Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/nursinne/public_html/wp-config.php:1) in /home/nursinne/public_html/wp-content/plugins/wordpress-mobile-pack/inc/class-wmp-cookie.php on line 50
Seydamın[k.s] Dilinden Sohbetler-17 | Nurşin

share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydamın[k.s] Dilinden Sohbetler-17

0 yorum

Norşinden; ( Seydamın Dilinden  )

Hepiniz hoş geldiniz. Rabbül Alemin hepinize hidayet versin inşallah. Müslüman’ın kalbi Allah’ın tecelli ettiği yer olmalıdır. Gafletten uzak olması lazım. Öyle olmadığı vakit muhakkak şeytan vesvese verecektir. Tefsirlerde Nas suresinde geçen Hennas şeytanın ismidir deniliyor. O şeytanın bir durumu vardır. İnsanın kalbine bakar eğer insan Allah’ı zikr ediyorsa oradan kaçacaktır. Yani daha girmeden arka arkaya kaçacaktır. Onun için ismi Hennastır. İnsan zikr ettiği vakit o zaman kalbi Allah’ın tecelli ettiği nuru olur. O zaman şeytan kaçacaktır yer etmeyecektir. Fakat Allahı zikr etmese kalbi gafil ise şeytan vesvese verecektir.

Muhammet Halid-i Bağdadi Hz. (R.A.) hacca gittiği vakit bir gün Mekke-i Mükerreme’de tavaf edip oturup Kabe’ye bakıyordu çünkü oda bir ibadettir. Bakıyor ki birisi sırtını Kabe’ye vermiş ona bakıyor. O zaman kalbinden böyle geçiyor “Subhanallah hiçbir alimden duymamış mı ki insan Kabe’de olduğu vakit Kabe’ye bakacak oda bir ibadettir. Dolayısıyla insanın sırtını Kabe’ye vermemesi lazım bu sırtını Kabe’ye vermiş.” Bunun üzerine o mübarek zat Mevlana Halide işaret edip çağırıyor diyor “Sen niye bize karışıyorsun yolda bir arkadaşımız size demedi mi ki Mekke-i Mükerreme’nin halkına karışma.” Mevlana Halit diyor kurban ben sana karışmadım. Fakat kalbim vesvese verdi o da benim elimde değildir ama hikmeti nedir ki sen sırtını Kabe’ye yaslıyorsun. Böyle olduğu vakit diyor hikmet şudur. Senin kalbin Müslüman kalbidir ve Allah’ın tecelli ettiği yerdir. Ben Allah’ın tecelli ettiği yere bakıyorum ki benim yanımda kıbleden daha evladır. Şimdi Kabe Müslümanların ibadetlerinin kıblesidir fakat müslümanın kalbi Allah’ın tecelli ettiği yerdir o benim yanımda daha üstündür diyor. Demek ki Müslümanın kendi kalbine hassasiyetle dikkat etmesi lazım. Yemek yediği vakit besmele çekmesi lazım ki o yemek içine gafletle girmesin. Şayet unuttuğu vakit yemeğin ortasında desin ki  “bismillahimin evvelihi min ahirihi” , sonunda hatırladığı  vakitte “bismillahimin evvelihi yani “evvelden bismillah dedim” desin. Çünkü Müslüman yemek yediği vakit besmele çekmezse, şeytan onunla birlikte yemek yer. O zaman da yemeğinin hepsi gafletli olur, kalbi de kara olur. Fakat bismillah çekerse inşallah, şeytan o yemekten uzak olur ve gafletten kurtulur.

İbrahim Halil’e rüyasında Rabbül Alemin oğlunu keseceksin dedi. Sabah oldu İbrahim peygamber rüyasını oğlunu anlattı. Rabbül Alemin bana oğlunu keseceksin dedi sen bunu nasıl yorumlarsın. İsmail (a.s.) böyle dedi, Allah sana Halilim dedi, seni dost edindi, insan dostunun yanında yatabilir mi bu edep midir? Yani sen dostunun yanında nasıl yatabildin? Sen yattığın için Rabbül Alemin sana bu cezayı verdi. Ve bu emri de yerine getireceksin ben izin veriyorum. Vermezsem, kesmezsen günah olur. Demek ki insanın başına gelen musibetlerin, belaların yüzde doksan dokuzu kendi taksiratındandır. Yani insan ya masiyet yapmış, ya gaflet yapmıştır, ya Allah’ı unutmuştur, bunun üzerine Allah insanın üzerine bela verecektir. Ta ki insan hatasını anlasın, tövbe etsin, o davadan vazgeçsin. Acaba hangimizin kalbi Allah’ın tecelli ettiği yerdir. Dünyanın muhabbetinden uzaktır. Öyle bir kalp bu zamanda yok demiyorum fakat çok azdır. Çok büyük zatlarda vardır, Rabbül Alemin bizi o büyük zatların hatırına versin.

Ben ikinci defa hacca gittiğim vakit Dr. Emin de vardı, Ravza’ya gitmek istedim. Peygamberimizin olduğu cami cennet bahçesidir. Ben istedim ki pazartesi gününün Delailini orada hatim edeyim ve oraya gittim. Baktım herkes orada Resul-i Ekrem’in (ASV) hakiki camisinde namaz kılmak ve orada kalmak istiyor. Tabi o zaman cami küçüktü, şimdi milyonlarca kişi sığıyor. Biz gittik, tam iki-iki buçuk saat bekledik, sonra Ravza’nın yanı nasip oldu oturdum. Delail Hayratımı okudum. Birisi geldi bana zorluk çıkardı ve maalesef yerimi benden aldı, bende bir şey demedim. Bana dediler sen niye yerini verdin burada da başkasına yük oluyorsun deyip beni dışarı çıkardılar. Çıktığım vakit baktım ki birisi sırtını kıbleye vermiş insanlara bakıyor. Uzaktan işaret etti, beni çağırdı, bende gittim. Allah razı olsun Dr. Emin de arkamdan geldi. Mübarek zat yerini bana verdi hatta yorgunsun, ayağını uzat dedi. Ben uzatmadım, diz üzerine oturdum. Dedim sen yerini bana verdin, senin yerin nerede?  Dedi, Allah kerimdir biz Müslümanlara yer verirsek Allah da bize yer verir inşallah. Namaza kalktığımız vakit yer çok geniş oldu, o da bizim yanımıza geldi ve bize çok faydası oldu. Medine’nin imamının yolu da oradan geçiyordu, Rabbül Alemin o kadar güzel hüsn vermiş ki bayılıyordum, doyamıyordum ona bakmaya. İnsan ona baktığı vakit aklı, şuuru giderdi. Rabbül Alemin onu o kadar aziz, şerif yaratmıştı. Yani demiyorum iyi insan yoktur, fakat bizim aramızda yoktur. Kör insan güneşi görmez, bizimki o kısımdadır. Fakat büyük zatlar yine çoktur.

Elhamdülillah bu Tarikat-ı Nakşibendiye olduktan sonra biz de o büyük zatların gölgesinde gölgeleniriz ve Allah onların hatırına bize de verir. Seyda-i Taği’nin bir münkiri varmış, çok eziyet ediyormuş. Bir gün münkir yolda otururken Seyda-i Taği oradan geçiyor, münkir de yüzünü kapatmış, Seyda’yı görmemek için. Seyda-i Taği de at üstündeymiş önünden geçip gidiyor.Aradan zaman geçiyor, münkir vefat ediyor, Seyda diyor Elhamdülillah, filanca adam vefat etti, imanını kurtardı. Şeyh Fethullah diyor kurban o senin müridin değildi, hatta münkirindi. Nasıl haberin oldu. Diyor sen bilmiyorsun bir gün biz Bitlis’ten Nurşin’e giderken yolun üzerinde oda vardı, atımızın gölgesi onun üzerine düştü Sadat-ı Kiram o kadar iyidir ki atlarının gölgesi kimin üzerine düşse ona sekaratta yardım ederler. İnşallah Sadat-ı Kiramın zürriyeti sekeratta bizim de üstümüzde olur.

Seyda Molla Muhyeddin bana irşat izni verdiğinde çok sıkıldım, dedim kurban sen bana bu görevi verdin ben layık değilim. Bana böyle cevap verdi, dedi Fadli senin dayın Şeyh Maşuk Şah-ı Haznenin yanında iken tarikat için izin aldı, Şahı Hazne ona dedi ki Maşuk sana izin verdim senin işin tamamdır, oda dedi kurban nasıl olur ben layık değilim. Şeyh Ahmet ona dedi ki Maşuk ne ben Gavs-ı Hizan’ım, ne de sen Şeyh Abdurrahman-ı Taği’sin, ikimize de bu kadar yeterdir. Seydam dedi  Fadli bizim gücümüz de bu kadardır. Dedim kurban ben itiraz etmiyorum fakat benim konuşma kabiliyetim yoktur. Böyle cevap verdi Fadli Hazreti Diyaeddin ,Şeyh Muhammed  Selime Veysel Karani’de  izin verdiği vakit o da senin gibi söylemiş. Hazret de ona, sizin nefsiniz çok büyük, nefsinizin Müslümanlara çok fayda vermesi lazım. Sizin meseleniz arıcının meselesi gibidir. Bir arıcı varmış, bir tek kovanı varmış. Geceleri gider, başka kovanlardan bal alır kendi kovanına koyarmış. Sabah olunca kovanından balı çıkarır, arılarına da böyle dermiş. Zemini yapmak sizden balı yapmak benden. İnşaallah siz de zemini yaparsınız Sadat himmet edecektir. İşte evlatlarım ben de size böyle diyorum. Tarikata girdikten sonra sohbet yaparsınız, sadat-ı kiramdan bahsedersiniz, inşallah Rabbül Alemin sizin elinizle Müslümanların büyük kısmına hidayet verecektir.

Hadis-i Şerif vardır, Kim bir insanın hidayetine sebep olursa, Uhud Dağı kadar altını olsa, hepsini sadaka olarak verse, yine de birinin hidayetine vesile olması kadar sevap alamaz. Siz de inşallah Tarikat-ı Nakşibendinin kemalatını insanlara anlatırsınız tarikata getirirsiniz, Tarikat-ı Nakşibendi de onları mübarek eder. Siz de hem bu dünyada, hem öbür dünyada büyük mükafat alırsınız.

Müslümanların ehli cemaat olması lazımdır. Namazını cemaatle kılması gerekir. Hadis-i Şerif vardır. Cemaatle kılınan namazın 25, veyahut 27 kat fazla sevabı vardır, hadis ihtilaflıdır. Müslümanların cemaate devam etmesiyle gavurlar, fasıklar islamiyetin ne kadar kuvvetli olduğunu görürler. İslamiyet bunlara önem veriyor. Müslümanların ibadeti bire yirmi beştir. Hadis-i Şerif vardır, Resuli Zişan (ASV) miraca çıktığı vakit Rabbül Alemin elli vakit namaz hediye etti. Geri dönerken Musa Peygamberle karşılaştı. Dedi Rabbin sana ne hediye verdi. Dedi elli  vakit namaz hediye verdi. Musa Peygamber dedi ki Ben senden önce dünyaya gelmişim. İnsanlar ibadete gevşektirler, kılmazlar. Resul gitti 40 a indi, derken 30, velhasıl 5 e indi. Onun için 5 vakit namaz kılan 50 vakit sevabı alır. Cemaatle de kılındığı zaman  50 ile 25 i çarparsınız tahsiliniz vardır ne kadar çıkarsa o kadar sevap alınır. Gerçi siz hanefisiniz. Hanefi mezhebinde kadınlar cemaat olamıyor, şafilerde olur. Hanefilerde imamın arkasından kılabilirsiniz. Siz de Hatme zikrinizi cemaatle yaparsanız, bu sevaba nail olacaksınız. Bir gün Resulullah (ASV) sahabe-i kirama bakıyor, şöyle diyor. Siz cennete gittiğiniz vakit orada otlayın, diyorlar ya Resulullah (ASV) cennet neresidir, otu nedir. Diyor cennet cemaattir, otu cemaatle yapılan zikirdir. Müslümanlar zikirle o otu topluyorlar. Siz de oraya gittiğiniz vakit o zikirden ayrı kalmayın. La ilahe illalah,muhammedun resulallah, la havleler çekilir. İnşaallah siz de böyle turladığınız vakit bu cemaat birliğini cemaati zikre çevireceksiniz. Gıybet yerine zikir edeceksiniz. Fazla konuşmak yerine salavat çekeceksiniz ki, Rabbül Alemin de sizin cemaatinize azap yerine rahmet, nur göndersin inşallah. Çükü hadisi şerif vardır, İyi insan odur ki konuştuğu vakit sevap iş konuşuyor veyahut suküt ediyor. Şimdi ibadet, nasihat, ilim olmadığı vakit Nasılsın iyi misin demekte iyi değildir. Çünkü helal konuşma olmadığı zaman o sözler de kitaba yazılacaktır. İnsanın iki kitabı vardır. Biri sağda biri soldadır. Sağdakine sevaplar yazılır, soldakine günahlar yazılır. Ne helal ne de haram olan sözler de soldakine yazılır. Orada günah kitabının cismi de büyük olur. Bu yüzden Resulullah (ASV) demiş ki “Konuştuğunuz vakit ya sevap işleri konuşacaksınız yada suküt edeceksiniz.”

Allah sizden razı olsun. Sizin tarikata muhabbetiniz vardır ki sizler böyle evlerden, okullardan, uzak şehirlerden geliyorsunuz. İnşaallah biz geldikten sonra da siz gelip bize kulak vereceksiniz. Çünkü biz size şeriatı garranın emrini söylüyoruz. Size sünnet-i seniyyenin emrini söylüyoruz. Siz de böyle yaparsanız inşallah boş gitmezsiniz. Güzel ameller yaparsınız. Hem bizim size faydamız olsun, hem sizin bize  faydanız olsun.

Resul-i Zişan şöyle diyor. “İnsan öldükten sonra ameli kesilir. Üç şey dışında. Sadaka-i cariye, veledi Salih, hayırlı amel.” Manası şudur, diyelim sizden birinizin veledi salih olursa-inşallah Rabbül Alemin hepinize Salih evlat versin- sizi hiç niyetine almadan iyi amel yapsa bile onun sevabı ana babasına gider. Sadaka-i cariye, birisi bir cami yaptırsa veya bir medrese yaptırsa -biz de bir medrese yaptırmaya niyetleniyoruz dua edersiniz inşallah- kimin yaptırdığını bilmeden birileri oralarda namaz kılsa yine de sevabı yaptırana gider. Buralarda binlerce cami vardır, biz kimin yaptırdığını bilmeden namaz kılıyoruz yaptıranı niyetimize almasak bile, eğer namazımızdan sevap kazanıyorsak yaptırana da sevap gider. Mesela faydalı ilim. Seydam Molla Muhyeddin ve sadat-ı kiram bize ilmi öğretmiş, biz de size bir fayda veriyorsak bu sevaptan onlar da fayda görürler. Evladım şimdi benim size iki yerde ihtiyacım vardır. Birincisi siz benim manevi evlatlarımsınız, ikincisi talebelerimsiniz. İnşaallah siz de güzel ameller yaparsanız biz de faydalanırız. Eğer güzel amel yapmazsanız hem faydalanamıyoruz, hem sizin yüzünüzden çok üzülüyoruz, hem de Müslümanlara kötü örnek oluyorsunuz. O zaman bizim dünyada faydamız kalmayacaktır. Hazreti Diyaeddin’in orada iki köy varmış, halkı birbirleri ile küsmüş Hazreti Diyaeddin oraya barıştırmaları için birini göndermiş, barışmamışlar. O zaman Hazreti Diyaeddin diyor ki, bizim kimseye faydamız olmuyorsa Rabbül Alemin bizi alsın. Dünyada faydamız olduğu müddetçe kalırız, yoksa niye kalalım. Nasıl ki Resulullah (ASV) işi bittikten sonra, bütün tebligatını yaptıktan sonra, ayeti kerime geldikten sonra Hz. Azrail (as) Ruhunu almak için geldi Resulullah (ASV) da şöyle dedi Errefikal ala Rabbime kavuşmak istiyorum.

Allah hepinizden razı olsun inşallah.

Önemli Not: Burada yayınlamaya çalıştığımız sohbetler birebir Seydam Şeyh Fadlullah’ın (K.S) ağzından dökülen sözleri ve sohbetlerinden derlemelerdir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*