Norşinden; (Seydamın Dilinden – 10.02.2007, 18:10)

Hz. Selman Farisi (RA) vardır. Bizim tarikatımız ona kadar kavuşur. Bu mübarek sahabe hiç sünnetleri terk etmezdi. Yaşı tahmini 280 idi ve hiç evlenmemişti o yaşa kadar. İhtiyarladıktan sonra; evlilik de önemli bir sünnet olduğundan dolayı artık evlenmesi gerekti ve bu sünneti de yerine getirmeden ölmek istemiyordu. Hz. Selman Farisi (RA) bir gün bir sahabeyi çağırıyor.İsmi yanlış olmasın bu herhalde Ebu Zerr (RA)’dır ve filan kabilenin çok temiz ve çok güzel bir kızı vardır.Git ve benim için onu bana iste diyor. O sahabe de gidip kızın babasına durumu izah edip kızı istiyor. Kızın babası o sahabeye benim kızım O’nunla idare edemez. Çünkü Hz. Selman Farisi (RA) kendi nefsine karşı çok zalimdir. O nun bu dünyada hiç malı mülkü yoktur diyor. Sahabe (RA) kızın babasına: Kurban Hz. Selman Farisi (RA) sahabedir. Efendimiz’in (SAV)  en kıymetli ashabındandır dedi ;ise de kız babası kabul etmiyor.

(Gerçekten de Hz. Selman Farisi (RA) bu dünyada hiç mal toplamamış, bu dünya için hiç çalışmamıştır. Evet Irak’ta vali iken çalışmış ama burada kazandığı paranın yarısını sadaka olarak hep fakir fukaraya dağıtır ,diğer yarısını ise zekat olarak verirmiş. Hz. Selman Farisi (RA) dünyada bir tek olarak Medine-i Münevvere’de bir duvar yaptırmış ve bu duvarın yazın gölgesinde kışın ise güneş kısmında otururmuş. ) Bu sözlerin ardından kızın babası diyor ki Hz. Selman Farisi’ye (RA) veremem kızımı ancak sen de sahabesin Peygamber Efendimizin Ashabı Kiramındansın istersen kızımı sana verebilirim diyor ve kızını elçi olarak gelen sahabeye nikah ediyor. Bütün bunlar olurken Hz. Selman Farisi (RA) bekliyor. En sonunda sahabe (RA) geliyor.Hz. Selman Farisi (RA) kız istemek için giden ve çok geciken sahabeye neden geç geldiğini soruyor. Sahabe Hz. Selman Farisi (RA)’a kurban çok değişik şeyler oldu ve kızı sana vermediler diyor. Hz. Selman Farisi (RA) olabilir mecbur değiller diyor. Sahabe (RA) ama kurban kızı bana nikah ettiler, ben de kabul ettim ve bunuda sana söylemeye utanıyorum diyor. Hz. Selman Farisi (RA) bu söz üzerine : Allah’ın kaderidir. Allah onu sana yazmış o, sana hanım olacakmış senin utanmana gerek yok. Ben Allah’ın kaderine inanmazsam asıl ben utanırım diyor. Burada görülüyor ki bu mübarekler Allah’ın kaderine ne kadar çok inanıyorlar. Eğer bizim öyle bir durumumuz olsaydı sen benim istediğim kızı nasıl kendine alırsın diye birbirimizi öldürürdük herhalde. Sahabeler böyle büyük zatlar idi kadere çokça inanıyorlardı. Zaten bu saf ve samimi inançlarından dolayı da gökteki yıldızlar gibiydiler.

Yine Sadat-ı Kiramdan(Şeyh Muhammed Emin ’mele Mazın’ (KS)) bir zat vardır. Bu zatın başına çok büyük belalar ve musibetler geliyor. Babası, annesi vefat ediyor, malı mülkü gidiyor ve çok fakir oluyor. Sonra Seyda (KS) kızını o zata veriyor. Bu zatın Seydanın (KS) kızından çocuğu oluyor. Malı mülkü de yavaş yavaş yerine gelmeye başlıyor. Bir müddet sonra bu zatın oğlu vefat ediyor. Şeyh Masum (KS) bu zatın yanına gidiyor ve üzülme Seydanın kızının canı sağ olsun diyor. Sonra bu adamın yine malı mülkü gidiyor yine Şeyh Masum (KS) bu zatın yanına gidiyor ve üzülme Seydanın kızının canı sağ olsun diyor. Aradan epey bir zaman geçiyor ve bu zatın bu sefer Seydanın kızı olan hanımı da vefat ediyor. Şeyh Masum (KS) yine bu zatın yanına gidiyor ve ağlayarak senin başına çok musibet geldi biz sana hep Seydanın kızının canı sağ olsun diyorduk. Şimdi o da gitti. Sen nasıl idare ediyorsun, nasıl dayanıyorsun biz şimdi ne desek kime gitsek diyor. O zat (KS) şöyle biraz durarak “ Masum Masum (KS) biz şimdiye kadar çok yanlış yaptık. Muhabbetimizin hepsini mahluka bıraktık onlar gitti. Eğer muhabbetimizin tamamını Allah (CC)’a bıraksaydık O (CC) gitmezdi. Biz çok yanlış yaptık Seyda’ya aşık olduk Seyda gitti, çok üzüldük, evimizi barkımızı yıktık sonra Hazret kaldı bize. Elhamdülillah Allah bizi Hazret’le mükafatlandırdı. Hazret gibi bir şeyhle tanıştık. Rabbül Alemin Hazreti de elimizden aldı sonra şunu da aldı, bunu da aldı her şeyi aldı. Bütün faniler fena olur giderler. Biz en başta Allah’a dost olsaydık, muhabbetimizi Allah (CC)’a verseydik O hiçbir zaman gitmezdi. Allah bize bu dünyada da öbür dünyada da kalırdı. Bundan sonra sevgimizi muhabbetimizi Allah’a (CC) verelim muhabbetimiz sevgimiz mahluka olmasın. İşte gerçek budur” dedi.

İnsan ciddi olarak Allah’a kul olursa, o insan dünyada da ahirette de rahat olur. Çünkü başına ne gelirse gelsin Allah’tan bilir. Allah’ı çok sevdiği için de ondan gelen her şey hoşuna gider. O musibetler ona rahmet ve nimet olur. Haşa teşbihte hata olmasın dünyada insan bir kadına aşık olduğu vakit kadın ona tokat da atsa hoşuna gider ve benim aşık olduğum maşukum bana vursun önemli değil der. İnsan gerçek manada Allah’a aşık olsaydı Rabbül Alemin bu dünyada onu rahat ettirirdi. Çünkü insana Allah sıkıntı verdiği vakit bu insan bilir ki bu sıkıntılar Allah’tan gelmiş, ne kadar hoştur diyerek rahat eder, kendini rahatlatır.

Meşhurdur ve çok anlatılır. Seyda-ı Taği (KS) hacca gittiği vakit, bir yerde misafir oluyor. Halifesi Şeyh Fethullah’a (KS) sen falancanın evinde kal diyor. Kaldığı gece ev sahibi Şeyh Fethullah’a (KS) hiç iyi bakmıyor ve ilgilenmiyor. Sabah olunca Abdurrahman-ı Taği (KS) ve Şeyh Fethullah (KS) yola çıkıp hacca gidiyorlar. Dönüşte yine aynı yerde konaklıyorlar.  Abdurrahman-ı Taği (KS) Şeyh Fethullah’a (KS) sen yine önceki evde misafir olursun diyor. Şeyh Fethullah (KS)  “Seydam siz beni Hicaza giderken de oraya gönderdiniz ev sahibi bana hiç güzel ahlakla bakmadı memnun olmadı galiba” diyor. Ama yine de Seydanın sözüdür deyip gidiyor. Bu defa ev sahibi Şeyh Fethullah’a (KS) çok iyi bakıyor, çok izzet ve ikramda bulunuyor. Şeyh Fethullah (KS) ev sahibine “Kurban ben giderken de burada kaldım sen hiç böyle güzel bir şekilde davranmadın üstelik Hicaza gidiyorduk o zaman böyle davranman gerekmiyor muydu şimdi böyle davranmanın hikmeti nedir” diyor. Ev sahibi “Niye soruyorsun” diyor? Şeyh Fethullah (KS) da “Ben senin evine kendi isteğimle gelmedim benim yanımda mübarek bir zat vardır o beni gönderdi. Onun yaptığı her işte bir hikmet vardır onun için soruyorum” der. Ev sahibi o zaman ben sana söyleyeyim der. “Senin yanındaki zat çok büyük bir insandır. Ben evlendim, evlendikten sonra Rabbül Alemin (CC) bana iki veled verdi ben çok memnun oldum. Sonra Rabbül Alemin benimle alışveriş yaptı ve ikisini de aldı. Bu hep böyle devam etti. Yani Allah (CC) benimle alışveriş yapardı hem alırdı hem verirdi. Diyorum ki Rabbül Aleminle aramda bir alaka vardır. Ama yedi sene önce Rabbül Aleminle aramda alaka kesildi. Allah bana iki veled verdi. Ne onları aldı ne de başka veledler verdi. Çok korkuyorum bir hata yaptım da Allah (CC) benimle alakasını kesti diye. Fakat sen evime gelip gittikten sonra iki oğlum da hastalandı ve vefat etti. Anladım ki Allah sizin hatırınıza benimle alışverişini devam ettirmiş o nedenle şimdi neşem yerindedir şimdi seni daha iyi ağırlayabiliyorum” der.

Bak ne şükür, ne düşünce… İnsanın oğlu ölüyor o bunu nimet biliyor. İşte gerçekten insan Allah’a muhip olursa O’nu severse O’ndan gelen de hoş gelir insan o geleni nimet bilir.

Resul-i Ekrem (ASV) en fazla bela görenler peygamberlerdir buyuruyor. Allah’ın yanındaki dereceye ne kadar yakın olunursa bela ve musibet o kadar fazla olur. Hastalığı sıkıntısı o kadar fazla olur. Çünkü Allah onlara (yakın olanlara) Celalini, Cemalini daha fazla gösterir. Allah’ın verdiği bizim yanımızda bela, onların yanında nimettir. Çünkü onlar Allah’tan gelene haşa bizim gibi isyan etmiyor, şükrediyorlar. Daha fazla Estağfurullah çekip, mağfiret diliyorlar. Allah’a daha çok yalvarıp, daha yakın oluyorlar. Eğer neuzubillah onların başına bir şeyler gelmeseydi gaflete girerlerdi. Başlarına gelen sıkıntı onları daha fazla Allah’a yaklaştırdı.

O yüzen Cebrail (AS) Resul-i Ekrem’e (ASV) geldiği vakit “Rabbül Aleminin sana selamı vardır. İki melek gönderdi, eğer istersen Uhud Dağını senin için altın yapacaklar” Resul-i Ekrem (ASV) onu istememiştir. “Ben Rabbimden beni üç gün aç bırakmasını dört gün tok tutmasını istiyorum. Tok olduğum vakit şükredeyim aç olduğum vakit sabır edeyim” diyordu.

İnsan devamlı olarak tehlikededir. Bu yüzden Allah’a yakın olmak için sebepler aramalıdır. Yüce Rabbimiz onların ki gibi zihniyet ve fikriyatı bizlere de nasip etsin inşallah.

Önemli Not: Burada yayınlamaya çalıştığımız sohbetler birebir Seydam Şeyh Fadlullah’ın (K.S) ağzından dökülen sözleri ve sohbetlerinden derlemelerdir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.