler ise küçük evliyadır.” diyor. Elhamdülillah ki bizler girmişiz. Bu büyük nimet size de bize de nasip oldu. Fakat her büyük nimetin bir de suali olacağı gibi bu nimetin de suali çoktur. Bir insan tarikata girer fakat bu nimetin kıymetini bilmezse hem Allah yanında, hem Resulullah (SAV) yanında, hem Sahabe-i Kiram yanında, hem de Sadat-ı Kiram yanında mesul olur. Nasıl ki bir insan hacca gidiyor, dönüyor, namazını kılmıyor, ahlakını düzeltmiyor ve bu yüzden bazı insanlarda onun gıybetini yapıp onun bu hareketleri yüzünden biz de hacca gidip bu adam gibi oluruz diye düşünüyor. İşte böyle bir insan hem Allah’ın hem de Resulullah’ın yanında mesuldür. Aynı şekilde tarikatta böyledir. İnsan tarikata girip biat ettiği vakit Sadat-ı Kiram karşı, Şeyhine karşı mesuldür. Şeyhinin hiçbir şekilde sözünden çıkmaması gerekir. Çünkü insan tövbe ederken Sadat-ı Kiramı ve Şeyhini Allah’a karşı şahit gösteriyor. İnsan böyle itaatsiz olursa eğer Resulü Ekremin ve Rabbül Aleminin emrini yerine getirmemiş oluyor. Verdiği söze hıyanetlik etmiş oluyor, yalan söylemiş oluyor. Resulü Ekrem (SAV) “Münafıklığın alameti üçtür. Konuştuğu vakit yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, emanete ihanet eder.” buyurmaktadır. Kim tarikata girer ve ona muhalefet ederse bu hadisi şerif ona denk gelir. Böylesi bir insan aynı zamanda diğer Müslümanlara da zarar veriyor çünkü bu insanlar yüzünden diğer kişiler de tarikata girmiyorlar ve diyorlar ki eğer biz de tarikata girersek bu insanlar gibi oluruz.

Seyda-i Taği zamanında bir Hıristiyan varmış. Seyda-i Taği’nin hatırı için kırk talebe yetiştirmiş. Bir gün etraftaki insanlar diyor ki bu adama madem ki sen Seyda-i Taği’yi bu kadar çok seviyorsun neden Müslüman olmuyorsun. O adam çok ince bir cevap veriyor ve diyor ki “Eğer ben Müslüman olduğumda bilsem ki Seyda-i Taği gibi olacağı o zaman Müslüman olurum. Ama biliyorum ki şimdi Müslüman olsam sizler gibi olurum. Ondan dolayı ben kendi Hıristiyanlığımı sizin Müslümanlığınıza değiştirmiyorum.” Nauzubillah.

İnsan tarikata girdiği vakit bu bayan ise kocasına, anasına, babasına, çocuğuna herhangi bir tesiri yoksa bu bayan samimi değildir. Eğer samimi olsaydı mutlaka tesir ederdi. Aynı şekilde bu erkekler için de geçerlidir. Nasıl ki Şeyh Maruf-i Kerhi (KS) –ki onun dedesi, anası, babası Mecusi’ymiş- kalkıp ailesini terk ediyor. Ana-babası tek Maruf gelsin de hangi dini diyorsa biz ona gireceğiz diyor ve onlar da Müslüman oluyor. Yani biz ciddi olarak bu tarikatta olursak anamıza da babamıza da komşumuza da fayda vereceğiz inşallah. Fakat bizler bu tarikata hıyanet içerisinde olursak hem kendimize hem de onlara zarar veririz. Onların zararını da biz çekeriz. Fakat insan tarikata girdiği vakit günahlardan vazgeçerse bu saydığımız faydalar sağlanacaktır. Elbette ki günah da işleyeceğiz ama günah işleyen insan hemen bu günahından tövbe etsin belki bu yüzden Rabbül Alemin onun tövbesini geri verir inşallah.

Tarikat mubaiyat üzerine gelmiştir. Ayette Rabbül Alemin “Ey Resulüm Müslüman kadınlar sana mubaiyat için gelirlerse kabul et” buyurmaktadır. İşte Tarikat- Nakşibendiye de mubaiyattan gelir. Bu ayet inince sahabelerden bütün kadınlar uzaktan, erkekler de Resulü Ekremin (SAV) elini sıkaraktan bu mubaiyatı yaptılar. Ve mubaiyatlarına da muhalefet etmediler. Sizler de inşallah buraya geldiniz tövbe tarikatlarınızı tazelemek için. Allah kabul etsin ve bizi de sizin hatırınıza versin inşallah.

Önemli Not: Burada yayınlamaya çalıştığımız sohbetler birebir Seydam Şeyh Fadlullah’ın (K.S) ağzından dökülen sözleri ve sohbetlerinden derlemelerdir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*