share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydamın[k.s] Dilinden Sohbetler-15

0 yorum

Norşinden; ( Seydamın Dilinden  )

Hz. Ali (RA), Hz. Muaviye (RA) ile imtihan olduğu zaman sabahlara kadar uyumuyordu. Diyordu ki acaba ben ne yaptım ki bu şekilde imtihan olunuyorum. Müslümanların silahı duadır. Fakat biz ise bir sıkıntıya düştüğümüz vakitte ibadetten, duadan uzaklaşıyoruz. Gerek ki daha çok dua etmemiz lazımdır. Rabbül Alemin bizi o sıkıntıdan kurtarsın. Cebrail (AS) bir gün Resulü Erkeme (ASV) gelip diyor ki:

“Allah sana selam gönderdi, dedi ki eğer istiyorsa Uhud Dağını ona altın yapayım. Nereye giderse o da onunla gitsin.” Resulü Ekrem (ASV) diyor ki; hayır onu istemiyorum, fakat şunu istiyorum, Rabbül Alemin beni üç gün tok, dört gün aç bıraksın. Böylece ben aç olduğum vakit ona yalvarayım.” Demek ki insan tok olduğu vakit Allah’ı unutuyor. Bakın ki Resuli Zişan (SAV) Müslümanların örneğidir. Hareketi bize örnektir, sözleri bize örnektir, Onun arkadaşları bize örnektir, arkadaşlarının arkadaşları bize örnektir, hanımlarının arkadaşları bize örnektir. Resuli Erkemden (ASV) gelen her şey bizim için ders olacak. Fakat biz ne yaparsak kendimize yapıyoruz. Resuli Ekrem diyor ben bir gün aç kalayım sana yalvarayım Ya Rabbul Alemin. Fakat burada Yezid gibi çok insan vardır. Allah ona çok veriyor, daha zengin oluyor, Allah’tan uzaklaşıyor. Bu hareketin ismi istidraçtır. Rabbül Alemin bizi istidraçtan muhafaza etsin İnşallah. Çünkü insan fakir olursa, sıkıntılı olursa Allah’a yalvarır, iman getirir ki Allah’tandır. Fakat insan her zaman çok zengin olursa hiç Allah’a yalvarmayacaktır. Daha da fazlası imandan olacaktır nauzubillah.

Şimdi bize Allah nimet verdi ehli Müslüman olarak dünyaya getirdi. Nauzubillah bizi Hıristiyan olarak, Yahudi olarak, Mecusi olarak dünyaya getirseydi biz ne yapardık. Ve bizi ehli sünnet olarak da dünyaya getirdi. Müslümanlar yetmiş üç fırkadır, tek bir fırka kurtulur, o da Resulü Ekrem (ASV) ne yapmış ise ona uyanlardır. Elhamdülillah biz o fırkaya bağlıyız. Yine elhamdülillah bize tarikat nasip etti. İmamı Rabbani (KS) diyor ki, ahir zamanda din olarak tek İslam kalacaktır, mezhep olarak tek İmamı Azam’ın mezhebi kalacaktır, tarikat olarak da tek Nakşibendi tarikatı kalacaktır. Demek ki bu tarikat çok mübarek bir tarikattır. Elhamdülillah Rabbül Alemin bunu bize de, size de nasip etti. Fakat bir insan yalnızca tarikata girdim demekle olmuyor. Saadat-ı Kiram diyor ki önce fakih olsun, sonra sofi olsun. Bir insan gerek ki önce şeriatı bilmesi lazımdır. Herkesin kendi ihtiyacı kadar bilmesi vaciptir. Farz-ı ayındır. Fakat genel olarak farzı kifayedir. Mesela hanımların vazifesi vardır, namazdır, hayadır, hacdır, örtüdür, bunları genel olarak öğrenmesi lazım. Bilmediği vakit hocaya gidip öğrenmesi lazımdır.

Dinde haya yoktur. Resulü Zişanın (ASV) kapısına gidiyorlardı, hanımlarından soruyorlardı Efendimizin gece yaşantısı nasıldır. Onlar da tek tek söylüyorlardı diğerleri de aynısını uyguluyorlardı. Demek ki İslamiyet Resulü Erkemin (ASV) sünnetini yapmak ve şeraite uymaktır. Şimdi siz burada yüz bin defa vird çekseniz, fakat namaz nasıl kılınır, gusül nasıl alınır bilmezseniz o çektiğiniz virdden size hiçbir hayır yoktur. Bu yüzden annelerin çocuklarını ilk önce dini eğitime göndermeleri vaciptir. Çocuk büyüdüğünde ne günah işlerse anne, baba onun günahına ortaktır. Ayrıca hanımların kocalarıyla nasıl yaşaması gerektiklerini bilmesi de lazımdır . Mesela affedersiniz bir hanımın kocasının yatağına bir defa gitmemesi yaptığı ibadetlerin hepsinin boşa gitmesine nedendir. Onun için insan önce fakih sonra sofi olacak.

Resulü Ekrem (ASV) diyor ki “Eğer birisinin birisine secde etmesi caiz olsaydı kadının kocasına secde etmesini söylerdim.” Peki buna karşılık erkeklere de şeriaten hanımı ne isterse onu dinleyip yapması vaciptir. Şer’an ne derse onu dinlemesi lazımdır. Hanım Allah’tan bize meyve olarak verilmiştir. Meyve çok önemlidir. İnsan meyvesini iyi muhafaza etmez ise o meyve çok çabuk bozulur. Gerek ki kocalara vaciptir ki bütün güzel muameleleri hanımlarına karşı yapsınlar. Bu ikisi böyle yaparsa o evde İslamı yaşayabilirler. Miranete diye bir hanım varmış, Hacı Bekir’in hanımı imiş, Gavs-ı Hizan’ın zamanından daha evvel yaşamışlar. Bakın nasıl ahlaklı bir kadınmış. Onun kocası çok ahlaksızmış, haşa fuhuş bile yaparmış. Fuhuş bizim kürtçede hem günahkar, hem ibadetsiz olarak bilinir, siz de bu kelimeyi bu şekilde alabilirsiniz. Fakat bir gün bile o kadın kocasına kötü davranmadı, hep dua etti, ibadetlerini de çok güzel yaptı ve sonunda onu yola getirdi. Sonra hem kendi malı, hem kocasının malı ile bu Medrese-i Tağiyi yaptırdı. Orada bir sürü alim yetişti, hatta Seyda-i Taği yetişti. Ve Seyda-i Taği emir etmiştir, bugün bile her ramazanın yirmi yedisinde, Leyla-i Kadir’de o hanıma hatme-i kuran okunur. Aradan yüz yıl geçmesine rağmen. Demek ki bir hanım iyi olduğu vakit onun faydası kocasına, çocuğuna, komşusuna da olur.

Hanım namaz kıldığı vakit kocası ne kadar kötü olursa olsun, hanımının yaptığı yemeklerden dolayı yavaş yavaş kocasının kalbi yumuşak olur, İslamiyet’e yakın olur. Fakat onun hanımı da onun gibi kötü olur, namaz kılmaz ise ikisi de velilikten düşecektir, bizim gibi normal insan olacaktır. Hz. Diyaeddin (KS) zamanında bir adam teveccühe girmişti, teveccühü önceden biz de yapardık, fakat şimdi takatten düştük. Bu adam teveccühe katılıyor, cezbeye giriyor, dağa gidiyor. Onun hanımı da Diyaeddin’nin (KS) kapısına gidiyor, kapıyı çalıyor diyor, kurban benim çoluk çocuğum vardır ben idare edemiyorum, dua edin de evine dönsün. Diyaeddin (KS) diyor ki senin kocanın durumu iyidir, güzel bir hale girmiştir, deli değildir. Kadın çok yalvarınca Diyaeddin (KS) diyor sen namazsız bir insanın yemeğinden üç lokma yedir, böylece o üç lokma onun kalbini karartır, o güzel halden düşer evine döner. Demek ki namazsız bir insanın kocasına, çocuğuna ne kadar zararı oluyor. Hanımlar evde yemek yaparlar, dünya böyle kurulmuştur. Gerçi şer’an o hak kocalara aittir, gerek ki yemeği kocalar yapsınlar, fakat genellikle hanımlar yapıyorlar. Bunun için hanımlar çok dikkat etsinler, namazlı olsunlar. Namazsız olduğu vakit hem kendine, hem kocasına, hem çocuğuna, hem de bir Müslüman onun evinde yemek yese ona da zarar verir. Çok dikkat etmek lazım.

Bir gün Seyda-i Taği’nin (KS) bir komşusu varmış, Müslüman da değilmiş, ama Seyda-i Taği’ye (KS) aşıkmış. Talebelerin ihtiyacını o karşılıyormuş. Bir gün Seyda-i Taği’nin (KS) müridi gidip diyor ki, sen bu kadar aşıksın, neden onun dinine geçip Müslüman olmuyorsun. Demiş bilsem ki Müslüman olunca Taği (KS) gibi olacağım hiç durmam olurum, ama senin gibi beynamaz olacağıma Hıristiyan kalırım daha iyidir. Bakın ki namazsız insan kendine, komşusuna nasıl zarar veriyor.

Şimdi siz buraya geldiniz, tarikata girdiniz, döndükten sonra kocanıza karşı, komşunuza karşı ahlakınızı düzeltirseniz, onlar da diyecektir ki bunun ahlakı düzeldi gelip sizin hürmetinize tarikata girecektir. Yok eğer sizde bir düzelme olmaz ise, yine açık, saçık giymeye devam ederseniz Allah’ın lanetini üzerinize alırsınız, Resulü Zişanın lanetini üzerinize alırsınız nauzubillah. Çevrenize de faydanız olmaz zarar verirsiniz. Bir insan evde açık saçık dolaştığı vakit, evde gayri mahrem de olsa, hatta bir rivayette evde kimse olmasa bile, kadın açık saçıksa melekler o eve girmez. O evde bereket olmaz. Bereket yalnızca mal değildir. Şimdi derler ki bazı insanlar vardır namaz kılmaz, haşa Allah’ı inkar eder, açık saçık gezer ama çok zengindir. Zenginlik ayrıdır, bereket ayrıdır. Bereket odur ki kendi malından hem kendi fayda görsün, hem çocuğu fayda görsün hem de Müslümanlar fayda görsün. Bereket olmaz ise kendi de malından fayda görmez , Müslümanlar da fayda görmez. Mesela şimdi zenginleri görüyorsunuz, ölüp gidiyor, malını da yanında götüremiyor. Malı başına bela oluyor. Eğer malı ile bir cami, bir medrese yaptırsa idi Müslümanlar da fayda görürdü. Derlerdi burayı falanca zengin yaptırdı, faydalı olurdu. İşte bereket budur. Allah hepinizden razı olsun inşallah. Hepimizi birbirimizin hatırına versin. Amin.

Önemli Not: Burada yayınlamaya çalıştığımız sohbetler birebir Seydam Şeyh Fadlullah’ın (K.S) ağzından dökülen sözleri ve sohbetlerinden derlemelerdir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*