Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/nursinne/public_html/wp-config.php:1) in /home/nursinne/public_html/wp-content/plugins/wordpress-mobile-pack/inc/class-wmp-cookie.php on line 50
Seydamın[k.s] Dilinden Sohbetler-18 | Nurşin

share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Seydamın[k.s] Dilinden Sohbetler-18

0 yorum

( İstanbul Sohbeti 1993 – Seydamın Dilinden  )

Alim olmayan bir insan şeyhinin hatırı için sabah namazından sonra uyumuyor, oturuyor ve evradını çekiyor. Sen ona sorsan desen ki neden hiç yatmıyorsun diye. Der ki efendim bilmiyorum bana şeyhim böyle emir etmiş. Başka delili yok bilmiyor. Tarikata bağlı olmayan bir alime de sorarsınız, bir insan sabah namazından sonra zikir ederse yerinden deprenmeden oturursa ne kadar sevabı vardır. O alim der ki bir hac ve bir umre sevabı vardır der. Diyorsun ki neden peki; o alim de der ki Peygamber Efendimiz (ASV) öyle buyurmuş der. Diyorsun ki madem Peygamber öyle demiş sen neden yapmıyorsun. Şeytanın elinde olmasan bunu yapardın.

Tarikattaki insan, çarşıya çıktığı vakit sağına soluna bakmıyor tam önüne bakıyor, öylece gidiyor. Tarikatta olmayan insan ise dört tarafına bakıyor, öylece gidiyor. Hatta ve hatta bir hoca vardı ismi Molla Hüseyin idi, tarikatta idi ve alimdi. Sen yüz soru sorsan derdi ki ben bilmiyorum, Allah Teala bilir. Fakat tarikatta olmayan bir alime soru sorsanız ve bilemezse soruyu Allah canımı alsın ben bu soruyu nasıl bilemedim diye hayıflanır, utanır. Demez ki ilmin sahibi Allah’tır, biz çok şeyleri bilemeyiz.

Eğer bizde hakiki akıl olursa biz de Sadat-ı Kiram’ın (KS) dediğini tutacağız, onların getirdiği haberleri uygulayacağız, onların yolundan gideceğiz. Belki Allah Teala onların hatırası için bizi affedecektir. Allah bizi onlarla beraber haşretsin. Çünkü Resulullah (ASV) “Kim kimi severse onunla haşr olacaktır” buyurmaktadır. Eğer biz Sadatı Kiramı (KS) seversek onlarla beraber haşr olacağız inşallah. O zaman bizim ne kadar günahımız olursa olsun bizde korkmak yoktur inşallah. Onlarla haşr olduğumuz vakit inşallah onlarla beraber cennete gideriz. Bu hadisle sabittir. O yüzden biz Sadatı Kiramı (KS) sevelim, çok sevelim ki Allah (CC) bizim haşrımızı onlarla yapsın.

Nakşibendi Tarikatında en mühim ve birinci sırada olan şey sohbettir. Hikmeti de şudur: Sohbet kelimesi Arapçadır. Yani arkadaşlık demektir. İnsanın arkadaşı iyi olursa o da iyi olur, kötü olursa o da kötü olacaktır. İyi insanla arkadaş olduğu vakit onun muhabbetini alacaktır. Muhabbetini aldığı vakit onunla haşr olacaktır. Bu yüzden Nakşibendi Tarikatında sohbet ve sohbet arkadaşlığı çok önemlidir. Eğer sohbetlere fiilen ulaşamıyorsa çokça rabıta yaparak ve Şeyhini düşünecektir. Devamlı Şeyhiyle olacak veya hep Şeyhinin halinden, siyerinden, onun evladından bahsedecektir. Velhasıl sürekli Şeyhinden bahsedecek ki muhabbeti artsın. Muhabbet olduktan sonra her şey hallolacaktır. Onunla haşr olacaktır. En büyük muhabbet de budur yani.

İnsan kıyamet gününde kürsü kurulduğu vakit beş karakol kurulur sıratın üzerine. Birinci karakol Kelime-i Şehadet karakolu. İkincisi Namaz karakolu. Üçüncüsü Zekat karakolu. Dördüncüsü Oruç karakolu. Beşincisi Hac karakoludur. Eğer insan günah işlemiş ve tövbe etmeden ölmüş ise  Cehennem melekleri o kişinin yanındadır ve derhal Cehenneme atacaklardır. Eğer günah işlemiş ve gerçek bir tövbe etmişse Allah (CC) onun günahlarını günah defterinden silecektir. O kişi de bakacak ki günah yok hatta Resulü Ekremin (ASV) yanına yüzleri tertemiz olarak gideceklerdir. Fakat Allah’ın (CC) yanına gittikleri vakit, Allah Teala onlara defterini gösterecek diyecek “Resulullah seni günahkar görmesin diye seni affettim. İnsan tövbe etmemişse o köprünün başından geçirilmiyor. Melekler tarafından onlar Cehenneme atılıyor. Cehenneme gönderildikleri vakit Cehennem Resulü Ekrem’e (ASV) haber gönderiyor. Ya Resulullah senin ümmetinin hepsi Cehenneme atılıyor, Sen neredesin? O anda Resullullah (ASV) secdeye kapanıyor ve “Ya Rabbi benim ümmetimden ihtiyar erkekler varsa Cehennem atılan, onların yerine dört halifem Cehenneme gitsin. Eğer ihtiyar hanımlar varsa, onların yerine Hz. Aişe, Hz. Hatice Cehenneme gitsin. Eğer geç delikanlılar varsa, onların yerine torunlarım Hasan ve Hüseyin cehenneme gitsin. Eğer genç kızlar varsa onların yerine de kızım Fatıma gitsin cehenneme.” diyor. O Resulullah’a (ASV) miraç gecesinde o kadar çok hediyeler verildi ki, O sadece ümmetini affedilmesini istedi. Kıyamet gününde de hanımlarını, evladını, arkadaşlarını bizim için feda edecek. Biz de daha kıyamete gitmeden kıyameti düşünmeden her Pazartesi, Perşembe günü kötü amel yaparsak Peygamber Efendimiz’e (ASV) haber verilecektir. Resulullah (ASV) de bizim yüzümüzden mahcup olursa olmaz. Bizim böyle şeyler yapmamamız lazım. Bunu yapmamamızın nedeni de Tarikat-ı Nakşibendiye’dir, Tarikat-ı Muhammediye’dir, Sadat-ı Kiramdır, onların elini tutmaktır, onlardan yardım istemektir ki Sadat-ı Kiram da Allah’tan yardım istesin ve Sadat-ı Kiram bütün insanların nefsini şeytandan muhafaza eylesin. Eğer Sadat-ı Kiram olmazsa insan kendi başına kalırsa vallahi insan kendini zor kurtaracaktır. Eğer ki insan kendini kurtaracak olsaydı İmam-ı Azam’dan büyük Şeyh yoktu o Caferi Sadık’a bağlanmasa, Sadat-ı Kiramın arkasından gezmeseydi. İmam Şafii kendi büyük ilmiyle kendini kurtarırdı. Bu büyük insanlar Sadat-ı Kirama ihtiyaç duymuşken kaldı ki bu zamanda insan günde yüz bin defa günaha batıyor, Sadatın yardımı olmadan bu insan kendini kurtaracak ben buna inanmıyorum, bu çok zor bir iştir. Allah Teala onlara rahmet etsin, bize de rahmet etsin inşallah. Fakat bu mesele çok ağırdır.

Mevlana Halid-i Bağdadi (KS) çok alimdi. Kadiri tarikatına girdi. Çok amel etti. O kadar çok amel etti ki Kadiri şeyhlerinden biri oldu. Irak’tan Mekke-i Mükerreme’ye kadar namazla gitti. Yani iki rekat namaz kılıyordu namazlığını değiştiriyordu, yine kılıyordu o şekilde hacca gitti. Buna rağmen bir şeyhsiz kalmadı. Kalktı Irak’tan Diyarbakır’a, Diyarbakırdan Mekke-i Mükerremeye gitti. Hicazdayken  duydu ki Hindistanda Abdullah Dehlevi (KS) adında büyük bir şeyh vardır, kendinin de hidayeti oradadır, kalktı bir senede oraya gitti. Eğer bu insanlar kendi kendilerini kurtarsalardı muhakkak ki o kadar zahmete girmezlerdi. Demek ki tarikata muhtaç olduğu için oralara kadar gitti. Delhiye ’e gitmeden bir köyde bir imama misafir oluyor bu mübarek, imam da o sırada ders veriyor. Kitabın bir yerini bilmiyor, kalkıyor bir yerden öğrenmek için gidiyor. O sırada Mevlana Halid kitabın orasını düzeltiyor. İmam anlıyor o yapmış. Sen diyor büyük bir hocasın. İmam aynı zamanda o köyün ağasıymış. Diyor biz sana maaş verelim sen bize ilim öğret. Hiç oralara kadar gitme. Mevlana Halid diyor Şeyh Abdullah varmış. Delhi’de imiş onun yanına gidiyorum. İmam, Şeyh Abdullah’ın müridi değilmiş. Diyor ki -haşa- o şeyh değildir, büyük bir alim değildir sen gitme. Mevlana Halid diyor ben buralara kadar onun için geldim, gideyim onu beğenmezsem, bağlanmaz isem buraya dönüp  çalışayım. Gidiyor, aradan bir ay geçiyor. İmam merak ediyor acaba Mevlana Halid bulmuş mu bağlanmış mı. Ve işitiyor ki Mevlana Halid bağlanmış Şeyh de onu sucu yapmış. Yani cemaate su dağıtıyormuş. İmam kalkıp Abdullah Dehlevi’nin bulunduğu yere gidiyor ve şeyhe karşı çıkıyor. Diyor ki senin kapında hiç cahil yok mu sen böyle bir alimi sucu yaptın. Şeyh Abdullah da diyor kusura bakma ben bilemedim o bu kadar büyük bir alimdir. Öyleyse onu getirelim de kendimize imam edelim diyor ve Mevlana Halid’i namaz kıldırmak için çağırıp öne geçiriyor. Mevlana Halid namaza başlıyor fakat ne yaparsa yapsın fatiha bir türlü aklına gelmiyor. Bu yüzden namazı bozup arkaya geçiyor. Ve Şeyh Abdullah namazı kıldırıyor. Namaz bittikten sonra Şeyh Abdullah imama diyor ki Allah razı olsun senden  ben hiç bilmiyordum ki Mevlana Halid fatihayı da bilmiyor ben bundan sonra ona fatihayı da öğreteyim. Bunun üzerine imam kalkıyor Şeyh Abdullah’ın elini öpüyor. Diyor ki senin maneviyatın ne kadar kuvvetlidir. Ben ikinize de baktım, onun hocalığı ilmi seninkinden on kat daha fazladır ama senin maneviyatın o kadar büyüktür ki sen ondan fatihayı bile aldın. Ve o imam da Şeyh Abdullah’a bağlanıyor.

Allahu Teala (CC) bizi Sadatın hürmetinden mahrum etmesin. Allah Mevlana Halid’den razı olsun. O olmasaydı biz tarikata bağlanmazdık. Bir sene orada ilim aldı bir senede de Bağdat’a geri döndü. Bizim bütün tarikatımız onda birleşiyor. Allah ondan razı olsun ki bizi bu tarikata sahip etti. AMİN…

Önemli Not: Burada yayınlamaya çalıştığımız sohbetler birebir Seydam Şeyh Fadlullah’ın (K.S) ağzından dökülen sözleri ve sohbetlerinden derlemelerdir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*