share
share this article on digg Linkedin Üzerinde Paylaş Google+ Üzerinde Paylaş Facebook Üzerinde Paylaş
this

Misafire İkramda Bulunmanın Adabı

0 yorum

Misafire ikramda bulunmak Hz. İbrahim (a.s.) ve diğer peygamber efendilerimizin sünneti seniyyeleridir.

Bir kişi, evine gelen misafire bir gün ikram ederse bu hediyedir, üç gün ikram ederse bu ziyafettir¸ üç günden fazla ikram ederse bu sadakadır. Eğer ev sahibi üç günden fazla bir süreye tahammül edemeyecekse orada kalmak helal değildir.

Hadis – i Şerifte:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kişi misafire ikram etsin. Bir gün ikram etmesi onun hediyesidir. Üç gün ikram ederse ziyafet vermiş olur. Üç günden sonrası sadakadır. Ev sahibini bunaltacak kadar durmak helal değildir.” Buyurulmuştur.

Misafir olan kişi ev sahibinden tuz, su gibi şeyler dışında bir şey istememelidir. Çünkü istediği şey belki ev sahibinin evinde yoktur ve bu şekilde ev sahibi müşkül duruma düşmüş ve mahcup olmuş olur. Ama istediği şeyi ev sahibinin kendisine vereceğine eminse, istemesinde herhangi bir sakınca yoktur.

Ev sahibinin, misafirin ağzına kendi eliyle yemek vermesi ve su içirmesi adaptandır. İmam Şafii, İmam Malik’in Muvatta adlı eserini okumak için onun evine gittiği zaman, İmam Malik ona bu şekilde davranmıştır.

Bu yüzden bu gibi davranışlar ev sahibi için sakıncalı değildir. Çünkü misafire hizmet etmek farzdır.

Ömer b. Hattab kendisine misafir olanlara hizmet ederken ayakta durur ve oturmazdı. Bunun nedeni sorulduğunda;

“Melekler ayakta dururlar, onların yanında oturmaya utanırım” buyurdu.

Hz. İbrahim’e misafirlerin babası denilir. Çünkü o herkesi misafir edebilmek için herkesin geçtiği bir dört yol üzerine misafire ikramda bulunmak için bir ev inşa etmiştir. Zamanla öyle duruma geldi ki millerce öteden misafirleri gelirdi ve misafirsiz iftar etmez oldu.

Bu yüzden misafiri geri çevirmemek gerekir. Hürmet, sevgi, saygı ile karşılayıp ve olabildiğince güzel ikramda bulunmak gerekir.

Bunun birçok adabı vardır. Bunlar şöyle sıralanır;

  • Gelen misafiri ganimet bilmek gerekir. Misafir geldiğinde rızkı ile birlikte gelir. Giderken de ev sahibinin bütün günahlarını götürür. Yani ev sahibinin bağışlanmasına vesile olur.

Hadis-i şerifte;

“Misafir rızkı ile birlikte gelir, giderken ev sahibi bağışlanmış olur.” Buyurulmuştur.

  • Ev sahibi elinde bulunan şeyi misafire ikram etmeli ve elinde olmayan şeyleri bulabilmek içinde zahmete girmemelidir.
  • Yemeği hemen hazırlamalıdır. Çünkü Hz.  İbrahim (a.s.) kendisine misafir olarak gelen Meleklere acele davranmıştır.

Kur’an’da;

“Ailesine koştu ve hemen semiz bir buzağı getirdi.” Buyurulmuştur. Bu yüzden yemeği hemen hazırlamak müstehaptır. Çünkü beş yerde acele etmek şeytandan değildir.

a.Misafire yemek hazırlamakta acele etmek .

b.Ölüyü defnetmek için acele etmek.

c.Borç vermekte acele etmek.

d. Tevbe etmekte acele etmek.

e. Bulüğa ermiş bekâr kızı evlendirmekte acele etmek

Eğer bir topluluğa davet vermişse, misafirlerin çoğunluğu geldiğinde ikram etmelidir. Eğer geç kalanlar fakir ise ve bu yüzden kalpleri kırılacaksa ikramı geciktirmekte bir beis yoktur.

  • Misafirleri oturtmak gerekir. İbrahim (a.s.) bu şekilde davranırdı.
  • Misafire yapılan ikramı israf saymamak gerekir.  Çünkü Allah için yapılan şeylerde israf yoktur. İkram çok olursa Allah’ın yüceliği için yapılmış olur.

“israfta hayır yoktur. Hayırda da israf olmaz.” Buyurulmuştur.

Salihlerden birisi bir gece ziyafet verip evinde bin mum yaktı. Dostlarından bazıları “Bu israftır” deyince şöyle cevap verdi.

“ O zaman! Allah’ın rızası için yakılmamış olanları söndürün! O mumları söndürmek için ne kadar uğraştılarsa da mumlar sönmedi.

  • Misafire ikram ettiği şeyleri “Bu şu kadara mal oldu” diye hesap etmemek gerekir.
  • Misafirlere yemek ikram etmek için evde bulunan tabak ve çanakların temiz olmaları gerekir.
  • Ne zaman bir ziyafet vermek istese, davet edeceği kişilerin arasında salih bir zatın bulunmasına özen göstermek gerekir.
  • Misafire en fazla üç kere “Buyurun!” deyip daha fazla ısrar ederek onu sıkmamak gerekir.

Bir kişi, Âlim bir kişiyi evine davet etti.

Âlim olan kişi “Davetini üç şartla kabul ederim.

  • Bana zehir yedirme
  • Senin sevdiğin ve benim sevmediğim kişileri davet etme,
  • Beni zindana hapsetme” dedi

Davet eden kişi bunları kabul edip onu evine çağırdı. Yemek başladığında ev sahibi Âlim’e “Yemesi için çok ısrar etti” Sonra “Çocuğunu sofraya oturttu.” Âlim yemek bitip de gitmek için izin isteyince “Biraz daha kal” diye ısrar edip gitmesine izin vermedi. Davet bitip de Âlim vedalaşırken şöyle dedi:

“Senden üç şey istedim, sende kabul ettin. Fakat üçünü de tutmadın. Yemek için ısrar edip yemeği bana zehir ettin!  Çocuğunu sofraya oturtup beni üzdün. Gitmek için izin istediğim zaman biraz daha otur diyerek evini bana zindan ettin.”

  • Misafiri kendisine tercih etmek yani misafiri kendisinden üstün tutmak gerekir. Kendisi için hazırladığı yemeği misafire yedirmek gerekir.
  • Misafiri ailesine tercih etmemelidir. Ailesi için hazırladığı yemeği misafire ikram etmemelidir. Çünkü ailesinin yemekleri kişinin üzerine farzdır. Ailesi muhtaç durumdayken onlara başkalarını tercih etmek caiz olmaz.

Bir kimse Âlim bir kişiyi davet etti, o da“Davetini üç şartla kabul ederim, seni külfete sokmayacaksam, bana ihanet etmiyeceksen, bana zulüm etmeyeceksen.”

Külfetten maksat evinde bulunmayan bir yiyeceği tedarik için zahmet çekmektir. İhanet, evinde olan yiyeceği misafirinden gizlemektir. Zulüm ise ailesi için hazırlanan yemeği misafire ikram edip onları aç bırakmaktır.

  •  Sofrayı yeşilliklerle – marul gibi – süslemek lazımdır.  Çünkü üzerinde yeşillik olan sofraya melekler gelir diye rivayet edilmiştir. Melekler yiyip içmeselerde geldikleri sofraya bereket getirirler.
  • Yemeklik olacak şeylerin düzen ve temizliğine özen göstermek gerekir. Örneğin suyu ve tuzu ve de biberi sofranın kenarına yakın bir yere koymak, eti kemikten ayırmak…
  • Misafirlerin istediklerini yiyebilmeleri için bütün yemeği sofraya koymak.
  • Ekmeği tek sayılı parçalara bölmek. Çünkü “ Allah tektir, teki sever” buyurulmuştur.
  • Meyve gibi şeyleri ilk olarak ikram etmek gerekir. Çünkü hazmedilmesi kolaydır. Kur’an’da;

“Arzulayıp seçecekleri meyveler, canlarının çektiği kuş eti …..”(Vakıa suresi:20-21) ayetlerinde mevye diğer yemeklerden önce zikredilmiştir.

  • Ev sahibi sofraya oturduğu takdirde herkesten önce yemeğe başlamalı ve yemeği bırakan en son kişi olmalıdır.
  • Bütün misafirlere aynı şeyi ikram gerekir. Misafirlerin bazılarına farklı diğerlerine farklı ikramlarda bulunmamalıdır.
  • Birbirlerine küsmüş ve darılmış iki kişiyi bir arada davet etmemek gerekir.
  • Davet edilen misafirlerden birisiyle fısıldaşarak konuşmamak gerekir.
  • Ev sahibi misafirleriyle çokça sohbet etmelidir. Ayrıca onları yalnız bırakıp canlarının sıkılmasına sebep olmamalıdır.
  • Misafirlerin yanında evinde hazır bulunan hizmetçileri azarlamamak gerekir.
  • Ev sahibi salatalık, kavun ve karpuz gibi meyve ve sebzeyi kestiği zaman ilk önce kendi tadına kendisi bakmalı ve sonra misafirlere ikram etmelidir.
  • Davetin ardından misafirleri uğurlamak gerekir. Hadis-i Şerifte;“Misafiri evin kapısına kadar uğurlamak sünnettir.” Buyurulmuştur.

Başka bir hadis-i şerifte;

   “Kim misafirini yedi adım uğurlarsa, onun üzerine cehennemin yedi kapısı kapatılır. Misafirini sekiz adım uğurladığında Allah cennetin sekiz kapısını onun üzerine açar ve o da dilediğinden girer” buyurulmuştur.

  • Ev sahibi misafire oturacağı yeri gösterene kadar onun önünden gitmelidir.  Onu uğurlarkende arkasından gitmelidir.
  • Misafir uzak bir yerden gelmiş yabancı bir kişiyse, ev sahibi ona bir günlük erzak hediye etmelidir.
  • Misafiri uğurlarken şöyle demek gerekir:

“Beni sevindirdiniz, Allah’da sizleri hayır ile mükâfatlandırsın. Ben size gereken ilgiyi gösteremedim, beni affedin. Dünya ve onun içerisindekileri size versem hakkınızı ödeyemem” ve bununla birlikte üzülmek de gerekir.

Hadis-i Şerifte:

“Misafiri evinin kapısına kadar uğurlamak, onların haklarını ödemek için onlara dünya ve üzerindekilerini bile verse bunu yapamayacağını düşünüp kendisinde eksiklik hissetmek sünnettir.” Buyurulmuştur.

  • Misafire yapılan ikramı onların başına kakmamak gerekir.

Örneğin, “Size ikram ediyorum beni iyilikle anın!” “Bana duâ edin!” gibi şeyler söylememe ve bu ikramdan alacağı sevaptan mahrum olmamalıdır.

Kur’an’da;

“Sizi Allah rızası için yediriyoruz”(insan suresi – 9) buyurulmuştur.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*